Rusya-Ukrayna savaşında ulusal kimliğin özellikleri ve liderin kişiliği

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
TT

Rusya-Ukrayna savaşında ulusal kimliğin özellikleri ve liderin kişiliği

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)

Ukrayna’da devam eden savaş, siyasi, askeri ve ekonomik sonuçların yanı sıra stratejik yönlere değinen çok sayıda tartışma ve analiz gerektiriyor.
Dünyanın dört bir yanındaki insanların savaşa bakışı, siyasi görüş ve kişiliklerine göre farklılık gösteriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i komşularını kontrol etmeyi amaçlayan, yayılmacı bir lider olarak görenler var.
Bazıları onu, diğerlerini anlayamayan ve Batı’nın ülkesine doğru ilerlemesi konusunda haksız bir korkuyla hareket eden izole bir milliyetçi olarak görüyor.
Bir diğer kesim ise, onun sadece kendisini ön planda görmek isteyen güçlere karşı duran cesur bir lider olduğunu düşünüyor.
Bu bağlamda, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin, ‘kendisini ve ülkesinin topraklarını Rusya’ya saldırmak ve tecrit etmek için kullanan’ Washington’un elinde sadece bir kukla olduğuna inananlar var.
Aslında savaş sadece ekonomik ve siyasi faktörlerin bir ürünü olmadığı gibi, bir liderin kişiliğinin sonucu da değil.
Bazılarının sorumlu tutmaya çalıştığı tarihsel olaylar ve birikimlerin bir ‘devamı’ da değil.
Belki de savaş bunların hepsini içerir.
Ancak savaş kararı verilmesinde belirleyici rol oynayan çok önemli bir husus var. Bu, bir ülkenin veya daha doğrusu bir ulusun tarihsel karakteridir.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy

Rus kimliğinin özellikleri
Rus yazar Pyotr Chaadayev (1794-1856) ülkesi hakkında şunları söylüyor:
“Biz hiçbir zaman diğer insanlarla birlikte ilerlemedik. Hiçbiriyle akraba değiliz. Ne Batı’ya, ne de Doğu’ya aitiz ve hiçbirinin geleneklerine de sahip değiliz. İnsanlığın ulaştığı evrensel bilgiden etkilenmedik.”
İngiliz yazar Robert Skidelsky tarafından dün kaleme alınan bir analizde şu ifadelere yer verildi:
“Filozof John Gray, geçtiğimiz günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘çağdaş Batı zihninin kavrayamadığı bir dünyanın yüzü’ olduğunu yazdı. Bu dünyada savaş, insan deneyiminin kalıcı bir parçası olmaya devam ediyor. Toprak ve kaynaklar nedeniyle ölümcül mücadeleler her an patlak veriyor ve insanlar gizemli vizyonlar için öldürülüyor.”

Peki bu savaş Putin ve geçmişe olan takıntısıyla mı ilgili?
Binlerce can alan, Ukrayna’yı yok eden ve Rusya’nın geleceğini tehdit eden bu mu?
Yoksa Rusya tarihsel adalet olarak gördüğü şeyi elde etmek ve 2022 yılını dünya tarihinde yeni bir aşamaya doğru bir başlangıç ​​noktası yapmak için bir savaş mı veriyor?
Bu, tıpkı 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi veya 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi mi?
Sovyetler Birliği’nin 2. Dünya Savaşı’nda ödediği yüksek bedellerin ardından, Varşova Paktı ülkelerine uyguladığı denetim ve sahip olduğu nüfuz karşılığında aldığı ‘ödülün’ umulan düzeyde olmadığını unutmuyoruz.
Rusya 1917’deki Bolşevik Devrimi’nden önce bir imparatorluktu ve aynı zamanda komünizm kisvesine bürünmüş bir imparatorluktu ve başında kendisine tek kelime edilmeyen veya emir verilmeyen lider olan komünist bir ‘Çar’ vardı.
Sovyet deneyiminin sona ermesinden sonra, liberal bir cumhuriyet kurma deneyimi uzun sürmedi.
Eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin, insanların hayallerini gerçekleştirmede acı bir şekilde başarısız oldu.
Yeltsin, insanları bir araya getirecek yeni bir ‘ulusal fikir’ formüle etmek için bilim insanları ve politikacılardan oluşan bir komite kurdu.
Ancak Batı deneyimlerini uygulayarak demokratik idealleri pekiştirmeyi başaramadı ve 1989 ile 1991 yılları arasında ülkede hakim olan iyimserlik havası hızla değişti.
Yeltsin’in deneyiminin belki de en kötü sonucu, yoksulluk içinde kapana kısılmış Rus halkının büyük çoğunluğu arasındaki büyüyen uçurum oldu.
Sıradan bir Rus, daha önce hiç görmediği ithal ürünlere yakından bakmak için Moskova ve St. Petersburg’daki göz alıcı vitrinlerin önünden geçip sadece hayal kurarken, Sovyet döneminin yıkıntıları üzerinde yükselen oligarşik sınıf ve mensupları, muazzam servetler elde etti.

Yeni çar
Putin, suya düşen hayallerin yıkıntıları üzerinde, 1999’dan beri fiilen iktidarı ele geçirmeye ve Rusya’yı tarihsel kaygılarını unutmayan ve gelecek korkularına göz yummayan büyük bir ülke olarak ‘doğal konuma’ döndürmeye çalıştı.
Dünyayı sıradan insanların görmediği yerden gören, istihbarat dünyasından gelen Putin, ülkesinin büyük sınırlarında gerçek ve yakın tehlikelerin çevrelediğine ikna oldu ve güçlü kişiliği ile bir ülke inşa etti.
Ülke zor ve ağır yıllar geçirdi ancak ardından petrol ve gaz ile zenginleşti. Kader Rusya ve liderine gülümsedi.
Ekonomik bir rönesansın sağlanmasına izin veren gelirler sağlandı, ancak ülke oligarşi ve yolsuzluktan kurtulmadı. Güçlü bir orduyu sürdürmenin mali yükü de taşındı.
Putin zihniyeti ve kişiliğine sahip bir adamın Batı Avrupa’ya karşı temkinli ve ABD’ye düşmanca bir gözle bakması şaşırtıcı değil.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana NATO’nun muazzam genişlemesiyle birlikte Rus liderin zihninde alarm zillerinin çalmasına şaşmamalı.
2008 yazında tanklarının batıya doğru Gürcistan’a saldırması, Kırım’ı ilhak etmesi ve 2014’te Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıları desteklemesi şaşırtıcı değil.
24 Şubat’tan bu yana Ukrayna’da olanlara bakınca, Çar Büyük Petro’nun büyüsüne kapılan lider, tehlikeyi ülkesinden uzak tutmak için onu savaştan kaçınmaya itecek çözümler veya manevralar bulamadı.

Ukrayna askerleri Donetsk bölgesine mayın döşüyor (AP)

Diğer aktörler ne yaptı?
Bu savaştaki diğer oyuncular büyük sorumluluk taşıyor.
Batı Avrupalılar, ‘imparatorlukları’ birbiri ardına çöktüğü için Rus deneyiminden farklı bir deneyim yaşadılar.
Sosyal ve ekonomik gerçeklik, savaşlar ve acılarla dolu zamanlar, ideallere ve ilkelere dayalı olarak yavaş yavaş iktidarı ele geçiren eğitimli burjuva sınıfları üretti.
ABD’lilerin ise benzer bir deneyimi yoktu. Görünen o ki, ABD’yi kuran Avrupalı ​​göçmenler, geldikleri kıtada çektikleri acı hatıraları unuttu.
Ne yazık ki iki taraf da, Rusya’yı, tarihini ve Putin’i anlamadı ya da belki anladı ve anlamamış gibi yaptı.
Bir tarafın anlayarak, diğerini bugünü ve geleceği ele geçirmek için geçmişin yükleriyle yüzleşmeye bırakmış olması da muhtemel.



Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
TT

Trump’ın Grönland tehdidi, NATO’nun geleceğine nasıl etki edecek?

Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)

ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesinin ardından Grönland meselesi tekrar dünya gündeminde.

ABD Başkanı Donald Trump, ulusal güvenlik gerekçesiyle Grönland'a sahip olmaları gerektiğini pazar günü söylemişti.

Cumhuriyetçi lider, bunun özellikle Rusya'yla Çin'e karşı bir güvenlik önceliği olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de dünkü açıklamasında, Trump yönetiminin Grönland'a sahip olmak için "ABD ordusunu kullanmak da dahil" çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.

Washington'ın Venezuela'nın ardından Grönland'a da askeri müdahalede bulunabileceğine dair endişeler artarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kuzey ülkesini "satın almayı hedeflediklerini" savundu.

Rubio, Kongre üyelerine Venezuela'ya müdahale hakkında yaptığı bilgilendirmede Trump'ın Grönland planlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a konuşan yetkililere göre Rubio, ABD Başkanı'nın açıklamalarının "yakında gerçekleşecek bir işgalin işareti olmadığını" savundu. Bunun yerine Trump'ın, adayı Danimarka'dan satın almayı planladığını iddia etti.

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Grönland'a askeri müdahalede bulunmasının, "76 yıllık bir askeri ittifak olan NATO'nun güvenilirliğini zedeleyeceği" belirtiliyor.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Marion Messmer, Trump yönetimi altında ABD - Avrupa ilişkilerinin iyice gerildiğine dikkat çekerek şunları söylüyor:

Avrupa ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine güvenebileceklerine dair herhangi bir yanılgıya kapılmışsa bu durum, bir daha o dünyaya geri dönmeyeceğimize dair bir uyarı.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de Grönland'ın satılık olmadığını vurgulayarak ABD'nin tehditlerinin NATO'nun bütünlüğünü zedelediğini söylemişti:

ABD Başkanı Trump'ın defalarca Grönland'ı istediğini dile getirmesi ciddiye alınmalı. Yalnız şunu da açıkça belirtmek isterim ki eğer ABD bir başka NATO ülkesine askeri saldırı kararı alırsa, her şey durur. Buna NATO ve II. Dünya Savaşı'nın sonlanmasından bu yana sağlanan güvenlik de dahil.

Diğer yandan NATO'nun temel ilkelerinden 5. maddede, bir üyenin başka bir üyeye saldırması durumunda ne yapılacağı hakkında net ifadeler yer almadığına işaret ediliyor.

Sözkonusu madde, NATO üyesi bir ülkeye düzenlenen saldırının, tüm ittifak mensuplarına yapılan bir saldırı olarak kabul edileceğini söylüyor. Böyle bir durumda ittifak üyeleri, askeri seçenekler de dahil çeşitli şekillerde saldırıya uğrayan ülkenin korunmasına destek sağlamayı taahhüt ediyor.

BBC'nin analizindeyse AB üyesi 27 ülkeden sadece 6'sının Trump'a tepki gösterdiğine dikkat çekiliyor. 2021-2024'te ABD'nin NATO Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Julianne Smith, bu durumun "AB'yi parçalama riski yarattığını" ve NATO için bir ikilem oluşturduğunu belirtiyor:

Avrupa, Başkan Trump ve ekibi Grönland'ı 'elde etmekten' bahsettiğinde onları ciddiye almalıdır.

Smith, Avrupa ülkelerinin itidal çağrılarından daha fazlasını yaparak yeni savunma anlaşmaları imzalaması gerekebileceğini de söylüyor.

ABD'nin eski NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Amiral James Stavridis de CNN'e şöyle konuşuyor:

Danimarkalıları çok iyi tanıyorum. Onlar sert insanlardır. ABD güçlerine karşı koymak için oraya asker konuşlandırmaları beni şaşırtmaz. Burada NATO'nun sonundan bahsediyoruz. Bunu önleyelim.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, CNN


Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
TT

Rusya - ABD hattında tanker krizi: Moskova donanmayı gönderdi

ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)
ABD, tankerin Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğunu öne sürüyor (Reuters)

Rusya, ABD'nin el koymak için takip ettiği Bella 1 tankerini koruma amacıyla donanma gemilerini gönderdi.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Sreet Journal'a  (WSJ) konuşan ABD'li bir yetkili, Rusya'nın petrol tankerine eşlik etmesi için denizaltı ve gemiler gönderdiğini söyledi.

ABD Sahil Güvenlik ekipleri, yaklaşık bir haftadır Bella 1'i takip ediyor. İran'dan Venezuela'ya giden tanker Karayipler'de durdurulmuştu.

Beyaz Saray, tankerin geçerli bir ulusal bayrak taşımadığını, uluslararası hukuka göre gemiye çıkma haklarının bulunduğunu savunuyor. Washington yönetimi yaptırımları ihlal ederek İran petrolü taşıdığı gerekçesiyle gemiye el konmasını istiyor.

Ancak herhangi bir yük taşımayan gemi, sahil güvenlik ekiplerinin güverteye çıkmasına izin vermeyerek Atlantik Okyanusu'na yönelirken, mürettebat tankerin yan tarafında Rus bayrağı çizmişti.

Daha sonra geminin adının Marinera olarak değiştirildiği ve kaydının Rusya'ya alındığı ortaya çıkmıştı. Bunun ardından Kremlin, ABD'den tankeri takibi durdurmasını istediğini Washington'a iletmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan dün (6 Ocak Salı) yapılan açıklamada, tankerle ilgili gelişmelerin "endişeyle takip edildiği" belirtildi.

Analistler, ABD'nin gemiye el koymaya kalkışması halinde Rusya'yla diplomatik krizin patlak verebileceği uyarısında bulunuyor.

Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün eski hukuk direktörü Tuğamiral Fred Kenney, Rus tescili nedeniyle ABD'nin gemiyi alıkoymasının süreci karmaşıklaştıracağına dikkat çekiyor:

Bir gemi yasal olarak tescil edildiğinde, uluslararası hukuk uyarınca o bayrağın koruması altına girer. İki hafta önce vatansız bir gemi olabilir ancak artık tankerin bir devlete ait olmadığını söyleyemezsiniz.

BBC'nin aktardığına göre Marinera, dün İskoçya'yla İzlanda arasında bir bölgeye ulaştı. Geminin Rusya'nın Murmansk şehrine doğru gidebileceği belirtiliyor.

Trump, Venezuela'ya yönelik baskı stratejisinin parçası olarak ülke limanlarında yaptırıma tabi tankerlere "tam abluka" uygulanması talimatını geçen ay vermişti. ABD ordusu, Skipper ve Centuries adlı iki tankere el koymuştu.  

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Moskova, Washington'ın askeri müdahalesini kınamış, Maduro yerine geçici olarak ülkenin başına geçen Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'e destek verildiğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC, New York Times


İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
TT

İsrail skandal yerleşim projesi için ihaleleri açtı: “Filistin devleti kurulmayacak”

E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)
E1 projesi nedeniyle Batı Şeria'da 5 binden fazla Filistinli zorla yerlerinden edilebilir (AP)

İsrail, Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmayı amaçlayan yasadışı yerleşim projesi E1'i hayata geçirmek için çalışmalara başladı.

Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria'yı ikiye bölerek 3 bin 401 yasadışı yerleşim birimi inşa edilmesini öngören projesi için ihale alımları açıldı.

Guardian'ın aktardığına göre ihale için verilecek tekliflerin son tarihi mart ortası olarak belirlendi.

Batı Şeria'da kanunsuz yerleşim yerlerini takip eden sivil toplum kuruluşu Peace Now'la birlikte çalışan Settlement Watch'un kurucu ortaklarından Yonatan Mizrachi, E1 kapsamındaki inşaatların hızlandırılması için böyle bir adım atıldığını söylüyor:

Bu zaman çizelgesine göre buldozerler bir yıldan az bir süre içinde çalışmaya başlayabilir.

E1 projesinin son hali, radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından ağustosta duyurulmuş, aynı ayda İsrail Sivil İdare Birimi Yüksek Planlama Kurul tarafından onaylanmıştı.  

İsrail İnşaat ve İskan Bakanlığı da Başbakan Binyamin Netanyahu'nun da katıldığı eylüldeki basın açıklamasında projenin fonlanacağını duyurmuştu.

Netanyahu, açıklamasında "Filistin devleti olmayacak demiştik ve gerçekten de Filistin devleti kurulmayacak! Burası bizimdir" demişti.

Proje kapsamında Ma'ale Adumim yerleşim bölgesinde inşa edilecek konutlarla Doğu Kudüs ve Batı Şeria arasındaki bağlantının koparılması amaçlanıyor. Böylelikle Kudüs'ün de doğrudan yasadışı yerleşim bölgesine bağlanması amaçlanıyor.

E1 uzun süredir gündemdeydi fakat uluslararası kamuoyunun tepkisi nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Smotrich'in projenin onaylanacağını açıklamasıyla tartışmalar yeniden alevlenmişti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, projenin Birlemiş Milletler (BM) kararını hiçe saydığı belirtilerek, "Filistin Devleti'nin toprak bütünlüğü, iki devletli çözüm zemini ve kalıcı barış umutları hedef alınmaktadır" denmişti.

Filistin Ulusal Yönetimi, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleri de Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini birbirinden koparmayı ve Kudüs'ü dört bir yandan Filistin topraklarından ayrıştırmayı planlayan E1 projesine itiraz etmişti.

Mizrachi, projenin Filistin devletinin geleceğini yok edeceğine dikkat çekiyor:

E1 projesi, apartheid rejimine dönüşecek tek devletli bir gerçekliğe yol açacak geri dönüşü olmayan bir durum yaratmayı amaçlamaktadır.

Peace Now'dan Hagit Ofran da bir yerleşim planının onaylanmasından sonra ihale hazırlıklarının genellikle altı ay ila bir yıl sürdüğünü ancak E1 inşaatı için bu sürenin sadece dört aya indirildiğine işaret ediyor.

İhale kapanışından birkaç gün sonra kazanan teklifler açıklanabilir. Sonraki aşamadaysa sözleşme detaylarında karar kılınıyor. Birkaç hafta süren bu sürecin ardından sözleşmeler imzalanınca, inşaat için belediyeden ruhsat alınması gerekiyor. Bunun da birkaç ay içinde tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Sürecin bu hızla ilerlemesi durumunda proje, ekimde düzenlenmesi öngörülen yasama seçiminden önce başlayabilir.

Independent Türkçe, Guardian, BBC