Şarku’l Avsat'a konuşan Demokratik Suriye Meclisi Yürütme Konseyi Başkanı: Washington, Türkiye’nin Suriye toprakları içindeki herhangi askeri bir operasyon başlatmasına karşı

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
TT

Şarku’l Avsat'a konuşan Demokratik Suriye Meclisi Yürütme Konseyi Başkanı: Washington, Türkiye’nin Suriye toprakları içindeki herhangi askeri bir operasyon başlatmasına karşı

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed (Şarku’l Avsat)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir kez daha Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) kontrol ettiği bölgelere karşı yeni bir askeri operasyon başlatma sinyali verdi. Bu bölgeler, ABD ordusunun, Rus güçlerinin ve Suriye rejimi güçlerinin yan yana konuşlandığı Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerle iç içe geçmiş durumda.
Şarku’l Avsat, Washington liderliğindeki uluslararası bir koalisyon tarafından desteklenen SDG'nin siyasi kanadı Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed ile Türkiye’nin yaklaşan askeri operasyonu, büyük ülkelerin tutumları, Şam hükümeti ve Astana görüşmeleri gibi konuların ele alındığı bir röportaj gerçekleştirdi.
İşte İlham Ahmed ile dün Kamışlı’da yapılan röportajın tamamı:

- Türkiye'nin SDG kontrolündeki bölgelere karşı askeri operasyon başlatma tehditlerinin arttığı bir dönemde Rusya, Türkiye ve İran üçlüsü arasında Astana görüşmeleri başladı. Yeni bir askeri operasyon olmasını bekliyor musunuz?
Astana sürecinde yapılan görüşmeler, Suriyeliler için istenen ve beklenen sonuçları getirmedi. Türkiye'nin, Özerk Yönetim, Rusya ve herkesten önce Suriyelilere yönelik askeri bir operasyon başlatmasına yeşil ışık yakılmasını beklemiyoruz. Türkiye’nin, gerek pazarlık yaparak gerekse başka yöntemlere başvurarak operasyonunu gerçekleştirmek için çeşitli yollarla onay almaya çalıştığını biliyorsunuz.

- ABD'nin Türkiye’nin operasyon tehdidine karşı tutumundan bahsedersek, ABD'li diplomatlar size ne söylediler ve Türk tarafıyla temaslarının sonuçlarıyla ilgili size neler aktardılar?
Bize Türkiye'nin Suriye toprakları içinde herhangi bir askeri operasyona devam etmesine karşı olduklarını söylediler. Washington'ın, Türkiye'nin tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehlikeye atan eylemlerine karşı daha caydırıcı pozisyonlar almasını umuyoruz.

- Peki, Moskova'nın bu konudaki tutumu nedir? Neden bölgeye daha fazla asker ve hava savunma sistemi konuşlandırıyor?
 Rus güçleri, Türkiye sınırında gözlem noktaları olduğu ve Suriye topraklarında kara ve hava devriyeleri gerçekleştirdiği için şimdiye kadar daha fazla askerini karaya konuşlandırmadı. Ayrıca, Türkiye’nin olası saldırılarını püskürtmek için onlarla tam bir koordinasyon içinde olmaya çalışıyoruz. Moskova’nın sınırları korumak için ek önlemler alması gerekiyor.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, neden Halep'in kuzey kırsalındaki Tel Rıfat ve Menbiç ilçelerini hedef alan askeri operasyon başlatmakla tehdit ediyor?
Türkiye harekatın, haritasının tüm sınır şeridi boyunca sınırlarından 30 kilometre derinliğe kadar kapsadığını dünyaya duyurdu. Toprağı parça parça kemirme politikası izlediğinden şu anda bazı bölgelerin isimlerini dile getirmesi ya da getirmemesi önemli değil. Yani operasyonu iki, üç ya da birkaç kilometrede bitmiyor. Terörle mücadele ve Suriye topraklarının birliğini koruma bahanesiyle Suriye’nin en büyük şehirlerini haritasına dahil ediliyor. Bu yüzden Suriye halkı pahasına Türkiye'yi memnun etmenin ilgili ülkeler için sadece geçici bir fayda sağlayacağını ve gelecekte, daha sonra düzeltilemeyecek kayıpları, zararları ve hataları olacağını dünyanın anlaması gerekiyor.

- Eş-Şehba bölgesindeki kamplarda yaşayan, yerinden edilmiş 120 binden fazla Afrinliyi nasıl bir senaryo bekliyor?
Afrinliler evlerinden zorla Halep kırsalındaki Tel Rıfat ve eş-Şehba bölgelerine göç ettirildi. Çadırlarda yaşıyorlar ve evlerine dönmeyi bekliyorlar.  Ama Türkiye söz konusu askeri operasyonunu gerçekleştirirse, insani bir felaket ve yeni göç dalgaları meydana gelecek.

- İnsan hakları örgütleri ile yerel ve uluslararası insani yardım kuruluşları, Türkiye’nin bir milyon Suriyeli mülteciyi iç bölgelere geri dönüşleri için bir proje uygulamaya başladığını söylüyor... Bu projeler gerçekten başladı mı?
Türkiye, Afrin’deki Dera, Guta, Şam, Hama, Humus, İdlib gibi bölgelerden Türkiye tarafından göç ettirilen Suriyeliler için yerleşim projesini harika bir insani yardım yapıyormuş gibi tanıtmaktan gurur duyuyor. Oysa bu kişiler Türkiye’nin politikalarına düşman oldular ve artık kendilerine ait olmayan ve olmayacak evlerde kalmayı reddediyorlar.

 - 2013 yılında Türkiye'yi ziyaret etmiş ve üst düzey Türk yetkililerle görüşmüştünüz. Bugün Ankara'nın size karşı tutumunda nasıl bir değişiklik oldu?
Ziyaret Kürtlerden oluşan ortak bir heyeti çerçevesinde gerçekleşti. Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndaki Suriye dosyasıyla ilgilenen yetkilileriyle görüştük. Sınır güvenliğini ve sınırın her iki tarafındaki insanların hayatını kolaylaştırmak için sınır kapılarının açılması konusunu ele aldık. Türk yetkililer sınırlarımızı koruma ve kontrol etme çabalarımızı övdüler ve bize teşekkür ettiler. YPG'nin bundaki rolünü de takdir ettiler ve ülkelerinin bölgelerimize bitişik güney sınırlarının güvenliğini, Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarının kontrolü altında olan ve birçok ihlalin meydana geldiği, kaotik olarak nitelendirdikleri bölgelerle kıyasladılar. Ancak Türkiye'de hükümet ile PKK arasındaki barış sürecinin çökmesi, ardından 2014 yılında Kobani’de çatışmaların başlaması ve uluslararası koalisyonun kenti savunan YPG savaşçılarına askeri ve hava desteği sağlamasının ardından bize karşı tutumları değişti.  O dönem Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat çıkıp Kobani'nin DEAŞ’ın eline geçtiğini söyledi. Fakat biz kazandık, halkımızın iradesi kazandı.

- Ancak Ankara sizi Türkiye'deki PKK ile ilişkili olmakla suçluyor ve bunun kendi ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söylüyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Türkiye'de art arda göreve gelen tüm hükümetler, Kürtleri terörist olarak gördüler ve halen öyle görüyorlar.(Türkiye’de)  Kürt halkının haklarını savunan herkes Türkiye’nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üyesi veya destekçisi sayılıyor. Dolayısıyla Kürt halkının haklarını destekleyen her Türk parlamenteri, Türkiye standartlarına göre teröristtir. Avrupa ülkelerinin milletvekilleri de Türkiye'nin terörist olarak gördüğü Kürtleri destekliyor. Bizse, PKK'yı Türkiye'de Kürt davasının savunucusu olan, diğer yerlerde de destekleyen bir yapı olarak görüyoruz. Fakat bu, Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiğimiz anlamına gelmiyor ve Türkiye, bunu biliyor. Ama içeride yaşadığı krizi sınırlarının dışına taşımak, iç savaşın fitilini kendisinden uzaklaştırmak için birtakım argümanlar üretiyor. Komşu ülkelerin topraklarını işgal ettiği için Türkiye'de bir iç savaşın patlak vermesi olasılığını dışlamıyoruz.

- Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) çatısı altındaki grupların liderleri de sizi PKK üyesi olmakla suçluyor mu?
- ENKS gruplarının bu konudaki tutumlarında net görüş ayrılıkları var. Ben de konuşmamı doğrudan Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanlığı bünyesinde çalışanlara yönlendirmek istiyorum ve bu tür tanımlamaların Kürt halkının ve demokratik, adem-i merkeziyetçi bir Suriye'nin çıkarına olan bağımsız pozisyonlar ve sağlam kararlar gerektirdiğini söylüyorum.

- Suriye hükümetine basın yoluyla birçok mesaj gönderdiniz. Moskova'dan Şam ile diyalog başlatmasını istediniz, Şam'ın tutumunda bir değişiklik oldu mu?
- Türkiye’nin askeri operasyon başlatmasının engellenmesi konusunda ve ülke sınırlarının korunmasında sorumluluk alabileceğini bilen Şam hükümetinin tutumlarında bir yenilik yok. Kaldı ki sınırların korunması Şam’ın sorumluluk alanına giriyor. Moskova ile aramızdaki temaslar ise dışişleri ve savunma bakanlıkları düzeyinde kalmadı. Sınır koruma mekanizması konusunda bir takım uzlaşılar olacağını umuyoruz. Özellikle Rus güçleri ve rejim güçleri Halep kırsalında Kobani, Menbiç, el-Ureyme ve Tel Rıfat sınırları boyunca temas noktalarında konuşlandılar.

- Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolündeki bölgeler, coğrafi olarak bölünmüş haldeler. Herhangi bir operasyon, bu bölgeleri birbirinden izole adalara dönüştürecektir. Sizce Özerk Yönetimin kontrolündeki bölgeyi nasıl bir gelecek bekliyor?
- SDG elbette Türkiye’nin askeri operasyonuna ve işgal projesine karşı gerekli tedbirlere sahip ve halkımız geçmişte olduğundan farklı. Dolayısıyla çatışma bekledikleri gibi gitmeyecek ve önceki çatışmalara benzemeyecek. Bu çatışma aynı zamanda uluslararası topluma da büyük zarar verecek. Biz savaş istemiyoruz, ancak tüm Suriyeliler için emniyet ve güvenlik alanlarına dönüşen bölgelerimizin istikrarını korumaya çalışıyoruz. Burada, yerel sakinler ve diğer  bölgelerden yerinden edilenler olarak yaklaşık 5 milyon Suriyeli yaşıyor.

- Türkiye’nin operasyon tehdidi, ABD yönetiminin bölgeye yaptırımlar için kısa vadeli muafiyetler tanımasından birkaç gün sonra geldi. Bu konuda Washington ile iletişim kuruldu mu?
Türkiye ilk kez operasyon tehdidinde bulunmuyor. Bu yüzden bunun ABD'nin muafiyet kararıyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. DEAŞ’a karşı mücadele bağlamında biz muafiyet talebinde bulunduk. İnsanların geçinme konusundaki ihtiyaçları karşılanmadan terörü ortadan kaldırmak mümkün değil. Yaptırımlar devam ederken bu ihtiyaçları sağlamak, altyapıyı iyileştirmek ve erken toparlanma projelerini desteklemek mümkün olmadı. ABD yönetimi talebimize, Türkiye gelip istikrarımızı ve ulusal güvenliğimizi baltalayacak yeni bir askeri operasyon başlatsın diye yanıt vermedi.



Kahire’de Sisi ile Afwerki arasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesi Kızıldeniz güvenliği oldu

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Kahire’de Sisi ile Afwerki arasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesi Kızıldeniz güvenliği oldu

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Eritreli mevkidaşını kabul etti, 8 Haziran 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ve Eritre liderleri, iki ülke açısından stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu bölgesinde artan gerilimler ve İsrail’in son dönemdeki diplomatik hamlelerinin gölgesinde, dün Kahire’de bir araya gelerek görüşmeler gerçekleştirdi. Liderler düzeyindeki temaslar, daha önce yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından geldi.

Görüşmeler, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim taleplerine ilişkin süregelen anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde yapıldı. Şarku’l Avsat’a konuşan Afrika uzmanları, özellikle Kızıldeniz’in güvenliğine ilişkin istişareler nedeniyle temasların büyük önem taşıdığını belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkilerin her alanda geliştirilmesi ve ileri taşınması için çalışmaların sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Sisi ayrıca, Mısır’ın Eritre’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteğin değişmez olduğunu vurguladı. Açıklama Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlandı.

Görüşmelerde Afrika Boynuzu’ndaki gelişmeler ile Kızıldeniz’in güvenliği ve deniz ulaşımının serbestliğinin korunmasına yönelik iki ülke arasındaki iş birliği ele alındı.

Sisi ayrıca, iki ülke arasındaki koordinasyonun artırılması gerektiğini belirterek, Kızıldeniz’in yönetimi ile bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasının yalnızca kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda olduğunu ifade etti. Eritre Cumhurbaşkanı Afwerki’nin de bu görüşe katıldığı belirtildi.

Bu kapsamda iki lider, bölgesel barış ve istikrarın korunması ile bölgenin kapsamlı kalkınma çabalarının desteklenmesi amacıyla mevcut koordinasyon ve istişare mekanizmalarının sürdürülmesi konusunda mutabakata vardı.

Kızıldeniz güvenliği

Afrika işleri uzmanı Esma el-Hüseyni’ye göre Eritre Cumhurbaşkanı’nın Kahire ziyareti, Eritre’nin jeopolitik konumu ve Kızıldeniz’deki kritik rolü nedeniyle büyük önem taşıyor. Hüseyni, ziyaretin aynı zamanda Etiyopya ile Eritre arasındaki gerilimin tırmandığı, ayrıca Somali’nin de hassas bir dönemden geçtiği bir süreçte gerçekleştiğine dikkat çekti. Hüseyni, Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün, İsrail’in ve daha önce Etiyopya’nın Somaliland bölgesindeki stratejik Berbera Limanı’nda nüfuz elde etme çabaları nedeniyle tehdit altında olduğunu savundu.

Kahire ile Asmara arasındaki koordinasyonun mevcut aşamada hayati önem taşıdığını belirten Hüseyni, bu iş birliğinin Kızıldeniz’in güvenlik ve istikrarının korunması, Afrika Boynuzu’nun güvence altına alınması ve iki ülkenin ortak çıkarlarının savunulması açısından gerekli olduğunu ifade etti.

Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Afrika uzmanı Abdullah Ahmed İbrahim ise Kızıldeniz güvenliğinin görüşmelerde doğal olarak öncelikli gündem maddesi olduğunu söyledi. İbrahim, mevcut tehditler ve İsrail’in ayrılıkçı bölgede artan etkisi dikkate alındığında, bu konunun her iki ülke açısından da kritik önem taşıdığını belirtti.

Afrika uzmanı Muhammed Turşin de Eritre Cumhurbaşkanı’nın Kahire ziyaretinin, iki ülke arasında son dönemde sıklaşan karşılıklı temasların devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Turşin, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’de gerilimin arttığı bir dönemde gerçekleşen ziyaretin, özellikle Etiyopya’nın Eritre’nin 1990’ların başında bağımsızlığını kazanmasının ardından denize çıkışı olmayan bir ülke haline gelmesini kabul etmeyeceğine yönelik açıklamalarının gölgesinde önem kazandığını kaydetti. Turşin’e göre Addis Ababa yönetiminin denize erişim konusundaki ısrarlı söylemleri, Etiyopya’nın bir deniz çıkışı elde etmek amacıyla Eritre ile yeni bir çatışmaya girebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Mısır ve Eritre cumhurbaşkanları dün Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu görüştü. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır ve Eritre cumhurbaşkanları dün Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu görüştü. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Artan koordinasyon

Son yıllarda Kahire ile Asmara arasındaki koordinasyonun giderek arttığına dikkat çekiliyor. Bu yakınlaşmanın temelinde, iki ülkenin Etiyopya ile yaşadığı anlaşmazlıklar bulunuyor. Addis Ababa yönetimi, Mısır’ın Rönesans Barajı’nın doldurulması ve işletilmesine ilişkin bağlayıcı bir anlaşma yapılması yönündeki talebini reddederken, Eritre ile Etiyopya arasındaki gerilim de sürüyor ve taraflar zaman zaman askeri tırmanış sinyalleri veriyor.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Ekim 2024’te Eritre’nin başkenti Asmara’yı ziyaret etmişti. Söz konusu ziyaret, Mısır, Eritre ve Somali arasında oluşturulan üçlü koordinasyon mekanizmasının etkinleştirildiği bir döneme denk gelmişti.

Geçtiğimiz mart ayında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Cumhurbaşkanı Sisi'nin sözlü mesajını Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki’ye ileterek iki ülke arasındaki ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesi konusunu ele aldı. Mayıs ayında ise Abdulati ile Ulaştırma Bakanı Kâmil el-Vezir, Asmara’da Afwerki ile bir araya gelerek ikili iş birliği ve Kızıldeniz’deki gelişmeleri görüştü. Abdulati, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Kızıldeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin bölgeye ilişkin düzenlemeler veya mutabakatlarda yer almaması gerektiğini vurgulamıştı.

Bu ziyaretin yaklaşık bir hafta sonrasında ve kıyıdaş olmayan ülkelerin Kızıldeniz’de rol üstlenmesine yönelik itirazların resmî düzeyde yeniden dile getirilmesinin ardından Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, Mısır’ı ülkenin denize erişim çabalarını engellemeye çalışmakla suçlamıştı.

Afrika uzmanı Esma el-Hüseyni, Etiyopya’nın Mısır ile Eritre arasındaki yakınlaşmaya her zaman kuşku ve temkinle yaklaştığını belirtti. Hüseyni, Addis Ababa yönetiminin sürekli olarak Mısır ve müttefiklerini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak göstermeye çalıştığını, ancak bölge halklarının çıkarları açısından asıl tehdidin Etiyopya’nın komşu ülkelere yönelik nüfuz arayışından kaynaklandığını savundu.

Muhammed Turşin ise Etiyopya’nın, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki hedeflerine ulaşmasının önünde Mısır’ı bir engel olarak görmeye devam edeceği görüşünde. Turşin, Kahire ile Asmara arasındaki iş birliğinin Etiyopya’nın denize açılma yönündeki genişleme girişimlerine karşı çıkmayı sürdüreceğini öngördü. Turşin’e göre Etiyopya’nın denize erişim talepleri uluslararası hukuk açısından yeterli dayanağa sahip değil. Bu nedenle söz konusu girişimlerin hayata geçirilmesi, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde daha büyük krizlere ve yeni güvenlik sorunlarına kapı aralayabilir.


Trump, gerginliğin artmasını engelledi ve bir anlaşmanın müjdesini verdi

Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
TT

Trump, gerginliğin artmasını engelledi ve bir anlaşmanın müjdesini verdi

Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)
Dün Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde bir yerleşim yerinin yakınındaki açık alana düşen İran füzesinin kalıntılarına bakan bir Yahudi (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile İsrail arasında yeniden yükselen gerilimin kontrolden çıkmasını engellemeyi başardı. Taraflar, nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana yaşanan ilk doğrudan karşılıklı saldırıların ardından, birkaç saat içinde askeri operasyonları durdurduklarını açıkladı.

İran üç dalga halinde füze saldırısı düzenlerken, İsrail bu füzelerin tamamının engellendiğini duyurdu. Buna karşılık İsrail ordusu, İran'ın güneybatısındaki askeri hedefleri, hava savunma tesislerini ve bir petrokimya kompleksini vurdu.

Trump, İran'ın gerçekleştirdiği saldırının müzakerelere yardımcı olmadığını belirtmekle birlikte, Tahran ile bir anlaşmaya varılabileceği yönünde iyimser mesajlar verdi. Trump ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Washington ile Tahran arasında sağlanacak herhangi bir uzlaşıyı kabul etmekten başka seçeneği olmayacağını söyledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakırr Kalibaf ise ülkesinin sahada ateşkes denklemine müdahale ederek dengeleri değiştirdiğini savundu. İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir de yeni saldırılar düzenlenebileceği uyarısında bulunarak, ABD-İsrail ittifakının yapacağı herhangi bir “yeni hatanın” bölgeyi “cehenneme çevireceğini” söyledi.

Öte yandan, İran Devrim Muhafızları Ordusu bünyesindeki Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, “direniş” olarak tanımladığı güçler için yeni bir güvenlik kuşağı oluşturulacağını açıkladı. Buna göre kuşağın, Hürmüz Boğazı'ndan Babülmendeb Boğazı'na, ayrıca Körfez'den Kızıldeniz'e kadar uzanacağı belirtildi.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise taraflara itidal çağrısı yaparak, Washington ile Tahran arasındaki görüşmelerde nihai hedefe ulaşılmasının yakın olduğunu ifade etti.

Bu arada ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Mişel Issa'nın açıklamaları, “Beyrut'un güney banliyöleri karşılığında Kuzey İsrail” şeklinde özetlenen yeni bir denge anlayışının Washington tarafından benimsendiği şeklinde yorumlandı. Issa, Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesine yönelik saldırının siyasi mesaj niteliği taşıdığını belirterek, ABD'nin çatışmaların daha fazla genişlemesini istemediğini söyledi.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmesinin ardından konuşan Issa, “Eğer Hizbullah İsrail'e yönelik saldırılarını durdurursa, İsrail de Dahiye'yi hedef almayacaktır” ifadelerini kullandı.


Hizbullah, İsrail ile çatışma kurallarını nasıl değiştirdi?

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
TT

Hizbullah, İsrail ile çatışma kurallarını nasıl değiştirdi?

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayımladığı ve Lübnan'ın güneyinde Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiği belirtilen videodan (AFP)

Beyrut: Sair Abbas

Lübnan’daki Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmayı yakından takip eden saha kaynakları, örgütün köklü biçimde yerleşmiş çatışma kurallarını büyük ölçüde değiştirdiğini bildirdi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, kullanılan savaş yöntemlerinin, Hizbullah ile İsrail'in 2024 ile son savaş arasındaki dönemde yıpratma harbine dayalı uzun soluklu bir çatışmaya hazırlandığına işaret ettiğini belirtti. Ateşkes anlaşmasının ardından Hizbullah roket kullanımını kısıtladı, kamikaze insansız hava araçlarının (İHA) yoğunluğunu azalttı. Ateşleyicisinin kolayca tespit edilebilmesi nedeniyle zırhlı araçlara ve tanklara karşı güdümlü füze kullanımından da vazgeçti. Hizbullah bunların yerine, elektronik bozucu sistemleri atlatmak amacıyla fiber optik teknolojiyle fırlatılan FPV drone'larını devreye soktu.

Başlarda ilkel roket atan bir yapı görünümü çizen Hizbullah, sonraki süreçte çok daha örgütlü ve güçlü bir hal aldı ve 15 aylık ateşkes döneminde kamuoyuyla paylaşmadığı kapasitelerini gün yüzüne çıkardı. İsrail ordusuna karşı günlük olarak gerçekleştirilen operasyon sayısı yaklaşık 100'e ulaşırken, Hizbullah, savaş alanına nitelik bakımından da yeni silahlar kazandırdı.