Sudan Egemenlik Konseyi Muhammed el-Faki Süleyman, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da asker ile yeni bir ortaklık istemiyoruz

Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Muhammed el-Faki Süleyman, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da asker ile yeni bir ortaklık istemiyoruz

Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman
Eski Sudan Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el- Faki. Süleyman

Sudan Egemenlik Konseyi’nin eski üyesi Muhammed el-Faki Süleyman, ordunun kışlaya geri dönerek iktidarı sivillere devretmesinin önemine dikkat çekti. Partizan olmayan, seçimine devrimin birleşik güçlerinin de katılacağı bağımsız bir ulusal yeterlilik hükümetinin kurulması için bir anlaşmaya varılacağına dair iyimserliğini dile getirdi.
Ordunun 25 Ekim'de iktidarı ele geçirmesinin ardından tutuklanıp görevinden alınan, ardından da serbest bırakılan Faki, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) darbeyi sona erdirme ve hukuku yeniden tesis etme yönünde halkın taleplerini benimsediğini vurguladı. Aynı zamanda Suudi Arabistan-ABD arabuluculuğuna, iki ülkenin bölgesel ve uluslararası düzeydeki etkili ağırlığı, Sudan üzerindeki etkileri ve daimi ortak çıkarlarla olan bağları dikkate alınarak yanıt verildiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Süleyman, Suudi Arabistan Krallığı’nın sakin ve akılcı siyaseti sayesinde bölgede gittikçe artan rolünün önemini vurguladı. Suudi Arabistan ile Sudan arasındaki bağın, Kızıldeniz güvenliği de dahil olmak üzere Krallığı Sudan'ın istikrarı konusunda istekli kılan birçok çıkarı temsil ettiğini belirten Süleyman, Sudan’da istikrar kaydedildiği takdirde terör dosyası ve mülteci sorunlarının artık gündemde olmayacağını, bu durumun ülkeye Suudi yatırımlarını çekeceğini söyledi.

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin önde gelen üyelerinden olan Faki, koalisyonun kendisine orduyla birlikte masaya oturmayı kabul etmesi yönünde baskı yaptığı iddialarını ise reddetti. Faki Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD-Suudi arabuluculuğu ile siyasi sürecin desteklenmesi ve bu sürecin karşı karşıya kaldığı karşıt duruştan kurtarılması isteniyor. Söz konusu ülke, sorunun iki kutbunu temsil eden iki taraf bulunduğunu, anlaşmazlığın esas olarak Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ve askerler arasında olduğunu idrak etti. Görüşme sorun Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile aynı tanımladı. Bu durum, yakın gelecekte yeni bir gerçekliğe yol açabilecek siyasi sürece yönelik adımların hızlanmasına yol açtı.”
Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’den ayrılmasının tüm seçeneklere kapı açtığını belirten Faki Süleyman, yeni bir siyasi ortam oluşturmanın da bu kapsamda olabileceğini vurguladı.

Suudi Arabistan'ın bölgesel rolü

Faki Süleyman, Arap dünyasındaki etki merkezinin Riyad’a taşındığını söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Riyad, yalnızca Sudan'da değil, bölgedeki çoğu ülkede en önemli Arap başkentlerinden biri haline geldi. Bu, Krallığın sahip olduğu istikrar ve kapsamlı nüfuz ile Suudi Arabistan’ın sakin ve akılcı politikası neticesinde gerçekleşti.”

Krallığın son zamanlarda oldukça önemli hale gelen Kızıldeniz güvenlik dosyasına hassasiyetle yaklaştığına dikkat çeken Faki, Suudi Arabistan’ın petrol ve turizm sektöründe sarf ettiği büyük çabaların bu ülkeyi oldukça önemli kıldığını vurguladı. Açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Suudilerin kıyıdaş ülkelerle iş birliği vizyonu mevcut. Bu, istikrar sağlandığı takdirde iki ülke için elde edilebilecek diğer yatırım faydalarına ek olarak Riyad'ın üzerinde çalıştığı siyasi ittifaklardan biri de oluşacak. Tarım, ulaşım ve hafif sanayide yatırımları karşılayabilecek olan Sudan, Suudi yatırımları için en uygun ülkelerden biri. Suudi Arabistan'ın Sudan'da büyük yatırımlar yapma vizyonu mevcut. Ancak bunlar istikrarın sağlanması, Sudan’da savaş, törer ve mülteci meselelerinin sona erdirilmesi ile bağlantılı. Sudan’ın istikrarı başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere tüm bölge ülkelerini ilgilendiriyor. Zira buradaki güvenlik eksikliği bölge ülkelerini de tehdit edebilir.”

Ordu ile diyalog
Şu an Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile Egemenlik Konseyi'ndeki askeri grup arasında gerçekleşen diyaloga da değinen Süleyman, ülkeyi tehlikeli bir yola sokan 25 Ekim darbesinin sona erdirilmesine odaklanıldığını doğruladı. “Karşı çıkış, darbenin devamını imkansız kılıyor. Bu nedenle aktörlerin bu sahneyi sona erdirmek için çalışması gerekiyor. Bu yönde görüş alışverişinde bulunmanın önemi hakkında açıkça konuştuk. Ordunun bu sahneden çıkmasını bekliyoruz” dedi.

Ordunun sahnenin yeniden kurulması konusunda hesapları olduğunu düşünen Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özgürlük ve Değişim belgesini kabul etsinler ya da etmesinler, yeni bir siyasi gerçeklik doğacak. Kabul ederlerse siyasi sahneden kışlaya dönmeleri yönünde siyasi bir düzenleme yapılacak. Reddettikleri takdirde ise kendilerini reddeden halk ve sivil yönetimin geri dönüşünü destekleyen uluslararası toplum karşısında darbenin son adımlarını atmak için siyasi düzenlemelere ihtiyaçları olacak.”

Ordu ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri arasında doğrudan müzakereye gidilmesi için öncelikle darbenin sona erdirilmesi gerektiğinin altını çizen Süleyman konuya dair şunları söyledi:
“Doğrudan müzakereler hem halk hem de Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri tarafından reddediliyor. Bu nedenle mevcut toplantılar yazılı belgeler ve uluslararası tanıklıklar yoluyla yürütülüyor. Ancak bu konudaki toplumsal çekinceler devam ediyor.”
Çeşitli devrimci güçleri Özgürlük ve Değişim Koalisyonu’nun attığı tüm adımlara dahil etmeye ve her türlü gelişmeden sokağı bilgilendirmeye söz veren Süleyman ürete uluslararası arenanın tanıklığının önemine dikkat çekti:
“Darbenin ve düzenlemelerin kaldırılması süreci ve ordunun siyaset sahnesinden çıkışı konusunda uluslararası arenanın tanıklığında bir mutabakat sağlanırsa, doğrudan görüşmeyi reddeden olmayacaktır. Uluslararası tanıklık olmalı. Zira halk politikacılardan şüpheleniyor. Bu şüpheler geçmişteki deneyimlerden kaynaklanıyor. Doğrudan toplantı hakkında konuşmak için henüz erken. Bu yönde ilerlenmedikçe böyle bir toplantı gerçekleşmeyecektir.”
Askeri Geçiş Konseyi sözcüsü Korgeneral Şemseddin Kebbaşi, ordu ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri temsilcisi Taha Osman arasındaki görüşmelere de değinen Süleyman, tamamlanması gereken metinler hakkında fikir alışverişinde bulunduklarını, zira bazı metinlerin amacının netleştirilmesi gerektiğini belirtti. “Onlara vizyonumuzu yazılı bir şekilde sunduğumuzda kendilerinden de yazılı bir yanıt istedik. Vakit kısa, bu nedenle düzenlemelere gidilmesi için verecekleri cevabı hızlandırmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Süleyman açıklamasının devamında ordu ile ortaklık niyetinde olmadıklarını söyledi:
“Ortaklık, iktidar kurumlarında sivillerin ve askeri personelin bulunmasıdır. Ancak Egemenlik Konseyi ve sivil bakanlık oluşturduysak, ortaklık yok demektir. Ordunun devlet yönetimine müdahale etmesine izin veren bir formüle izin vermeyeceğiz. Ancak zamanda Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri de bundan sonraki sahneyi tek başına kurmayacak.”
Süleyman, tarafların endişelerinin anayasal bildiri ve Sudan halkı tarafından seçilen ulusal yetkilere sahip bir hükümet ile sona ereceğini vurgulayan Süleyman “Sokakta partizanların iktidara katılımını reddeden genel bir eğilim var. Darbeyi tüm gücüyle boşa çıkaran sokak, iktidar hayallerine rağmen partizanları da engelleyebilir” ifadelerini kullandı.
Tüm soruları yanıtlayarak endişeleri ortadan kaldıran bir anayasa bildirgesi hazırlama sözü veren Süleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu vizyonu devrimdeki ortaklarımıza sunacağız. İlk aşamada, darbeyi siyasi eylem yoluyla sona erdirme olasılığına dair şüphelere rağmen siyasi süreçte kendi başımıza gittik. Bu nedenle bazıları sürekli yüzleşme çizgisinde kalmayı tercih etti. Yüzleşme, korunması gereken önemli bir süreçtir.”
İttifakına direniş komitelerinin, profesyonel toplulukların, sendika kuruluşlarının ve sivil toplumun eşlik edeceği sözü veren Süleyman, “İlk amacımız darbeyi sona erdirerek orduyu kışlasına geri döndürmek. Ardından devrim kampında bir bölünmeye neden olabilecek tartışmayı durdurmak için tüm bakış açılarını yanımıza alacağız” dedi.

Askeri düzenlemeler
Ordunun askeri kışlaya dönüşü için verilmesi gereken güvencelerin geçiş dönemi adaleti düzenlemelerinde kaydedilen suiistimallerin ele alınması gereken bir konu olduğunu belirten Faki Süleyman, bunun tüm Sudanlıları ilgilendirdiğini, zira başta şehit aileleri olmak üzere yerel toplumun bu durumdan etkilendiğini vurguladı.
İttifakının sokağın talebine yanıt olarak partizan olmayan ulusal yetkilere sahip, hatta barış antlaşması imzalayıcılarını kapsayan bir hükümet kurmaya çalıştığını kaydeden Süleyman, durumun iyileşeceğine dair iyimserliğini dile getirdi:
 “Devam eden diyalog konusunda karamsar değilim. Ülke istikrarını koruyan bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde önemli olan Sudanlıların arzularıdır. Bir parti hükümeti istiyorlarsa, içinde temsilcileri olacak. Aksini istiyorlarsa seçimlerini yapacaklar.”
Üçlü mekanizma rolünün bir sonraki aşamada geleceğine söz veren Süleyman, 25 Ekim darbesi ve devrimi konusunda tutumu olan başka taraflar da bulunduğunu, görüşülecek platformlara söz konusu tüm kesimlerin dahil edileceğini söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bir sonraki hükümet partizan olmayacak. Zira destek tabanını genişletmek, Demokratik Birlik Partisi, Halk Kongresi Partisi ve doğuda ve Darfur’da anlaşmaları imzalayanları dahi içerecek geniş bir taban ile bir fikir birliği sağlamak amaçlanacak.”
Gençlerin müzakereyi ve ortaklığı kabul etmediğine işret eden Süleyman, ancak sonucu temkinli bir şekilde beklediklerini, ordunun kışlaya geri dönmesi ve sivil bir hükümet kurulması talepleri yerine getirilirse bunu kabul edip destekleyeceklerini belirtti. Ancak 21 Kasım'da Burhan ile Hamduk arasındaki anlaşmaya benzer zayıf bir anlaşma kaydedildiği takdirde sokağın bunu kabul etmeyeceğini vurguladı. “Özgürlük ve Değişim İttifakı ciddi bir baskı altında. Sokağı yakından izleyerek bu çerçevede hareket ediyor. Tüm bu komplikasyonların farkında” ifadelerini kullandı.
Süleyman, halkın temkinle yaklaştığı sivil askeri diyalog başarısızlığa uğratıldığı takdirde ne olacağı konusunda ise şu değerlendirmede bulundu:
“Hiçbir şey olmayacak. Sokağın özel talepleriyle diyalog içerisindeyiz. Bu, reddedilen talepleri yerine getirmeye kararlı olduğumuzu gösterir. Kendi menfaatimiz için halkın talepleri olmadan bir anlaşmaya varsak belki de kimse bizimle dalga geçmeyecek. Bu durumda alay konusu olacağız ancak devrim devam edecek.”



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.