Batılılar karamsar ama Tahran ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili görüşmeleri sürdürmekte kararlı

ABD’li ve İranlı yetkililer, uzlaşı sağlanan konuların yeniden açılması hususunda birbirini suçladı

Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
TT

Batılılar karamsar ama Tahran ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili görüşmeleri sürdürmekte kararlı

Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)
Avrupa Birliği’nin nükleer müzakereler koordinatörü Mora, 25 Haziran 2022'de Tahran'da düzenlenen basın toplantısında notlar alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ve baş müzakereci Kani Tahran’da. (AFP)

İranlı yetkililer, Katar’ın ev sahipliği yaptığı ABD-İran dolaylı görüşmelerinin bir sonuç doğurmamasının ardından, ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılması konusunda Washington’la dolaylı müzakereleri sürdürme niyetinde olduklarını açıkladı. Batılı diplomatlar ise, Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen ‘nükleer anlaşmanın’ yeniden canlandırılabileceği konusunda karamsar bir yaklaşım sergiledi.  
İran'ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Mecit Tahtırevançi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Doha görüşmelerinin ardından Avrupa Birliği ile müzakerelerin bir sonraki aşamasını koordine edeceğiz. Ekibimiz bir anlaşmaya varılabilmesi için yapıcı bir katkı sunmaya hazırdır. ABD tarafı gerçekçi davranır ve yükümlülüklerini yerine getirmede ciddi bir niyet benimserse, anlaşma sağlanabilir’’ ifadelerini kullandı. İran’ın ABD’den nesnel ve doğrulanabilir güvenceler talep ettiğini belirten Tahtırevançi, ‘ABD’nin bir kez daha nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini ihmal etmeyeceğine ve İran’a farklı bahaneler ve farklı tanımlamalarla yaptırım uygulamayacağına dair güvence talep ettik. Doha görüşmeleri ciddi ve olumluydu. Anlaşmaya varılabilmesi için ekibimiz bir kez daha yapıcı bir şekilde müzakere yapmaya hazırdır’’ açıklamasında bulundu.  
Öte yandan BM Güvenlik Konseyi'ndeki ABD’li, İngiliz ve Fransız diplomatlar, bir yıldan fazla süren Viyana müzakerelerinde, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşmasının yeniden canlandırma çabalarının başarısız olmamasının sorumluluğunu İran’a yükledi. Bu arada Doha görüşmelerinde, ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile İran baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani’nin, Avrupa Birliği Koordinatörü Enrique Mora aracılığıyla ‘mesajlaşmalarına’ dair bazı ayrıntılar ortaya çıktı. Reuters haber ajansına adının gizli tutulması kaydıyla bilgi veren bir ABD’li yetkili, Doha görüşmelerinde bir ilerleme kaydedilemediğini ve iki ülke arasında anlaşmazlık noktalarının hala devam ettiğini söyledi. ABD’li yetkili, ‘’Doha toplantılarından sonra anlaşmaya varma şansı daha da düştü, bu şans gün geçtikçe azalıyor’’ dedi. Görüşmenin ayrıntılarına değinmeyen ABD’li yetkili şöyle devam etti: ‘’ “Doha görüşmelerini en iyi ihtimalle yerinde saymak, en kötü ihtimalle de geri adım atma olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu noktada yerine saymak da tüm hedefler konusunda geri adım atmak anlamına geliyor. Öne sürdükleri bulanık talepler, mutabık kalınmış konuları tekrar açmaları ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’yla bağlantısız talepler, asıl müzakerenin görüş ayrılıklarını gidermek için İran ile ABD arasında değil, nükleer anlaşma ile gerçekten ilgilenip ilgilenmedikleri sorusuna bir cevap bulmak üzere İranlı tarafların kendi içinde yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. Bu aşamada İranlıların tam olarak ne istediklerinden emin olup olmadıklarını bilemiyorum. Doha’ya net ayrıntılarla gelmediler, öne sürdükleri bazı şeylerin bizim ve Avrupalılar için kabul edilebilir olmayacağını biliyor olmalılar” değerlendirmesinde bulundu.
ABD’li yetkili, Washington’ın nisan ayında İran’a, ABD yönetiminin bir sonraki yönetimin muhtemel anlaşmadan çekilmeyeceğine dair ‘yasal garanti’ veremeyeceğini net bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı. ‘’Gelecekteki bir yönetimi herhangi bir şey yapmaya zorlamamıza izin verecek yasal bir yol olmadığını söyledik, bu yüzden İran'ı rahatlatacak başka yollar aradık ve bu konunun kapatıldığına inanıyorduk’’ dedi.  ABD’li yetkili, ‘Viyana müzakerelerinin başarısız olması durumunda, İran yönetiminin, ciddi bir fark yaratmayacak konular için anlaşmanın sağlayacağı avantajlara niçin sırt çevirdiğini vatandaşlarına anlatmakta zorlanacağı’ uyarısında bulundu.  
ABD’li ve İranlı yetkililer, mart ayından bu yana durdurulmuş olan Viyana müzakerelerinde ilerleme sağlanamamasının sorumluluğunu birbirine yüklemeye devam etti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Vahid Celalzade ulusal bir televizyonda yaptığı konuşmada, ‘’Doha görüşmelerinde Amerikalılarla iki konuda anlaşmaya varamadık: Birincisi; elde edeceğimiz ekonomik avantajlar, ABD’liler Biden yönetiminin sonuna kadar dahi bu konuda bir güvence veremedi. İkincisi ise, İran’ın ‘kırmızı çizgi listesinin’ karşı taraftan olumlu karşılık görmemesidir.’’  
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamed Al Sani ile telefonda görüştü. İran Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Reisi’nin telefon görüşmesinde, İran’a yönelik uygulanan tek taraflı yaptırımların haksız, gayrı meşru ve adil olmadığını vurguladığı ve ülkesinin haklarını korumakta kararlı olduğunu belirttiği kaydedildi. Reisi, ‘’Uzun soluklu bir anlaşma, yaptırımların kaldırılmasını ve temeli olmayan iddialardan şartsız bir şekilde vazgeçilmesini gerektirir’’ dedi.
Bloomberg haber ajansı, konu hakkında bilgi sahibi diplomatik kaynaklara atıfta bulunarak, ‘2015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılması yönündeki diplomatik çabaların ABD Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin ardından yeniden başlayabileceğini değerlendirdi. Diplomatik bir kaynak, Biden ziyaretinin ardından Doha’da ABD ile İranlı yetkililer arasında bir toplantı daha yapılmasının ihtimal dahilinde olduğunu söyledi.  
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulunda 9 Haziran’da yapılan oylamada, 30 üye ülkenin oylarıyla İran'a karşı karar çıkarılması kabul edilmişti. UAEA’ya bildirilmeyen 3 yerde tespit edilen nükleer bulgulara ilişkin bu ülkenin kuruma yaptığı açıklamanın tatmin edici olmadığı hatırlatılan kararda, bu dosyayla ilgili, çözüme kavuşturulması gereken hususlara ilişkin Tahran yönetiminin, kurumla tam ve zamanında iş birliği yapmasının önemine işaret edilmişti. Avrupalı bir diplomat, İran’ın nükleer müzakere heyetinin sürekli olarak bu kararı eleştirdiğini aktardı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre UAEA müfettişlerinin, İran’ın ‘duraksayan müzakereleri’ fırsat bilip, gizli bölgelerde uranyum zenginleştirmesine yönelebileceği yönünde endişeleri var.  
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Amerikan istihbarat teşkilatlarının ve diğer bazı Batılı ülkelerin iddialarını tekzip ederek, İran'ın nükleer faaliyetlerinin tamamen barışçıl ve şeffaf olduğunu söyledi. İran’ın nükleer faaliyetlerinin güvenli olduğunu ispatladığını savunan İslami, ülkesinin nükleer müzakere heyetinin bu konudaki ‘yasal, güçlü delilleri öne sürerek, konunun kapatılmasını’ umduğunu söyledi. İslami, ''Bu uluslararası anlaşmada, nükleer programla ilgili suçlamalar kapatılmıştı. Varılan anlaşma, Batılı ülkelerin İran'a karşı yaptırımları kaldırma taahhüdünü içeriyordu. Irkçı İsrail rejimi, barışçıl nükleer faaliyetlerimizi sekteye uğratmak için sürekli engeller çıkarıyor. Bizden 50 bin belge çaldıklarını iddia ediyorlar ve sürekli peyderpey bir şeyler yayımlıyorlar. İran'ın nükleer müzakerelerinde beş artı bir ülkeleriyle tüm bu davalara yanıt verilmiş ve dosyalar kapatılmıştır. Şimdi sürekli aynı şeylerin yeniden açılması anlamsızdır’’ diye konuştu.  



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.