Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi çatısı altındaki güçler arasında yaşanan anlaşmazlıklar, yeni bir hükümet kurulmasını karmaşık hale getirdi

Zafer Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi ve Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim
Zafer Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi ve Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim
TT

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi çatısı altındaki güçler arasında yaşanan anlaşmazlıklar, yeni bir hükümet kurulmasını karmaşık hale getirdi

Zafer Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi ve Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim
Zafer Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi ve Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim

Irak’ta siyasi güçler arasında yeni bir hükümetin kurulmasına hazırlıklarının başladığı bir dönemde Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim ve Zafer (Nasr) Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi’nin başlattıkları bir girişim, onların da yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi çatısı altında bir araya gelen güçler arasında görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına neden oldu.
Anlaşmazlıklar, Sadr Bloku milletvekillerinin istifasının ardından onlardan boşalan sandalyelerin doldurulması için geçtiğimiz Perşembe günü Meclis’te yapılan oturumda Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Meclis’te 50’den fazla yeni sandalye kazanmalarından iki gün sonra patlak verdi.
Ulusal Hikmet Akımı ve Zafer Koalisyonu, Meclis’te 18’den fazla sandalye daha elde etmelerine rağmen Koordinasyon Çerçevesi’ndeki diğer güçlere hitap etmediği bilerek Sadr hareketini de kapsayacak bir girişim başlattılar.
Kulislerde eski Başbakan ve Zafer Koalisyonu lideri Haydar el-İbadi'nin adı, kurulacak hükümette başbakan olması beklenen adaylardan biri olarak dolaşırken Zafer Koalisyonu ile Ulusal Devlet Güçleri İttifakı’nı oluşturan Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Akımı bir sonraki hükümette yer almayacağını duyurdu.
Ulusal Devlet Güçleri İttifakı, Koordinasyon Çerçevesi çatısı altında bir araya gelen diğer güçlerin (Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Kays el-Hazeli liderliğindeki Asayib Ehlil Hak ve Falih el-Feyyad liderliğindeki Ata Hareketi) istekli davrandıkları yeni hükümeti kurma hazırlıklarından çekilmekle yetinmeyerek Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr'ın tepkilerine aldırmadan bir oldubittiye getirmek için başta Kürtler ve Sünniler olmak üzere diğer siyasi güçlerle anlaşarak yeni hükümetin kurulmasını istedi.
Girişim çerçevesinde resmi müzakereler henüz başlamamış olsa da siyasi bloklara yakın bir kaynak, bunun, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) arasında uzlaşıya yönelik çabalarla birlikte tüm taraflar arasında nabız yoklama girişimi olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynak, Koordinasyon Çerçevesi’nin KDP’yi çatısı altında İsrail istihbarat servisi Mossad üyelerinin olduğu gibi çeşitli suçlamalarda bulunmasının ardından başta Kürtler ve özellikle KDP ile Şii güçler arasında olmak üzere tüm taraflar arasında bir güven bunalımı olduğunu söyledi. Meselenin yalnızca Koordinasyon Çerçevesi güçleri tarafından bir takım suçlamalarda bulunulmasıyla sınırlı olmadığını belirten kaynak, İran’ın da devreye girdiğini ve bu bahaneyle Erbil’i füzelerle hedef aldığını kaydetti.
Kaynak, özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr’ın siyaset sahnesinden çekildiğini duyurmasından sonra kendilerini ana Şii gücü olarak hissetmeye başlamaları ve Sadr’ın çekilmesi KDP’nin konumunu büyük ölçüde zayıflatarak yeni bir denklem karşısında Sünni Egemenlik (Siyade) İttifakı ile baş başa bırakması nedeniyle taraflar arasında bir müzakere sürecinin başlamasının oldukça güç olacağını düşünüyor.
Kaynağa göre Egemenlik İttifakı’nın, Ahmed el-Cuburi (Ebu Mazen) liderliğindeki Ulusal Eksen Bloğu’nun ittifaktan ayrılarak Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile ittifak yapan Sünni el-Azm İttifakı’na katılmasına tanık olduğu bir dönemde kendisini siyasi denklemde zorlu bir figür olarak gören KDP, yaklaşan müzakerelere devam etmek için bir takım yazılı garantiler arayışında.
Yine aynı kaynağa göre Koordinasyon Çerçevesi güçleri, hükümetin kurulmasında yaşadığı sorunu çözmek için cumhurbaşkanlığına tek bir aday isim çıkarma görevini hiç bir müdahalede bulunmadan tamamen Kürt tarafına bıraktı.
Cumhurbaşkanı adayını seçme görevini Kürtlere bırakma tercihini, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Sadr ile bir araya geldiği Vatanı Kurtarma İttifakı aracılığıyla Şii evini yıkmaya çalıştığı yönündeki suçlamalarda bulunduğu Kürt lider Mesud Barzani ile bir tür flörtleşme olarak gören kaynak, buna karşın böyle bir adımın iki aday üzerinden iki Kürt partisini (KDP ve Kürdistan Yurtseverler Birliği/ KYP) Meclis’te karşı karşıya gelmelerine neden olabileceğini düşünüyor.  2018 seçimlerinde KYP’nin son dakikaya kadar Koordinasyon Çerçevesi ile ittifak halinde kalmasına rağmen Koordinasyon Çerçevesi güçleri, KDP ve KYP’ye adaylarına oy vereceklerine dair herhangi bir garanti vermediler.
Öte yandan eski Başbakan Haydar el-İbadi liderliğindeki Zafer Koalisyonu, mevcut şartlarda önümüzdeki dört yıl için bir hükümet kurulmasının ülkede siyasi istikrarı sağlamayacağı ve kırılgan bir iktidar denklemi üretebileceğini vurguladı.
Ulusal Devlet Güçleri İttifakı tarafından başlatılan girişimle ilgili ilk yorumu yapan ve girişimi Koordinasyon Çerçevesi güçleri arasındaki görüş ayrılığının bir yansıması olarak değerlendiren Zafer Koalisyonu’ndan yapılan açıklamada, “Ulusal Devlet Güçleri İttifakı’nın başlattığı girişimi, seçim savaşları, Meclis’teki istifalar ve siyasi ablukalar nedeniyle zedelenen siyasi sürecin meşruiyetini yeniden tesis etmeyi amaçlasa da mevcut şartlarda dört yıl boyunca görev yapacak bir hükümetin kurulması, siyasi sistemin istikrar ve ilerlemesinde bir katkı sağlamayacağı gibi kırılgan bir iktidar denklemi üretebilir” denildi.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Ayakta kalabilen, başarıya ulaşabilen ve halka hizmet edebilen bir yönetim formüle edilmeli. Bu, tartışmasız bir seçim sürecinin yanı sıra yasama ve yürütme organlarının düzenli bir oluşumuna da ihtiyaç duymaktadır. Ancak 2021 yılındaki seçimler çerçevesinde bunlar gerçekleşmedi. Ulusal Devlet Güçleri İttifakı, şüphecilik, dışlama, rekabet ve siyasi kotalar temelinde bir iktidar denklemin kurulmasını, siyasi sistemin krizini derinleştireceğine inanıyor. Bu da bir sonraki aşama için meşru ve sağlam bir yönetim formüle edilmesi adına siyasi iradenin yeniden gözden geçirilmesini ve ardından hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor.”
Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Akımı ise gerçek zorluğun, ne olursa olsun, bir yönetim denklem, oluşturmak değil, onu sürdürebilecek bir formül üretmek olduğunu vurguladı.
Ulusal Hikmet Akımı, dün yazılı olarak yaptığı açıklamada, krizi sona erdirmenin ve zafer zihniyetiyle çalışmanın bir hata olduğu belirterek krizin halen devam ettiği ve dışlayıcı bir yönetim denklemi oluşmasının kayıp ve adaletsizlik hissini derinleştireceğinden, geleceği mevcut farklılıkların üzerine tesis etmenin hata olacağı konusunda uyardı.
Ulusal Devlet Güçleri İttifakı da ‘herhangi bir çözüm sunmadığını’ söylediği uluslararası topluma güvenmekle yetinmenin bir hata olduğunun altını çizdi. İttifak tarafından yapılan açıklamada, “Dünya kendisiyle meşgul. Onun kanaatlerini görmezden gelmek de doğru değil, ama başarılı olmak ve bu başarıyı sürdürmek için yerel planlara, projelere ve vizyonlara ihtiyacımız var, bocalamaya değil. Bir ‘kazanan ya da kaybeden yoktur’ denklemi kurulmalı” denildi.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.