Bölünmeler Sudan Ulusal Kongre Partisi’ni tehdit ediyor

Hartum’daki gösteriler sırasında bir protestocu Sudan bayrağını sallıyor (Reuters)
Hartum’daki gösteriler sırasında bir protestocu Sudan bayrağını sallıyor (Reuters)
TT

Bölünmeler Sudan Ulusal Kongre Partisi’ni tehdit ediyor

Hartum’daki gösteriler sırasında bir protestocu Sudan bayrağını sallıyor (Reuters)
Hartum’daki gösteriler sırasında bir protestocu Sudan bayrağını sallıyor (Reuters)

Hasan et-Turabi’nin kurucusu olduğu Halk Kongresi Partisi’nin (HKP) Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) saflarında bölünmeler yaşanıyor. Parti üyelerinin bir kısmı, bazı üyeleri, feshedilmiş Ulusal Kongre Partisi’nin (UKP) önde gelen liderlerinin emriyle sivil yönetime karşı darbe yapmakla suçlanan bazı askeri komutanları desteklemekle suçladılar. Yaşanan çetin anlaşmazlıklar, HKP’de olası bir bölünmeye işaret ediyor. Seçimle iktidara gelen hükümete karşı 30 Haziran 1989 tarihinde düzenlenen ve ‘Ulusal Kurtuluş Devrimi’ olarak adlandırılan askeri darbeye katılmakla suçlanan ve Hartum’un kuzeyindeki Kober Merkez Hapishanesi'nde tutulan yöneticilerinden çıkacak kararlara göre partinin iki gruba ayrılması bekleniyor.
Parti üyelerinden bir grubun, Şura Konferansı’nın toplanması çağrısında bulunmasının ardından partide derin çatlaklar ortaya çıktı. Genel Sekreterlik partinin en yüksek örgütsel organı olan Şura Konferansı’nın toplanması çağrısına karşı çıktı. Buna karşın Şura Konferansı, Genel Sekreter'in üç yardımcısının görev sürelerinin uzatılmasını reddetti ve Siyasi Sekreter Kemal Ömer ile parti organlarındaki diğer yetkililerin atanma işlemleri iptal edildi.
HKP Şura Konseyi, Genel Sekreter Ali el-Hac Muhammed'in görev süresini, parti Olağan Kurultayı yapılana kadar uzatılması kararı aldı, ancak kurultayın yapılacağı tarihi belirmedi.
HKP Siyasi Sekreteri Kemal Ömer, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, yaşananları ‘darbe şurası’ olarak adlandırılabileceğini söyledi. Ömer, toplantı çağrısında bulunan gruptan hesap sorulabileceğini, görevden alınabileceklerini ve cezai yaptırımlara tabi tutulabileceklerini ifade etti.
Bahsi geçen grubun darbeci duygularla ve feshedilen UKP’ye göre hareket ettiğini ve Şura Konseyi’ni temsil etmediklerini söyleyen Ömer, partideki 360 üyeden yüzde 10'unun Şura Konferansı’na katıldığını, bunların bir kısmının Şura Konseyi üyesi olmadığını, bazılarının davranışlarının da iktidardan tecrit edilen tarafa daha yakın olduğunu kaydetti.
Gelişmeleri, parti içinde yaşanan bir bölünme olarak nitelemekten kaçınan Ömer, bu grubun HKP ilkelerinden saptığını ve yüzde 1’lik bir kesimi temsil ettiğini vurgulayarak “Parti içi örgütlenmede bir takım düzenlemelere gideceğiz ve bazı kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.
Bu girişimin ‘tarihin çöplüğüne’ gideceğini söyleyen Ömer, “Bu, daha önce büyük partileri içlerinde bölünmelere yol açarak vuran ve partileri gruplara ayırmaya çalışan totaliter hükümetin çarpık davranış ve uygulamalarının bir ürünüdür” dedi.
‘Gerçek’ HKP’nin devrimi, sokak hareketini ve değişimi desteklediğini belirten Siyasi Sekreter, “Bu sahte şura ise darbe ve iktidardan uzaklaştırılmış UKP ile birlikte hareket ediyor” şeklinde konuştu. Söz konusu grubun geri adım atmayacağını düşünen Ömer, bunun nedenini olarak ise arkasında başka hedeflere ulaşmak isteyen taraflar olması olduğunu iddia etti.
Ömer, Parti Genel Sekreteri Ali el-Hac’ın Şura Konferansı'nın sonuçlarına uyulmaması yönünde kararlar aldığını ve konuyla ilgili komitelerin oluşturulmasının planlandığını da sözlerine ekledi.
HKP Basın Sorumlusu İvad Filistini ise yapılanların yasalara aykırı olduğunu ve bunların Şura Konseyi’ni temsil etmediğini belirterek parti tüzük ve yönetmeliklerine göre yasal nisabın tamamlanmadığı geçersiz işlemler olarak niteledi.
Şura Konferansı’nı düzenleyen grubun, Genel Sekreter ile görüşmek ve konferansın sonuçlarını kendisine iletmek üzere bir komite, Genel Sekreterliğin ise parti liderinin yanıtını beklemek ve buna göre atılacak adımları belirlemek üzere bir komite oluşturduğunu söyleyen Filistini, konferansın milyarlarca liralık devasa maliyetinin nasıl karşılandığını sorguladı. Bu masrafların ödendiği paranın kaynağı bilinmeyen ve şüpheli olduğunu söyleyen Filistini,   parti faaliyetlerinin finansmanında Genel Sekreterlik tarafından yürütülen özel düzenlemelere göre bir takım prosedürlerin uygulandığının altını çizdi.
Filistini, genel Sekreterliğin görevlerini yerine getirdiğini ve parti tüzüğü dışında herhangi bir prosedürü tanımadığını vurguladı.
Öte yandan Parti Genel Sekreterliği’nden Cumartesi günü yapılan açıklamada, “Şura Konseyi Konferansı’nın toplanması parti tüzüğüne aykırıdır. Şura Konseyi Başkanı ve yardımcısının görev süresi sona erdiği için bu toplantı için çağrı yapma hakları yoktur” denildi.
Şura Konferansı’nı düzenleyen grup, ordunun 25 Ekim'de iktidarı ele geçirmek için attığı adımları desteklemek için HKP’yi feshedilen UKP ile birleştirmeye çalışmakla suçlanıyor.
HKP daha önce feshedilen UKP liderlerini Genel Sekreter Ali el-Hac'ı devirmek için komplo kurmakla ve onun hapsedilme atılmasının arkasında olmakla suçlamıştı.
Ulusal İslami Cephe’nin (UİC) kurucusu Hasan et-Turabi, iktidardan uzaklaştırılan eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in kendisini 1989 yılında Ulusal Kurtuluş Hükümeti'nin karar vericileri arasından çıkardığı, İslamcılar arasındaki ünlü takas anlaşmasının ardından 1999 yılında HKP’yi kurmuştu.



El-Alimi siyasi taleplere yanıt vererek Suudi Arabistan'dan kapsamlı bir güney konferansına ev sahipliği yapmasını istedi

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Saba)
Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Saba)
TT

El-Alimi siyasi taleplere yanıt vererek Suudi Arabistan'dan kapsamlı bir güney konferansına ev sahipliği yapmasını istedi

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Saba)
Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Saba)

Yemen Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'ndan resmi bir kaynak, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Dr. Reşad Muhammad el-Alimi'nin güney vilayetlerinin halkı ve bileşenleri tarafından yayınlanan çağrıyı büyük bir ilgiyle takip ettiğini ve bu çağrıda güney davasının özünü korumak, birliğini muhafaza etmek ve güneyin çeşitliliğini veya tüm halkının özlemlerini yansıtmayan tek taraflı veya dışlayıcı çağrıları reddetmek için ifade edilen samimi ve sorumlu endişeyi takip ettiğini belirtti.

El-Alimi, güney meselesinin modern Yemen devletinin inşası sürecinde adil ve hayati bir mesele olduğunu vurguladı ve güney vilayetlerinin halkının, tarihsel ve sosyal boyutlarını dikkate alan, meşru beklentilerini karşılayan, onurlarını ve haklarını koruyan ve barış içinde bir arada yaşama, güvenlik, istikrar ve kalkınmayı garanti eden adil muameleye hakkı konusunda hiçbir tartışma olmadığını ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı, güney sorununun çözümünün herhangi bir parti veya bileşen tarafından tekelleştirilemeyeceğini, tek taraflı önlemlere veya münhasır temsil iddialarına indirgenemeyeceğini vurguladı. Aksine, bu çözüm, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde üzerinde mutabık kalınan referanslara dayalı, sorumlu bir diyalog süreci ve kurumsal yaklaşımların ürünü olmalıdır; bunların başında Kapsamlı Ulusal Diyalog Konferansı'nın sonuçları, Körfez Girişimi ve uygulama mekanizması, Riyad Anlaşması, Körfez İşbirliği Konseyi'nin Riyad'da düzenlediği Yemen-Yemen istişareleri, iktidarın devredilmesi deklarasyonu ve uluslararası meşruiyet kararları gelmektedir.

Kaynak, devlet yönetiminin sivil barışı koruma, ortaklık ve uzlaşma ilkelerini tesis etme, dışlamayı reddetme, güney sorununu adil ve kapsamlı bir şekilde ele almak için kapsamlı bir ulusal çerçeve üzerinde anlaşma ve güney davasına hizmet etmeyen veya onun için yasal veya anayasal etkiler yaratmayan siyasi kazanımlar elde etmek için güç veya silah kullanımı yoluyla gerçeklerin dayatılmasını kesinlikle reddetme konusundaki kararlılığını vurguladı.

Devletin, geçiş döneminin öncelikleriyle tutarlı olarak, birliği koruyacak, güveni güçlendirecek ve her türlü çözümün barışçıl ve yasal yollarla, normal şartlarda halkın iradesini yansıtmasını sağlayacak şekilde, güney sorununu çözmek için tüm kurumsal girişimlere ve fikirlere açık olduğunu da teyit etti. Devletin adalete bağlı kalacağını, vatandaş haklarını koruyacağını ve güney sorununu hak ettiği ciddiyet ve adaletle ele alan, toplumun birliğini koruyan, Yemen'in güvenliğini güvence altına alan ve bölgenin istikrarını sağlayan barışçıl ve kurumsal bir yolu destekleyeceğini belirtti.

Kaynak ayrıca şunları belirtti: “Ulusal sorumluluk gereği ve güney valiliklerinin halkı ve bileşenlerinin yaptığı çağrıya yanıt olarak Cumhurbaşkanı, Yemen'i ve halkını destekleme ve uzlaşma yollarının tümünü destekleme konusundaki Krallığın kilit rolünün bir uzantısı olarak ve pratik ve sürdürülebilir sonuçlara götüren ciddi ve sorumlu bir diyaloğa uygun ortam sağlayacak şekilde, bu konferansa Riyad şehrinde ev sahipliği yapma ve cömertçe destek olma talebiyle, kardeşi, İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman önderliğindeki Krallıktaki kardeşlerimize başvurdu.”

Liderlik Konseyi başkanı, konferansın, Güney Geçiş Konseyi de dahil olmak üzere, istisnasız tüm güney bileşenlerini, güçlerini ve figürlerini, Güney'in çeşitliliğini ve çoğulculuğunu yansıtacak, dışlanmayı veya marjinalleşmeyi önleyecek ve geçmişteki adaletsizliklerin tekrarını engelleyecek şekilde içermesini umuyor.

Siyasi gruplar ve sosyal figürler, güney sorunu için kapsamlı bir vizyon geliştirmek üzere bir konferans düzenlenmesi çağrısında bulundular.

Güney valiliklerinin halkı ve bileşenleri bu akşam, Geçiş Konseyi Başkanı Aydarus el-Zubeydi'nin güney sorunuyla ilgili olarak aldığı tek taraflı önlemleri kesin bir dille reddettiklerini açıkladılar.

Siyasi bileşenler yaptıkları açıklamada, “Güney Geçiş Konseyi Başkanı el-Zubeydi’yi, güney davasının özünü etkileyen tek taraflı kararlar almakla ve güneydeki birçok bileşeni ve şahsiyeti dışlayarak kendisini güneyin temsilcisi ve sözcüsü olarak atamakla” kınadılar.

Aşağıda açıklamanın metni yer almaktadır:

"Biz, güney valiliklerinin halkı ve seçmenleri olarak, Güney Geçiş Konseyi Başkanı Sayın Aydarus el-Zubeydi'nin güney davasının özünü etkileyen tek taraflı kararlar almasını ve birçok güney seçmenini ve şahsiyetini dışlayarak kendisini güneyin temsilcisi ve sözcüsü olarak atamasını yakından takip ediyoruz."

Dış tarafların gündemini gerçekleştirmek için tek taraflı eylemlerde bulundu ve bu eylemler, haklı güney davasına, güney birliğinin bütünlüğüne ve güney ile halkı için elde edilen kazanımlara büyük zarar verdi.

Bu nedenle, Aidarus el-Zubeydi Kardeş'in eylemlerini kesinlikle reddediyoruz ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'ndan, güneydeki tüm paydaşların ve şahsiyetlerin diyalog masasında bir araya gelerek, güney halkının meşru özlemlerini karşılayan adil çözümler için kapsamlı bir vizyon bulacağı kapsamlı bir konferans düzenlemesini rica ediyoruz. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'ndan, Suudi Arabistan Krallığı'ndaki kardeşlerimize, bu konferansı Riyad'da düzenlemeleri ve desteklemeleri için çağrıda bulunmasını, meselenin tarihsel, siyasi ve sosyal boyutlarını dikkate alarak, güneydeki hiçbir paydaşı veya lideri dışlamadan veya ötekileştirmeden, haklı davamızın tekelleştirilmesini veya istismar edilmesini önleyecek, güney illerindeki tüm halk için barış içinde bir arada yaşamayı sağlayacak, özlemlerini karşılayacak ve güvenlik, istikrar ve kalkınmayı sağlayacak şekilde hareket etmesini rica ediyoruz.


Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.