İran’ın, İsrail tarafından yetkililerine düzenlenen suikastlerin önemini küçümsemesinin arkasındaki sebep

Analistler: Tahran suikastlerden ve istihbaratının başarısız olmasından dolayı derin bir utanç duydu

24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
TT

İran’ın, İsrail tarafından yetkililerine düzenlenen suikastlerin önemini küçümsemesinin arkasındaki sebep

24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) üst düzey yetkili Albay Hasan Seyyad Hüdayi, 22 Mayıs'ta motosikletli silahlı kişiler tarafından vurularak öldürüldüğünde Tahran'da arabasında oturuyordu. İran'da cenazesine katılan binlerce kişi Hüdayi’nin arkasından feryat etti ve DEAŞ örgütünü bastırdığı için onu bir kahraman olarak saygıyla andı. Ancak Hüdayi, Hindistan ve Tayland'da İsrailli diplomatlara yönelik bir dizi terör saldırısını planlayan ve yurtdışında İsraillileri ve yabancıları kaçırmaktan sorumlu kişi olduğu için İsrail basınında ciddi derecede alay konusu oldu. İran, Hüdayi’nin suikastinden İsrail'i sorumlu tutmayı ve ölümünün intikamını alacağına and içmeyi ihmal etmedi.
Hüdayi, Mayıs ayının sonundan beri öldürüldüğü düşünülen yedi İranlı yetkili ve bilim insanından biriydi. ABD’li, İranlı ve İsrailli analistler ve eski güvenlik yetkilileri arasında suikastin iki ülke arasında dönen gölge savaşının bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe olmamasına rağmen, İran'ın resmi olarak İsrail'i sorumlu tuttuğu tek ölüm Hüdayi’nin ölümü oldu. Ölen İranlıların neredeyse tamamı -bir jeolog, iki mühendis ve DMO’ya bağlı Hava-Uzay Kuvvetleri’nin iki üyesi- ya İran'ın nükleer tesisleriyle ya da Tahran'ın vekillerini kullandığı askeri altyapıyla bağlantılı görünüyor.

Tel Aviv operasyonlarını kabul etmez
Birkaç ABD başkanıyla çalışan Orta Doğu müzakerecisi Dennis Ross, Foreign Policy
dergisine yaptığı açıklamada “İsrail, İranlılara suikast düzenlediğini asla kabul etmez. Ancak genellikle İsraillilerin bir dizi suikast ve saldırıdan sorumlu olduğu varsayılır. Bu kesinlikle DMO ile bağlantılı yetkililerin veya İran nükleer programına liderlik eden bilim insanlarının öldürülmesiyle ilgili bir vaka” ifadelerini kullandı.
Ancak analistlere göre İsrail, kendisine isnad edilen suikastleri artırarak İran'la olan gölge savaşını kızıştırmış olsa da, İranlı yetkililerin bu suikastlere hiç önem vermediği görülüyor. Örneğin New York Times'a göre Hüdayi’nin ölümünden bir hafta sonra, İran'ın Yezd kentinde DMO tarafından işletilen bir araştırma ve geliştirme merkezinde füze ile ilgili projeler üzerinde çalışan havacılık mühendisi Eyüp İntizari bir akşam yemeğinden döndükten sonra kendisini hasta hissetti ve öldü. Akşam yemeğini veren kişi o zamandan beri kayıp.
2019 yılında Hüdayi’nin dönemin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir fotoğraf karesinde yer almasından ötürü İran savunma mekanizmasında önemli bir isim olabileceği ihtimali güçleniyor. İlk başta muhafazakarlardan biri Eyüp İntizari’den şehit olarak bahsetti. Bir belediye meclisi üyesi ise ölümünü bir ‘biyoterörizm’ vakası olarak nitelendirdi. Ancak yetkililer daha sonra İntizari’yi şehit olarak tanımlamanın bir hata olduğunu söylediler. Ayrıca uzay mühendisi değil, sıradan bir çalışan olduğunu iddia ettiler. Foreign Policy dergisi tarafından, hükümete yakın olduğu düşünülen İranlı bir analiste son suikast olayları sorulduğunda, isminin açıklanmasını istemeyen analist bilmezlikten gelip öldürülen albayın yüksek rütbeli olmadığına işaret ederek “Onlar kim?” gibi kelimelerle cevap verdi.

İsrail'in İran içinde serbestçe hareket etmesi
ABD’li ve İsrailli analistler, Tahran'ın bu şekilde tepki verdiğini; çünkü derin bir utanç duyduğunu ve İsrail'in gölge savaşını tırmandırmasının ortasında suikast eylemlerini büyük bir istihbarat başarısızlığı olarak gördüğünü düşünüyor. Washington Enstitüsü'nün ortak bir üyesi olan Farzin Nedimi, Foreign Policy'e verdiği röportajda, İran askeri altyapısına yönelik saldırılar ve devlet birimlerine yönelik siber saldırıların yanı sıra son suikastlerin ‘İran'ın zihinlerdeki caydırıcı imajına önemli ölçüde zarar verdiğini’ ve ‘İsrail'in kararlılığını ve İran içinde serbestçe hareket edebildiğini gösterdiğini’ söyledi. Nedimi, saldırıların İran hükümetini güvenlik önlemlerinin güvenilirliği konusunda ‘son derece şüpheci’ hale getirdiğini söyleyerek “Bunun sonucunda büyük miktarda zaman ve parayı projelerinden çekip tesislerini güçlendirmeye ve işgücünün sadakatini yeniden değerlendirmeye yönlendirmek zorundalar” dedi. Ayrıca saldırıların çoğunun ‘içeriden yapıldığı’ düşüncesi üzerinde durulduğunu söyledi.
Analistler ve güvenlik yetkilileri, son zamanlardaki saldırı dalgasının, İsrail'in İran'ın nükleer silah üretmeye her zamankinden daha yakın olmasından ve aynı zamanda Tel Aviv’e doğrudan bir tehdit oluşturan bölgedeki milislerini silahlandırmaya devam etmesinden duyduğu endişeden kaynaklandığını söyledi.

Uranyum zenginleştirme
İran, eski Trump yönetiminin dört yıl önce 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinden bu yana uranyumu silah düzeyinde yüzde 60 saflık derecesinde zenginleştirmeye devam ediyor. Bu derece nükleer bomba inşa etmek için gereken yüzde 90'ın biraz altında, ancak nükleer anlaşmanın koyduğu yüzde 3,67'lik sınırının çok üstünde kalıyor. Buna ilaveten Tahran, bölgesel vekilleri için insansız hava araçları (İHA) ve füze cephaneliği üretmeye de devam ediyor. İsrail medyasına göre, sadece Lübnan'daki silahlı Hizbullah grubunun İsrail'i hedef alan 150 bin füzelik bir stoğu olduğu tahmin ediliyor.
Analistler, İranlı yetkililere yönelik suikastlarda son zamanlarda yaşanan artışın ve Türkiye'deki İsraillileri kaçırmayı planladığı iddia edilen İranlı ajanların geçen hafta tutuklanmasının, İran ile İsrail arasındaki gölge savaşının şiddetlendiğinin bir göstergesi olduğunu söylediler. Aynı zamanda bunun bölgesel güvenlik için de hayra alamet olmadığını ve kapsamlı bir çatışmayla sonuçlanma ihtimali olduğunu söylediler.
İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi'nin dış politika ve uluslararası ilişkilerden sorumlu eski müdür yardımcısı Eran Lerman, İsrail'in İran'dan gelen güvenlik tehditlerine karşı koymak için gerekli gördüğü her şeyi yapma politikası doğrultusunda gerginliğin daha da tırmanacağını ima etti.

Düşük rütbelilerin hedef alınması
Bazı analistler İsrail'in neden daha düşük rütbeli yetkilileri hedef aldığını sorgulasa da Lerman, Foreign Policy’e şifreli iletişim yöntemiyle yaptığı açıklamada İsrail'in son suikastlerdeki rolünü ne teyit ne de inkar edebileceğini söyleyerek “İran'ın nükleer ve askeri birimindeki her kilit üye, ille de general olmuyor. İsrail, kimin ne yaptığının farkında. İran'a istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini durdurması yoksa işlerin daha kötüye gideceğine dair bir mesaj göndermeye çalışıyor” dedi.
Dennis Ross, Tahran’ın milislere silah aktarmaya devam ettiği ve bölgedeki devletler üzerinde nüfuzunu güçlendirmeye çalıştığı sürece, ‘hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve daha geniş bir çatışma çıkma ihtimalinin gerçek olacağını’ söyledi. Ross “İsrail güvenlik yetkilileriyle yaptığım görüşmelerden çıkardığım kadarıyla, İran geri adım atmazsa çok daha fazlasını yapmaya hazırlar” dedi.
Nitekim, görev süresi sona ermiş olan İsrail Başbakanı Naftali Bennett 7 Haziran'da yaptığı açıklamada, İran'a karşı stratejik bir değişim olduğunu kabul etti ve İsrail'in İran tehdidini kontrol altına almak için ‘daha yüksek bir vitese’ geçtiğini söyledi. Parlamento Dışişleri ve Savunma Komitesi toplantısında konuşan Bennett “Her zaman ve her yerde aktifiz ve aktif olmaya da devam edeceğiz” dedi.

Yeni istihbarat başkanı
İşler daha da kızışırsa, resmi bir sebep göstermeksizin DMO İstihbarat Teşkilatı’nın başına General Muhammed Kazımi’yi  getiren İran, doğrudan bir savaş düzeyinde olmasa da İsrail’in, bölgenin ve dünyanın güvenliğine zarar verecek eylemlerde bulunabilir. Örneğin, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü tehdit edebilir. Bu da zaten yüksek olan petrol fiyatlarının daha da fırlamasına ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olabilir.
Öte yandan İsrail, doğrudan savaş dışında herhangi bir yöntemin İran'ın planlarını geciktirdiğini, politikalarını uygulama maliyetlerini artırdığını, hükümetinin zayıflıklarını İran halkına ifşa ettiğini ve askerlerin azmini kırıp bunca çabaya ve riske değip değmeyeceğini sorgulamaya itebileceğini düşünüyor. İsrail ve İran arasındaki gölge savaşı taktiklerinin ve casus oyunlarının büyümesi devam edecek gibi görünüyor.



DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.


Sudan'daki barış çabalarını koordine etmek için Kahire'de uluslararası toplantı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Sudan'daki barış çabalarını koordine etmek için Kahire'de uluslararası toplantı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile görüşmesi sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire bugün, Sudan’da barış çabalarını güçlendirmek ve iki buçuk yılı aşkın süredir devam eden iç savaşı durdurmaya yönelik yolları ilerletmek amacıyla kurulan Danışma Mekanizması’nın beşinci toplantısına ev sahipliği yapacak.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra’nın Danışma Mekanizması toplantısına katılımını memnuniyetle karşıladı. Abdulati, dün Kahire’de Lamamra ile yaptığı görüşmede, toplantıdan çıkacak sonuçların Sudan’da barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik uluslararası çabalara katkı sağlamasını umut ettiklerini söyledi.

Sudan’da Nisan 2023’ün ortasında savaşın patlak vermesinin ardından oluşturulan Danışma Mekanizması’nda, Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Arap Birliği ve BM olmak üzere beş ana çok taraflı kuruluş yer alıyor. Mekanizma kapsamında daha önce Mısır, Cibuti, Moritanya ve Brüksel’de toplantılar düzenlenerek Sudan’daki barış girişimlerinin eşgüdümü hedeflendi.

asdfrgt
Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Özel Temsilcisi Ramtane Lamamra ile Kahire'de kapsamlı görüşmeler yapıldı. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Abdulati, Lamamra ile yaptığı görüşmede, Danışma Mekanizması toplantısından çıkacak sonuçların Sudan’da barış ve istikrarın yeniden tesisine yönelik çabalara katkı sağlamasının önemini vurguladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, başta Dörtlü Mekanizma olmak üzere bölgesel ve uluslararası ortaklarla eşgüdümün güçlendirilmesinin gerekliliğine de dikkat çekti.

Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD’den oluşan Dörtlü Mekanizma, Sudan’da ateşkesin sağlanması için çalışmalar yürütüyor. Mekanizma, 12 Eylül’de Washington’da bakanlar düzeyinde bir toplantı gerçekleştirmiş ve Sudan’daki silahlı çatışmanın çözümü için tüm çabaların gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Toplantıda ayrıca sivillerin ve altyapının korunması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının sağlanması ve Kızıldeniz bölgesinin güvenliği için uygun koşulların oluşturulması çağrısı yapılmıştı.

Abdulati, Lamamra ile görüşmelerinde Sudan krizine ilişkin Mısır’ın tutumunun temel ilkelerini yineleyerek, Sudan’ın birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasının öncelik olduğunu ifade etti. Sudan devlet kurumlarının muhafaza edilmesinin, istikrarın yeniden sağlanmasının temel dayanağı olduğu vurgusunu yaptı.

Lamamra ise Mısır’ın Sudan’a yönelik siyasi ve insani çabalarını takdir etti. Şarku’l Avsat’ın Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan aktardığına göre Lamamra, Kahire’nin ateşkesin sağlanmasına yönelik girişimleri desteklemedeki aktif rolüne ve Sudan halkının acılarını sona erdirecek, iç istikrarı güçlendirecek kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması için uygun koşulların oluşturulmasına yönelik çabalarına dikkat çekti.

Danışma Mekanizması’nın geçtiğimiz haziran ayında Brüksel’de yapılan son toplantısında, grubun Sudan’ın birliğine, toprak bütünlüğüne ve Sudan halkının egemenliğine bağlılığı teyit edildi. Katılımcılar, silahların susturulması, sivil geçiş sürecine geri dönülmesi ve özellikle kadınlar ile gençler başta olmak üzere savaştan etkilenen Sudan halkının geleceğine yönelik acil adımlar atılması için kolektif ve eşgüdümlü çalışmanın gerekliliği konusunda mutabık kaldı.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime ise Danışma Mekanizması toplantısının Sudan’daki savaş krizinde bir kırılma yaratacağı konusunda temkinli. Halime, girişimin bölgesel ve uluslararası çözüm yollarını birleştirmek amacıyla kurulduğunu ancak özellikle çalışma çerçevesinin güvenlik ve insani boyutlarla sınırlı kalması, siyasi süreci kapsamaması nedeniyle bugüne kadar somut bir fayda sağlamadığını söyledi.

Halime, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dörtlü Mekanizma, Sudan’da barış sürecinde ilerleme sağlama açısından daha etkili bir yol sunuyor” dedi. Dörtlü Mekanizma ülkelerinin güvenlik, insani ve siyasi boyutları içeren bir vizyon benimsediğini belirten Halime, uluslararası toplumun Sudan krizinin sona erdirilmesinde bu girişimin çabalarına güvendiğini ifade etti. Halime, beşinci toplantının Kahire’de düzenlenmesinin de Mısır’ın Sudan’da istikrarın yeniden tesisine verdiği önemi yansıttığını vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, BM Sudan Özel Temsilcisi’yle yaptığı görüşmede, uluslararası ve bölgesel ortaklarla eşgüdüm içinde kalıcı ateşkes sağlanmasına yönelik Mısır’ın yürüttüğü temaslara dikkat çekti. Abdulati ayrıca, Mısır’ın topraklarında çok sayıda Sudanlıyı misafir etmesi bağlamında Sudan halkına sağlanan sürekli desteğe de değindi.

Sudanlı siyasi analist el-Hindi İzzeddin ise Danışma Mekanizması’nın Sudan’daki insani çabaların ilerletilmesinde rol oynayabileceğini, ancak önceki çıktılarının barış dosyasında siyasi bir atılım yapma kapasitesini yansıtmadığını söyledi. İzzeddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Kahire toplantısının öneminin, Sudan’da siyasi çözüm sürecinin fiilen başlaması halinde beş çok taraflı uluslararası kuruluşun çabalarının eşgüdümünde ortaya çıkacağını belirtti.


Şarku'l Avsat'a konuşan bir  kaynak Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan bir  kaynak Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

Filistinli bir kaynak bugün, Gazze Şeridi'ni yönetecek teknokrat komitenin üyelerinin çoğunluğunun isimleri konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Filistin sivil toplum sektöründe kaynak Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, 18 üyeden oluşması beklenen komitedeki isimlerin çoğunun Gazze Şeridi sakinlerinden oluştuğunu ve bunların büyük bir kısmının akademisyenler de dahil olmak üzere sivil toplum çalışmalarıyla bağlantılı iş adamları ve ekonomistler olduğunu söyledi.

Kaynak, üzerinde anlaşmaya varılan üyelerin, Gazze'den veya yurt dışından Mısır'ın başkenti Kahire'ye seyahat için hazırlık yapmaları konusunda bilgilendirildiğini ve seyahat sürecinin yarın organize bir şekilde başlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat'ın elde ettiği isimler arasında şunlar yer alıyor: Daha önce Filistin Yönetimi Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürüten Ali Şati; Tarım Yardım Derneği Direktörü ve sivil toplum aktivisti Abdul Kerim Aşur; Tıbbi Yardım Derneği Direktörü Aed Yaghi; Gazze Ticaret Odası Direktörü Aed Ebu Ramazan; Filistin Üniversitesi Rektörü Cebr el-Daur; mühendislik danışmanı Beşir el-Reis; Gazze Şeridi Filistin Telekomünikasyon Direktörü Ömer Şamali; Refah Belediyesi'nde mühendis ve danışman olan Ali Berhum; ve Avukat Hana Terzi.”

Kaynak, bu kişilerin isimleri konusunda geniş bir mutabakat olduğunu, ancak İsrail'in bunları onaylayıp onaylamadığının henüz bilinmediğini ifade etti.

Kaynak, bu isimlerden herhangi biriyle ilgili bir anlaşmazlık çıkması durumunda listede değişiklikler yapılabileceğini belirtti.

Mısır, Gazze Şeridi'ni geçici olarak yönetecek teknokrat komitenin kurulmasını hızlandırmak amacıyla tüm Filistinli taraflarla, arabulucularla, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile yoğun temaslar yürütüyor ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas hükümetiyle de iletişim halinde olacak.

Hamas ise komitenin resmen kurulmasının ardından Gazze Şeridi'ndeki iktidarı komiteye devretmeye hazırlanıyor.