WHO Kovid-19’un mutasyonlarına karşı uyarıyor

Salgın hastalıkların önlenmesi için ‘Tek Sağlık’ yaklaşımı vurgulandı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari (Dünya Sağlık Örgütü)
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari (Dünya Sağlık Örgütü)
TT

WHO Kovid-19’un mutasyonlarına karşı uyarıyor

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari (Dünya Sağlık Örgütü)
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari (Dünya Sağlık Örgütü)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Ofisi, Kovid-19 salgını ve maymun çiçeği virüsü ile ilgili gelişmeleri ele almak üzere düzenlenen sanal basın konferansında “Dikkatli olun” ifadeleri vurgulandı. Basın konferansına, WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari, WHO Doğu Akdeniz Acil Durum Direktörü Richard Brennan, Enfeksiyon Riski Önleme Programı Direktörü Abdulnasır Ebu Bekir ve Enfeksiyon Riski Önleme Programı sağlık yetkilisi Şaza Muhammed de katıldı.
Konferans katılımcıları, “Dikkatli yaklaşımın bırakılması, Kovid-19 ile mücadelede elde edilen kazanımları baltalayabilir. Ayrıca maymun çiçeği salgınının ciddi bir aşamaya gelmesine ve erken tespit edilmeyen diğer zoonotik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir” açıklamasında bulundu.
WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Mandhari, geçtiğimiz birkaç haftada küresel ve bölgesel düzeylerde Kovid-19 ile ilgili olarak bildirilen vaka ve can kayıplarda sürekli bir düşüşe tanık olunduğunu açıkladı. Ancak bununla birlikte bu tür haberlerin rahatlatıcı olmaması gerektiğini konusunda uyarıda bulunarak “Bu cesaret verici eğilimleri gözlemliyor olsak da dikkatle yorumlamalıyız, zira birçok ülke test ve genetik dizilim çalışmalarını azalttı, bu da pandeminin gidişatını doğru bir şekilde analiz etmek için gereken bilgiye sahip olmadığımız anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Mandhari “Salgın henüz bitmedi ve halk sağlığı açısından acil bir durum olmaya devam ediyor. Virüsün evrim geçireceği konusunda şüphe yok. Yeni mutasyonlar ortaya çıkacak ve nasıl mutasyon geçirecekleri ile ilgili olarak tahminde bulunmak hala zor” ifadelerini kullandı.
Dünyanın, maymun çiçeğini 43 ülkede doğrulanan 2 bin 100 vakası sebebiyle endişe duyduğu bir zamanda, Kovid-19 salgını, Mandhari de belirttiği üzere, vaka ve can kaybı sayısındaki düşüşe rağmen, Doğu Akdeniz bölgesinde hala bir tehlike oluşturuyor. WHO yetkilisi “Sadece geçen hafta 33 binden fazla vaka ve 62 can kaybı bildirdik ve bu rakamlar az değil” ifadelerini kullanırken “Şu anki durum göz önüne alındığında, Doğu Akdeniz bölgesindeki önceliğimiz, enfeksiyon takip, test ve genetik dizilim imkanları sürdürmek, aşı kapsama hedeflerine ulaşmak üzere Kovid-19’a karşı aşılamayı hızlandırmak ve sağlık sistemlerinin dayanıklılığını güçlendirmek” ifadelerini sözlerine ekledi.
Kovid-19 aşılarının bileşenlerine ilişkin danışma grubunun, nihayet raporunda, şu anda onaylanmış aşıların, Kovid-19 virüsünün tüm mutasyonlarının yol açabileceği ciddi hastalığa karşı yüksek düzeyde koruma sağladığına sonucuna ulaştığına dikkat çekti. Ek doz alınması halinde aşıların Omikron’a karşı da etkili olduğunu belirtti.
Maymun çiçeği salgınını ele almada Enfeksiyon Riski Önleme ve Hazırlık Programı’nın sağlık görevlisi Şaza Muhammed “Eldeki bilgilere göre, hala salgının yayılma sürecindeyiz, hastalık dikkatli olunarak kontrol altına alınabilir” ifadelerini kullandı. Şaza Muhammed, inceleme, hastalığı gözlemleme, laboratuvar testleri ve enfeksiyon kontrol önlemlerinin güçlendirilmesi gibi halk sağlığı prosedürlerine uyulması gerektiğini vurguladı.
Şu ana kadar, Doğu Akdeniz bölgesi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas ve Lübnan olmak üzere sadece 3 ülkede sadece 15 vaka kaydetti.
Şaza Muhammed, WHO Bölge Ofisinin, tespit ve müdahale imkanlarını genişletmek için diğer ülkelerin yanı sıra bu üç ülkedeki sağlık yetkilileri ve sağlık bakanlıkları ile yakın bir şekilde çalıştığını ayrıca WHO’nun bu salgının uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumunu temsil edip etmediğini belirlemek için maymun çiçeği hakkında bir acil durum komitesi toplantısı düzenleyeceğini belirtti.
Bu toplantıda, Afrika’da huzursuzluğa neden olan maymun çiçeği adının değiştirilmesi konusunun ve bazı uzmanların, WHO’nun mevcut salgından önce aşı desteğini ihmal etmesine rağmen Afrika’yı memnun edeceğini iddia ederek kendini temize çıkarmak istediğine yönelik yorumda bulunmalarının ele alınıp alınmayacağına ilişkin Şarku’l Avsat’ın sorusuna yanıt olarak, WHO Doğu Akdeniz Acil Durum Direktörü Richard Brennan “Değişiklik kimseyi memnun etmeyecek. Maymun çiçeği bu ismi, WHO virüsleri ve bakterileri adlandırmak için bir mekanizma geliştirmeden önce aldı. Dolayısıyla, virüse yeni bir ad vermek, bu mekanizmaya bağlı bir uygulamadır. Bu mekanizma, virüslerin adıyla ilgili herhangi bir karışıklığı ortadan kaldırmayı böylece, adın belirli bir coğrafi alanla ilişki içermemesini amaçlar” ifadelerini kullandı.
Aşılarla ilgili olarak, hastalık için iki aşı olduğunu ve WHO’nun, temaslılara uygulamak üzere bunları yeterli miktarlarda sağlamak için ortaklar ve üreticilerle birlikte çalıştığını söyledi. Yetkili “Maymun çiçeği konusunda, kapsamlı aşı kampanyalarına ihtiyacımız yok, sadece hastalığın yayılmasını azaltmak için hastalarla temas kuran kişileri aşılamaya yönelik aşılara ihtiyacımız var” açıklamasında bulundu.
Brennan, Afrika’nın bir salgın hastalık ve virüs kaynağı haline geldiğine yönelik söylentileri yalanlayarak, “Dünyanın başka yerlerinde de ortaya çıkan virüsler var” ifadelerini kullandı. Brennan insanların çevresinde bulunmasına alışılmış olmayan hayvanlar ile insanlar bir araya geldiği her ortamın veya insanların bu hayvanların olduğu noktalara gitmesinin, virüslerin hayvanlardan insanlara bulaşmasına, sonra da diğer hayvanlara bulaşmasına fırsat yarattığını vurguladı. Bu nedenle zoonotik hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek için hayvan sağlığı kuruluşları ile iş birliği içinde insan ve hayvanları kapsayan “Tek Sağlık” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Maymun çiçeği virüsünün genetik yapısı hakkında, Enfeksiyon Riski Önleme Programı Direktörü Abdulnasır Ebu Bekir, mevcut salgın sırasında herhangi bir genetik değişiklik meydana gelmediğini ve enfeksiyon vakalarının Batı Afrika’da endemik olan virüse ait olduğunu vurguladı.



Ömrü uzatmak ve kronik hastalıklardan korunmak için 6 basit alışkanlık

Sosyal ilişkiler, yaşam süresini uzatmada en önemli faktörler arasında yer alıyor. (Arşiv – Reuters)
Sosyal ilişkiler, yaşam süresini uzatmada en önemli faktörler arasında yer alıyor. (Arşiv – Reuters)
TT

Ömrü uzatmak ve kronik hastalıklardan korunmak için 6 basit alışkanlık

Sosyal ilişkiler, yaşam süresini uzatmada en önemli faktörler arasında yer alıyor. (Arşiv – Reuters)
Sosyal ilişkiler, yaşam süresini uzatmada en önemli faktörler arasında yer alıyor. (Arşiv – Reuters)

Medya ve sosyal medya mecralarında, ömrü uzatmak ve kronik hastalıklardan korunmak için yapılması gerekenlere dair çok sayıda sağlık tavsiyesi yer alırken, Pensilvanya Üniversitesi’nden onkolog Ezekiel Emanuel, sağlıklı yaşama dair farklı bir perspektif sundu. Emanuel, sağlıklı yaşlanmanın karmaşık kurallar gerektirmediğini belirterek, kronik hastalık riskini azaltabilecek ve ömrü uzatabilecek, bilimsel kanıtlara dayalı 6 alışkanlığa dikkat çekti.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, söz konusu alışkanlıklar şu şekilde sıralandı:

1- Tehlikeli davranışlardan kaçınmak

Emanuel, ilk kuralını “Pervasız olmayın” ilkesiyle açıklayarak; yüksekten atlama veya dik dağlara tırmanma gibi aşırı riskli aktivitelerin yanı sıra sigara ve elektronik sigara kullanımı gibi zararlı alışkanlıkların ölüm riskini ciddi oranda artırdığını ve bunlardan kaçınılması gerektiğini belirtti.

2- Aktif bir sosyal hayata öncelik vermek

Sosyal ilişkilerin ömrü uzatan en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Emanuel, sosyal izolasyonun ölüm riskini belirgin şekilde artırdığına işaret etti. Emanuel, “Yalnızlık ve sosyal izolasyonun ölüm riskini önemli ölçüde artırdığını biliyoruz” diyerek, 3 milyondan fazla kişiyi kapsayan araştırma sonuçlarının, sadece bir arkadaşı olan veya arkadaşlarıyla seyrek görüşen kişilerin takip eden yıllarda ölüm riskinin daha yüksek olduğunu gösterdiğini aktardı. Sosyal izolasyonun etkisinin ‘günde 15 sigara içmeye’ eşdeğer olduğunu belirten Emanuel, güçlü bağların ve hatta basit sosyal etkileşimlerin bile zihinsel ve fiziksel sağlığın iyileşmesine katkı sağladığını vurguladı.

3- Zihinsel aktiviteyi korumak

Emanuel, sürekli yeni beceriler öğrenilmesi ve farklı hobiler edinilmesi çağrısında bulunarak, zihni uyarmanın yaşla birlikte zihinsel kapasitenin korunmasına yardımcı olduğunu ve yaşam kalitesini artırdığını ifade etti.

4- Dengeli beslenmek

Emanuel, işlenmiş gıdaların ve şekerli içeceklerin sınırlandırılmasını tavsiye ederken, aynı zamanda aşırı kısıtlamalardan veya ağır diyetlerden kaçınılması gerektiğinin altını çizdi. İnsan vücudunun en iyi performansı denge korunduğunda sergilediğini vurguladı.

5- Düzenli fiziksel aktivite yapmak

Düzenli ve hafif egzersizlerin kronik hastalıklardan korunmada en önemli yöntemlerden biri olduğunu belirten Emanuel, burada esas olanın aşırı spor yapmak değil, sürekliliği sağlamak olduğunu ifade etti.

6- Yeterli uyku almak

Emanuel, kaliteli uykunun genel sağlığın korunması, vücut ve zihin fonksiyonlarının desteklenmesi ile hastalık risklerinin azaltılmasında temel bir unsur olduğunu vurguladı.


Bağışıklık sistemini ne zayıflatır? Dikkat edilmesi gereken 9 faktör

Yeterince uyumamak, virüs veya mikrop kapma olasılığını artırır. (Pixels)
Yeterince uyumamak, virüs veya mikrop kapma olasılığını artırır. (Pixels)
TT

Bağışıklık sistemini ne zayıflatır? Dikkat edilmesi gereken 9 faktör

Yeterince uyumamak, virüs veya mikrop kapma olasılığını artırır. (Pixels)
Yeterince uyumamak, virüs veya mikrop kapma olasılığını artırır. (Pixels)

Bağışıklık sisteminin vücudu virüs, bakteri ve diğer hastalıklara karşı korumada temel bir rol oynadığı, ancak sistemin etkinliğinin yalnızca genetik faktörlere bağlı olmayıp yaşam tarzı ve günlük alışkanlıklardan da etkilendiği belirtildi. Uykusuzluk, yetersiz beslenme, kronik stres ve sigara kullanımı gibi davranışların, vücudun enfeksiyonlara karşı direncini zayıflatabildiği ve hastalıklardan iyileşme sürecini uzatabildiği kaydedildi.

Sağlık sitesi WebMD’nin çalışmalara dayandırdığı verilere göre, bağışıklık sistemini baskılayan temel unsurlar şu şekilde sıralandı:

1- Uykusuzluk

Yetersiz uyku almanın, virüs veya mikroplara yakalanma riskini artırdığı ve hastalıklardan iyileşme süresini uzattığı aktarıldı.

Bunun, vücudun enfeksiyonlarla mücadele eden ve antikor olarak bilinen hücre ile proteinleri yeterli miktarda üretememesinden kaynaklandığı belirtildi. Ayrıca, bağışıklık sistemini desteklemede ve tepkilerini düzenlemede kritik rol oynayan ‘sitokin’ adlı proteinlerin yalnızca uyku sırasında salgılandığına dikkat çekildi.

2- Kaygı ve stres

Stres ve kaygının bağışıklık sisteminin işleyişine katkı sağlamadığı, aksine sistemi belirgin şekilde zayıflattığı ifade edildi.

Araştırmaların, endişe verici bir konuyu düşünmenin bile yaklaşık 30 dakika içinde bağışıklık tepkisini zayıflatabildiğini gösterdiği; kronik stresin ise vücudu grip, zona ve diğer viral enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirerek daha ciddi etkilere yol açtığı vurgulandı.

Uzmanlar, kaygının sürekli hale gelmesi veya günlük yaşamı etkilemeye başlaması durumunda bir hekime danışılmasını tavsiye ediyor.

3- D vitamini eksikliği

D vitamininin kemik ve kan hücreleri sağlığı açısından öneminin yanı sıra, bağışıklık sistemini desteklemede de kritik bir rol üstlendiği hatırlatıldı.

Bu vitaminin yumurta, yağlı balıklar ile süt ve kahvaltılık gevrekler gibi takviyeli gıdalardan alınabileceği belirtildi.

Güneş ışığının da en önemli D vitamini kaynaklarından biri olduğu; yaz aylarında yüz, eller ve kolların haftada 2-3 kez, 5 ila 15 dakika süreyle güneşe maruz bırakılmasının genellikle yeterli olduğu, kış aylarında ise vücudun daha uzun süreye ihtiyaç duyabileceği kaydedildi.

4- Yetersiz meyve ve sebze tüketimi

Meyve ve sebze tüketiminin, vücudun enfeksiyonlarla mücadelede temel bir rol oynayan beyaz kan hücrelerini daha fazla üretmesine yardımcı olabildiği belirtildi.

Taze meyve ve sebzelerin yanı sıra kuruyemiş ve tohumların; çinko, beta-karoten, A, C ve E vitaminleri ile vücut sağlığı için gerekli diğer besin ögelerini yüksek miktarda barındırdığı aktarıldı.

Ayrıca bitkisel gıdaların, vücuttaki yağ oranını düşürmeye yardımcı olan lifler içerdiği ve bu durumun bağışıklık sisteminin etkinliğini olumlu yönde etkilediği vurgulandı.

5- Yüksek yağlı beslenme

Yağ oranı yüksek beslenme programlarının bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebildiği, bazı araştırmaların bitkisel ve hayvansal yağların mikroplara karşı koymaktan sorumlu beyaz kan hücrelerinin işlevini engelleyebileceğini gösterdiği kaydedildi.

Uzun vadede aşırı yağ tüketiminin, bağırsaklarda bulunan ve bağışıklık tepkisini düzenlemede önemli rol oynayan yararlı bakterilerin dengesini bozabildiğine dikkat çekildi.

Bu doğrultuda, az yağlı ve ilave şekersiz süt ürünlerinin yanı sıra deniz ürünleri, hindi, tavuk gibi az yağlı proteinlerin veya görünür yağlarından arındırılmış kırmızı etlerin tercih edilmesi önerildi.

Verilerin ayrıca, obezitenin grip ile zatürre gibi diğer bulaşıcı hastalıklara yakalanma riskini artırabileceğine işaret ettiği aktarıldı.

6- Açık havada yetersiz zaman geçirme

Güneş ışığına dengeli ölçüde maruz kalmanın, enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir görev üstlenen T hücreleri adlı bağışıklık hücrelerinin aktifleşmesine yardımcı olduğu ifade edildi.

Açık havada vakit geçirmenin faydalarının yalnızca güneş ışığıyla sınırlı kalmadığı; bazı araştırmaların, özellikle ormanlık alanlardaki bitkilerin havaya saldığı doğal bileşikleri solumanın, bağışıklık sisteminin bazı işlevlerini güçlendirmeye katkı sağlayabileceğini gösterdiği belirtildi.

7- Sigara kullanımı

Her türlü sigara kullanımının, vücudun mikroplara karşı koyma yeteneğini olumsuz etkilediği belirtildi.

Sigara veya diğer tütün ürünlerinde bulunan nikotinin bağışıklık sisteminin etkinliğini zayıflatabildiği, aynı durumun elektronik sigaralar için de geçerli olduğu aktarıldı.

Etkinin yalnızca nikotinle sınırlı kalmadığı, elektronik sigara sıvılarında bulunan bazı kimyasalların da özellikle düzenli solunduğunda bağışıklık tepkisini baskılayabildiğine dikkat çekildi.

8- Aşırı alkol tüketimi

Tek bir seferde bile aşırı alkol tüketiminin, vücudun mikroplarla mücadele etme yeteneğini 24 saate kadar yavaşlatabildiği ifade edildi.

Aşırı alkol kullanımının tekrarlanması durumunda, vücudun dokuları onarma ve iyileşme kapasitesinin zayıfladığı; bunun da karaciğer hastalıkları, zatürre, tüberküloz ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini artırabildiği vurgulandı.

9- Üzüntü

Bazı bilimsel verilerin, özellikle uzun süre devam eden derin üzüntü ve yas durumlarının bağışıklık sistemini zayıflatabileceğine işaret ettiği kaydedildi.

Bu etkinin 6 aya kadar sürebileceği, yasın çok şiddetli olması ya da bir yakının kaybı veya travmatik bir olayla ilişkilendirilmesi durumunda bu sürenin daha da uzayabileceği aktarıldı.

Uzmanlar, üzüntü duygularıyla başa çıkmanın zorlaşması veya etkilerinin uzun süre devam etmesi halinde bir hekim ya da ruh sağlığı uzmanından destek alınmasını tavsiye ediyor.


Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
TT

Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)

2010'lardaki fitness takip cihazları ve akıllı saatlerin patlamasından bu yana, sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek için günlük adım sayısını artırma (genellikle günde 10 bin adıma ulaşmayı hedefleme) çabası küresel bir fenomen haline geldi.

Ancak British Journal of Sports Medicine adlı akademik dergide yakın zamanda yayımlanan bir çalışma yürümenin sağlık yararlarının insanların ne sıklıkla yürüdüğünden ziyade hareketin kalitesine daha çok bağlı olabileceğini ortaya koydu.

Uzmanlar, en büyük faktörlerden birinin, yürüyüşünüzün kalp atış hızınızı kardiyo sayılabilecek kadar yükseltip yükseltmediği olduğunu söylüyor. Ohio'daki WAVE Fizik Tedavi ve Pilates'te fizyoterapist olan Molly Gearin, USA Today'e "Bu, kişinin antrenman ve sağlık geçmişine bağlı olarak değişecektir" diye konuştu.

"Tipik olarak, tempolu bir yürüyüş ve yokuşlu ya da eğimin değiştiği parkurlarda yapılan yürüyüşler kardiyo egzersizi olarak kabul edilebilir ancak rahat bir yürüyüş büyük olasılıkla kalp atış hızınızı aerobik antrenman bölgesine yükseltmeyecektir" diye ekledi.

Cleveland Clinic'e göre hedef kalp atış hızı 5 ana bölgeye ayrılıyor. Maksimum kalp atış hızınızı hesaplamak için yaşınızı 220'den çıkarın. Ve buradan, her bölge için hedef kalp atış hızınızı hesaplayabilirsiniz.

Bölge 1, maksimum kalp atış hızınızın yalnızca yüzde 50 ila yüzde 60'ını kullanan kolay, ısınma veya toparlanma egzersizi olarak kabul ediliyor. Bölge 2, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 60 ila yüzde 70'ini kullanan, dayanıklılığı artırmaya ve yağ yakmaya yardımcı olan hafif bir egzersizdir. Bölge 3, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 70 ila yüzde 80'i arasında olan, aerobik kondisyonu ve gücü artıran orta düzeyde bir egzersizdir. Bölge 4, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 80 ila yüzde 90'ını kullanarak hızı ve gücü artırır. Bölge 5, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 90 ila yüzde 100'ü arasında olan ve yarışmalar veya kişisel rekor kırmaya en uygun zirve egzersizidir.

Gearin, "Stres atmak veya sosyal etkileşim için yürüyorsanız, düşük yoğunluklu, orta ila uzun süreli yürüyüş iyi bir seçenek olabilir" dedi.

Ancak kalp sağlığı açısından en yüksek faydayı elde etmek için, maksimum kalp atış hızınızın yaklaşık yüzde 80'ine ulaştığınız, 1 ila 4 dakika süren yüksek yoğunluklu egzersiz aralıklarını antrenmanınıza eklemeyi düşünebilirsiniz.

Alabama Üniversitesi'nde egzersiz bilimi yardımcı doçenti Dr. Elroy Aguiar da benzer şekilde yürüyüşlerde tempoyu artırmanın önemini vurguladı.

Dr. Aguiar, geçen yıl The Independent'ın fitness yazarı Harry Bullmore'a, "[British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan] çalışmalarımız, dakikada yaklaşık 100 adım hızında yürümenin 'orta yoğunluk' diye adlandırılan seviyeye eşdeğer olduğunu gösteriyor" diye konuşmuştu.

Bu alandaki tüm araştırmalar, [yürümenin] faydalarının çoğunun orta veya daha yüksek yoğunlukta biriktiğini gösteriyor.

"Kısa süreli egzersizin bile anında etki gösterdiğini" ekleyen Dr. Aguiar, "Kan basıncı ve kan şekeri hemen düşüyor" diye açıklamıştı.

Dr. Aguiar, "Bu çalışmalar, çok uzun süre olmasa bile yürüyüşün, tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde büyük azalmalara yol açtığını gösteriyor" demişti.

Independent Türkçe