Sömürgeciliğin rahminden doğan bir Afrika dini hareketi: Rastafarilik

1974 Darbesi ile devrilen ve izleri yok edilmeye çalışılan Son Etiyopya İmparatoru’nun adını taşıyor ve çok az kişi tarafından ilkeleri benimseniyor.

Rastafari inancı, 1930'larda Afroasyalar'ın beyaz egemenliğinden kurtulmayı amaçlayan duyguların zirvede olduğu bir zamanda ortaya çıktı
Rastafari inancı, 1930'larda Afroasyalar'ın beyaz egemenliğinden kurtulmayı amaçlayan duyguların zirvede olduğu bir zamanda ortaya çıktı
TT

Sömürgeciliğin rahminden doğan bir Afrika dini hareketi: Rastafarilik

Rastafari inancı, 1930'larda Afroasyalar'ın beyaz egemenliğinden kurtulmayı amaçlayan duyguların zirvede olduğu bir zamanda ortaya çıktı
Rastafari inancı, 1930'larda Afroasyalar'ın beyaz egemenliğinden kurtulmayı amaçlayan duyguların zirvede olduğu bir zamanda ortaya çıktı

Haşim Ali Hamid Muhammed (Afrika Boynuzu üzerine araştırmacı ve yazar)
1920'de Jamaika'da müritlerine ‘kurtuluş gününün yaklaştığını, siyahi bir kralın taç giyeceğini ve Afrika'ya bakmaları gerektiğini’ söyleyen Marcus Garvey adlı siyahi bir aktivistin ‘kehanetini’ doğrulamak için onu bir ilah yaptılar. Bu, İmparator Haile Selassie’nin kendini ‘Kralların Kralı’ olarak taçlandırdığını söylemesinden on yıl önce oldu. Geniş alanları içeren Etiyopya İmparatorluğu’nun tamamı için kendisine ‘Ras Tafari -Prens’ unvanını verdi.

‘Kehanet ve gerçekleşmesi’
Bir zaman sonra Jamaikalılar, davetçilerinin kehanetinin gerçekleştiğine tanık oldular ve istedikleri şey Afrika’nın uzak doğusundaydı. Böylece gözleri Etiyopya'ya ve yeni ‘tanrıları’, vaftiz statüsünü alan, ‘Üçlü Birliğin gücü’ haline gelen ve binlerce mil ötede Jamaika'da Tanrı veya Jah (Mesih'in alternatifi) olarak enkarne olan ‘Ras Tafari’ İmparator Haile Selassie'ye çevrildi. Etiyopya vaat edilen topraklar oldu.
1966 yılında İmparator Haile Selassie, Jamaika'yı ziyaret etti. Havaalanına indiği sırada, Jamaikalı ‘inananlardan’ oluşan büyük bir kalabalık toplandı. Ülkeye birkaç yıldır yağmayan şiddetli yağmurların yağışı ise Marcus Garvey'in ‘kehanetini’ doğruladı.
Ünlü ‘pop’ şarkıcısı Bob Marley'in dul eşi Rita, İmparatoru karşılayanlar arasında bulunduğunu ve Haile Selassie ona elini salladığında, omuzundaki tırnak izlerini gördüğünü söyledi. O anda dini duygularının alevlendiğini fark eden kendisi ve kocasının Rastafari inancını benimsediğini ifade etti. Üç yıl sonra, Rastafariler, İmparator’un onlara bir arsa verip, ülkeye giriş ve ikamet gibi başka sivil ayrıcalıklar tanıdığı Etiyopya'ya taşınmaya başladı.

‘Kurtuluş’ arayışı
Rastafari inancı, Afroasyalar'ın 1930'larda beyaz egemenliğinden kurtulmayı amaçlayan duygular, sömürgeciliğin koşullarının ve siyahilerin yaşamları üzerindeki kötü etkilerinin zirvede olduğu bir zamanda ortaya çıktı. Jamaika'nın yoksul ve sosyal açıdan dezavantajlı toplulukları arasında, orada hüküm süren İngiliz sömürge medeniyetine bir tepki olarak ortaya çıktı. Devrimci ruhu, Latin Amerika ülkeleriyle birlikte tüm Afrika'ya yayıldı. Pan-Afrikanist hareketin ideolojisi, sömürgeciliğe bir tepki ve kurtuluş arayışıydı. Rastafarilik, siyahi ulusal figürler tarafından desteklenen Afrika'ya dönüş hareketinden etkilendi.
Asiliğe ek olarak, Afrikalıların ruhlarında, Batı kültürünün pençesinden tüm kültürel ve dini yönlerinden bağımsız bir yaşama, umuda ve kurtuluşa yönelik güç ruhunu yaymak için okült (doğaüstü inançlar ve uygulamalar bütünü ç.n) ve maneviyat hâkim oldu. ‘Rastafarilik’ dininin takipçilerinin yaşamları, müzik, dans ve avarelik sevgisi ile karakterize edilir. Aradıklarını, ‘Garvey’ ve ‘reggae’ müzisyenleri gibi Afrika'nın Batı köleliğinden kurtuluşu için çağrıda bulunan kutsal şahsiyetlerin öğretilerinde ve sözlerinde buldular. Kendilerine ait bir İncil yorumu vardır. Amaçları aynı olduğu için diğer dinlere de saygı duyarlar.
İnançları da İncil'in özel bir yorumuna dayandığı ve İncil'e atıfta bulunduğu için bazıları ‘Rastafarileri’, İbrahimî inançlar arasında sınıflandırır. İlk ‘peygamber’ olarak Jamaikalı ‘Marcus Garvey’ ve ondan sonra Etiyopya İmparatoru ‘Haile Selassie’, Tanrı'nın vücut bulmuş hali, şarkıcı ‘Bob Marley’ ise, müziği ve melodileri ile ‘Tanrı’nın öğretilerini halka aktardığı kabul edilir.
Bazı kaynaklar, Rastafari inancının belirli dini ibadet ritüellerine sahip olmadığını göstermektedir. Ancak takipçilerinin ‘Reasoning (akıl yürütme) oturumları’ dedikleri seremonileri vardır. Bu oturumlarda, sohbet eder, dua eder, şarkı söyler ve sorunlarını tartışırlar. Seanslara manevi ve meditatif bir atmosfer katmak için esrar (marijuana) içilir. Müziği seremonilerinde kullanırlar. Müzik, seremonilere hâkim olduğunda bunlar, ‘Nyabingi’ olarak adlandırılır.
İnançları hem dini hem de sosyal bir hareket olarak sınıflandırılır. Üyeleri etnik çeşitliliğe sahiptir ve merkezi bir kontrol yetkisine sahip değildir.

Geleneksel Etiyopya kıyafetleri
Rastafarilik inancını benimseyen Benyam Berhanu Kebdi, özel sebeplerle bu inancı terk ettiğini söylüyor. Rastafari toplumundan bahseden Kebdi, kendilerine has özellikleri bulunduğunu ve bazılarının Etiyopya’da plastik sanatlarla ilgilendiğini belirtti. Temelde el becerisi gerektiren başka çalışmalara ek olarak, el dokumasına dayalı geleneksel Etiyopya giyim endüstrisinde ustalaştıklarını ifade etti. Rastafarilerin yemek yeme yöntemleriyle ünlü olduğunu ifade eden Berhanu Kebdi, pek yemek yemediklerini, içmeye ve müzik dinlemeye olan düşkünlüklerinin, sebze, meyve gibi taze yiyecekleri tercih ettikleri yiyeceklerden uzaklaşmalarına neden olduğunu söyledi. Vejetaryenliğe daha yakın olan Rastafariler, domuz eti yemezler.  Manevi seremonilerinde özel bir yaklaşımları var.
Etiyopya'da takipçi çokluğuyla öne çıkmıyorlar. Azınlık olmalarına, parlak renkli giysiler ve örgülü aşırı kıvırcık saçlar eşlik eder. Saçlarını salmak, bakım yapmak ve rasta şeklinde örmek inançlarına göre dini mekanlarla ilişkiyi gösteriyor. Erkekleri, ağırlıklı olarak geleneksel olan ayırt edici kıyafetlerin, çantaları ve el yapımı eşyalarının yanı sıra, şekil ve saç örgüleri bakımından kadınlarına benzer. Pek konuşmayan Rastafariler, izole bir karaktere sahiptirler. Onlarla ikişerli, üçerli veya daha fazla gruplar halinde karşılaşırsınız ve birden çok dilde fısıldayarak sohbet ederler.

Korku ve dehşet motivasyonu
Göreve başlamasından ve Rastafaryanların Etiyopya'da hüküm süren dini ruha ve ona olan inancından önce, geniş dini ve siyasi etkiye sahip Ortodoks Kilisesi'nin inançları doğrultusunda, İmparator Haile Selassie kendisine ‘Tanrı tarafından seçilmiş, Etiyopya Kralı Yahuda Kabilesinin Muzaffer Aslanı’ unvanlarını verdi. Vakur nitelenebilecek bir karaktere sahipti. Resmi oturumlarda misafirlerinin yanına iki aslan eşliğinde çıkardı. Onları evcilleştirdiği, dişlerini çıkardığı ve hareketlerini ağırlaştırdığı söylenir. Haile Selassie’nin konuşmalarında, kemiklerinin ülkesini yeraltından yöneteceğini söylemek de dahil olmak üzere edebi ve retorik ifadeler kullandığı anlatılır. Rastafarilikte İmparator Haile Selassie'nin ‘ilahlığını’ izleyen paradokslardan biri de bu ‘dinin peygamberi’ ve bizzat müjdeci olan Marcus Garvey'in ona inanmaması ve Ras Tafari'ye olan inancından vazgeçmiş olmasıdır.
İmparator Haile Selassie-Ras Tafari'nin dininin tanrısı olarak 44 yıl boyunca görevde kalmasının ardından, Mengistu Haile Mariam liderliğindeki ordu 1974 yılında bir askeri darbe gerçekleştirdi. Bunun ardından yeni Marksist rejimin, imparatorluk dönemini anımsatan her türlü işaretin yok edilmesi düşüncesi ile imparator rejiminden intikam aldı. Yeni rejim, eski monarşiyi devirmek, onun sosyal güçlerini yıkmak ve onu kraliyet ailesinden tecrit etmek için çalışırken, yeni ordunun davranışını kontrol eden faktörler olarak korku ve değişim şeklinde iki güdü tarafından yönlendirildi. Önceki rejimin sembolleri hapsedilirken, diğerleri yurt dışına sürüldü. Dini bir güç olarak baskın Ortodoks Kilisesi’nin egemen olmasının yanı sıra yeni rejim, devletin mülklerini kamulaştırdığı feodal beyleri, sıradan insanlarla eşitleyerek toplumsal köklerinden ayırdı.
İmparator Haile Selassie'nin saltanatının sonuna kadar olan ilahi inancı ile ‘Trinity kuvveti’ olarak temsil etmeye devam ettiği şeyi birbirine bağlayan açıklamalar arasında yeni askeri liderliğin, öldürülmesinden veya ölümünden (nasıl öldüğü bilinmiyor) sonra naaşını gizleme konusundaki abartmaları da bulunuyor. Başkan Mengistu, onun korkusundan kurtulmak için Haile Selassie'nin cesedini, doğrudan ofisindeki bir tuvaletin altına yerleştirdi.

İnanış ve inkâr
Eski Etiyopya Devlet Başkanı Meles Zenawi'nin görevi sırasında, Haile Selassie'nin kalıntıları, 1992 yılında, Bata Mariam Kilisesi'nde bir imparatora uygun bir cenaze töreni düzenlenene kadar korunmak üzere çıkarıldı. Cesedi daha sonra Trinity Katedrali'nde aile üyelerinin yanına gömüldü.
Etiyopya'da ikamet eden bazı Jamaikalılar ve onlara benzeyen birkaç Etiyopyalı dışında birçoğu gözden kaybolmak için Etiyopya'daki Rastafari dinine yönelimlerini terk etti.
Eski bir Rastafari olan Benyam Berhanu, “İmparator Haile Selassie öldüğünde, Addis Ababa'daki birçok Rastafari, özellikle de cesedinin saray tuvaletinin altına uygun olmayan bir şekilde saklanması nedeniyle, onun ölümüne inanan ve onu inkâr edenler arasında bir sersemlik ve inançsızlık durumuyla sarsıldı. Bu, eski Etiyopya Devlet Başkanı Mengistu Haile Mariam ve takipçilerinin aşırılıklarında ne kadar çirkin olduklarını ve dinlere duydukları nefretin boyutunu gösteriyor” dedi.
Kaynaklar, Haile Selassie ve Bob Marley'nin ölümünden sonra 1980’lerden bu yana Rastafari coşkusunda bir düşüş olduğunu gösteriyor. Ancak hareket hala canlı ve dünyanın birçok yerinde var. Rastafarilik, küçük hücresel seviyelerde yönlendirilen, merkezi olmayan bir harekettir.
Rastafarilerin günümüzde üç ana mezhebi veya tarikatı vardır ve bunlar ‘Rastafari Sarayları’ olarak da adlandırılır. Nyabingi tarikatı, Bobo Ashanti tarikatı ve İsrail’in On İki Kabilesi tarikatı. Bu mezheplerin her biri farklı bir Rastafari inancı yorumuna sahiptir. Dünya çapında sayılarının 700 bin ila 1 milyon kişi arasında değiştiği tahmin ediliyor. En büyük toplulukları Jamaika'dadır. Rastafariler çeşitli etnik kökene sahiptir. Çoğu siyahi ve Afrika kökenlidir. Bazı Rastafari mezhepleri yalnızca siyahi üyeleri kabul etmektedir.

Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan tercüme edilmiştir.



İran, ekonomik protestoların "istismar edilmemesi" konusunda uyarıda bulundu

İran polisi tarafından protestocuların gözaltına alındığını gösteren bir videodan alındı
İran polisi tarafından protestocuların gözaltına alındığını gösteren bir videodan alındı
TT

İran, ekonomik protestoların "istismar edilmemesi" konusunda uyarıda bulundu

İran polisi tarafından protestocuların gözaltına alındığını gösteren bir videodan alındı
İran polisi tarafından protestocuların gözaltına alındığını gösteren bir videodan alındı

İran'daki yaşam koşullarına ilişkin protestolar dün dördüncü gününe girerken, yetkililer protestoların istismar edilmesine karşı uyarılarda bulundu. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin iç ve dış baskılarla karşı karşıya olduğunu kabul ederek, vatandaşların refahının hükümet için öncelik olduğunu belirtti ve "iç baskıları ve önlemleri" eleştirdi.

Gösteriler Fars, İsfahan, Horasan, Kirmanşah ve Loristan illerinde devam ederken, güvenlik güçlerinin protestocuları dağıtmak için müdahale ettiğine dair haberler geldi.

Başsavcı Mohammad Kazım Muvahhedi Azad, barışçıl protestolar sırasında şiddeti kışkırtma girişimlerine karşı uyararak, sert bir hukuki yanıt verileceği tehdidinde bulundu. Besic komutanı Gulamrıza Süleymani de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'i ekonomik hoşnutsuzluktan yararlanmaya çalışmakla suçladı.


Masonik üyeliğin ifşası Londra polisiyle hukuki mücadelenin fitilini ateşledi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Masonik üyeliğin ifşası Londra polisiyle hukuki mücadelenin fitilini ateşledi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İngiltere'nin başkenti Londra'nın polis teşkilatı (Scotland Yard), soruşturmaların bütünlüğü ve kurumsal disiplin üzerindeki ‘gizli bağlılıkların’ etkisi konusunda yıllardır süren tartışmaların ardından, şeffaflığı artırmak ve halkın güvenini yeniden kazanmak amacıyla, polis teşkilatı içindeki Masonik bağlantılar dosyasını yeniden açtı. Londra polisi tarafından yapılan resmi bir açıklamada, polis departmanı içinde gerçekleştirilen bir ankete katılan memur ve personelin üçte ikisinin Masonik üyeliğin açıklanmasına ilişkin politikanın sıkılaştırılmasının ‘gerekli’ olduğuna inandığını gösterdi. Polis, halkın çoğunluğunun da bu görüşü paylaştığına inandığını belirtti.

Scotland Yard, güvenlik kurumunun bağımsızlığını ve dürüstlüğünü kanıtlamak için artan baskı altında olduğu bir dönemde, bu çağrıları görmezden gelmenin halkın güvenini ve hatta kendi çalışanlarının güvenini daha da zedeleyeceğini vurguladı.

Scotland Yard tarafından pazartesi günü yayınlanan açıklamada, mağdurların ihbar yaparken kendilerini güvende hissetmeleri ve soruşturma görevlilerinin olası çıkar çatışmalarını tam olarak açıkladıklarından emin olmaları gerektiği vurgulandı.

Aynı ilke, iç suistimalleri bildiren memurlar ve personel için de geçerlidir, çünkü şikayetler, gizli sadakatler veya beyan edilmemiş ağların etkisi olmadan, yalnızca mesleki gerekçelerle soruşturulmalı. Bu politika, Londra polisinin tutumunda açık bir değişimi yansıtıyor. Artık ‘kamunun güvenini korumak’, güvenlik kurumları içindeki gri alanlara tolerans gösterilme döneminin sona erdiğine dair üstü kapalı bir göndermeyle, kurumsal bağlılıklar ile ilgili gizlilik hususlarının üzerinde tutuluyor.

Masonluk İngiltere'de yasal bir örgüt olmasına rağmen, gizli ağların adalet ve hesap verebilirlik üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeler nedeniyle, kolluk kuvvetleri içindeki varlığı hassas bir konu olmaya devam ediyor. Polis teşkilatı, yeni önlemlerin amacının kimseyi hedef almak değil, yargı sisteminin kanun önünde eşitlik ilkesine dayandığı bir ülkede tam şeffaflık sağlamak ve polis çalışmalarının bütünlüğünü korumak olduğunu ısrarla vurguladı.

Masonlardan karara tepki

Öte yandan Masonlardan karara tepki gecikmedi. İngiltere'deki masonlar, polis memurlarının şu an yahut geçmişte üye olup olmadıklarını açıklamalarını gerektiren Scotland Yard’ın kararını durdurmak için derhal mahkeme kararı talep etti.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian'dan aktardığı habere göre muhalifler bu önlemin dini ayrımcılık ve insan hakları ihlali olduğunu savunuyor.

Masonlar, Polis Komiseri Sir Mark Rowley'i yasal gerekçeler uydurmakla ve ‘komplo teorilerini körüklemekle’ suçlarken, Scotland Yard, bu kararın, çıkar çatışmaları ve polis teşkilatı içindeki olası etkilerle ilgili şikayetler ve soruşturmaların ardından halkın güvenini yeniden kazanma çabalarının bir parçası olduğunu savundu.

Scotland Yard, yeni politikanın polisin tarafsızlığı imajını etkilediği için memurlarının üçte ikisinin bu politikayı desteklediğini söylerken, masonlar kendiler katılmak için dini inanç şartı olduğunu ve bu nedenle yasal olarak korunan bir grup olduklarını savunuyor.

Mahkemenin, yargı denetimi sonuçlanana kadar önümüzdeki haftalarda kararı askıya alma talebini değerlendirmesi bekleniyor.

dfrgty
İngiliz Özel dedektif Daniel Morgan (AP)

Diğer taraftan Özel Dedektif Daniel Morgan'ın Ölümünü Araştırma Bağımsız Komisyonu'nun 2021 raporuna göre Londra polis teşkilatı, bu davayı ele almada kurumsal olarak başarısız oldu. Rapor, polis teşkilatını, hükümet kurumları içindeki yolsuzluk ve çıkar çatışmalarını gerekçe göstererek, gerçeği ortaya çıkarmak yerine itibarını korumakla suçladı.

Bu dava, polis teşkilatının şeffaflığı ve soruşturmaların bütünlüğünü etkileyebilecek her türlü örgütsel bağlantının açıklanması gerekliliği konusunda İngiltere'de yapılan tartışmalarda önemli bir referans haline geldi.


ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bazı teknelere düzenlediği saldırıda sekiz kişi öldü

Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
TT

ABD'nin uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bazı teknelere düzenlediği saldırıda sekiz kişi öldü

Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.
Trump'ın 2 Eylül 2025 tarihinde sosyal medya platforumu Truth Social'da paylaştığı bir videodan alınan görüntü. Trump, görüntüdeki teknenin Venezuela'dan uyuşturucu taşıdığını iddia etmişti.

ABD ordusu dün, uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen tekneleri hedef alan yeni saldırılarında sekiz kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Böylece Washington'ın uyuşturucu kaçakçılarına karşı yürüttüğü kampanyada ölenlerin sayısı en az 115'e yükseldi.

ABD Güney Komutanlığı, salı ve çarşamba günleri gerçekleştirilen iki saldırı olduğunu, salı günü gerçekleşen saldırılarda ‘konvoy halinde seyreden üç uyuşturucu kaçakçılığı teknesinin’ hedef alındığını duyurdu. Komutanlığa göre ölenlerin üçü de aynı teknedeydi.

Saldırıların tam yeri açıklanmadı, ancak önceki saldırılar Karayipler veya Doğu Pasifik'te gerçekleştirilmişti. ABD ordusu, hedef alınan teknelerin kimliği belirtilmeyen ‘terör örgütleri’ tarafından kullanıldığını belirtti.

Sosyal medya platformu X üzerinden yayınlanan açıklamada, üç teknenin birlikte seyrettiği ve ardından peş peşe patlamaların meydana geldiğini gösteren bir videoda yer aldı. Açıklamada, “İlk teknedeki üç uyuşturucu kaçakçısı ilk saldırıda öldürüldü. Kalan uyuşturucu kaçakçıları denize atlayarak birbirlerinden uzaklaştılar, ardından sonraki iki saldırı tekneleri batırdı” denildi.

ABD ordusu, diğer iki teknedeki kişilerin akıbeti hakkında daha fazla ayrıntı vermeden, sahil güvenliğe ‘arama ve kurtarma çalışmalarının başlatılması’ talimatını verdiğini açıkladı. Birkaç saat sonra ordu, dün diğer iki tekneye de saldırı düzenlediğini ve beş kişiyi öldürdüğünü duyuran ikinci bir açıklama yaptı. Saldırıların yeri de belirsizdi.

Trump yönetimi aylardır, geniş çaplı bir uyuşturucu kaçakçılığı ağını yönettiği iddiasıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro üzerindeki baskıyı artırıyor ve yaptırımlara tabi olan petrol tankerlerinin Venezuela'ya gitmesini ve Venezuela'dan yola çıkmasını ‘tamamen yasakladığını’ duyurdu.

ABD ordusu, geçtiğimiz eylül ayından bu yana, Karayipler ve Doğu Pasifik'te Washington'ın uyuşturucu kaçakçılığına karıştığından şüphelendiği gemilere 30'dan fazla saldırı düzenledi ve yaklaşık 110 kişiyi öldürdü.

ABD bugüne kadar, hedef alınan gemilerin uyuşturucu taşıdığına dair herhangi bir kanıt sunmadı.

Washington, Karayipler'e önemli miktarda askeri takviye gönderirken Karakas, Trump yönetiminin Maduro'yu devirmek ve ülkenin büyük petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek için uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin asılsız suçlamalara başvurduğuna inanıyor.