Iraklı kadınlara yönelik çifte Suç: Tecavüz evlilikleri

Ceza kanununun ‘tartışmalı’ 398. maddesinin ataerkillik ve aşiret geleneği nedeniyle yürürlükten kaldırılmasına yönelik girişimler sürüyor

BM, Irak Ceza Kanunu’nun 398. maddesini insan hakları ihlali olarak nitelendirdi (Reuters)
BM, Irak Ceza Kanunu’nun 398. maddesini insan hakları ihlali olarak nitelendirdi (Reuters)
TT

Iraklı kadınlara yönelik çifte Suç: Tecavüz evlilikleri

BM, Irak Ceza Kanunu’nun 398. maddesini insan hakları ihlali olarak nitelendirdi (Reuters)
BM, Irak Ceza Kanunu’nun 398. maddesini insan hakları ihlali olarak nitelendirdi (Reuters)

Şaza el-Amili*
Tecavüz suçları, istisnasız her toplumda var olan ve sürekli olarak artan bir olgu. Ancak daha tiksindirici olan ve mağdurun haklarının ihlali anlamına gelen felaket ise tecavüzcünün, ağır şekilde cezalandırılması yerine mağdurla evlendirilerek ödüllendirilmesi.
Psikolojide failin mağdur ile girdiği her ‘cinsel ilişki’ yeni bir tecavüz olarak kabul ediliyor. Irak Ceza Kanunu'nun tecavüzcünün kurbanıyla evlenmesine olanak sağlayan 398. Maddesine göre; “Belirtilen suçlardan birinin faili ile mağdur arasında geçerli bir evlilik yapılmışsa, bu, Ceza Kanunu'nun 130 ve 131'inci maddeleri gereğince hafifletici bir hukuki mazeret olarak değerlendirilir.”
Maddede ayrıca “Evlilik akdi, kocanın haklı bir sebep olmaksızın yaptığı boşanma veya kocanın kusuru veya kötü davranışına bağlı nedenlerle mahkemece karar verilen bir boşanma ile sona ererse, -dava ile ilgili kararın üzerinden üç yıl geçmeden önce- ceza, Cumhuriyet Savcılığının, mağdurun veya herhangi bir ilgili tarafın talebi üzerine ciddiyet açısından gözden geçirilecektir” ifadeleri de yer alıyor.
Bazıları bu kanunun gerekçelerini kanun koyucuların referansına ve kanuna dönüşen siyasallaşmış toplumsal erillik belirtilerinin onlar üzerindeki etkisine bağlıyor. Bu, topluma hâkim olan bu eril fenomenlerden klan kan parası, ‘berdel’ veya çocuk yaşta evlilik vb. çağdışı gelenek ve göreneklerin devam etmesi nedeniyle olabilir.

Gün ışığına çıkmayan yasa tasarısı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı dosya habere göre Kişisel Haklar Uzmanı Hâkim Hadi Aziz, yaptığı açıklamada “Yargıtay, 2018 yılında yeni bir kanun taslağı hazırlamamız için bizi görevlendirdi. Bunu başardık ve kadınlara karşı ayrımcılığı yayan tüm yasal metinleri kaldırdık. Söz konusu maddeyi de dahil ederek, evde eş disiplini ve zinayı kaldırdık, ancak taslak henüz aydınlanmadı” ifadelerini kullandı.
Aziz, tecavüz eylemini gerçekleştiren kişinin, suçun manası ile manevi, maddi ve hukuki tüm yönleriyle kriminalize edilir ve bu formüle göre cezalandırıldığını söyledi. Ayrıca, her ne kadar namusu temizleme yollarından biri olarak kabul edilse de failin kurbanıyla evlenmesinin tecavüzcü için bir ödül olduğuna dikkat çekti.
Öte yandan Hukuk Uzmanı Ali et-Temimi, 398. maddenin, ister soruşturma ister yargılama aşamasında, ister temyiz aşamasında olsun, suçluya karşı tüm yasal prosedürleri durdurduğunu düşünüyor. Temimi’nin söylediğine göre “Fail, mağdurla üç yıldan az olmamak üzere geçerli bir nikah akdiyle evlenirse, aleyhindeki tüm yasal işlemler düşer.”

Ataerkillik ve aşiretçilik
Temimi, Tunus, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi çoğu Arap ülkesinde 398. maddenin yürürlükten kaldırıldığını söyledi.  Ali Temimi, “Aynı şekilde 2012 yılında gerçekleştirilen itiraz kampanyaları ve Faslı 16 yaşındaki Emine el-Filali’nin, Fas Ceza Kanunu’nun 475’inci maddesi gereği tecavüzcüsüyle evlendirilmesi kararı nedeniyle intihar etmesinin ardından yapılan feminist baskılar sonucunda söz konusu yasa Fas’ta da kaldırıldı. Filali hakkında uygulanan yasaya göre ‘tecavüzcünün kurbanıyla evlenmeyi kabul etmesi durumunda cezası düşer” ifadelerini kullandı.
Sözlerine üzgün bir şekilde devam eden Hukuk Uzmanı, “Bu maddede kadınlara yapılan gerçek bir haksızlık söz konusu. Ceza Kanunu'nda ataerkillik ve aşiretçiliğin de öne çıktığı maddeler var. Ceza Kanunu’nda kocanın karısını dövmesine izin veren 41. madde ve namusunu zedelemeye ilişkin 409. madde gibi benzer maddeler söz konusu” şeklinde konuştu.
Temimi’ye göre Devrim Komuta Konseyi tarafından çıkarılan 1987 tarihli 91 sayılı kararı, Ceza Kanunu'nun hafifletici maddeleri olan 131 ve 132’in maddelerine işaret eder. Buna göre failin cezası, idamsa Ceza Mahkemesi bunu bir yıllık hapis cezasına indirebilir. Mahkeme ayrıca, bu süreyi gözaltında geçirmemişse, infazın durdurulması ve failin serbest bırakılması için Ceza Kanunu'nun 144. maddesine de başvurur.

İnsan hakları ihlali
Birleşmiş Milletler (BM), Irak Ceza Kanunu’n 398’inci maddesini insan hakları ihlali olarak nitelendirdi. BM tarafından yapılan açıklamada, bunun, tıpkı ‘nehva’ konusuna (amcaoğlunun kızın evliliğine engel olması) benzer bir şekilde bir insanlık suçu olduğu ve Irak anayasasının 14, 15 ve 29. maddelerini ihlal ettiği bildirildi. Uluslararası toplum, bunları insanlığa karşı suçlar olarak değerlendirdi. Ayrıca Kadına Yönelik Her Türlü Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Uluslararası Sözleşme'nin beşinci maddesine de aykırıdır. Bu tür suçlarda kadının psikolojik ve sosyal durumu dikkate alınmadığı gibi (zorlamanın gölge düşürdüğü) rıza unsuru da dikkate alınmaz. Bu, Uluslararası Sözleşme'nin 7, 8 ve 9’uncu maddelerini ihlal ediyor.
Temimi, bu maddenin yürürlükten kaldırılmasının gerekliliğini vurguladı. Hukukun üstünlüğüne göre, kanun dışında yürürlükten kaldırılamayacağını veya değiştirilmeyeceğini vurguladı. Hukuk Uzmanı, “Tüm bu maddeleri ihlal ettiği göz önüne alındığında, Parlamento tarafından yürürlükten kaldırılmalı veya Federal Mahkeme önünde itiraz edilmelidir” dedi.

Kurban zorlanmamalı
Aynı bağlamda Baro Başkanı Ahlam el-Lami, herhangi bir yasanın herhangi bir maddesini, değişiklik teklifi ve değiştirilmesinin fizibilitesi ile değiştirmek veya iptal etmenin mümkün olduğunu düşünüyor ve bu nedenle Temsilciler Meclisi’nin yasama konusunda tek uzman olduğuna dikkat çekiyor.
Lami yaptığı açıklamada, “Bu maddenin 'tecavüzcünün mağdurla evliliği' olarak adlandırıldığını belirtmek yeterlidir. Evlilik, bilindiği gibi, mağdurun zorlanmamasını, aksine rızasını gerektirmektedir. Bu maddenin uygulanmasında bir yanlış anlaşılma var gibi görünüyor” dedi.
Sorunun arka planına karşı Hukuk Uzmanı Macid Micbas, “Kanun koyucu, mağdura, faile en ağır cezayı vermek veya yetkili makamın gözetimi altında en az üç yıl olmak kaydıyla mağdurla evlenmek arasında seçim yapma hakkı vermek de dahil olmak üzere birçok çözüm getirmiştir. Fail, ciddiyetsizlik gösterdiği anda hakkında yeniden dava açılır ve ceza verilir” şeklinde konuştu.
Micbas, “Genel olarak seçim, kabul etmek zorunda olmayan mağdur tarafından yapılır. Bununla birlikte diğer maddelere bağlı kalarak ceza da verebilir” dedi.

Toplumun bakış açısı
Irak toplumu, hukuktan çok örf ve adetleri benimsiyor. 398’inci madde, yasa pahasına örf ve âdet tesis etme girişiminden başka bir şey değildir. Burada ortaya şu soru çıkıyor: Tecavüzcü, işlediği suçu akrabalarına söylemeye cesaret edebilir mi?
Sosyolog Halid el-Vadi, bu sorunun cevabının karmaşık, çetrefilli ve temelinde birçok çözümün dallandığını söyledi. Peki tecavüze uğrayan bir kadına toplumun tepkisi ne olur? Toplum ona hakkını teslim edecek mi yoksa suça ortak mı görülecek?
Vadi, "Kadınlarla ilgili yasaların uygulanmasını zorlaştıran, tüm tarafları memnun eden bir çözüme ulaşmak için yasaların gözlemlediği köklü utanç kültürüyle karşı karşıyayız" dedi.

‘Kara eylem’
Bu suç, Ceza Kanunu’nda 398’inci madde olarak adlandırılırken, aşiret bunu ‘kara eylem’ olarak isimlendiriliyor. Genellikle kurbanın ve suçlunun mensup oldukları aşiretlerin büyükleri, meseleyi örtbas etmek için onları evlenmeye zorlar.
Bağdat Kadın Derneği (Baghdad Women Association) üyesi bir hukukçu ve aktivist olan Raşa Halid Halul, “Mağdur, rızası olmaksızın gerçekleşmiş bu alçakça eylemin kurbanı olmasına rağmen toplum ona kötü gözle bakıyor” dedi.
Babası ve üvey annesi ile birlikte yaşayan 16 yaşındaki öksüz bir genç kızın durumunu hatırlatan Halul, tecavüzcünün, fiilinin cezasından kurtulması için ailesinin mağdur kızla evlenip kısa bir süre sonra ikinci evliliği gerçekleştirmesini tavsiye ettiğine dikkat çekti. Failin annesi, tecavüzü haklı göstererek, “Bunun kızın oğlumu baştan çıkarması sonucunda meydana geldiğini düşünüyoruz. Edepli olsaydı oğlum ona tecavüz etmezdi” dediğine işaret etti.
Raşa Halid Halul, bunun, ‘bir kadının hayatı boyunca maruz kaldığı psikolojik zarar olmasının yanı sıra onuruna ve insanlığına bir hakaret olduğunun’ altını çizdi.  “Alemlerin Rabbinin şefkat ve merhametle tarif ettiği aile nasıl tecavüz ve zorlama üzerine kuruludur?” diye soran Halul, çalışmalarında kendisine benzer birçok vakanın sunulduğunu ve birçoğunun evlendikten sonra kadını terk ettiğini açıkladı. Ayrıca “Bir 'dogma' ya da dini inancın yüceliğiyle, konuşmamıza izin vermediği bir zamanda ulusal bir kampanyaya ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Evlilik, tecavüzün üstünü örtmüyor
Bağdat Kadın Derneği’ne işaret eden Halul, geçtiğimiz yıllarda kadın haklarını savunmak için çeşitli kampanyalar başlattıklarını, hatta sonuncusunun ‘Evlilik, tecavüzün üstünü örtmüyor’ başlığını taşıdığını söyledi. Halul, Derneğin kamuoyunu harekete geçirmek için birden fazla yaklaşım benimsediğine dikkat çekerek bunlardan sonuncusunun meydanlarda, alışveriş merkezlerinde ve el-Mütenebbi Caddesi'nde sergilenen bir oyun olduğunu ifade etti. Söz konusu oyunda bir gelin ve yargıcın temsil edildiğini, gelinliğin üzerinde ‘tecavüz mağduru gelin’ yazdığını belirtti.  

İstatistikler
Mahkeme, herhangi bir hükümet veya özel kurum nezdinde tecavüz vakalarının sayısı hakkında istatistik sağlamak zordur. Konu hassas ve sosyal damgalama ile bağlantılı olduğu için, dava hâkime sunulduktan sonra genellikle mahkemede kapatılır. Bu nedenle hâkim, davayı kapatmak için ‘suçlunun ailesi’ ile birlikte hareket eder.
Hukukçu Halul, ‘bu davaların birçoğunun davanın kapanmasıyla sonuçlandığını’ belirtti. “Muhafazakâr ve kapalı bir toplum olduğumuz için bu tür suçların üstü kapatılıyor” diyen Raşa Halid Halul, aşiret ve toplum açısından bir leke bıraktığı için davaların gaspçı lehine kapatıldığının altını çizdi.

Adli kanıtların zayıflığı
Irak Ceza Kanunu'nda çoğu zina, eşcinsellik, cinsel sapkınlık ve ensest suçlarının cezası 10 yılı geçmemekte ve bu kişilere bazen üç yıldan beş yıla kadar, bazen de infazı askıya alınan hapis cezası verilmektedir.
Adli kanıtların çok zayıf olmasından şikayet eden Halul, “Zina, tecavüz ve benzeri davaların, adli kanıtları ve muayenelerin gücüne bağlı olduğu iyi bilinir. Ancak biz bundan yoksunuz. Birçok yargıç, diğer ülkelerde yapıldığı gibi DNA analizi dahi talep etmeden fotoğraf ve tanık gibi ikincil kanıtlarla tatmin oluyor” şeklinde konuştu.
Bu yasa ve diğer ataerkil yasalar, ilgili yargıyı olduğu kadar, yasama organı olan Temsilciler Meclisi ve özellikle de kadınlarla ilgili sorunlarla ilgilenenler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) Kadın Sorunları Komisyonu’nun son olarak hayatın her alanına hâkim olan ataerkillikten de etkilendiği için bu konu üzerinde durmayan Dördüncü Otorite’nin omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklemekte.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.