Libya’da protestolar şiddetleniyor: Parlamento binasına yapılan baskında ele geçirilen gizli belgeler halkın siyasilere öfkesini artırdı

31 siyasi parti, halkın iradesine saygı gösterilmesi, başkanlık ve milletvekili seçimlerinin bir an önce yapılması taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı

Başkent Trablus'ta Şehitler Meydanı'nda toplanan yüzlerce kişi yolsuzluğa karşı sloganlar attı (AFP)
Başkent Trablus'ta Şehitler Meydanı'nda toplanan yüzlerce kişi yolsuzluğa karşı sloganlar attı (AFP)
TT

Libya’da protestolar şiddetleniyor: Parlamento binasına yapılan baskında ele geçirilen gizli belgeler halkın siyasilere öfkesini artırdı

Başkent Trablus'ta Şehitler Meydanı'nda toplanan yüzlerce kişi yolsuzluğa karşı sloganlar attı (AFP)
Başkent Trablus'ta Şehitler Meydanı'nda toplanan yüzlerce kişi yolsuzluğa karşı sloganlar attı (AFP)

Zayed Hediyye
1 Temmuz Cuma günü Tobruk şehrinde meydana gelen olaylar, özellikle de öfkeli protestocuların parlamento binasına girerek burayı ateşe vermesi, ülkede siyasi bir deprem tehdidi oluşturmaya devam ediyor. Binada gizli belgelerde ortaya çıkan şok edici ayrıntılar ise halkın egemen siyasi sınıfa karşı öfkesini artırarak bu sınıfın istifası çağrılarını körükledi.
Diğer yandan Trablus'taki protestocular, siyasi kurumların dağıtılması ve acilen seçimlere gidilmesi gibi talepleri bir an önce gerçekleşmediği taktirde Şehitler Meydanı'nda çadır kuracaklarını ve sivil itaatsizliğe başlayacaklarını açıkladı.

Şaşırtıcı belgeler
Binaya girişleri ardından protestocuların eline geçen belgeler, halkın kemer sıktığı, ülkedeki siyasi çatışmaların sonuçlarına zar zor katlandığı sırada meclis üyelerinin ise gıda, ulaşım ve kişisel fayda hususlarında milyonlarca Libya dinarı değerindeki savurganlığını ortaya çıkardı. Bu belgeler Libya'daki bazı aktivistler ve haber siteleri tarafından yayınlandı. Protestoculardan birinin yayınladığı görüntülere göre bazı belgeler; yiyecek, içecek, şahsi arabalara alınan benzin gibi hususlarda parlamento üyeleri için 69 milyon Libya dinarı (14 milyon dolar) harcandığını gösterdi. Ancak bu miktarın karşılanması için harcanan süre ise belirtilmedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, diğer bazı belgeler ise parlamentonun geçtiğimiz sene her milletvekiline lüks birer araba sağlanması için araba ithal edilmesi yönünde özel bir şirketle sözleşme imzaladığını, bu kapsamda minimum 1 milyon 600 bin Libya dinarı (333 bin dolar) değerinde maliyetin kaydedildiğini ortaya çıkardı.

İnceleme çağrısı
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Libyalı araştırmacı ve akademisyen Muhammed el-Anezi, “Protestocuların görüş ve taleplerini barışçıl bir şekilde ifade etme haklarını savunmuş, binaya zorla girilmesi ve buranın ateşe verilmesi konusundaki çekincelerimi dile getirmiştim. Ancak burada elde edilen belgelerin yayınlanmasının ardından ortaya çıkan mali saçmalık karşısında herkes gibi ben de şoktayım. Kamu parasının benim önemsiz olarak gördüğüm bu alanlardaki israfının araştırılması yönünde yasal işlem başlatılmasını talep ediyorum. Zirâ diğer yandan ise vatandaş boğucu krizlerle, likidite eksikliğiyle, sayısız felaketle boğuşuyor” vurgusunda bulundu.

Yasal kovuşturma
Tobruk'ta parlamento binasını ateşe veren protestocuların belirli bir talep olmaksızın parlamento binasına girdikleri iddiasında bulunan Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ise bu kişilere kovuşturma tehdidinde bulundu. Salih aynı zamanda, “Temsilciler Meclisi binasının ateşe verilmesi, yasama yetkisini devirmek için önceden tasarlanmış bir eylemdir. Sorumluluğu eski rejim destekçileri taşımaktadır. Temsilciler Meclisi, burayı ateşe verenlerle yasaya uygun bir şekilde ilgilenecek. Bundan hiçbiri kurtulamayacak” dedi.
Protestocuların taleplerinin Temsilciler Meclisi ile değil, yürütme makamıyla ilgisi olduğunu vurgulayan Salih, Dibeybe hükümetinin iktidarı Başağa başkanlığındaki hükümete devretmemesi nedeniyle hizmetlerin aksadığını öne sürdü.

Artan protestolar
Başta Trablus olmak üzere şuan çoğu bölgedeki protestoları koordine eden Baltris Hareketi, Başkanlık Konseyi ile yaptığı görüşmenin ardından tüm meydanlarda gösteri yapmaya devam etme niyetini açıkladı. Aynı zamanda Şehitler Meydanı’nda çadır kurmaya başladıklarını vurguladı. Baltris Hareketi Sözcüsü Ömer et-Taraban, dün öğleden sonra tüm Libya şehirlerinde sivil itaatsizliğin başladığını doğruladı. Ayrıca protestoların vatandaşların çektiği acılardan ve mevcut siyasi ve ekonomik krizin devamını reddetmelerinden kaynaklandığına dikkat çekti.

Ordudan açıklama
Bingazi’de Ordu Genel Komutanlığı, Libya krizinin alevlenmesi, vatandaşa sağlanan düşük hizmet ve yaşam standardı ışığında meşru talepleri ifade eden değişim talebindeki halk hareketine desteğini açıkladı. Söz konusu açıklamada, “Ordu Genel Komutanlığı, ulusal güvenliğin korunmasındaki rolünden hareketle, halka doğrudan hitap etmeyi ulusal bir görev olarak görüyor. Aynı zamanda kamu ve özel tesislere zarar verilmemesi çağrısında bulunuyor. Acı gerçeklikten ve saçmalıklardan çıkış yolunun belirlenmesi için Libya halkını meşru gösterilerini düzenlemeye ve örgütlü barışçıl bir sivil harekete davet ediyor” ifadelerine başvuruldu.  
Ordu Genel Komutanlığı aynı zamanda ‘herhangi bir taraf, projelerini ve kararlarını Libyalılara empoze etmeye çalışan herhangi bir dış irade doğrultusunda tek taraflı olmaya yeltendiği taktirde Libya karar alma mekanizmasının bağımsızlığını korumak için gerekli önlemleri alacağı tehdidinde bulundu.

Genel seçimlerin hızlandırılması
Libyalı 31 siyasi parti, Cumartesi günü yaptıkları ortak açıklamada, halkın iradesine saygı gösterilmesi, başkanlık ve milletvekili seçimlerinin bir an önce yapılması taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı. Söz konusu açıklamada aynı zamanda şu ifadelere başvuruldu:
“Bu iradenin görmezden gelinmesi veya küçümsenmesi, ulusal bir ihanet ve affedilemez bir tarihi suçtur. Tüm vatandaşların gösteri yapma, eylem düzenleme, barışçıl, organize ve sürekli protestoda bulunma hakkını, söz konusu talepleri yerine getirilinceye kadar sivil itaatsizlik ilanlarını destekliyoruz. Bugün kaydedilen başarısızlıktan tarihsel ve yasal düzeyde tamamıyla Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi sorumludur; zira anayasal bir temeli onaylayamamış, başkanlık ve yasama seçimlerinin yapılması için belirli bir tarihte anlaşamamışlardır. Libya krizine yönelik negatif uluslararası müdahaleleri, bilhassa dikte amaçlı girişimleri, beyan veya öneri şeklinde olsalar dahi reddediyoruz.”

Uluslararası tutumlar
Uluslararası taraflar Libya halkının barışçıl protesto hakkını çoğunlukla destekliyor ve siyasi yetkililerin halkın taleplerini ciddiye almasını istiyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams, konuyla ilgili açıklamasında, “Libya'daki siyasi aktörlerin artık kulak vereceğini umuyorum. Bu protestolar, siyasi sınıfa farklılıklarını bir kenara bırakıp Libya halkının istediği seçimleri yapması yönünde açık bir çağrıdır” dedi. Ancak parlamento binasına baskın yapılması gibi bozgun ve sabotaj eylemlerinin kabul edilemeyeceğini vurgulayan Williams, “Huzurun korunması, Libya liderliğinin protestolar konusunda sorumluluğu alması ve tüm tarafların temkinli olması gerekiyor” dedi.   
İtalya'nın Libya Özel Temsilcisi Nicola Orlando ise “Libya'da kaydedilen protestolar, tüm siyasi sınıfa bir uyanış çağrısıdır. Vatandaşların hayatını etkileyen bölünmelerin ve seçimleri geciktiren siyasi anlaşmazlıkların durdurulması önemli. Halkın iradesini ifade eden protestolar barışçıl niteliğini korumalı, engellenmemeli” vurgusunda bulundu.

Siyasi mücadelenin yansımaları
BM Libya eski Özel Temsilcisi Tarık Mıtri ise “Libya'daki protestolar, Libyalıların endişelerine cevap vermek yerine siyasi çatışmayı organize etmekle meşgul olunmasından kaynaklanıyor. Son olaylar gösteriyor ki iktidar mücadelesini düzenlemek ve paylaşmakla meşgul olan siyasi süreç, Libyalıların gerçek kaygılarına yanıt verme noktasında pek de bir şey başaramamıştır. Devlet kurumlarının inşası, uzun yıllardır otoritenin teşkil edilmesinin önüne geçmemiştir” açıklamalarında bulundu.



Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi Suriye topraklarındaki tutuklulardan Irak'a teslim edilen "DEAŞ" örgütüne mensup bin 387 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden dün yapılan açıklamada, "Birinci Kerh Soruşturma Mahkemesi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış hakimlerin gözetiminde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Hakim Faık Zeydan'ın doğrudan gözetimi altında, Suriye topraklarındaki tutuklulardan yakın zamanda teslim alınan bin 387 DEAŞ terör örgütü üyesi hakkında soruşturma işlemlerine başlamıştır" denildi.

DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)

Açıklamada, “tutuklularla ilgili işlemlerin, yerleşik yasal ve insani çerçeveler dahilinde ve ulusal yasalar ile uluslararası standartlara uygun olarak yürütüleceği” belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “bu işlemlerin, Irak'ın DEAŞ terör örgütünün suçlarına karışanları soruşturmak ve hesap sormak için yürüttüğü çabalar bağlamında, yürürlükteki yasalara uygun olarak ve DEAŞ terör unsurları ile soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden suçların ele alınmasına yönelik uluslararası koordinasyonla paralel olarak gerçekleştirildiği” ifade edildi.

Açıklamada, “Irak'a gelmesi beklenen DEAŞ terör örgütü üyesinin sayısının 7 bini aştığı ve Uluslararası Adli İşbirliği Ulusal Merkezi'nin, soruşturma organlarına ve mahkemelere daha önce arşivlenmiş belgeleri ve kanıtları derleyip sunmak için çalışacağı” belirtildi.

Yaklaşık iki hafta önce, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), yaklaşık 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a transferinin başlatıldığını duyurmuştu; bu hamlenin amacının “teröristlerin güvenli gözaltı tesislerinde kalmasını sağlamak” olduğu belirtilmişti.

Irak güvenlik kaynaklarına göre Irak'a transfer edilenler arasında Suriyeliler, Iraklılar, Avrupalılar ve diğer uyruklardan kişiler bulunuyor.

Aşırılıkçı grup, 2014'ten 2017'ye kadar Irak'ın kuzey ve batısındaki geniş alanları kontrol etti ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Irak güçleri tarafından bölgeden çıkarıldı.

Irak, terörist grubun yol açtığı yıkıcı etkilerden hala kurtulmaya çalışıyor.

Örgütün 2019'da yenilgiye uğratıldığı Suriye'de, aralarında yabancıların da bulunduğu binlerce aşırılıkçı grup üyesi olduğundan şüphelenilen kişi ve aileleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından işletilen hapishanelerde ve kamplarda gözaltına alındı.

 Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre örgüt üyelerinin Irak'a transferine ilişkin planın duyurulması, ABD'nin Şam Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Suriye Demokratik Güçleri"nin aşırılıkçı örgütle mücadeledeki rolünün sona erdiğini açıklamasının ardından geçen ay gerçekleşti.

Son yıllarda Irak mahkemeleri, terörizm ve aralarında Fransız vatandaşlarının da bulunduğu yüzlerce insanın öldürülmesiyle ilgili davalarda "terör örgütüne" üye olmaktan suçlu bulunan kişilere ölüm ve ömür boyu hapis cezaları verdi.

Örgüte üye olmaktan suçlu bulunan binlerce Iraklı ve yabancı uyruklu şu anda Irak hapishanelerinde bulunuyor.


İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA) bugün Sur'un (Tyre) güneyinde bir aracı hedef aldı.

Bu sabah erken saatlerde, İsrail'e ait bir İHA Lübnan'ın güneyindeki Zahrani kasabası yakınlarındaki otoyolda bir aracı hedef aldı. Yine bu sabah, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki Aita al-Shaab kasabasında bir evi yıktı. İsrail'e ait bir İHA Aita al-Shaab’ı bu sabah üç adet şok bombasıyla hedef aldı.

Tahliye emirleri

AFP bugün ilerleyen saatlerde, İsrail ordusunun hava saldırılarına hazırlık olarak Lübnan'ın güneyindeki iki köyde bulunan iki binanın tahliyesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Askeri sözcü Avichai Adraee, X platformundaki hesabından şu açıklamayı yaptı: "Güney Lübnan sakinlerine, özellikle de şu iki köye acil uyarı: Kfar Tibnit ve Ain Qana. İsrail Savunma Kuvvetleri yakın gelecekte Hizbullah'ın askeri altyapısına saldıracak."

İsrail uzun zamandır İran destekli Hizbullah'ın yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını söylüyor; bu nokta Adraee'nin açıklamasında da dile getirildi.

Şunu belirtmek gerekir ki, İsrail, 27 Kasım 2014'te yürürlüğe giren Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasının şartlarına uymamış ve uymamaktadır. İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde buldozerlerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam etmekte ve neredeyse her gün baskınlar düzenlemektedir. Ayrıca, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki çeşitli noktalarda konuşlanmış durumdadır.


İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.