Şarku’l Avsat'a konuşan Demokratik Suriye Meclisi Yürütme Konseyi Başkanı: Washington, Türkiye’nin Suriye toprakları içindeki herhangi askeri bir operasyon başlatmasına karşı

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
TT

Şarku’l Avsat'a konuşan Demokratik Suriye Meclisi Yürütme Konseyi Başkanı: Washington, Türkiye’nin Suriye toprakları içindeki herhangi askeri bir operasyon başlatmasına karşı

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir kez daha Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) kontrol ettiği bölgelere karşı yeni bir askeri operasyon başlatma sinyali verdi. Bu bölgeler, ABD ordusunun, Rus güçlerinin ve Suriye rejimi güçlerinin yan yana konuşlandığı Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerle iç içe geçmiş durumda.
Şarku’l Avsat, Washington liderliğindeki uluslararası bir koalisyon tarafından desteklenen SDG'nin siyasi kanadı Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed ile Türkiye’nin yaklaşan askeri operasyonu, büyük ülkelerin tutumları, Şam hükümeti ve Astana görüşmeleri gibi konuların ele alındığı bir röportaj gerçekleştirdi.
İşte İlham Ahmed ile dün Kamışlı’da yapılan röportajın tamamı:

- Türkiye'nin SDG kontrolündeki bölgelere karşı askeri operasyon başlatma tehditlerinin arttığı bir dönemde Rusya, Türkiye ve İran üçlüsü arasında Astana görüşmeleri başladı. Yeni bir askeri operasyon olmasını bekliyor musunuz?
Astana sürecinde yapılan görüşmeler, Suriyeliler için istenen ve beklenen sonuçları getirmedi. Türkiye'nin, Özerk Yönetim, Rusya ve herkesten önce Suriyelilere yönelik askeri bir operasyon başlatmasına yeşil ışık yakılmasını beklemiyoruz. Türkiye’nin, gerek pazarlık yaparak gerekse başka yöntemlere başvurarak operasyonunu gerçekleştirmek için çeşitli yollarla onay almaya çalıştığını biliyorsunuz.

- ABD'nin Türkiye’nin operasyon tehdidine karşı tutumundan bahsedersek, ABD'li diplomatlar size ne söylediler ve Türk tarafıyla temaslarının sonuçlarıyla ilgili size neler aktardılar?
Bize Türkiye'nin Suriye toprakları içinde herhangi bir askeri operasyona devam etmesine karşı olduklarını söylediler. Washington'ın, Türkiye'nin tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehlikeye atan eylemlerine karşı daha caydırıcı pozisyonlar almasını umuyoruz.

- Peki, Moskova'nın bu konudaki tutumu nedir? Neden bölgeye daha fazla asker ve hava savunma sistemi konuşlandırıyor?
 Rus güçleri, Türkiye sınırında gözlem noktaları olduğu ve Suriye topraklarında kara ve hava devriyeleri gerçekleştirdiği için şimdiye kadar daha fazla askerini karaya konuşlandırmadı. Ayrıca, Türkiye’nin olası saldırılarını püskürtmek için onlarla tam bir koordinasyon içinde olmaya çalışıyoruz. Moskova’nın sınırları korumak için ek önlemler alması gerekiyor.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, neden Halep'in kuzey kırsalındaki Tel Rıfat ve Menbiç ilçelerini hedef alan askeri operasyon başlatmakla tehdit ediyor?
Türkiye harekatın, haritasının tüm sınır şeridi boyunca sınırlarından 30 kilometre derinliğe kadar kapsadığını dünyaya duyurdu. Toprağı parça parça kemirme politikası izlediğinden şu anda bazı bölgelerin isimlerini dile getirmesi ya da getirmemesi önemli değil. Yani operasyonu iki, üç ya da birkaç kilometrede bitmiyor. Terörle mücadele ve Suriye topraklarının birliğini koruma bahanesiyle Suriye’nin en büyük şehirlerini haritasına dahil ediliyor. Bu yüzden Suriye halkı pahasına Türkiye'yi memnun etmenin ilgili ülkeler için sadece geçici bir fayda sağlayacağını ve gelecekte, daha sonra düzeltilemeyecek kayıpları, zararları ve hataları olacağını dünyanın anlaması gerekiyor.

- Eş-Şehba bölgesindeki kamplarda yaşayan, yerinden edilmiş 120 binden fazla Afrinliyi nasıl bir senaryo bekliyor?
Afrinliler evlerinden zorla Halep kırsalındaki Tel Rıfat ve eş-Şehba bölgelerine göç ettirildi. Çadırlarda yaşıyorlar ve evlerine dönmeyi bekliyorlar.  Ama Türkiye söz konusu askeri operasyonunu gerçekleştirirse, insani bir felaket ve yeni göç dalgaları meydana gelecek.

- İnsan hakları örgütleri ile yerel ve uluslararası insani yardım kuruluşları, Türkiye’nin bir milyon Suriyeli mülteciyi iç bölgelere geri dönüşleri için bir proje uygulamaya başladığını söylüyor... Bu projeler gerçekten başladı mı?
Türkiye, Afrin’deki Dera, Guta, Şam, Hama, Humus, İdlib gibi bölgelerden Türkiye tarafından göç ettirilen Suriyeliler için yerleşim projesini harika bir insani yardım yapıyormuş gibi tanıtmaktan gurur duyuyor. Oysa bu kişiler Türkiye’nin politikalarına düşman oldular ve artık kendilerine ait olmayan ve olmayacak evlerde kalmayı reddediyorlar.

 - 2013 yılında Türkiye'yi ziyaret etmiş ve üst düzey Türk yetkililerle görüşmüştünüz. Bugün Ankara'nın size karşı tutumunda nasıl bir değişiklik oldu?
Ziyaret Kürtlerden oluşan ortak bir heyeti çerçevesinde gerçekleşti. Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndaki Suriye dosyasıyla ilgilenen yetkilileriyle görüştük. Sınır güvenliğini ve sınırın her iki tarafındaki insanların hayatını kolaylaştırmak için sınır kapılarının açılması konusunu ele aldık. Türk yetkililer sınırlarımızı koruma ve kontrol etme çabalarımızı övdüler ve bize teşekkür ettiler. YPG'nin bundaki rolünü de takdir ettiler ve ülkelerinin bölgelerimize bitişik güney sınırlarının güvenliğini, Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarının kontrolü altında olan ve birçok ihlalin meydana geldiği, kaotik olarak nitelendirdikleri bölgelerle kıyasladılar. Ancak Türkiye'de hükümet ile PKK arasındaki barış sürecinin çökmesi, ardından 2014 yılında Kobani’de çatışmaların başlaması ve uluslararası koalisyonun kenti savunan YPG savaşçılarına askeri ve hava desteği sağlamasının ardından bize karşı tutumları değişti.  O dönem Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat çıkıp Kobani'nin DEAŞ’ın eline geçtiğini söyledi. Fakat biz kazandık, halkımızın iradesi kazandı.

- Ancak Ankara sizi Türkiye'deki PKK ile ilişkili olmakla suçluyor ve bunun kendi ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söylüyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Türkiye'de art arda göreve gelen tüm hükümetler, Kürtleri terörist olarak gördüler ve halen öyle görüyorlar.(Türkiye’de)  Kürt halkının haklarını savunan herkes Türkiye’nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üyesi veya destekçisi sayılıyor. Dolayısıyla Kürt halkının haklarını destekleyen her Türk parlamenteri, Türkiye standartlarına göre teröristtir. Avrupa ülkelerinin milletvekilleri de Türkiye'nin terörist olarak gördüğü Kürtleri destekliyor. Bizse, PKK'yı Türkiye'de Kürt davasının savunucusu olan, diğer yerlerde de destekleyen bir yapı olarak görüyoruz. Fakat bu, Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiğimiz anlamına gelmiyor ve Türkiye, bunu biliyor. Ama içeride yaşadığı krizi sınırlarının dışına taşımak, iç savaşın fitilini kendisinden uzaklaştırmak için birtakım argümanlar üretiyor. Komşu ülkelerin topraklarını işgal ettiği için Türkiye'de bir iç savaşın patlak vermesi olasılığını dışlamıyoruz.

- Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) çatısı altındaki grupların liderleri de sizi PKK üyesi olmakla suçluyor mu?
- ENKS gruplarının bu konudaki tutumlarında net görüş ayrılıkları var. Ben de konuşmamı doğrudan Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanlığı bünyesinde çalışanlara yönlendirmek istiyorum ve bu tür tanımlamaların Kürt halkının ve demokratik, adem-i merkeziyetçi bir Suriye'nin çıkarına olan bağımsız pozisyonlar ve sağlam kararlar gerektirdiğini söylüyorum.

- Suriye hükümetine basın yoluyla birçok mesaj gönderdiniz. Moskova'dan Şam ile diyalog başlatmasını istediniz, Şam'ın tutumunda bir değişiklik oldu mu?
- Türkiye’nin askeri operasyon başlatmasının engellenmesi konusunda ve ülke sınırlarının korunmasında sorumluluk alabileceğini bilen Şam hükümetinin tutumlarında bir yenilik yok. Kaldı ki sınırların korunması Şam’ın sorumluluk alanına giriyor. Moskova ile aramızdaki temaslar ise dışişleri ve savunma bakanlıkları düzeyinde kalmadı. Sınır koruma mekanizması konusunda bir takım uzlaşılar olacağını umuyoruz. Özellikle Rus güçleri ve rejim güçleri Halep kırsalında Kobani, Menbiç, el-Ureyme ve Tel Rıfat sınırları boyunca temas noktalarında konuşlandılar.

- Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolündeki bölgeler, coğrafi olarak bölünmüş haldeler. Herhangi bir operasyon, bu bölgeleri birbirinden izole adalara dönüştürecektir. Sizce Özerk Yönetimin kontrolündeki bölgeyi nasıl bir gelecek bekliyor?
- SDG elbette Türkiye’nin askeri operasyonuna ve işgal projesine karşı gerekli tedbirlere sahip ve halkımız geçmişte olduğundan farklı. Dolayısıyla çatışma bekledikleri gibi gitmeyecek ve önceki çatışmalara benzemeyecek. Bu çatışma aynı zamanda uluslararası topluma da büyük zarar verecek. Biz savaş istemiyoruz, ancak tüm Suriyeliler için emniyet ve güvenlik alanlarına dönüşen bölgelerimizin istikrarını korumaya çalışıyoruz. Burada, yerel sakinler ve diğer  bölgelerden yerinden edilenler olarak yaklaşık 5 milyon Suriyeli yaşıyor.

- Türkiye’nin operasyon tehdidi, ABD yönetiminin bölgeye yaptırımlar için kısa vadeli muafiyetler tanımasından birkaç gün sonra geldi. Bu konuda Washington ile iletişim kuruldu mu?
Türkiye ilk kez operasyon tehdidinde bulunmuyor. Bu yüzden bunun ABD'nin muafiyet kararıyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. DEAŞ’a karşı mücadele bağlamında biz muafiyet talebinde bulunduk. İnsanların geçinme konusundaki ihtiyaçları karşılanmadan terörü ortadan kaldırmak mümkün değil. Yaptırımlar devam ederken bu ihtiyaçları sağlamak, altyapıyı iyileştirmek ve erken toparlanma projelerini desteklemek mümkün olmadı. ABD yönetimi talebimize, Türkiye gelip istikrarımızı ve ulusal güvenliğimizi baltalayacak yeni bir askeri operasyon başlatsın diye yanıt vermedi.



Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
TT

Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani ve İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’nın genişletilmesi, konteyner terminallerinin işletilmesi, geliştirilmesi ve yeni yatırımlar yapılmasına yönelik bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Dün akşam başkent Trablus’un 200 kilometre doğusunda bulunan Misrata’da gerçekleştirilen imza töreni öncesinde Dibeybe, Tajani’nin başkanlık ettiği İtalyan heyetiyle bir araya geldi. Görüşmede, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle ekonomi ve hizmet alanlarında geliştirilmesi ele alındı. Ayrıca Akdeniz bölgesinde ortak bir meydan okuma olarak öne çıkan düzensiz göç dosyası da gündeme geldi.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)

Dibeybe, imza törenine katılmak üzere Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’na gelen Katar Başbakanı’nı karşılayanlar arasında yer aldı. Dibeybe, Libya ile Katar arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çekti.

Dibeybe, Katar Başbakanı ile yaptığı resmi görüşmede iki ülke arasındaki ikili iş birliğinin güçlendirilmesi, yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve ortak çıkarlara hizmet edecek adımların ele alındığını, ayrıca karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyaların görüşüldüğünü belirtti.

Dibeybe’nin ofisi, Katar’ın Libya halkına verdiği destekten duyulan memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasındaki kardeşçe ilişkilerin altyapı, enerji ve hizmet sektörü alanlarında somut program ve projelere dönüştürülmesinin önemini vurguladı.

Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)

Dibeybe ile Katar Başbakanı arasında yapılan görüşmede, petrol sektöründeki iş birliği olanaklarının yanı sıra ulaştırma projeleri de ele alındı. Bu alanlardaki iş birliğinin, hizmetlerin verimliliğinin artırılmasına, altyapının hazırlık seviyesinin iyileştirilmesine ve ulusal ekonominin desteklenmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Görüşmenin sonunda taraflar, önümüzdeki dönemde koordinasyonun sürdürülmesi ve ortak iş birliği kanallarının güçlendirilmesi konusunda mutabık kaldı. Açıklamada, bu sürecin istikrar ve kalkınmayı destekleyeceği ve iki kardeş halkın çıkarlarına hizmet edeceği ifade edildi.

Öte yandan Dibeybe, hastaneden taburcu olmasının ardından dün sabah gerçekleştirdiği ilk toplantıda Roma ve Avrupa Birliği’nden (AB), düzensiz göçle mücadelede UBH’ye doğrudan ve açık destek verilmesini talep etti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Dibeybe, Libya’nın bu konuda hem güvenlik hem de insani açıdan ağır yükler taşıdığını belirtti.

Dibeybe’nin ofisinden yapılan açıklamada, Libya’nın düzensiz göç için bir yerleşim ülkesi ya da göçmenler için kalıcı bir durak olmayı reddettiği vurgulandı. Açıklamada, krizin çözümü için temel bir yol olarak sınır dışı ve geri dönüş planının desteklenmesi gerektiği, bunun sorumlulukların adil şekilde paylaşılmasını sağlayacağı ve Libya kentleri üzerindeki baskıyı azaltacağı kaydedildi.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)

Ekonomik iş birliği kapsamında Dibeybe, devam eden stratejik ortaklıklara ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi. Dibeybe, Misrata kentinde serbest ticaret bölgesi liman terminalinin geliştirilmesi ve genişletilmesine yönelik, toplam 2,7 milyar dolara ulaşan yatırımla bir anlaşmanın imzalandığını belirtti. Anlaşmaya Katarlı, İtalyan ve İsviçreli şirketlerin katıldığını kaydeden Dibeybe, İtalyan MSC şirketinin de projede yer aldığını ifade etti. Proje kapsamında limanın yıllık kapasitesinin 4 milyon konteynıra çıkarılmasının hedeflendiği, yıllık yaklaşık 500 milyon dolar işletme geliri öngörüldüğü ve 8 bin 400’ü doğrudan olmak üzere toplam 62 bin kişilik istihdam sağlanmasının beklendiği aktarıldı.

Dibeybe dün sabah X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu projenin hayata geçirildiğini duyurdu. Açıklamasında projenin, Libya’nın bölgedeki en büyük limanlar arasında kapasite ve ölçek açısından konumunu güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda entegre bir uluslararası ortaklık çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanına dayandığını vurguladı.

Dibeybe, söz konusu projenin açık geliştirme ve işletme düzenlemeleri çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanlarıyla hayata geçirildiğini, böylece devlet bütçesine ilave yük getirmeden uygulanmasının güvence altına alındığını söyledi.

Dibeybe, İtalyan heyetiyle yaptığı görüşmelerde enerji sektöründeki mevcut iş birliğini de ele aldı. Bu kapsamda, İtalyan enerji şirketi ENI’nın, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC), BP ve Libya Yatırım Ajansı ortaklığıyla, Sirte Körfezi’nin derin sularında ilk keşif kuyusunun sondaj çalışmalarına iki gün önce başladığını açıklamasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Görüşmenin sonunda taraflar, istikrar ve kalkınmaya hizmet edecek şekilde Libya-İtalya ortaklığının güçlendirilmesi ve koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı. Açıklamada, düzensiz göç başta olmak üzere ortak zorlukların ele alınmasına katkı sağlanacağı kaydedildi.

Bu arada Dibeybe, dün Misrata kentinde Birleşik Krallık’ın Libya Büyükelçisi Martin Reynolds’u kabul etti. Reynolds, ülkesinin selamlarını ileterek UBH Başbakanı’na sağlık ve esenlik dileklerini sundu.

Görüşmede, Libya ile Birleşik Krallık arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda eş güdümün artırılması ele alındı.


Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
TT

Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)

Yemen'de yeni bir siyasi gelişme olarak, Suudi Arabistan'ın himayesinde, güneyli liderlerin ve önde gelen isimlerin geniş katılımıyla dün Riyad'da ‘Güney Danışma Toplantısı’ düzenlendi. Bu toplantı, diyalogu temel seçenek olarak benimseyen ortak bir vizyonun oluşturulmasının teyit edilmesi üzerine, ‘Güney Diyalog Konferansı’na hazırlık amacıyla gerçekleştirildi. Bu vizyon, şiddetten ve iç kutuplaşmadan uzak olup, güneydeki tüm bileşenlerin haklarını garanti altına alıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mehrami tarafından okunan nihai bildiride, yaklaşan Güney Diyalog Konferansı'nın, güney halkının dış müdahale ya da tek taraflı temsil olmaksızın siyasi geleceğini belirleme hakkına saygı göstererek, güney meselesine adil ve sürdürülebilir bir çözüm getirmeyi amaçladığını vurguladı. Mehrami, Suudi Arabistan'ın kapsamlı siyasi, ekonomik ve güvenlik desteğine dikkati çekti.

Bildiride ayrıca güney güçlerine yaklaşan diyaloga sorumlu bir şekilde katılmaları çağrısı yapılırken, halk protestolarını kişisel çıkarlar için kullanmamaları konusunda uyarıda bulunuldu. Suudi Arabistan'ın desteğinin, siyasi süreci yeniden düzenlemek ve güneyde, Yemen'de ve bölgede güvenlik ve istikrarı korumak için tarihi bir fırsat sunduğu vurgulandı. Şarku’l Avsatın aldığı bilgiye göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bölünmeleri ve kaosu daha da şiddetlendiren müdahaleleri eleştirildi.


Suriye ordusu, Şam ile SDG arasındaki anlaşma kapsamında el-Cezire bölgesinin güvenliğini sağlamak için bölgeye konuşlanmaya başladı

Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)
Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, Şam ile SDG arasındaki anlaşma kapsamında el-Cezire bölgesinin güvenliğini sağlamak için bölgeye konuşlanmaya başladı

Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)
Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)

Suriye resmi haber ajansı SANA, Suriye ordusunun bugün, Suriye devleti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşma kapsamında ülkenin kuzeydoğusundaki el-Cezire bölgesine konuşlanmaya başladığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığı haberde, Tişrin Barajı ile Rakka’nın kuzey kırsalının güvence altına alındığı, ayrıca Haseke’nin batı kırsalının da kontrol altına alındığı bildirildi.

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı, sivil halka, ordu birimlerinin talimatlarına uymaları ve bölgeye yalnızca gerekli hallerde hareket etmeleri çağrısında bulundu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün, SDG lideri Mazlum Abdi ile yeni bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, ateşkesin sağlanmasını ve SDG’nin tam entegrasyonunu öngörüyor.

Yeni anlaşmaya göre, ‘tüm cephelerde ve temas noktalarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes’ uygulanacak, aynı zamanda SDG’ye bağlı tüm askeri birlikler, yeniden konuşlanmanın hazırlık adımı olarak Fırat’ın doğusuna çekilecek.

Anlaşma metninde, Suriye hükümetine Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin hem idari hem de askeri kontrolünün derhal teslim edileceği, tüm petrol sahaları ve sınır kapılarının devredileceği belirtiliyor. Ayrıca Haseke’ye bir vali atamak ve Haseke’deki tüm sivil kurumları Suriye devleti çatısı altında toplamak için bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacağı ifade ediliyor.

Suriye ordusunun mensupları, "Suriye Demokratik Güçleri"nin çekilmesinin ardından Rakka kentine girişlerini kutluyor (Reuters).Suriye ordusu mensupları, "Suriye Demokratik Güçleri"nin çekilmesinin ardından Rakka kentine girişlerini kutluyor (Reuters).

Anlaşma, SDG’nin tüm askeri ve güvenlik personelinin, gerekli güvenlik denetimlerinden geçtikten sonra bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine entegre edilmesini ve Kürt bölgelerinin korunmasını öngörüyor.

Anlaşma ayrıca, Ayn el-Arab (Kobani) kentinin ağır askeri unsurlardan arındırılmasını ve kentte sivil bir gücün kurulmasını; DEAŞ tutuklularıyla ilgili yönetimin Suriye hükümeti kurumlarına devredilmesini içeriyor.

Anlaşma metni, SDG’yi, ‘komşuluk ilişkilerinde istikrarı sağlamak için Suriye sınırlarından tüm Suriyeli olmayan liderleri ve PKK üyelerini uzaklaştırmaya’ mecbur kılıyor.