Türkiye-Umman ilişkilerinin gelişiminin mimarı: Kasım bin Muhammed el-Salihi

Türkiye ve Umman arasındaki ilişkiler gelişmeye açık ve bu konuda büyükelçi Kasım bin Muhammed el-Salihi’nin çabaları da kolaylaştırıcı olarak öne çıkıyor

Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
TT

Türkiye-Umman ilişkilerinin gelişiminin mimarı: Kasım bin Muhammed el-Salihi

Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara

Umman Müslümanlarının yüzde 70'ini İbâdîler oluşturmaktadır. Hâricî fırkalarının en mutedili ve günümüze ulaşan tek kolu olarak tanımlanan İbâdîlik, 1820'den önce ülkede sultan olmanın da şartlarından biri olarak kabul edilmiştir.
Silahlı mücadeleyi yöntem olarak kabul etmeyen İbâdîler, Hicrî 68 yılında vefat eden kurucuları Abdullah Bin İbad dolayısıyla bu adı almışlardır.
Günümüzde ülkeni yerli Müslümanları arasında yaygın olan İbâdîlik, temizliğe verdiği önemle öne çıkmaktadır.
İbadiler kendilerini Harici olarak değil hak ve tevhit olarak tanımlayarak, Sünni mezheplerin içerisinde yer aldıklarını ifade ediyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti ile Umman Sultanlığı arasındaki ilişkiye tarih penceresinden bakıldığında, bu ilişkinin Umman Sultanlığı'nın modernleşme atılımının başlatıldığı 1970'li yıllarda güçlü bir şekilde başladığı görülecektir.
Türkiye, Umman'ın bağımsızlığını 1970 yılında tanıdı, ardından 1973 yılında iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler güçlü bir şekilde tesis edildi.
Son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler benzeri görülmemiş bir atılıma tanık oldu. Bu ilişkiler, iki ülke arasındaki onlarca yıllık dostluğa ve tarafların sahip oldukları özgün ve önemli jeostratejik konumlarının da biçimlendirdiği karşılıklı yarar ile ortak çıkarlar temelinde gelişen bir seyir izledi.

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül ile Umman Sultanlığ Ankara Büyükelçisi Dr. Kasım bin Muhammed el-Salih / Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
İkili ilişkilere en büyük katkıyı veren isimlerin başında Umman Sultanlığı'nın Ankara Büyükelçisi Dr. Kasım bin Muhammed el-Salihi bulunuyor.
Öyle ki, iki ülke Dışişleri Bakanlıkları arasında siyasi istişarelerin son turu yaklaşık 11 yıl aranın ardından 29 Ocak 2017 tarihinde Muskat'ta yapılmıştı.
Umman Sultanı Kabus bin Said'in vefatı üzerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 12 Ocak 2020 tarihinde Muskat'a bir ziyaret gerçekleştirerek yeni Umman Sultanı Heysem bin Tarık bin Teymur Al Said'e taziyelerini sunmuştu.
Salihi'nin de çabalarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında yaklaşık 1,5 milyar dolara yükseldi. Bu süreçte 35 Türk şirketi, Umman Sultanlığı'nda yaklaşık 8 milyar dolar hacimli projelerde yer aldı.
Türkiye'den Umman'a, demir-çelik ürünleri, kimyasal maddeler, halı, mobilya, makine ve ekipman ile inşaat malzemeleri ihracatında artış kaydedildi. Türkiye halen Umman'dan, alüminyum, madeni yağlar ve petrol ürünleri ithal ediyor.
Ayrıca Gebze Organize Sanayi Bölgesi ile Umman'daki Duqm Özel Ekonomi Bölgesi arasında, Umman'da bir Organize Sanayi Bölgesi kurulması için protokol imzalandı.
Turizm ve sağlık turizmi de iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynadı. 2019 yılında Türkiye'yi ziyaret eden Ummanlıların sayısı 96 bine ulaştı.
Yine 2021 yılında, Koronavirüs salgını koşullarına rağmen yaklaşık 50 bin Ummanlı turist Türkiye'yi ziyaret etti.   
Türkiye-Umman ilişkilerinin tarihi nitelikte olması hasebiyle, Umman Sultanlığı Arşivler ve Belgeler Kurumu ile Türk Devlet Arşivleri arasında iki ülke ve iki kardeş halk arasındaki ilişkilerin derinliğini gösteren belgelerin tespiti için iş birliği söz konusudur.
Bu bağlamda, Türkiye-Umman Arşivler Alanında Mutabakat Zaptı imzalandı. Umman Sultanlığı'nın Ankara Büyükelçisi Kasım Salihi, iki ülke arasındaki kültürel ve bilimsel etkileşimde önemli bir rol üstlendi.
Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün makalesine göre, Salihi, bir Türk üniversitesinde Sultan Kabus adına bir kürsü oluşturulmasına da önayak oldu.
Taraflar arasındaki kültürel ve bilimsel etkileşimin önümüzdeki yıllarda önemli gelişmeler yaşayacağı değerlendirilmektedir.
Salihi, bilim adamı kimliği ile bu alanlardaki ilişkilerin geliştirilmesine öncülük ediyor.  
2.jpg
Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
Büyükelçi Kasım Salihi bir akademisyen olarak, Umman Sultanlığı kütüphanesine, okumaya ve incelemeye değer yeni kitaplar kazandırdı.
Salihi aynı zamanda diplomatik serüvenini, 'Şahidun Min Ehliha - İçeriden Bir Tanık' başlığı ile kitaplaştırdı.
Bu kitapta, Umman Sultanlığı'nın 'barış vizyonunu' ele aldı ve bu dengeli yaklaşımın doğruluğunu ve istikrara olan katkısını kanıtlayan örnekler ve tezler sundu.
Şiddeti ve aşırılığı reddeden hoşgörülü ve paylaşımcı bir anlayışın güvenli bir dünya için önemini gözler önüne serdi.
Kitabını, barışın sağlanmasının gerekliliği ve bu uğurda azami gayretin gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak sonlandırdı.  
Büyükelçi Kasım Salihi, Libya deneyimini ve Umman'ın Libya Anayasa Komisyonu'nun oluşturulması aşamasındaki katkıları ile bu komisyonun Umman Salale'deki toplantılarını anlattığı bir kitabı da bulunmaktadır.
Salihi, 'Kuntu Hunak-Oradaydım' başlıklı bu hatıratında, Libya'daki 'barış elçiliği' serüvenini ayrıntılarıyla anlatıyor.
'Oradaydım' kitabı, Süleyman Baruni Paşa'nın şu dizeleriyle başlıyor:
"Niçin uzun bir firakın ertesinde bağlılık ipinin koptuğunu görüyorum/ neyiniz var kardeşlerim, neyiniz var, geçmişte kaldığı için yoksa unuttunuz mu ahdimizi?"
Salihi bu kitabında, Libya'nın tarihi aşamalarını belgeliyor ve 2008'den 2016'ya kadar görevde bulunduğu süreçte başından geçenleri anlatıyor.
Salihi, Muammer Kaddafi'nin dışlanmış ailesini ülkeye kabul etmeleri yönünde Umman Sultanlığı yönetimini ikna etmek için de çaba göstererek, eylemlerinin temelinde yatan 'insani yönünü' ön plana çıkarmıştır.
Büyükelçi Salihi'nin Libya'da kişisel düzeyde oynadığı rol, Umman Sultanlığı'nın uluslararası arenada üstlendiği role benzerdir.
Umman Sultanlığı kendisini 'barışın sağlanmasına' katkı sunması için Libya'da görevlendirmiştir.

Fotoğraf: Twitter - @oman_ankara
Salihi diplomatik görevi boyunca akademik çalışmalarını ihmal etmeyerek farklı alanlarda birçok eser kaleme almıştır.
Bu eserler arasında, 'Kalkınmanın Ekseni' ile 'Umman Diplomasisi ve Küreselleşmenin önündeki Zorluklar' kitapları öne çıkmaktadır.
Salihi bu kitaplarında, Umman Sultanlığı'nın 'tarafsız rolünün' bölgesel ve uluslararası düzeyde bir denge unsuru oluşunu ayrıntılarıyla işlemiştir.
Kitaplarının içeriği Salihi'nin bilgi sevgisini, entelektüel derinliğini ve çok yönlü okumalar yaparak, farklı kaynaklardan beslendiğini göstermektedir.
Özetle ifade etmek gerekirse, Ummanlı Büyükelçi Salihi, geçmişte Libya'da görev yaparken de halen Türkiye'de görevini yerine getirirken de sıradan diplomatik misyon icra eden bir büyükelçi profili çizmemektedir.
Aksine Salihi, kalkınma ve barışın, bilimin ve kültürler arası etkileşimin elçisidir denilebilir.
Büyükelçi Salihi, ülkesi Umman Sultanlığı'nın yaptığı gibi, 'barış mesajını tüm dünya geneline yaymak için' sürekli bir çaba göstermektedir.  
Umman Körfez coğrafyasının bir parçası olmasına rağmen birçok özelliğiyle diğer Körfez ülkelerinden ayrılmakta, gerek kültürel gerekse siyasi bakımdan diğer Körfez ülkeleriyle farklı bir pozisyonda durmaktadır.
Özellikle bölge ülkeleriyle kurduğu iyi ilişkilerin yanı sıra, İran'la da güçlü ilişkilere sahip olması, onu bölgede arabulucu bir denge ülkesi olarak öne çıkarmaktadır.
Benimsediği pragmatik dış politika anlayışının bir yansıması olarak komşularıyla çok yönlü ilişkiler geliştirme çabası, Umman siyasetinde öne çıkan hususların başında gelmektedir.
Bu denge politikası bölgede güçlü liderlik pozisyonunda bulunan Türkiye'nin de işini kolaylaştırabilecek en önemli pozisyonu barındırıyor.

"Umman'ın diğer Körfez ülkelerine nazaran genç ve küçük olan İslami bankacılık sektörü; Körfez ölçeğinde görece büyük Müslüman nüfusu ve hızlı bir büyüme potansiyeli sayesinde İslami bankacılıkta 40 yıla yakın tecrübe ve birikime sahip olan ülkemizin katılım finans kurumlarına önemli ortaklık ve yatırım fırsatları sunuyor."
Bu bağlamda yapılacak olan işbirlikleri Türkiye'de gelişen bu sektör için oldukça önem arz ediyor.
Umman, özellikle sahil şeridi boyunca ticarî hayatı canlı olan ve tarihsel olarak Çin ve Hindistan ile yakın ticarî bağlar bulunan bir ülkedir.
Umman ekonomisi esas itibariyle petrole dayanmaktadır. Diğer bölge ülkeleri gibi petrol, ihracatın yüzde 95'ini teşkil etmektedir.
Petrolün üçte biri Japonya'ya, geri kalan kısmın büyük çoğunluğu ise Avrupa'ya ihraç edilmektedir.
Ancak ülkede petrol ve doğalgaz kaynakları kısıtlı olduğundan, ekonominin çeşitlendirilmesi yönünde politikalar geliştirilmektedir.
Özellikle petro-kimya sanayii, plastik sanayi, transit ticaret, lojistik ve turizm sektöründe çeşitli yatırımlar yapılmaktadır.
Türkiye ve Umman arasındaki  ilişkiler gelişmeye açık ve bu konuda büyükelçi Kasım bin Muhammed el-Salihi’nin çabaları da kolaylaştırıcı olarak öne çıkıyor.



Rapor: Trump ile yapılacak anlaşma, ABD’ye Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etme hakkı verebilir

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
TT

Rapor: Trump ile yapılacak anlaşma, ABD’ye Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etme hakkı verebilir

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)

Yeni ortaya çıkan bazı raporlar, ABD'nin Davos'ta varılan bir anlaşma taslağı kapsamında Grönland'ın bazı bölgelerini ‘egemen üs bölgeleri’ olarak sınıflandırarak kontrol edebileceğini gösterdi.

The Telegraph gazetesinin haberine göre İngiltere ile Kıbrıs adası arasındaki modeli yansıtan bu anlaşma çerçevesinde ABD’nin Kuzey Kutbu adasındaki üsleri ABD topraklarının bir parçası olarak kabul edilecek. Bu sınıflandırma, ABD'nin askeri, istihbarat ve eğitim operasyonları yürütmesine olanak tanıyacak ve nadir minerallerin çıkarılması da dahil olmak üzere yerel kalkınmanın belirli yönlerini kolaylaştıracak. Anlaşma, dün akşam ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte arasında imzalandı. Anlaşmanın, ABD'nin bu yarı özerk bölgeyi ilhak etmek için zemin hazırladığı yönündeki Danimarka'nın endişelerini hafifletmesi bekleniyor.

Bu açıklama, Trump'ın İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı iki saatlik uzun konuşma sırasında Danimarka'dan Grönland'ı derhal satın almayı talep etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Konuyla ilgili The Telegraph gazetesine konuşan kaynaklar, önerilen anlaşmanın Grönland'ın ABD'ye satılmasına kadar gitmediğini söyledi.

Trump, son dönemde verdiği röportajlarda, anlaşmanın ayrıntılarını açıklamaktan kaçındı ve sadece mülkiyet meselesinin ‘biraz karmaşık’ olduğunu kabul etti.

ABD Başkanı ayrıca Grönland'ı ilhak etme planını desteklemeyi reddeden Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerine yüzde 10'luk cezai gümrük vergisi uygulama tehdidinden de vazgeçti.

Trump, Rutte ile ‘çok verimli’ olarak nitelendirdiği görüşmesi sırasında ‘Grönland ve tüm Arktik bölgesi için geleceğe dair bir çerçeveye’ ulaştıklarını söyledi. İngiltere ile Kıbrıs adasında arasındaki mevcut düzenlemelere benzeyen bu plan, Trump'ın ABD'nin savunması için stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü adayı ele geçirme taleplerine yaratıcı bir çözüm olarak görülüyor.

İngiltere ile Kıbrıs adası arasındaki anlaşmanın şartları, Londra'ya stratejik amaçlarla iki askeri üs üzerinde egemenlik hakkı verirken, bu üslerde ikamet eden Kıbrıslılara adanın geri kalanında sahip oldukları haklara benzer haklar tanıyor.

xsdfr
Grönland'ın başkenti Nuuk’ta teneffüs sırasında karla kaplı okul bahçesinde oynayan çocuklar (AFP)

Şu an Grönland'da askeri üsler kurma ve işletme iznine sahip olan ABD’nin hava, kara ve deniz alanları dahil olmak üzere belirlenen savunma alanlarında sınırsız operasyon özgürlüğü bulunuyor.

Teorik olarak, önerilen yeni çerçeve, ABD’nin Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etmesine ve daha sonra Trump'ın işletmek istediği maden zengini bölgelere yayılmasına olanak tanıyacak.

Bu aynı zamanda ABD’nin planlama izinleri gibi yerel izinleri almasına gerek kalmayacağı anlamına da geliyor.

Öneri, ABD’nin bölgede hayata geçirmek istediği Golden Dome (Altın Kubbe/füze savunma sistemi) projesiyle ilgili varlıkları konuşlandırmasını da kolaylaştıracak.

The Telegraph gazetesine konuşan kaynaklar, NATO müzakerecilerinin Trump'ın gözüne girmek için Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u ve Trump ile görüşmedeki sert tavrını eleştirdiklerini söyledi.

Trump'ın Grönland'ı kontrol altına alma tehditlerinin en önde gelen muhaliflerinden biri olan Macron, ABD şirketlerinin Avrupa iç pazarına girmesini engelleyen Avrupa Birliği'nin (AB) diplomatik çevrelerde ‘Büyük Bazuka’ olarak adlandırılan ve siyasi şantaj ve ekonomik zorbalıkları caydırmayı amaçlayan bu mekanizmayı devreye sokmasını talep etti.

Trump, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, insanların hemen kabul ettiği bir anlaşma ve özellikle ulusal güvenlik ve gerçek uluslararası güvenlik açısından istediğimiz her şeyi sağladığı için ABD için gerçekten harika” ifadelerini kullandı.

Rutte ise, ABD Başkanıyla yaptığı görüşmede Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliği gibi önemli bir konuyu görüşmediğini söyledi.

Rutte, Fox News'e verdiği röportajda şunları ekledi:

“Çin ve Rusya'nın artan faaliyetleri göz önüne alındığında, hızlı değişiklikler geçiren bu geniş kutup bölgesinin korunmasını sağlamak için yapmamız gerekenlere çok odaklanmış durumda.”

Buna karşın şimdiye kadar görüşmelere katılmayan Danimarka, anlaşmayı onaylamadı. Ancak Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen dün yaptığı açıklamada, Trump'ın gümrük vergisi uygulama tehdidini geri çekme kararını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

NATO ülkelerinin askeri yetkilileri, Avrupa ile Washington arasındaki anlaşmazlığın yol açtığı tırmanan siyasi gerilimi yatıştırmak amacıyla bu hafta Davos'a geldi. Bu bağlamda, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Alexus G. Grynkewich dün meslektaşlarına Grönland ve daha geniş Arktik bölgesini çevreleyen tehditlerin değerlendirilmesi hakkında bilgi verdi.

Orgeneral Grynkewich, Brüksel'de düzenlenen bir toplantıda, diğer ülkelerin askeri yetkililerine, dünyanın en kuzeyinde Rusya ve Çin'in oluşturduğu tehdidin niteliğinde temel bir değişiklik olmadığını söyledi.

Ancak Orgeneral Grynkewich, balistik füze izleme ve tespit sistemlerindeki eksikliklere dikkat çekerek, bunların ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Danimarka, Grönland ve ABD arasındaki müzakereler, Rusya veya Çin'in Grönland'da ekonomik veya askeri olarak bir dayanak noktası oluşturmasını önlemek amacıyla devam edecek.

AB liderleri konuyla ilgili olarak bugün, ABD Başkanı Trump’ın Arktik adasına yönelik tehditlerine karşı ortak bir yanıt bulmak amacıyla acil bir zirve düzenledi.


DMO: ABD ve İsrail'i herhangi bir yanlış hesap yapmalarına karşı uyarıyoruz

DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
TT

DMO: ABD ve İsrail'i herhangi bir yanlış hesap yapmalarına karşı uyarıyoruz

DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur, bugün yaptığı bir açıklamada hem ABD'ye hem de İsrail'e ‘yanlış hesaplar yapmamaları’ konusunda uyardı. Tümgeneral Pakpur, DMO’nun kendisine verilecek talimatları yerine getirmeye tamamen hazır olduğunu vurguladı.

DMO Komutanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın emirlerini yerine getirmeye her zamankinden daha hazırız. Düşman, daha acı bir kaderle karşılaşmamak için geçmişten ders almalı.”

Öte yandan İran Şura Meclisi, uluslararası baskıların artmasıyla yetkililerin protestoculara yönelik tutuklama kampanyasını genişlettiği bir dönemde, Dini Lider Ali Hamaney'e saldırı olması halinde ‘cihat’ fetvası çıkaracağı tehdidinde bulunmuştu.

Resmi basın, Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'nin, Dini Lider Hamaney’e yönelik herhangi bir saldırının ‘savaş ilanı’ olarak kabul edileceğini ve böyle bir durumun ‘dini adamları tarafından cihat fetvası çıkarılmasına ve dünyanın dört bir yanındaki (İslami) askerlerin tepki göstermesine’ yol açacağı açıklamasında bulunduğunu aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'i, ülkesinin tamamen çökmesi ve son protestolarda ‘kendi vatandaşlarını öldürülmesinden’ sorumlu olmakla suçlamıştı.

Trump ayrıca, “İran'da yeni bir liderlik arayışına girme zamanı geldi” ifadelerini de kullandı.


Çocuklara oyun oynama hakkını vermek... FIFA ve UEFA Filistinlilere ait bir futbol sahasını yıkımdan kurtardı

Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Çocuklara oyun oynama hakkını vermek... FIFA ve UEFA Filistinlilere ait bir futbol sahasını yıkımdan kurtardı

Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)

CNN, Batı Şeria'nın Beytullahim kentinde Filistinlilere ait bir futbol sahasının, uluslararası baskı sayesinde İsrail'in yıkım kararından kurtulduğu bilgisini aktardı.

Bir kaynak, FIFA Başkanı Gianni Infantino, UEFA Başkanı Aleksander Čeferin ve İsviçreli yetkililerin, İsrailli yetkililere baskı uygulayarak Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasını kurtarmak için müdahale ettiklerini söyledi.

UEFA'nın CNN'e gönderdiği açıklamaya göre UEFA Başkanı Čeferin, futbol sahası hakkında alınan yıkım kararının durdurulması için İsrail Futbol Federasyonu Başkanı Moshe Zuarez ile temasa geçti ve ‘sahanın yıkılmaması için gösterdiği çabalardan’ ötürü kendisine teşekkür etti.

Açıklamada, “Sahanın, çocuklar ve gençler için güvenli bir alan olarak yerel topluma hizmet etmeye devam etmesini umuyoruz” ifadesi yer aldı.

dfrgt
Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasında top oynayan Filistinliler (Reuters)

İsrail Futbol Federasyonu'ndan bir yetkili, Čeferin’in Zuarez’dan ilgili makamlarla görüşmesini ve sahanın yıkım kararının askıya alınmasını talep etmesini istediğini söyledi.

Aynı kaynak, kararın geçici olarak askıya alındığını, ancak ‘yasal anlaşmazlığa bir çözüm bulunması gerektiğini’ belirtti.

İsrail ordusu, 31 Aralık 2025 tarihinde Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasının kaçak olarak inşa edildiği gerekçesiyle yıkılması talimatı verdi.

Saha yetkilileri, kararın ‘yüzlerce çocuğun oyun oynama ve öğrenme hakkını elinden alacağını’ belirtirken bunun, İsrail'in Filistin spor ve sivil tesislerini hedef almaya devam etmesinin bir parçası olduğunu vurguladılar.

Sahanın yıkımdan kurtarıldığı haberini alan saha yetkilileri, FIFA ve UEFA'nın müdahalesinden duydukları memnuniyeti dile getirdikleri bir açıklama yayınladılar. Ancak İsrailli yetkililerden emrin askıya alındığına dair resmi bir teyit almadıkları için ‘durumun hala belirsiz olduğunu ve yıkım tehdidinin hala devam ettiğini’ belirttiler.

Aynı yetkililer, açıklamada şunları eklediler:

“Bu büyük bir adım. Ancak şunu açıkça belirtelim: Mücadelemiz henüz bitmedi. İsrail'in uluslararası baskı azalana kadar bekleyeceğinden ve ardından yıkım kararını yeniden yürürlüğe koyacağından korkuyoruz.”

dcfrgt
Aida Mülteci Kampı’nda 7 binden fazla Filistinli mülteci yaşıyor (Reuters)

Çocuklarının ‘futbol oynamayı ve İsrail ordusunun her an sahalarını yıkmayacağından emin olmayı hak ettiklerini’ belirten yetkililer, resmi onay alana kadar sahanın yıkılmaması için başlattıkları kampanyalara devam edeceklerini söylediler.

İsviçreli yetkililerle çalışan ve Ortadoğu barış elçisinin eski danışmanı olan UEFA'ya yakın bir kaynak, CNN'e yaptığı açıklamada, futbolun ‘şu anda siyasi bir konu’ olduğunu ve bu yüzden UEFA ve FIFA'nın yaptığı seçimlerin de siyasi olduğunu söyledi.

Kaynak, şunları söyledi:

“Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasının yıkım kararının askıya alınması, futbolun siyasileştirilmesi, adaletsizlikle yüzleşme ve insanlık için mücadele etme yeteneğini gösteriyor.”

Birleşmiş Milletler’in (BM) 2023 yılındaki istatistiklerine göre Aida Mülteci Kampı’nda 7 binden fazla Filistinli mülteci yaşıyor.