İran’ın, İsrail tarafından yetkililerine düzenlenen suikastlerin önemini küçümsemesinin arkasındaki sebep

Analistler: Tahran suikastlerden ve istihbaratının başarısız olmasından dolayı derin bir utanç duydu

24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
TT

İran’ın, İsrail tarafından yetkililerine düzenlenen suikastlerin önemini küçümsemesinin arkasındaki sebep

24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)
24 Mayıs'ta düzenlenen Devrim Muhafızları Ordusu’ndan Albay Seyyad Hüdayi’nin cenaze töreni (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) üst düzey yetkili Albay Hasan Seyyad Hüdayi, 22 Mayıs'ta motosikletli silahlı kişiler tarafından vurularak öldürüldüğünde Tahran'da arabasında oturuyordu. İran'da cenazesine katılan binlerce kişi Hüdayi’nin arkasından feryat etti ve DEAŞ örgütünü bastırdığı için onu bir kahraman olarak saygıyla andı. Ancak Hüdayi, Hindistan ve Tayland'da İsrailli diplomatlara yönelik bir dizi terör saldırısını planlayan ve yurtdışında İsraillileri ve yabancıları kaçırmaktan sorumlu kişi olduğu için İsrail basınında ciddi derecede alay konusu oldu. İran, Hüdayi’nin suikastinden İsrail'i sorumlu tutmayı ve ölümünün intikamını alacağına and içmeyi ihmal etmedi.
Hüdayi, Mayıs ayının sonundan beri öldürüldüğü düşünülen yedi İranlı yetkili ve bilim insanından biriydi. ABD’li, İranlı ve İsrailli analistler ve eski güvenlik yetkilileri arasında suikastin iki ülke arasında dönen gölge savaşının bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe olmamasına rağmen, İran'ın resmi olarak İsrail'i sorumlu tuttuğu tek ölüm Hüdayi’nin ölümü oldu. Ölen İranlıların neredeyse tamamı -bir jeolog, iki mühendis ve DMO’ya bağlı Hava-Uzay Kuvvetleri’nin iki üyesi- ya İran'ın nükleer tesisleriyle ya da Tahran'ın vekillerini kullandığı askeri altyapıyla bağlantılı görünüyor.

Tel Aviv operasyonlarını kabul etmez
Birkaç ABD başkanıyla çalışan Orta Doğu müzakerecisi Dennis Ross, Foreign Policy
dergisine yaptığı açıklamada “İsrail, İranlılara suikast düzenlediğini asla kabul etmez. Ancak genellikle İsraillilerin bir dizi suikast ve saldırıdan sorumlu olduğu varsayılır. Bu kesinlikle DMO ile bağlantılı yetkililerin veya İran nükleer programına liderlik eden bilim insanlarının öldürülmesiyle ilgili bir vaka” ifadelerini kullandı.
Ancak analistlere göre İsrail, kendisine isnad edilen suikastleri artırarak İran'la olan gölge savaşını kızıştırmış olsa da, İranlı yetkililerin bu suikastlere hiç önem vermediği görülüyor. Örneğin New York Times'a göre Hüdayi’nin ölümünden bir hafta sonra, İran'ın Yezd kentinde DMO tarafından işletilen bir araştırma ve geliştirme merkezinde füze ile ilgili projeler üzerinde çalışan havacılık mühendisi Eyüp İntizari bir akşam yemeğinden döndükten sonra kendisini hasta hissetti ve öldü. Akşam yemeğini veren kişi o zamandan beri kayıp.
2019 yılında Hüdayi’nin dönemin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir fotoğraf karesinde yer almasından ötürü İran savunma mekanizmasında önemli bir isim olabileceği ihtimali güçleniyor. İlk başta muhafazakarlardan biri Eyüp İntizari’den şehit olarak bahsetti. Bir belediye meclisi üyesi ise ölümünü bir ‘biyoterörizm’ vakası olarak nitelendirdi. Ancak yetkililer daha sonra İntizari’yi şehit olarak tanımlamanın bir hata olduğunu söylediler. Ayrıca uzay mühendisi değil, sıradan bir çalışan olduğunu iddia ettiler. Foreign Policy dergisi tarafından, hükümete yakın olduğu düşünülen İranlı bir analiste son suikast olayları sorulduğunda, isminin açıklanmasını istemeyen analist bilmezlikten gelip öldürülen albayın yüksek rütbeli olmadığına işaret ederek “Onlar kim?” gibi kelimelerle cevap verdi.

İsrail'in İran içinde serbestçe hareket etmesi
ABD’li ve İsrailli analistler, Tahran'ın bu şekilde tepki verdiğini; çünkü derin bir utanç duyduğunu ve İsrail'in gölge savaşını tırmandırmasının ortasında suikast eylemlerini büyük bir istihbarat başarısızlığı olarak gördüğünü düşünüyor. Washington Enstitüsü'nün ortak bir üyesi olan Farzin Nedimi, Foreign Policy'e verdiği röportajda, İran askeri altyapısına yönelik saldırılar ve devlet birimlerine yönelik siber saldırıların yanı sıra son suikastlerin ‘İran'ın zihinlerdeki caydırıcı imajına önemli ölçüde zarar verdiğini’ ve ‘İsrail'in kararlılığını ve İran içinde serbestçe hareket edebildiğini gösterdiğini’ söyledi. Nedimi, saldırıların İran hükümetini güvenlik önlemlerinin güvenilirliği konusunda ‘son derece şüpheci’ hale getirdiğini söyleyerek “Bunun sonucunda büyük miktarda zaman ve parayı projelerinden çekip tesislerini güçlendirmeye ve işgücünün sadakatini yeniden değerlendirmeye yönlendirmek zorundalar” dedi. Ayrıca saldırıların çoğunun ‘içeriden yapıldığı’ düşüncesi üzerinde durulduğunu söyledi.
Analistler ve güvenlik yetkilileri, son zamanlardaki saldırı dalgasının, İsrail'in İran'ın nükleer silah üretmeye her zamankinden daha yakın olmasından ve aynı zamanda Tel Aviv’e doğrudan bir tehdit oluşturan bölgedeki milislerini silahlandırmaya devam etmesinden duyduğu endişeden kaynaklandığını söyledi.

Uranyum zenginleştirme
İran, eski Trump yönetiminin dört yıl önce 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinden bu yana uranyumu silah düzeyinde yüzde 60 saflık derecesinde zenginleştirmeye devam ediyor. Bu derece nükleer bomba inşa etmek için gereken yüzde 90'ın biraz altında, ancak nükleer anlaşmanın koyduğu yüzde 3,67'lik sınırının çok üstünde kalıyor. Buna ilaveten Tahran, bölgesel vekilleri için insansız hava araçları (İHA) ve füze cephaneliği üretmeye de devam ediyor. İsrail medyasına göre, sadece Lübnan'daki silahlı Hizbullah grubunun İsrail'i hedef alan 150 bin füzelik bir stoğu olduğu tahmin ediliyor.
Analistler, İranlı yetkililere yönelik suikastlarda son zamanlarda yaşanan artışın ve Türkiye'deki İsraillileri kaçırmayı planladığı iddia edilen İranlı ajanların geçen hafta tutuklanmasının, İran ile İsrail arasındaki gölge savaşının şiddetlendiğinin bir göstergesi olduğunu söylediler. Aynı zamanda bunun bölgesel güvenlik için de hayra alamet olmadığını ve kapsamlı bir çatışmayla sonuçlanma ihtimali olduğunu söylediler.
İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi'nin dış politika ve uluslararası ilişkilerden sorumlu eski müdür yardımcısı Eran Lerman, İsrail'in İran'dan gelen güvenlik tehditlerine karşı koymak için gerekli gördüğü her şeyi yapma politikası doğrultusunda gerginliğin daha da tırmanacağını ima etti.

Düşük rütbelilerin hedef alınması
Bazı analistler İsrail'in neden daha düşük rütbeli yetkilileri hedef aldığını sorgulasa da Lerman, Foreign Policy’e şifreli iletişim yöntemiyle yaptığı açıklamada İsrail'in son suikastlerdeki rolünü ne teyit ne de inkar edebileceğini söyleyerek “İran'ın nükleer ve askeri birimindeki her kilit üye, ille de general olmuyor. İsrail, kimin ne yaptığının farkında. İran'a istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini durdurması yoksa işlerin daha kötüye gideceğine dair bir mesaj göndermeye çalışıyor” dedi.
Dennis Ross, Tahran’ın milislere silah aktarmaya devam ettiği ve bölgedeki devletler üzerinde nüfuzunu güçlendirmeye çalıştığı sürece, ‘hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve daha geniş bir çatışma çıkma ihtimalinin gerçek olacağını’ söyledi. Ross “İsrail güvenlik yetkilileriyle yaptığım görüşmelerden çıkardığım kadarıyla, İran geri adım atmazsa çok daha fazlasını yapmaya hazırlar” dedi.
Nitekim, görev süresi sona ermiş olan İsrail Başbakanı Naftali Bennett 7 Haziran'da yaptığı açıklamada, İran'a karşı stratejik bir değişim olduğunu kabul etti ve İsrail'in İran tehdidini kontrol altına almak için ‘daha yüksek bir vitese’ geçtiğini söyledi. Parlamento Dışişleri ve Savunma Komitesi toplantısında konuşan Bennett “Her zaman ve her yerde aktifiz ve aktif olmaya da devam edeceğiz” dedi.

Yeni istihbarat başkanı
İşler daha da kızışırsa, resmi bir sebep göstermeksizin DMO İstihbarat Teşkilatı’nın başına General Muhammed Kazımi’yi  getiren İran, doğrudan bir savaş düzeyinde olmasa da İsrail’in, bölgenin ve dünyanın güvenliğine zarar verecek eylemlerde bulunabilir. Örneğin, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü tehdit edebilir. Bu da zaten yüksek olan petrol fiyatlarının daha da fırlamasına ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olabilir.
Öte yandan İsrail, doğrudan savaş dışında herhangi bir yöntemin İran'ın planlarını geciktirdiğini, politikalarını uygulama maliyetlerini artırdığını, hükümetinin zayıflıklarını İran halkına ifşa ettiğini ve askerlerin azmini kırıp bunca çabaya ve riske değip değmeyeceğini sorgulamaya itebileceğini düşünüyor. İsrail ve İran arasındaki gölge savaşı taktiklerinin ve casus oyunlarının büyümesi devam edecek gibi görünüyor.



Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?


Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) bugün, SDG'nin Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzilerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alması sonucu Halep'te bir Suriye askerinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ajans daha sonra, SDG'nin Halep'in el-Meydan mahallesindeki konut binalarını bombalaması sonucu 3 sivilin öldüğünü ve birçok kişinin yaralandığını bildirdi.

SDG ise Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Şeyh Maksud mahallesini keşif uçağıyla hedef aldığını ve mahalle sakinlerinden birinin öldüğünü açıkladı.

cdfvgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 10 Mart'ta Şam'da SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın SDG Lideri Mazlum Abdi ile imzalanması sırasında (EPA)

Geçen ay Halep'te SDG ile Suriye hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Suriye hükümeti, SDG'yi Halep'te hükümetin iç güvenlik güçlerine saldırmakla suçlarken, SDG ise Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını iddia etti.

10 Mart'ta SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma uyarınca, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar Suriye devletine entegre etmeyi kabul etti.

SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki son çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin Şam'da bir araya gelerek aralarındaki askeri entegrasyonu görüşmelerinden iki gün sonra meydana geldi.


Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
TT

Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)

Suudi Arabistan, Güney Yemen’deki son gelişmelere karşı yüksek düzeyde bir ihtiyat ve sakin bir yaklaşım sergiledi. Analistler, bu yaklaşımın, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü ele geçirmesine rağmen, Yemen hükümeti veya Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile herhangi bir koordinasyon sağlanmaması sonrası gösterildiğini belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Riyad’da Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarından isimleri kabul etmesini (Bunlar arasında Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ve Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura da yer aldı), Suudi Arabistan’ın Yemen’deki karmaşık durumu yönetirken izlediği akıllı ve temkinli politikanın somut bir örneği olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Yemen’deki son gelişmelere karşı izlediği ihtiyatlı ve kapsayıcı politikasını sürdürdü. Bin Sakr, “Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Merhum Kral Abdulaziz döneminden itibaren ihtiyat ve bilgelik temelinde bir dış politika izliyor. Bu anlayış, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarıyla yaptığı görüşmede de ortaya çıktı” dedi.

Bin Sakr, Suudi yaklaşımını şöyle açıkladı: “Taraflar doğru yola döndüklerinde ve Suudi çağrılarına yanıt verdiklerinde, Prens Halid ve Suudi yönetimi onları kucaklayarak ihtiyat ve kapsayıcılık ilkelerini uyguladı. Bu yaklaşım, Suudi yönetiminin temel değerlerini ve etik anlayışını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’e sadece komşu olduğu için değil, iki halk arasındaki ortak gelenekler ve sosyal bağlar nedeniyle de özel önem veriyor.”

Gelişmeler çerçevesinde, 3 Aralık’ta GGK, doğu eyaletlerine askeri konvoylar göndererek Seyun’daki Birinci Askerî Bölge Karargâhı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil olmak üzere bazı kilit kurumları kontrol altına aldı. GGK güçleri ayrıca Mukalla ve el-Mehra’da da konuşlandı; ancak buralarda çatışma yaşanmadı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak amacıyla Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet, GGK güçlerinin Aden ve doğudaki ilgili vilayetlere geri çekilmesini ve Vatan Kalkanı Güçleri’nin söz konusu bölgelere yerleşmesini talep etti.

vfgbhyj
Durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak için Hadramut'u ziyaret eden Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani (X)

27 Aralık’ta Halid bin Selman, ‘Yemen’deki Halkımıza’ başlıklı bir mesaj yayımladı. Mesajında güneyin davasının adaletini anlattı, güvenli güney vilayetlerinin boşuna çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı ve Yemen’in karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında olunmasını istedi. Ayrıca fırsat kollayan güçlerin Yemen ve bölgedeki hedeflerine ulaşmalarına izin verilmemesi çağrısında bulundu.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki siyasi yapıda düşmanı olmadığını ve tüm tarafların tutumlarını anladığını belirterek, bunun Riyad’ı Yemen’deki çatışmaların çözümünde hem kapsayıcı hem de arabulucu bir rol üstlenmeye uygun kıldığını söyledi.

Bin Sakr, “Yemen’deki durumun iki ana boyutu var: Birincisi Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin korunması, ikincisi ise Yemen’in istikrarının ve refahının sağlanması” dedi.

frgt
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura ile yaptığı görüşmede (Ebu Zura'nın X hesabı)

Son günlerde meşru hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun hava desteğiyle birlikte Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü yeniden sağladı. GGK’ye bağlı güçler ise sınırlı çatışmaların ardından kendi bölgelerine çekildi.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyine yönelik yapıcı tutumunu ve tarafların görüşlerine açık yaklaşımını, ‘Yemen’de uzun vadeli istikrarın sağlanması sürecinin bir parçası’ olarak nitelendirdi.

Bin Sakr, “Yemen birliğinin mevcut entegrasyon yapısında bazı sorunların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu nedenle güneyin taleplerini makul çözümlerle karşılamak, Suudi stratejisinin bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Yemen’deki istikrarı tehdit eden dış müdahalelerin önünü kesmeyi ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik çıkarlarını korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik tutumunun net olduğunu, amacın ülkenin tüm bileşenleriyle birlikte Yemen’in güvenliğini ve istikrarını sağlamak olduğunu belirtti. El-Habbas, Riyad’ın Yemen’in güneyindeki gelişmelerle ilgili yaklaşımını değerlendirirken, “Yemen, Suudi Arabistan için stratejik bir alan. Burada yaşananlar, doğrudan Suudi ulusal güvenliğini etkiliyor” dedi.

xscdfvgbhyju
Mukalla şehrine konuşlandırılan Vatan Kalkanı Güçleri (Reuters)

El-Habbas, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliği ve istikrarını desteklemeye kararlı olduğunu ve tüm ulusal bileşenler arasında eşit mesafede durduğunu vurguladı.

El-Habbas’a göre, Riyad’ın yakın bir tarihte düzenleyeceği Güney Diyalog Konferansı’na, tüm ilgili güney güçlerinin, hatta GGK’nin de katılacak olması, Suudi Arabistan’ın sorumlu ve kapsayıcı yaklaşımının açık bir göstergesi. Bu yaklaşım, güney meselesinin kaderinin zorla dayatma veya askeri darbe yoluyla değil; diyalog ve diplomatik süreç yoluyla belirlenmesini sağlıyor.