Nükleer müzakereler bugün Doha'da başlıyor

Washington, Tahran'ın ek taleplerden vazgeçmesi gerektiğini vurgularken Paris yönetimi İran'ın petrol piyasasına dönmesini istiyor.

Borrell geçtiğimiz cumartesi günü Tahran’da AB’nin İran'la müzakerelerden sorumlu koordinatörü Enrique Mora ile görüştü. (AFP)
Borrell geçtiğimiz cumartesi günü Tahran’da AB’nin İran'la müzakerelerden sorumlu koordinatörü Enrique Mora ile görüştü. (AFP)
TT

Nükleer müzakereler bugün Doha'da başlıyor

Borrell geçtiğimiz cumartesi günü Tahran’da AB’nin İran'la müzakerelerden sorumlu koordinatörü Enrique Mora ile görüştü. (AFP)
Borrell geçtiğimiz cumartesi günü Tahran’da AB’nin İran'la müzakerelerden sorumlu koordinatörü Enrique Mora ile görüştü. (AFP)

ABD ve İran bugün Katar’ın başkenti Doha’da, Avrupa Birliği'nin (AB) arabuluculuğuyla 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik diplomatik çabaların yeniden başlatılmasını amaçlayan yeni girişim çerçevesinde bir kez daha müzakerelere başlıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, bu hafta Doha’da müzakerelerin yeniden başlayacağını duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “İran, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın kapsamı dışında kalan ek taleplerden vazgeçmeli” denildi. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, daha önce düzenlediği bir basın toplantısında ABD’nin tutumunun açık olduğunu vurgulayarak “İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemeye kararlıyız. Masada bir anlaşma var ve bunu kabul etmek isteyip istemediğine İran karar verecek” dedi.
Diğer yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani dün İran’ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, “Müzakereler yarın (bugün) Katar’ın başkentinde başlayacak” ifadelerini kullandı. Kenani, İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani’nin söz konusu müzakereler için Doha'ya gideceğini açıkladı. Müzakereleri koordine eden AB’nin, geçtiğimiz mart ayında Tahran ile ABD Başkanı Joe Biden yönetimi arasında 11 ay süren dolaylı müzakerelerin ardından anlaşmayı tamamlamak üzere nükleer anlaşmaya taraf olan ülkelerin dışişleri bakanlarını Avusturya'nın başkenti Viyana'ya davet etmesiyle bir anlaşmaya varılması ihtimali de güçlenmişti.
Ancak müzakereler söz konusu tarihten bu yana Tahran'ın Washington'dan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) yabancı terör örgütleri listesinden (FTO) çıkarmasını istemesi ve bu konuda ısrar etmesi nedeniyle askıya alınmış durumda. Tahran, Viyana’daki müzakereler sırasında ayrıca nükleer anlaşmadan çekilme senaryosunun tekrarlanmaması için ABD'den yazılı garantiler verilmesini istedi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Tahran'da yaptığı açıklamada ABD ve İran'ın Viyana'daki kapsamlı müzakerelerden ayrı müzakereler gerçekleştirme konusunda anlaştıklarını bildirdi. Borrell, ekibiyle birlikte mevcut çıkmazı aşmak için bu müzakerelerin yapılmasını kolaylaştıracağını belirtti.
Reuters, Borrell'in Tahran ziyareti öncesinde biri İranlı diğeri Avrupalı iki yetkilinin, İran'ın DMO'nun adının FTO’dan çıkarılması talebinden vazgeçtiği, ancak biri yaptırımlarla ilgili olmak üzere halen çözülmeyi bekleyen iki konu olduğu yönündeki açıklamalarını aktardı.

Top ABD’nin sahasında
Dün sabah saatlerinden bu yana sürece ilişkin yoğun bir bilgi akışı söz konusu. Borrell’in Tahran ziyaretini yakından takip eden bir kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley'in pazartesi günü Doha'ya gitmesinin ve Katar Dışişleri Bakanı ile görüşmesinin beklendiğini ifade etti. Yine Reuters'a konuşan İranlı bir yetkili ise başmüzakereci Bakıri Kani'nin görüşmeler için 28-29 Haziran tarihlerinde Doha'da olacağını söyledi.
Eski İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, görev süresinin son açıklamasında, “Müzakerelerin tarihi ve yapılacak yer, devam eden istişareler çerçevesinde birkaç saat içinde sonuçlanacak” dedi. Ülkesinin ABD tarafından uygulanan yaptırımların kaldırılmasına odaklanacağına dikkat çeken Hatibzade, müzakerelerin bu hafta içinde başlayacağını da sözlerine ekledi. “Viyana'da tartışılan nükleer meseleleri müzakere etmeyeceğiz, ambargo ve yaptırımların kaldırılması meselesindeki tıkanıklıklara odaklanacağız” ifadesini kullandı.
Topun şu an ABD’nin sahasında olduğunu söyleyen Hatibzade, “Washington gerekli iradeye sahipse bir sonuca varılabilir” değerlendirmesinde bulundu.  Önceki müzakere turlarında yaptığı açıklamaları tekrarlayan Hatibzade “Tüm meseleler üzerinde anlaşmaya varılana kadar hiçbir konuda anlaşma olmayacak” ifadelerini kullandı. Reuters’ın aktardığına göre Hatibzade, “Bir anlaşmaya varılıp varılamayacağını önümüzdeki haftalarda göreceğiz... Washington taahhütlerini yerine getirirse İran'ın nükleer adımlarını tersine çevirebilir” dedi. İran basını ise Hatibzade'nin Viyana’da varılan anlaşmalara ne bir şeyin ekleneceğini ne de bir şeyin çıkarılacağını söylediğini aktardı.
Hatibzade, Borrell’in Tahran’a ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararında belirtilen yükümlülüklerini yerine getireceğine ve İran’ın nükleer anlaşmadan ekonomik olarak fayda sağlayacağına dair taahhütlerde bulunduğunu belirtirken daha fazla ayrıntı vermekten kaçındı.
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, geçtiğimiz cumartesi günü yaptığı bir açıklamada,  “Önümüzdeki günlerde müzakerelere yeniden başlamaya hazırız. İran için önemli olan, 2015 tarihli anlaşmanın ekonomik faydalarından tam olarak yararlanmaktır” ifadelerini kullandı.
Hatibzade, müzakerelerin nerede yapılacağına dair herhangi bir bildiride bulunmazken İran müzakere heyetinin Basın Danışmanı Prof. Dr. Muhammed Marandi dün İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’ya yaptığı açıklamada, Katar'ın dolaylı müzakerelere ev sahipliği yapacağını söyledi. ISNA’ya göre Marandi, “İran, dost bir ülke olduğu için Katar'ı seçti” dedi.
Bu arada İran'ın Doha Büyükelçisi Hamid Rıza Dehgani, Katar Bölgesel İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed bin Abdulaziz bin Salih el-Huleyfi ile istişarelerde bulunduğunu yazdı.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin Sözcüsü kabul edilen Nour News, geçtiğimiz mart ayından bu yana bocalayan süreci devam ettirmedeki rolü çerçevesinde müzakerelere ev sahipliği yapması için Katar'ın tercih edildiğini bildirdi.
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani pazar akşamı, katı muhafazakar çizgideki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin müttefikleri olan İran Şura Meclisi’ndeki Muhafazakâr blok üyeleriyle bir araya geldi. ISNA haber ajansı, muhafazakâr blok üyelerinin Bakıri Kani'yi bazı arabuluculuklar konusunda uyardığını bildirdi.
İran Dini Lideri Ali Hamaney tarafından atanan Keyhan gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni, Doha’da müzakereler için ön çalışmanın yeterince yapılıp yapılmadığını sorguladı. Gazetede özellikle Borrell'in Tahran ziyaretine atıfta bulunularak “Katar'da müzakere, ABD’nin bunu yapmasına izin vermemeniz gereken bir tuzaktır" başlığı altında, “Asıl mesele müzakere değil. Batılılar İran'ın ABD ve Avrupa tarafından kurulan diplomatik tuzağa düşmesini bekliyorlar” ifadelerine yer verildi. Müzakerelerin devam etmesini ‘coşku ve sevinçle’ karşılamamaları gerektiğini belirten gazete, müzakerelerin devam etmesini ‘temel tutum ve şartlardan geri atılan bir adım’ olarak değerlendirdi.
Gazete, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu'nun İran'ı kınayan bir kararı kabul etmesinin, Siyonist istihbarat servislerinin harekete geçmesinin, Kudüs Gücü komutanlarından Albay Hasan Seyyid Hüdayi’ye suikast düzenlenmesinin, nükleer tesislere sabotaj saldırıları yapılmasının, petrokimya sektörünü hedef alan yaptırımlar uygulanmasının, Yunanistan açıklarında İran’a ait bir petrol tankerinin taşıdığı petrole el konulmasının ve DMO hakkında sağlanacak istihbarata ödül verileceğinin ilan edilmesinin ABD ve Avrupalı ​​müttefiklerinin İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı attığı adımların sadece küçük bir kısmı olduğunu vurguladı.
Ukrayna savaşının ardından Avrupa Kıtası’nda ve ABD'de yaşanan enerji krizine dikkati çeken gazete, “Avrupa ülkeleri Rusya'ya yaptırım uygulayarak intihar etti” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca İran'ın Çin, Rusya ve Venezuela ile stratejik ilişkiler kurduktan ve komşuluk diplomasisini ve ekonomiyi harekete geçirdikten sonra bölgede bir eksen haline geldiğini’ belirten gazete, İran’ın Pakistan, Irak ve Katar'ın yanı sıra kuzeydeki komşuları Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan ile bu iki bölgede ilişkilerinin geliştiğine işaret etti.
Rob Malley ve Bakıri Kani arasında yapılması planlanan dolaylı müzakerelerin başlamasıyla İran’ın nükleer dosyası bugün ayrıntılı bir tartışmanın odak noktası olacak.
Diğer yandan ABD Başkanı Joe Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Almanya'daki G7 Zirvesi’nin oturum aralarında bir araya geldiler. İran dosyası, liderlerin pzar akşamı bir araya geldikleri çalışma yemeğinin gündeminde yer aldı.
Fransız bir yetkili pazar günü yaptığı açıklamada, çalışma grupları arasındaki görüşmelerin yoğunlaştığını söyledi. Yetkili, nükleer silahların yayılmasını önlemek, bölgesel güvenliği sağlamak ve bunların petrol fiyatlarındaki artışla ne kadar ilişkili olduğunu bulmak için İran ile nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmanın gerekli olduğunu da sözlerine ekledi.
Reuters dün Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan bir yetkilinin açıklamasına göre Fransa'nın, petrol fiyatlarının yükselmesine neden olan Rusya'dan tedarik edilen petrol arzındaki sıkıntıyı hafifletmek için İran ve Venezuela'nın petrol piyasalarına dönmesini istediğini aktardı.
Fransa ayrıca petrol fiyatlarının yükselişini engellemek için ortaya koyulacak herhangi bir mekanizmanın mümkün olduğunca kapsamlı olmasını ve Rusya’nın tedarikiyle sınırlı olmamasını istiyor. Fransız yetkili, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy'nin dün sabah G7 liderlerine mevcut koşulların Rusya ile müzakereye elverişli olmadığını ve herhangi bir müzakereye başlamadan önce güçlü bir konumda olmak istediğini söylediğini de aktardı.



Libya merkezi yapıyı bırakıp federalizme mi geçiyor?

Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
TT

Libya merkezi yapıyı bırakıp federalizme mi geçiyor?

Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)
Libya Başbakanı Usama Hammad, özerkliğe doğru bir adım atılacağının sinyalinin verdi (Sosyal medya)

Kerime Naci

Libya'nın 1951 ile 1963 yılları arasında uyguladığı federal sistemin geri getirilmesi yönünde çağrılar artmaya başladı. Gözlemciler, bu dönemi Libya tarihinin ekonomik ve siyasi açıdan en iyi dönemi olarak nitelendiriyorlar. Bu sistem, Trablus, Sirenayka (Kirenayka) ve Fizan eyaletlerini birleştiren federal sistemi sona erdiren anayasa değişikliğinin ardından 1963 yılında kaldırılmıştı.

Bu değişiklikle devletin adı ‘Birleşik Libya Krallığı’ndan ‘Libya Krallığı’na dönüştü. Bu durum, Libya Parlamentosu tarafından atanan Libya Başbakanı'nın acil bir şekilde özerkliğe doğru bir adım attığını işaret ediyordu. Buna yanıt olarak Başkanlık Konseyi, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) tarafından, ülkede ‘en yüksek egemen otoriteyi oluşturan koordinasyon çerçevesi’ olarak hizmet etmek üzere ilan edilen ‘Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin kuruldu.

Tarihi model

Libya’nın güvenlik ve siyasi meseleleri uzmanı Saad ed-Dinali, federal sistemi, bir dizi tarihsel, coğrafi ve sosyal nedenden ötürü Libya için gerçekten uygun olan tek sistem olarak tanımlıyor.

Tarihi önemi ile ilgili olarak, Libya’nın 1951 yılında bir devlet olarak kurulduğunda Berka, Fizan ve Trablusgarp Bölgesi olmak üzere üç bölgeden oluşan bir federal sisteme sahip olduğunu belirten Dinali, bu dönemin ülkenin tarihindeki en iyi dönem olduğunu, bu dönemde siyasi istikrar ve ekonomik gelişme yaşandığını vurguladı.

Bu sistemin kaldırılmasının ardından Libya'nın bir kaos dönemine girdiğini, birçok şeyin değiştiğini ve bazı sorunların ortaya çıktığını ifade eden uzman, bunun da 1969 yılında Muammer Kaddafi'nin Kral İdris Senusi'ye karşı darbe yapmasına zemin hazırladığını belirtti. Dinali, Libya’nın o tarihten bu yana coğrafi ve tarihi gerçekliğine uygun bir denge kurmaya çalıştığını söyledi.

Libya’da 17 Şubat 2011 devriminden sonra, birçok sesin federal sistemi öngören, değiştirilmemiş 1951 anayasası altında ‘anayasal meşruiyete dönüş’ çağrısında bulunduğunu iddia eden Dinali, bu çağrıyı yapanların, federal sistemin Libya'nın birliğini, sürekliliğini ve istikrarını garanti altına alacak can simidi olduğuna inandığını aktardı.

Mevcut çatışmaların ve bölünmelerin, ülkenin kimsenin aşamayacağı coğrafi bir bölünmeye dayandığının açık bir kanıtı olduğuna inanan Libyalı güvenlik ve siyaset uzmanı, doğu, güney ve batıda devam eden çatışmalar, Libya'nın üç bölgeden oluştuğunu açıkça teyit ediyor. Çatışmanın asıl kaynağının bölgeler arasındaki çatışma olduğunun açık olduğunu belirten Dinali, bu krizin ideal çözümünün, üç bölgenin her birine kalkınma ve medeni haklarını garanti eden, kaynaklarını kullanma hakkı veren ve Libya devletinin himayesinde tüm bu hakları garanti eden bir anayasa kapsamında onlara yükümlülükler yükleyen federal sistemin geri getirilmesi olduğunu belirtti.

İki sistemli bir ülke

Libya Başbakanı Usame Hammad’ın Mareşal Halife Hafter'in genel liderliğiyle olan yakın ilişkilerinin ardındaki nedenleri, özellikle de ‘özerklik’ yönündeki adımları anlamak için, Birleşmiş Milletler (BM) kıdemli danışmanı ve Amazing Konferansı Yürütme Komitesi Başkanı İbrahim Grada, aralarında batı ve doğu Libya arasındaki uzun süredir devam eden siyasi ve coğrafi bölünme, ekonomik baskılar, bunların başında gelirlerin idari, kalkınma ve askeri yönetimin gereksinimlerini karşılayamaması ve gelirler üzerinde artan rekabetin olduğu birkaç noktanın dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Mareşal Halife Hafter'in siyasi çıkmazı aşmak için halk ve toplum hareketine yönelmesinin, bunu spekülasyondan Libyalı tarafları aşan bir siyasi çözüme dönüştürdüğünü söyleyen Grada’ya göre Hafter’in ülkenin batı bölgesinden sosyal gruplarla arka arkaya yaptığı toplantılar ve görüşmeler bunu yansıtırken Hafter'in söylemleri, değişim için önemli bir siyasi aktör olarak halk hareketlerine başvurma eğilimini gösteriyor.

dfgtyh
UBH, ‘Başkanlıklar Yüksek Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu (UBH resmi Facebook hesabı)

Hammad'ın Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, DYK Başkanı Muhammed Tekale ve UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’den oluşan Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin koordinasyon organı olarak kurulduğunun açıklanmasından hemen sonra ‘özerklik’ konusunda açıklamada bulunduğuna dikkati çeken Grada, konseyin duyurulduğu toplantıya davet edilen Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in ise toplantıya katılmadığını belirtti. Bu tepkiler, Başkanlıklar Yüksek Konseyi'nin kurulması, ülkenin doğu bölgesindeki yetkililer tarafından memnuniyetsizlikle karşılandığına işaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere  göre Grada, Berka bölgesinin tamamını ve Fizan'ın bir kısmını kapsayan ve Libya'nın batısında bağlantıları olan Libya'nın doğusundaki paralel hükümetin Başbakanı Usame Hammad tarafından ‘özerklik’ tehdidinde bulunulmasının, mevcut duruma bir yaklaşım olduğunu belirtti. Bu yaklaşıma göre Libya devleti içinde, Çin-Hong Kong durumunda olduğu gibi iki sistemli tek bir devletin ya da Rusya Federasyonu'nda olduğu gibi çeşitli federal sistemlerin kurulması yahut İtalya Cumhuriyeti içinde özel özerk statüye sahip Sicilya veya Danimarka Krallığı içinde genişletilmiş özerkliğe sahip Grönland gibi bir sistemin kurulması ya da Birleşik Krallık ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) olduğu gibi bir model olabilir.

Bölgesel hesaplar

Öte yandan federal bir sistemin benimsenmesi halinde dış politika ve savunma alanlarının ortak kalacağını, kamu maliyesi, iç güvenlik ve yerel yönetim birimleri arasındaki ilişkilerin niteliği konusunda anlaşmalar yapılacağını söyleyen Grada, bunun gerçekte kolay olmadığını, çünkü bölgeler arasındaki sınırlar sorununu gündeme getireceğini vurguladı. Bunun kaynakların dağıtımı sorununu gündeme getireceğini ve devlet başkanının kim olacağı ve yetkilerinin ne olacağı konusundaki ikilemi artıracağını belirten Grada, Libya krizinin yakın tarihini ve bunun birikmiş köklerini, ayrıca Libya'nın güney komşularında, özellikle Sudan ve Mali'de olup bitenleri göz ardı etmemek gerektiği konusunda uyarıda bulunarak, bunların Libya üzerinde kara bir gölge oluşturduğunu belirtti.

Libya’daki herhangi bir bölgenin özerkliği meselesinin, özellikle devletin zayıflığı ve toplumun kırılganlığı göz önüne alındığında, yerel bir mesele olmayacağını, aksine bölgesel ve uluslararası bir mesele olacağını düşünen Grada’ya göre kendi çıkarları için bunu teşvik eden taraflar olabilir. Ancak bazı ülkeler, özellikle Libya'nın komşuları, bunu jeopolitik ve güvenlik tehdidi olarak görmeleri de mümkün. Hammad'ın özerkliğe geçme olasılığı hakkındaki açıklamasına bölgesel veya uluslararası düzeyde herhangi bir tepki veya yorum gelmediğini belirten Grada, bunun ya bu konunun ciddiye alınmadığı ya da ilgili ülkelerin Hammad'ın özerkliğe geçme tehdidini incelediği anlamına geldiğini açıkladı.

En etkili ve beklenen tepkilerden birinin, ister yönetiminden ister Başkan Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos'tan olsun, ABD'nin tutumu olduğunu ve beklentilerin her türlü olasılığa açık olduğunu ifade eden Grada, Mısır ve Cezayir'in Libya'ya yakınlıkları ve bölgesel karışıklıklardan mustarip olmaları nedeniyle tutumlarının da önemli olduğunu hatırlatırken, Rusya'nın bu tehdide nasıl tepki vereceğini beklediğini söyledi. Grada, bunun yanında Suudi Arabistan, Türkiye, Tunus, BAE, Katar, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi Libya krizinde etkili veya ilgili olan ülkelerin yanı sıra, yukarıda sayılan tüm ülkeler, kendilerini etkileyen ve Libya coğrafyasının ötesine geçen jeopolitik, güvenlik ve çıkar hesaplarına ve yönelimlere sahip.

Karşı tepki

Diğer yandan siyasi analist Hazım er-Rayis, ülkenin doğusundaki paralel hükümetin özerklik tehdidinin, batı Libya'daki egemenlik pozisyonlarını koordine etmek için oluşturulan Başkanlıklar Yüksek Konseyi’nin Trablus’ta kurulmasına doğrudan bir tepki olarak ortaya çıktığına inanıyor. Rayis’e göre bu gelişme, şu anda Trablus'taki pozisyonun birliğini zayıflatmak ve iç parçalanmaya neden olmak isteyen Hafter’i endişelendirdi.

Temsilciler Meclisi’nin atadığı hükümet başkanı Usame Hammad'ın kendi inisiyatifiyle özerkliği gündeme getirmediğini, aksine yaptığı açıklamanın Hafter'in kampının politikasını yansıttığını, bu kampın Libyalı aşiretleri kendi şemsiyesi ve koruması altında bir halk hareketi başlatmak için harekete geçirdiğini vurgulayan Rayis, “Dolayısıyla Hammad hükümetinin Libya halkına açıkça ‘ya tüm ülkeyi yönetmemizi ve kalkınma projelerimizin tüm bölgelere ulaşmasını sağlayan bir girişimin etrafında birleşin ya da özerkliğe gideceğiz ve ülkenin geri kalanından idari olarak ayrılacağız’ mesajını verdi. Bu tutum, ABD’nin bütçe ve ardından yürütme birliği için baskı yapma girişimleri çerçevesinde şu anda doğu ve batı arasında tırmanan kutuplaşmayı yansıtıyor. Bu durum, her iki tarafın da yaklaşan müzakerelerde daha fazla manevra alanı sağlayacak yeni bir avantaj elde etmeye çalıştığı orduya da uzanıyor” ifadelerini kullandı.

Libya gibi geniş coğrafyaya sahip bir ülkede ademi merkeziyetçiliğin hayati bir gereklilik olduğunu, ancak bu yaklaşımın benimsenmesinin herhangi bir siyasi veya askeri parti tarafından tek taraflı olarak alınabilecek bir karar olamayacağını, özerklik veya federal sistemin de tek taraflı olarak önerilemeyeceğini belirten Rayis, “Bu seçenekler, anayasa taslağı üzerinde oy kullanma ve açık ve meşru anayasal mekanizmalar aracılığıyla devletin yapısına karar verme yetkisine sahip olan Libya halkının münhasır hakkı” diye ekledi.


Sisi: Filistin trajedisi, uluslararası sorumluluk gerektiriyor

Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
TT

Sisi: Filistin trajedisi, uluslararası sorumluluk gerektiriyor

Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)
Abdulfettah es-Sisi ve Mahmud Abbas, (Arşiv-EPA)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin halkının acılarının sadece Gazze'de yaşananlarla sınırlı olmadığını, dünyanın orada tanık olduğu vahşete rağmen Batı Şeria ve Kudüs'e de uzandığını söyledi.

Sisi, Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a (Ebu Mazen) gönderdiği mektupta, Batı Şeria ve Kudüs'teki Filistinlilerin her gün hareket kısıtlaması, topraklara el konulması ve yerleşimcilerin silahsız sivillere yönelik saldırıları gibi sistematik uygulamalara maruz kaldığını belirterek, bu ve diğer ihlallerin, zor koşullara rağmen Filistinlilerin yaşamlarını sürdürmelerini engellemediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Sisi, "Yetmiş yılı aşkın süredir devam eden bu insani trajedi, uluslararası topluma Filistin halkına her türlü imkânı kullanarak destek olma yönünde insani ve ahlaki bir görev yüklemektedir" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Sisi'nin uluslararası toplumu "Gazze'de savaşın yok ettiği yerleri yeniden inşa etme ve Filistin halkına insan onurunu geri kazandırma konusunda sorumluluğunu üstlenmeye, erken iyileştirme ve yeniden yapılanma çabalarına katkıda bulunmaya" çağırdığını belirterek, "Filistin Yönetimi'ni desteklemenin, Filistin halkına karşı yükümlülüklerini yerine getirebilmesi ve onlara hak ettikleri saygı ve takdirle kamu hizmetleri sunabilmesi için temel hedef olmaya devam ettiğini" vurguladı.

Mısır Cumhurbaşkanı, mesajının sonunda "Kahraman Filistin halkına saygı ve hayranlıkla övgüler yağdırdı ve Mısır'ın Filistin halkının davasını içtenlikle desteklediğini, desteklemeye devam edeceğini ve 4 Haziran 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma yönündeki meşru hayalleri gerçekleşene kadar her platformda ve her düzeyde Filistin halkının yanında olacağını" vurguladı.


Hamas, arabulucuların İsrail'e baskı yapma konusunda yetersiz kaldığını düşünüyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
TT

Hamas, arabulucuların İsrail'e baskı yapma konusunda yetersiz kaldığını düşünüyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda langırt oynayan Filistinli çocuklar, 29 Kasım 2025 (AFP)

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkese rağmen İsrail’in ihlallerini artırdığı bir dönemde, müzakere sürecine katılan Hamas ve diğer Filistinli gruplardan kaynaklar, arabulucuların İsrail’i anlaşma hükümlerine uymaya zorlayamadığı yönünde Hamas yönetiminde giderek güçlenen bir kanaat bulunduğunu aktardı.

Sürece dair birçok ayrıntıya ve aralıksız yürütülen temasların perde arkasına hâkim olan kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İsrail’in kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve arabulucular da dahil olmak üzere tüm taraflara, üzerinde baskı kurulamayacak bir konumda olduğunu göstermek istediğini belirtti. Kaynaklara göre İsrail, bu yaklaşım doğrultusunda zaman zaman tansiyonu yükseltiyor ve ateşkesi günlük olarak yoğun biçimde ihlal ederek gerçek bir caydırıcılık olmadığını ortaya koyuyor.

sdfrgt
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ailesine götürdüğü su dolu bir bidonu taşıyan arabayı iten Filistinli çocuk, 29 Kasım 2025 (AFP)

Kaynaklar, Filistinli grupların İsrail’in artan ihlalleri karşısında sabrının tükenmeye başladığı konusunda kendi aralarında hemfikir olduğunu ancak buna rağmen siyasi ve askeri tüm kademelerde, hatta muhtemelen tabanda dahi, bu ihlallere askeri yolla karşılık vermenin şu aşamada mümkün olmadığı yönünde ortak bir değerlendirme bulunduğunu aktarıyor. Buna göre tek çıkış yolu, arabulucular ve diğer aktörler üzerinden daha etkili adımlar atılmasını içeren gerçek ve kapsamlı bir diplomatik çözüm olarak görülüyor.

Kaynaklara yöneltilen, özellikle Hamas’ın Gazze’den İsrail’e yönelik saldırılar düzenlemekten çekindiği ya da buna güç yetiremediği iddialarına ilişkin soruya karşılık, hareket içinde genel kanaatin, Gazze Şeridi’nin yeniden savaşa sürüklenmesini önlemenin öncelik olduğu yönünde olduğu ifade ediliyor. Buna göre, İsrail’in zaman zaman gerçekleştirdiği saldırılar ile günlük ihlallerin belli ölçüde tolere edilmesinin, çatışmaların yeniden başlamasını engellemek açısından zorunlu olduğu belirtiliyor. Ancak bu durumun, teslimiyet anlamına gelmediği ve Gazze Şeridi’nin İsrail’in dilediği zaman saldırı gerçekleştirebileceği açık bir savaş alanına dönüşmesine izin verilmeyeceği vurgulanıyor.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in Gazze’deki eylemleriyle direniş gruplarını provoke ederek onları savaşı yeniden başlatacak bir karşılık vermeye zorlamayı hedeflediğini dile getiriyor. Bu senaryonun, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine siyasi olarak ayakta kalma imkânı sağlayacağı ve aşırı uçtaki hedeflerini ilerletmesine zemin oluşturacağı değerlendirmesi yapılıyor. Aynı kaynaklara göre, ABD’nin baskısının zaman zaman etkili, zaman zaman ise gevşek olması, Netanyahu hükümetine bu süreçte manevra alanı tanıyor; iki taraf arasında bu çerçevede bir eşgüdüm bulunduğu düşünülüyor.

gthy
Gazze şehrinde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binaların kalıntıları yakınındaki bir açık hava sinemasında film izleyen Filistinli çocuklar, 28 Kasım 2025 (EPA)

Kaynaklar, Filistinli grupların kendi içinde bazı kesimlerin arabulucuları, İsrail’e gerçek anlamda baskı kuramamakla veya onu etkileyememekle suçladığını da gizlemiyor. Zaman zaman aynı eleştirilerin ABD’ye de yöneltildiği belirtiliyor. Bununla birlikte kaynaklar, arabulucuların bazı dönemlerde ABD Başkanı Donald Trump yönetimi üzerindeki etkilerini kullanarak İsrail’i belli maddeleri uygulamaya zorlamayı başardığını hatırlatıyor.

Kaynaklar, ateşkes anlaşmasının birinci aşamasına ilişkin birçok maddenin İsrail tarafından yerine getirilmediğini belirtti. Bu maddeler arasında acil insani yardım malzemelerinin bölgeye sokulması ve insani koşulların iyileştirilmesi gibi başlıklar bulunuyor. Ancak sahadaki koşulların hâlâ büyük ölçüde değişmediği, yaşanan sınırlı iyileşmenin ise halkın karşı karşıya olduğu zorlukları hafifletmeye yetmediği ifade ediliyor.

İkinci aşamaya geçiş

Kaynaklara göre Hamas liderliği, arabuluculara ikinci aşamaya geçilmesine karşı olmadığını iletti. Ancak hareket, esas sorunun İsrail’in direniş silahlarının geleceği, Gazze Şeridi’nde kimin yönetimi üstleneceği ve yeniden imarın belirli siyasi koşullara bağlanması gibi kritik başlıklarda dayattığı şartlardan kaynaklandığını belirtiyor. Hamas’ın, Gazze Şeridi’nin geleceği ve direnişin silahları gibi acil ve önemli konularda ulusal bir mutabakat sağlanması için El Fetih, Filistin Yönetimi ve diğer tüm grupların katılacağı geniş kapsamlı bir ulusal toplantı yapılmasını istediği aktarılıyor. Bu toplantının Kahire’de düzenlenmesinin yeniden gündeme geldiği, ancak El Fetih’in haftalar önce ilk toplantıya katılmayı reddetmesi nedeniyle bu kez katılıp katılmayacağının henüz netleşmediği ifade ediliyor.

İsrail ise Gazze’de tutulan iki cesedin teslim edilmesi gerçekleşmeden ikinci aşamaya geçilmesine karşı çıkmayı sürdürüyor. Öte yandan Filistinli kaynaklar, son günlerde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, söz konusu cesetleri bulmanın zorlaştığını belirtti. Bu zorluğun, İsrail’in onları elinde tutan sorumluları öldürmesi ve cesetlerin bulunduğu bölgeleri yoğun bombardıman, kazı ve yıkım operasyonlarıyla tahrip etmesinden kaynaklandığı ifade edildi.

dcfrg
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş kişilerin çadırlarının yakınında bulunan bir su birikintisi, 29 Kasım 2025 (AFP)

Kaynaklara göre İsrail, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını da aynı dosyaya bağlıyor ve ABD ile birlikte, özellikle İsrail kontrolündeki bölgelerde -başta Refah’ta- yeniden inşa sürecini başlatmayı planlıyor. Ancak bu yaklaşım, İsrail güvenlik kabinesindeki bazı bakanların itirazına yol açtı. Yediot Aharonot gazetesi, yaklaşık iki hafta önce Başbakan Binyamin Netanyahu’nun bu planı bakanlara sunduğunu ve bunun kabine içinde tartışma yarattığını yazmıştı.

Son günlerde yayımlanan Amerikan ve İsrail basınındaki haberlere göre ABD, İsrail kontrolündeki Refah’ın bazı bölgelerinde enkaz kaldırma çalışmalarına fiilen başlamış durumda. Bu hazırlıkların, bölgede yeniden inşa faaliyetlerinin önünü açmayı amaçladığı belirtiliyor. Netanyahu hükümeti ise bu iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı. Hamas ve diğer Filistinli gruplar da konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Hamas ve Filistinli gruplardan kaynaklar, yeniden inşa dosyasının arabulucularla sürekli olarak ele alındığını, tek taraflı atılacak adımların hiçbir anlam taşımadığını vurguluyor. Kaynaklar, yeniden imar sürecinin Gazze Şeridi’nin tamamını kapsaması gerektiğini, halkın acil insani ihtiyaçlarının siyasi koşullara bağlanmasının ise açık bir baskı ve dayatma yöntemi olduğunu belirtiyor. Bu değerlendirmeler, söz konusu gruplar tarafından Şarku’l Avsat’a aktarıldı.

İnsani açıdan

Tüm bu gelişmeler, Gazze Şeridi’ndeki İsrail kaynaklı gerilim ve ihlallerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Dün Han Yunus’un doğusundaki Beni Suheyla beldesinde, ateşkes anlaşması uyarınca belirlenen İsrail çekilme hattını gösteren sarı hatta yaklaşan Ebu Asi ailesinden iki kardeş çocuk, İsrail ateşi sonucu hayatını kaybetti.

yju
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir çöp yığınını karıştıran Filistinliler, 29 Kasım 2025 (AFP)

İki çocuk, engelli babaları ve hasta anneleri için odun toplamaya çalıştıkları sırada, bir İsrail insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınarak hayatını kaybetti.

Ateşkesin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana en az 355 Filistinli İsrail ihlalleri nedeniyle yaşamını yitirdi, yüzlercesi de yaralandı.

İsrail savaş uçakları dün, Refah ve Han Yunus’ta bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırıların, Refah’ın doğusundaki tünellerde Hamas mensuplarını hedef alma ve Han Yunus’taki bazı altyapıları imha etme amacı taşıdığı belirtildi. Aynı zamanda sarı hattın her iki tarafında, Gazze kentinin doğusunda ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı patlatma operasyonları yürütüldü. Bu operasyonlara topçu atışları, zırhlı araç ve İHA’lardan açılan ateş ile sahil kesiminin çeşitli noktalarına savaş gemilerinden yapılan bombardıman eşlik etti.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, cuma gecesinden cumartesi sabahına kadar İsrail ordusunun kara, deniz ve hava saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kasım, ordunun iki çocuğu kasten öldürdüğünü öne sürerek bunun ‘soykırım savaşının devam ettiğinin ve ateşkesin fiilen durmadığının, sadece hız değiştirdiğinin’ göstergesi olduğunu ifade etti.

İnsani durum açısından bakıldığında, Filistin Sivil Toplum Ağı, Gazze Şeridi’ne insani yardım girişinde kayda değer bir iyileşme görülmediğini, yardım akışının hâlâ ihtiyaç duyulan minimum seviyenin altında kaldığını açıkladı. Bölgeye giren kamyonların çoğunun ticari nitelikte olduğu, yardım amaçlı getirilen malzemelerin ise çok sınırlı miktarda ulaştığı belirtildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise kötüleşen beslenme koşullarının kış mevsiminin başlamasıyla birlikte Gazze Şeridi’ndeki çocukların hayatını ciddi biçimde tehdit ettiğini bildirdi. UNICEF, kış aylarının hastalıkların yayılmasını hızlandırarak özellikle en savunmasız durumdaki çocuklar için ölüm riskini artırdığını vurguladı.

UNICEF, ekim ayında yapılan beslenme taramalarında, Gazze Şeridi’nde 5 yaş altı yaklaşık 9 bin 300 çocuğun ağır akut yetersiz beslenme yaşadığının tespit edildiğini açıkladı ve tüm taraflara, insani yardımın tüm mümkün güzergâhlardan geçişini sağlayacak şekilde Gazze sınır kapılarını açma çağrısında bulundu.