Mescid-i Aksa çevresinde tapu kayıt işlemleri başladı: Kudüs’te yaşayan Filistinliler bu konuda İsrail makamlarıyla işbirliği yapmak istemiyor

Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, Mescid-i Aksa çevresinde devam eden kazıların Aksa’nın temelleri için tehlike oluşturduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Parlamento Üyesi Iratxe Garcia Perez, Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerini tahliye etmeleri istenen Selam ailesiyle görüştü.
Avrupa Parlamento Üyesi Iratxe Garcia Perez, Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerini tahliye etmeleri istenen Selam ailesiyle görüştü.
TT

Mescid-i Aksa çevresinde tapu kayıt işlemleri başladı: Kudüs’te yaşayan Filistinliler bu konuda İsrail makamlarıyla işbirliği yapmak istemiyor

Avrupa Parlamento Üyesi Iratxe Garcia Perez, Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerini tahliye etmeleri istenen Selam ailesiyle görüştü.
Avrupa Parlamento Üyesi Iratxe Garcia Perez, Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerini tahliye etmeleri istenen Selam ailesiyle görüştü.

İsrail Adalet Bakanlığı Mescid-i Aksa çevresindeki arazi ve gayrimenkullerin mülkiyetlerini Yahudilerin isimleri üzerine kaydetme işlemlerini başlattı. Bu karara “ekonomik eşitsizliğin azaltılması ve Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin hayat koşullarının iyileştirilmesi” gerekçe gösterildi.
İsrail’in Haaretz gazetesinde yer alan haberde, “Mescid-i Aksa’nın güneyindeki Eski Şehir beldesi surları çevresindeki Arkeolojik Park Projesi kapsamında yer alan toprakları kapsayan kayıt işlemleri geçen hafta başladı” ifadeleri kullanıldı. Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Ürdün, Filistinliler ve diğer ülkelerin bu adıma tepki göstermesi bekleniyor.
Kudüs'te tapu sicilinden sorumlu yetkili David Rotenberg, İsrail hükümetinin 2018’de çıkardığı ve arazilerin Yahudilerin adlarına kaydetmesine izin veren “Gaiplerin Mülkleri Yasası” doğrultusunda bu ‘gaip mülk’ statüsündeki arazileri Yahudilerin adına kaydetmeye başlamıştı. Bu sefer de Aksa çevresindeki arazilerde işlemleri başlatan Rotenberg, Şeyh Cerrah’taki arazilerin Yahudilerin adlarına kayıt işlemlerinin tamamladığını, Fransız Tepesi bölgesi için şu anda hazırlıkların sürdüğünü ve Kudüs’ün güneyinde “Givat Hashakid” ismiyle yeni bir yerleşim yeri inşasının planlandığını söyledi.
Süreç ayrıca Beytullahim yakınındaki Har Homa yerleşim yeri ile Kudüs’ün Sur Baher beldesi arasında yer alan ve Haredi Yahudilerin yaşadığı Har Şalom yerleşim yerine yakın bir bölgeyi kapsıyor. Buna ek olarak Kudüs’ün kuzeyindeki Atarot bölgesinde yeni yerleşim mahallesi inşa edilmesi planlanıyor.
Haaretz gazetesi, Adalet Bakanlığı’nı, hükümetin “ekonomik eşitsizliğin azaltılması ve Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin hayat koşullarının iyileştirilmesi” için ayırdığı bütçeyi istismar etmekle suçladı. Gazete haberinde “Bu bütçe gerçekte arazilerin Yahudi mülkiyeti olarak kaydedilmesi için kullanılıyor” ifadesini kullandı. İsrail insan hakları örgütlerinin tepkilerine rağmen bu yöndeki uygulamalarını sürdürüyor.
İsrail hükümeti 2018’de işgal altındaki Doğu Kudüs’te ekonomik eşitsizlikleri giderme planını onayladı. Kararın bir parçası olarak arazi tapu kaydı sistemi oluşturulması için bütçe tahsis edildi. 1967 yazında Kudüs’ün doğu cephesinin işgal edilmesinden bu yana İsrail Doğu Kudüs’teki arazilerin sadece yüzde 5’inin tapu kaydını yaptı. Geri kalan araziler ise resmiyette kayıtlı değil. Haaretz, arazilerin kayıtsız olmasının ruhsat alma prosedürlerini engellediğine dikkat çekti. Ancak Filistinliler Kudüs’teki arazilerin tapu kayıt işlemlerinin yapılması fikrini reddediyor. Filistinliler bu girişimi, “Kudüs’ü Yahudileştirme ve İsrail’in araziler ile evler üzerinde mutlak hakimiyet kurma” adımı olarak görüyor. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Üyesi ve Kudüs İşleri Dairesi Başkanı Adnan el-Hüseyni, Kudüs’teki Filistinlilere tapu projesi konusunda İsrail makamlarıyla işbirliği yapmama çağrısında bulundu. Hüseyni, “Kudüs’teki arazi ve binaların kaydedilmesi kent üzerinde tam hakimiyet kurmanın son adımıdır. Kentteki her şey sözde devlet mülkiyeti altına girecek” dedi. Nitekim Kudüs’te yaşayan Filistinliler de ellerindeki mülkiyetleri ele geçirmek için aralıksız olarak çalışan Yahudi yerleşimcilere herhangi bir şekilde mülkiyetlerini kaptırmamak adına tapu işlemleri konusunda İsrail’deki Bakanlıklarla işbirliği yapmayı reddediyor. İnsan hakları örgütü Ir Amim’in avukatı Gal Yanovsky, “Böyle bir çözümden kimsenin yararlanamayacağı ve bu düzenlemenin devletin bölgede kontrolü ele geçirmesinin başka bir aşaması olduğu aşikâr. Mevcut kayıt işlemleri, İsrail’in kentteki en fazla hassas bölgeyi kontrol altına alma çabası yolunda ileriye doğru sıçrama girişimidir. Haaretz’in konuyla ilgili haberi, Filistinlilerin, İsrail’in son bir yıl içindeki uygulamaları (Naftali Bennett başkanlığındaki dönem) “kentin gerçekliği üzerinde en çok tehdit oluşturan uygulamalar” diye nitelediği bir dönemde geldi. Filistin yönetimine bağlı Kudüs İşleri Bakanı Fadi el-Hedmi, söz konusu zaman aralığında sözde “Büyük Kudüs” projesini hayata geçirmek amacıyla yerleşim yerlerinin sayılarında gözle görülür bir artış olduğuna dikkat çekti. Hedmi, resmi verilere göre Bennett hükümetinin Kudüs kentinde 270’ten fazla ev yıktığını, bu sebeple yaklaşık 500 Filistinlinin göç etmek zorunda kaldığını, 3 binden fazla kişinin tutuklandığını, bir dizi büyük yerleşim yeri projelerinin hayata geçirildiğini ve kenti Yahudileştirerek kentteki statükoyu değiştirme planlarının uygulandığını söyledi. Hedmi, “Bu hükümetin bir yılı Mescid-i Aksa için oldukça zor geçti. Bu süreçte Mescid-i Aksa’nın tarihi ve hukuki statükosunu hedef alan bir dizi adım atıldı ve hatta Aksa’nın çevresinde kazı yapıldı” dedi.
Filistinliler, Aksa çevresindeki kazıların artmasıyla birlikte Aksa’nın temellerinin yıkılması tehlikesine karşı uyardı. Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, İsrail Tarihi Eserler Kurumu ve Elad Yerleşim Derneği’nin bir süredir Aksa bitişiğindeki Burak Meydanı ve Emevi Sarayları bölgesinde tam hız devam eden kazılarının Aksa’nın temellerini tehdit ettiğini söyledi
Hüseyin, “Bu kazılar devam ediyor ve durdurulmadı. Fakat son dönemde artarak aynı anda birçok yeri kapsadı. Bu durum, mübarek Mescid-i Aksa ve civarındaki binalar için her an yakın bir tehlikenin olabileceğine işaret ediyor” dedi.
Filistin Devlet Başkanlığı, cumartesi günü yaptığı açıklamada, kazıların Aksa’nın temelleri için oluşturduğu tehdide karşı uyarmıştı. Bundan önce de Vakıflar İdaresi ve dini merciler aynı uyarıda bulunmuştu.



ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.


Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.