Libya'da ulusal uzlaşma kartı manipüle mi ediliyor?

29 milyon silahın yasal çerçevelerin dışında yayılması ve milislerin siyasi süreç zincirlerini kontrol etmesi, krizlerde bir tür kalıcılık yarattı.

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (AFP)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (AFP)
TT

Libya'da ulusal uzlaşma kartı manipüle mi ediliyor?

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (AFP)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (AFP)

Kerime Naci
Libya'daki ulusal uzlaşma projesi yeniden gündeme geldi. Libya'nın bilge isimleri ve ileri gelenleri, Başkanlık Konseyi tarafından 25 Haziran’da başlatılan projeye katılmaya hazır olduklarını teyit ettiler.
Konseyin açıklamasına göre bu teyit Libyalı bilge isimler ve önde gelen kişilerin Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçtiğimiz Cumartesi günü başkent Trablus'ta yaptığı bir toplantı sırasında yapıldı.
Libya'nın doğu (Berka), batı (Tripolitanya)  ve güney (Fizan) bölgeleri ve kentleri ile çeşitli sosyal bileşenlerinin yer aldığı toplantıda, Ortak Askeri Komite'nin (5+5) çabalarını destekleme ihtiyacına ve yaklaşan seçim faydalarına ek olarak Başkanlık Konseyi'nin geçtiğimiz Perşembe günü stratejik vizyonunu ortaya koyduğu ulusal uzlaşı projesi ele alındı.
Başkanlık Konseyi, geçtiğimiz Perşembe günü, ‘Libyalılar arasındaki anlaşmazlığı çözmeyi ve geçiş döneminin sonunu hızlandırmayı hedeflediğini’ vurgulayarak, başkent Trablus'ta ‘ulusal uzlaşı projesinin stratejik vizyonunu’ başlatmıştı.
Öte yandan Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akila Salih, ülkesinin geçmiş çatışmaları tarihe gömerek gerçek bir ulusal uzlaşmaya ulaşmayı hedeflediğini söyledi.
Aynı bağlamda, Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, herkesi uzlaşma etrafında toplanmaya çağırdı. Ebu Gayt, Birliğin siyasi gidişata yansıyacak ve sonuçları herkes tarafından kabul edilebilir seçimlere yol açacak olan süreci tamamlamak için her Libya çabasına destek verdiğini vurguladı.
Bazı gözlemciler, özellikle de Başkanlık Konseyi, 2021 yılının Eylül ayında ‘ulusal uzlaşı projesinin’ başladığını resmen duyurduğundan beri ulusal uzlaşma projesini pratik çerçevelerden geçmeden sözlü çerçevelerle sınırlı tutmanın nedenlerini merak ederken, diğerleri ‘ulusal uzlaşının, Başkanlık Konseyi'nin iktidarda kalması için sadece bir bahane’ olduğunu iddia ediyor.

En önemli zorluklar
Ulusal uzlaşı projesinin teorik bir çerçeveden pratik bir çerçeveye geçmesini engelleyen ikilemler ve zorluklar konusuna gelince Libya Şeyhleri ​​ve Ayanları Yüksek Konseyi Ofisinin Başkanı Muhammed el-Misbahi, uzlaşı projesini ‘bazı siyasi partilerin ulusal uzlaşmayı etkileyen faktörlere dikkat etmeden sadece seçkin hedeflerini geçmek için kullandıkları bir köprü olarak’ niteledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Misbahi yaptığı açıklamada, “Daha önce Başkanlık Konseyi tarafından Eylül 2021'de başlatılan ulusal uzlaşı girişiminin başarısını engelleyen, başta güvenlik ve siyasi faktör olmak üzere birçok ikilem var” ifadelerini kullandı.
Her kutup bu ulusal projeyi, ulusal değil de kişisel çıkarlarına dayalı olarak gördüğünden, Libya'nın birleşik bir ulusal uzlaşma kavramının formülasyonuna henüz ulaşmadığını vurguladı.
Ulusal uzlaşı kavramının ülkenin siyasi, güvenlik ve toplumsal gerçekliğine aşinalık gerektirdiğine, ardından Libya'nın ulusal seçimlere geçişi noktasında köprü görevi görecek bu girişimin başarısını garanti altına alacak mekanizmaların izlenmesi aşamasına geçildiğine dikkati çeken Misbahi, “Ancak ülkede yaşananlar bunun tam tersi. Ulusal uzlaşma projesi atlanarak seçimlere hazırlanılıyor bu da her defasında demokratik geçişin başarısız olmasına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Misbahi, ulusal uzlaşıyı tesis etmenin kendisine verilen en önemli görev olduğunu göz önünde bulundurarak, Başkanlık Konseyi'ni hesap verebilirlik ve cezalandırma ve tazminata çarptırma dahil olmak üzere, bu projenin başarısını sağlamak için belirli mekanizmaların izlenmesi yoluyla bu konudaki rolünü oynamaya çağırdı.
Güvenlik ve siyasi meydan okumayla ilgili olarak, Misbahi, 29 milyon silahın yasal çerçeveler dışında yayılmasının ve milislerin siyasi sürecin ipleri üzerindeki kontrolünün altını çizdi. Misbahi ayrıca “Krizlerde bir tür kalıcılık yarattılar ve başta cezasızlık olmak üzere kendi politikalarıyla çeliştiği için ulusal uzlaşma yolunu bölen siyasi oluşumların ve güvenlik kutuplarının ortaya çıkmasına neden oldular” dedi.
Libya Şeyhleri ve Ayanları Yüksek Konseyi Ofisinin Başkanı, dış müdahale faktörünü ve ulusal uzlaşmayı bozmadaki rolünü ihmal etmedi. Ülkede yabancı yayılmacı gündemler taşıyan yabancı askeri üslerin varlığının, yürütme erkinin birleşmesini engellediğini vurguladı. Misbahi, “Libya karar alma odalarının, ülkedeki askeri ve siyasi kurumu birleştirmeye yönelik her girişimi yıkan bir kürek gibi olan ve ülkeyi silahlı kutuplara bölen dış iradeye tabi olduğu birçok kez ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

Hayatta kalmayı meşrulaştırmak
Uluslararası Hukukçu Prof. Dr. Sami el-Atraş, ulusal uzlaşı projesinde Başkanlık Konseyi’nin rolü hakkında yorumda bulunarak, “Genel Ulusal Kongre döneminde çıkarılan ve o dönemde yasama otoritesini temsil eden bir yasa var. Uzlaşma ve geçiş dönemi adaleti sürecini düzenleyen bir yasadır. Ancak ulusal uzlaşı projesi kriterlerine uygun şekilde uygulanmadı. Ardından Ulusal Birlik Hükümeti, 2013 yılında çıkarılan Ulusal Uzlaşma Yasasını ihlal eden bir karar yayınladı ve bu projenin yasal çerçevesini kapalı raflarda kilitli tutmak için uzlaşma sorunuyla ilgilenen yeni bir kurum oluşturdu” ifadelerini kullandı.
Atraş, “Başkanlık Konseyi, 2020 Cenevre Anlaşmasının ulusal uzlaşma görevini atadığı tek siyasi organdır. Ancak askeri kurumu birleştirme ve dış dünya ile güçlü uluslararası ilişkiler kurma konusundaki başarısızlığına benzer şekilde bunda da başarısız oldu” şeklinde konuştu.
Başkanlık Konseyi'nin siyasi yolculuğunun sonunda ulusal uzlaşı projesini başlatmaktan bahsetmeye dönüşünün, anayasal bir temeli olmadığı için güvenilemez olduğunu söyleyen Atraş “Sadece iktidarda kalmayı meşrulaştırmak ve genişletmek isteyen kâğıt üzerinde mürekkep kalacaktır” dedi.
Ulusal uzlaşı projesinin Libya krizini çözmek için güvenilecek ana yapı taşı olduğunu vurguladı. Bu nedenle de Ruanda gibi diğer halkların geçtiği uluslararası uzlaşı standartlarına uygun olarak gerçekleşmesi gereken geçiş dönemi adaleti gidişatı başta olmak üzere birkaç yol gerektiriyor.
Atraş, Başkanlık Konseyi'nin yaptıklarını (ulusal uzlaşı projesinin başlatılmasını) ‘siyasi arenanın duvarlarında herhangi bir fiili faaliyet görmediğimiz sayfalarını aklamaya yönelik bir girişim’ olarak nitelendirdi. Başkanlık Konseyi’nin, ‘uzatma için bir gerekçe elde etmek için ulusal uzlaşı kartını kullanmak istediğini’ vurguladı.
Uluslararası Hukuk Profesörü Sami el-Atraş, son olarak ülkenin şu anda ulusal uzlaşı projesinin başarısı için verimli bir zemin teşkil eden yasal ve anayasal unsurlara sahip olmadığına dikkat çekti.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.