Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Putin savaş sahasında yenildiğinde müzakere masasına oturacak’

Ukrayna Dışişleri Bakanı: Rusya nükleer silah kullanmayacak. Rusya’nın tehditleri uluslararası arenadan tecrit edilmesini gerektiriyor.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba
Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba
TT

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Putin savaş sahasında yenildiğinde müzakere masasına oturacak’

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba
Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, uluslararası toplumun Rusya'ya karşı ekonomisini ve kabiliyetlerini baltalayacak ve onu siyasi bir çözüme başvurmaya zorlayacak daha sert yaptırımlar uygulayarak savaşı durdurmayı başaracağına dair göreceli bir iyimserlik sergiliyor. Ancak bu iyimserliğe rağmen Rusya-Ukrayna savaşında dünyanın gerek savaşın uzaması, gerek savaşın küresel gıda açığını, üretimini, fiyatlarını ve emtia ve enerji tedarik zincirlerinin hareketliliğini artırması, gerekse nükleer silahlar dahil olmak üzere silahlanma yarışının hız kazanması açısından olsun en kötü senaryoya doğru ilerlediği ortada.
Kuleba, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, karmaşıklıklarla umutların iç içe geçtiği bir dil kullandı. Ukraynalı Bakan, röportaj aracılığıyla ortak olarak nitelendirdiği ülkeleri, Ukrayna’ya gelişmiş uçaksavar ve füzesavar sistemleri sağlamaya çağırdı. Savaşın ülkesinde neden olduğu ekonomik ve altyapı kayıplarının bir trilyon doları aştığını tahmin eden Kuleba,  savaşın yakın bir gelecekte sona ereceğini düşünmediğini ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan, bölgedeki bazı devlet başkanları ve krallarıyla üst düzey bir zirvenin yapılacağı resmi bir ziyarette ABD Başkanı Joe Biden'ı ağırlamaya hazırlanırken bölgenin bir süredir boğuştuğu diğer krizler arasında Ukrayna-Rusya savaşı krizine siyasi bir çözüm umudu doğabilir.
Kuleba, 1 Haziran’da Körfez ülkeleri ile Ukrayna arasında yapılan ortak bakanlar toplantısında, Rusya'nın uluslararası toplum üzerinde bir savaş ve baskı aracı olarak kullandığını düşündüğü mevcut küresel gıda ve enerji sorununun çözümünde Körfez ülkelerinin aktif rol oynamasını umduğunu ifade etmişti. Ülkesinin, tahıl ve enerji güvenliği gibi acil konuları tartışmak için bir platform olarak Ukrayna ve Körfez ülkeleri arasında özel bir istişare konseyi kurulması amacıyla bir teklif sunduğunu belirten Kuleba’ya göre mevcut durum, artık kararlı eylemlerde bulunma ve kendinden emin adımlar atma zamanının geldiğini hatırlatıyor.
Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Ukrayna Dışişleri Bakanı konuya dair şunları söyledi:
“Gelecekteki görüşmelerde önceliklerimiz, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması, ekonomik olarak toparlanması, savaş suçlularının cezalandırılması, zararların tazmin edilmesi ve şu an garantör olmaları olası ülkelerle tartışılan yeni bir güvenlik garantileri sisteminin oluşturulması olmaya devam ediyor. Rusya'ya bize verdiği tüm kayıpları, acıları ve zararları ödeteceğiz. Her bir Rus savaş suçlusunun yaptıklarının hesabını vermesini sağlayacağız.”
Kuleba, beş aydır devam eden ve ‘Rusya işgali’ olarak nitelendirdiği savaşta Moskova’nın büyük bir başarı elde edemediğini de sözlerine ekledi.
Ukrayna'nın gayri safi yurtiçi hâsılasının (GSYİH) yüzde 30 düşmesini ve enflasyon oranının 2022'nin ilk çeyreğinde yüzde 20'ye ulaşmasını bekleyen Kuleba,  ülkesinin GSYİH’nın yüzde 16 oranında düştüğün, bunun da aylık 3 milyar doların üzerinde bir bütçe açığı oluşturduğunu belirtti. Kuleba, Rusya işgali diye tanımladığı savaşın, ülkesinin altyapısının yüzde 30'unu yok ettiğine ve maliyetinin 100 milyar doları bulduğuna işaret etti. Kuleba, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin 128 günlük savaşın ardından bin 27 ilçeyi kurtardığını kaydetti.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Ukrayna sahasında yaşananlardan bunun uluslararası alanda yansımalarına kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

- Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Batı'nın Ukrayna'ya uzun menzilli füzeler göndermeye devam etmesi durumunda yeni hedefler vurmakla ilgili tehdidine ilişkin ne söylemek istersiniz?
Bunlar boş tehditler. Putin şu an Ukrayna'daki hedefleri hiçbir ayrım gözetmeden vuruyor ve Ukrayna'ya karşı acımasız bir savaş yürütüyor. Ukrayna'yı dehşete düşüren ne varsa yapıyor ve her gün Ukraynalıları öldürmeye devam ediyor. Rusya ordusu, çoğunlukla sivil noktaları hedef alan barbarca bir savaş yürütüyor. Rusya geçtiğimiz hafta, uzun menzilli füzelerle Ukrayna’nın birçok şehrini ve kasabasını vurdu, onlarca masum insanı öldürdü. Kiev ve Mıkolayiv’de sivillerin binaları füzelerle hedef alındı. Kremençuk’da kalabalık bir alışveriş merkezi ve Odessa bölgesindeki eğlence yerleri dehşet verici bir şekilde vuruldu. Rusya, kasıtlı olarak sivilleri hedef alıyor. Putin, böyle bir katliam gerçekleştirerek Ukrayna halkının moralini bozmak istiyor ama buna izin vermeyeceğiz. Kendimizi savunmak için her türlü aracı kullanacağız. Ayrıca tüm ağır savaş suçlarına karışanların adalete teslim edilmesini sağlayacağız. Ukrayna hava savunma sistemi, Rusya’nın kullandığı bazı uzun menzilli füzeleri engelleyebiliyor. Ukrayna, ortaklarını kendisine gelişmiş uçaksavar ve füzesavar sistemleri sağlamaya çağırıyor. Çünkü eğer hava sahasını güvenli hale getirebilirsek birçok sivilin hayatını kurtarmış olacağız.

- Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna’da 10 yıldır yüzlerce ABD’li ve İngiliz ajanın faaliyet gösterdiğinden bahsetti. Bu suçlamaları hangi bağlamda değerlendiriyorsunuz?
Bu Rusya’nın propagandası bağlamında değerlendiriyorum. Rusya Dışişleri Bakanı, ülkesinin Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı şu ya da bu şekilde haklı çıkarmaya çalışıyor. Söyledikleri mantıksız ve neyi kanıtlamaya çalıştığını dahi anlamıyorum. Ukrayna yıllarca birçok ülkeden askeri uzmanları ağırladı. Rusya’nın saldırganlığı karşısında ordumuzda en iyi standartları sağlamamıza yardım etme çabalarına dahil olan sadece ABD ve İngiltere değildi. Bu noktada bize katkı sağlayan ortak ülkelere minnettarız. Rusya Dışişleri Bakanı, Rusya ordusunun performansından ve 24 Şubat’tan bu yana kaydettiği çok sayıdaki utanç verici yenilgiden rahatsızsa, komik açıklamalar yapmak yerine generallerine neden bu kadar kötü durumda olduklarını sorsa daha iyi olurdu. Rus yetkililerin yaptığı gibi yağmalamak yerine, ordumuzu yıllardır ortak ülkelerin yardımıyla yenilemeye çalışıyoruz. Bunun sonucunu savaş sahasında gördük. Rusya’nın başlattığı ve birkaç gün içinde hedeflerine ulaşmasını beklediği işgal beşinci aydır devam ederken Rusya halen büyük bir başarı kaydedemedi.

- Ukrayna'nın Zaporijya Oblastı yerel yönetimi, bölgenin devlet varlıklarına el koyulması niyetiyle Rusya’nın kontrolüne geçtiğini teyit etti. Buna ne sebep oldu?
İşgalci yetkililerin tüm kararları yasa dışıdır. Ruslar, Ukrayna’ya ait maden ürünlerini ve tahılı çalıyor, özel mülkleri yağmalıyor, insanları kaçırıyor, işkence ediyor ve öldürüyor. Rusya’nın bölgeyi ele geçirmesi ve Ukrayna devletine ait varlıklara el koyma girişimi kesinlikle cezalandırılacak olan Rusya’nın suçlarından sadece bir başka berbat suçtan ibarettir.

- Rusya, Ukrayna'daki askeri planının hedeflerine ne kadar ulaştı?
Rusya’nın amacı ülke olarak Ukrayna’yı birkaç gün içinde tamamen yok etmekti. Bunu işgalin başında açıkça söylediler. Sabahın erken saatlerinde tüm cephelerden askeri güçlerini bize karşı harekete geçirmelerinin nedeni de buydu. Ancak Ukrayna'nın kendini savunma yeteneğini ve bu konudaki kararlılığını çok yanlış değerlendirdiler. Ukrayna, Rusya’nın bu saldırgan planlarını engelledikten sonra Moskova birincil hedeflerinden, yani Kiev, Çernigiv, Sumi ve Harkiv'den çekilmek ve Ukrayna'nın doğusunda ve güneyinde şu an başarmaya çalıştıkları daha küçük hedeflere odaklanmak zorunda kaldı. Ukrayna'nın kahramanca direnişinin ve ortaklarımızın desteğinin Rusya’nın planını boşa çıkaracağına sizi temin ederim. Putin'in Ukrayna'yı işgal ederek bir hata yaptığını anlaması ve güçlerini topraklarımızdan çekmesi gerekiyor.

- Ukrayna halen NATO'ya katılmak istiyor mu? Bu konudaki çabanın sonuçlarıyla ilgili güvenlik garantileri ve beklentileriniz neler?
Ukrayna, NATO üyesi olma arzusundan asla vazgeçmedi. Fakat NATO üyeleri arasında Ukrayna’nın adaylığı konusunda fikir birliği yok. Rusya, Ukrayna’nın bekasına yönelik bir tehdit olmaya devam ederken, sonsuza kadar bekleyemeyiz. Gelecekte bilinmeyen bir zamanda değil, şimdi etkili olacak güvenlik garantilerine ihtiyacımız var. Dünyanın en büyük üçüncü nükleer cephaneliğinden gönüllü olarak vazgeçen Ukrayna, 1994 yılında imzalanan Budapeşte Memorandumu çerçevesinde ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya'dan güvenlik garantileri aldı. Rusya, 2014 yılında Ukrayna'ya saldırarak (Budapeşte Memorandumu’nu) geçersiz kıldı ve memorandum Ukrayna'nın güvenliğini sağlayamadı. Dünyanın Ukrayna'ya güvenliğini sağlamaya borçlu olduğunu düşünüyoruz.  Şuan en yakın müttefikimizin bazılarından somut, bağlayıcı ve hızlı güvenlik garantileri sağlanmasını bekliyoruz.

- Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşın bilançosu nedir?
Savaş devam ederken kesin veriler vermek zor olsa da Ukrayna'nın GSYİH'sinin 2022'de en az yüzde 30 düşmesi bekleniyor. Enflasyon bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 20'ye ulaşabilir. Ukrayna'nın GSYİH'sı şimdiden yüzde 16 geriledi. Bu da aylık bütçe açığının 3 milyar dolardan fazla olacağı anlamına geliyor. Rusya işgali, bugüne kadar Ukrayna'nın altyapısının yüzde 30'una ya zarar verdi ya da yok etti. Bunun maliyeti ise en az 100 milyar dolar. Ekonomi ve altyapı kayıpları toplam 1 trilyon doları geçebilir. Buna karşın insanların yaşadıkları acının şiddetini ölçmek imkansız. Rusya, barbarca bir savaş stratejisi olarak daha çok sivilleri hedef alıyor. Binlerce kurbandan bahsediyoruz. Rusya'nın bize verdiği tüm zararları, yaşattığı tüm acıları ve tüm kayıpları ona ödeteceğiz. Her bir Rus savaş suçlusunun yaptıklarının hesabını vermesini sağlayacağız.

- Ukrayna'nın dost ülkelerden aldığı yardımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ukrayna'ya önemli miktarda mali, insani ve askeri yardım sağlayan ortaklarımıza çok minnettarız. Dostlarımızı hız kesmeden bu yardımları artırmaya çağırıyorum. Çünkü savaşın devam ettiği her gün daha fazla yıkım getiriyor ve Ukrayna'nın ihtiyaçlarını daha da artırıyor. Askeri yardım noktasında ise daha fazla silah ve ağır mühimmat gerekiyor. ABD, ikili askeri, mali ve insani yardım çerçevesinde yaklaşık 45 milyar dolarlık bütçe açıkladı. AB ülkeleri ve kurumları 16 milyar euroluk, İngiltere 6,4 milyar euroluk yardımda bulunmayı taahhüt etti. GSYİH açısından Estonya, Letonya ve Polonya, Ukrayna'nın en büyük destekçileri oldular. Onları ABD, Litvanya ve İngiltere takip ediyor. Polonya, Romanya, Macaristan ve Slovakya gibi komşularımız, Rusya’nın saldırılarından kaçan Ukraynalı mülteci kadın ve çocuklara barınak sağlarken bunun maliyetini üstleniyorlar. Desteklerine büyük bir minnet duyuyoruz.

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı nükleer silah kullanacağına dair işaretler söz konusu mu?
Rusya’nın nükleer silah kullanması ihtimali zayıf olsa da Rus yetkililer ve televizyon programlarına katılan yorumcular, bunun hakkında gelişigüzel konuşuyorlar. Nükleer silah kullanma konusundaki tehditkâr sözleri nedeniyle cezalandırılmaları gerektiğine inanıyorum. Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyelerinden biri olarak uluslararası toplum tarafından küresel barışı ve istikrarı korumakla görevlendirildi. Ancak bunun yerine nükleer silahların diğer egemen devletlere karşı potansiyel kullanımıyla övünüyor. Bu Rusya'yı uluslararası toplumdan tecrit etmeye tek başına yeterli bir sebep. Rusya, saldırganlığı sırasında Enerhodar ve Çernobil şehirlerindeki nükleer santralleri ele geçirerek nükleer güvenliği umursamadığını zaten gösterdi. Birilerini rehin almak, fabrika binalarını bombalamak ve ekipman çalmak sorumsuzluktan başka bir şey değil.

- Ukrayna ordusu ülkeyi korumaya ne kadar hazır? Ordu, Mariupol'daki sivilleri korumayı başardı mı?
Savaş olabilecek en korkunç şey olsa da bile belli kurallar çerçevesinde savaşılır. Bu kurallardan bazılarını uluslararası insan hakları hukuku tanımlar. Ukrayna ordusu, sivil kayıpları az olması amacıyla bu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin önceliği sivillerin hayatlarının korunmasıdır. Ukrayna ve Rusya orduları arasındaki temel farkı anlamalısın.  Askerlerimiz halkı ve toprakları için savaşıyor. Rus askerleri ise başka bir ülkede oranın halkını öldürmeye ve topraklarını ele geçirmeye gelmiş işgalcilerdir. Bunu yaparken neden oldukları acı ve yıkım umurlarında değil. Rusya uluslararası insan hakları hukukunu hiçe sayıyor ve sivil halka karşı ayrım gözetmeksizin bombardıman ve terör, tecavüz, öldürme ve sınır dışı etme gibi tamamen vahşi taktikler kullanıyor. Rusya’nın Çeçenya’da ve Suriye'de gerçekleştirdiği toplu vahşetlere tanık olmuştuk, ama bu vahşet Ukrayna'da emsali olmayan bir düzeye ulaştı. Rusya’nın Mariupol, Buça, İrpin, Borodyanka ve diğer şehirlerde işlediği barbarca suçlar, DEAŞ ve diğer terörist grupların işlediklerinden çok daha fazla. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri 128 günlük savaşın ardından bin 27 ilçeyi kurtardı. Hükümet ve yerel yetkililer, işletmeler ve sivil gönüllüler, hayatı normale döndürmek, acil öneme sahip altyapıyı yenilemek ve insanların evlerine geri dönmeleri için gerekli koşulları sağlamaya çalışıyor. Örneğin Mariupol’de Ukrayna askerleri, canları pahasına sivillere yardım etmek için yiyecek ve ilaç sağladı. Ukraynalılar bir ailedir ve en zayıflarını korumak için hiçbir çabadan kaçınmazlar. Ukrayna askerleri, Ukrayna devletini, milletini ve kimliğini yok etmek için topraklarımıza gelen işgalcilere karşı her gün kahramanlıklar gösteriyor, özveride bulunuyor. Ülkemizi savunmakta kararlıyız. Bundan vazgeçmeyiz. Ortaklarımızın Ukrayna'ya bu savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmesi için gerekli tüm silahları sağlamalarını umuyoruz.

- Ukrayna, Rusya’nın petrol ve gaz ihracatına yaptırım uygulanmasını talep etti, ancak Macaristan gibi ülkeler bunu yapmayı reddediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha önce sivillerin korunmasıyla ilgili sorduğumuz soruya geri dönecek olursak; barışa yönelik tehditleri önlemek ve bu tehditleri ortadan kaldırmak için alınacak bir takım toplu önlemler vardır. Saldırganlıkların bastırılması, Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca uluslararası toplumun ortak sorumluluğudur. Dolayısıyla Rusya ile her zaman olduğu gibi iş yapmaya ve onların petrol ve gazını satın almaya devam etmek Ukrayna’yı yok etmesine ve Ukraynalıları öldürmesine destek vermek demektir. Bu da adalet ilkelerinin ve uluslararası yasaların ihlali anlamına gelir. Tarih herkesi değerlerine göre yargılayacaktır. Ancak yaptırımlar konusunun sadece ahlaki yönü yok. Bunun bir de pratik yönü var. Örneğin, Kremlin özellikle Rusya’dan tedarik edilen enerji kaynaklarına güveniyor.  Enerjiyi bir silah olarak kullanıyorlar. Sevmedikleri siyasi kararlara karşı enerjiyi kesmekle tehdit ederek ülkelere şantaj yapıyorlar. Aynı durum şu an yasakladıkları Ukrayna’nın gıda ihracatı için de geçerli. Rusya oyunu kuralına göre oynamak istiyor. Avrupa ülkeleri Rusya’nın petrol ve gazını satın alarak sadece Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşını desteklemekle kalmıyor. AB’nin Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlılığı, Rusya’nın nüfuzuna kapıyı daha fazla aralıyor. Öte yandan Rusya, AB’nin birliğini baltalamak için AB içinde Rusya’nın petrol ve gaz ihracatına yönelik ambargoyu kapsayan altıncı yatırım paketine ilişkin tartışmadan yararlanıyor. Avrupa ülkeleri arasında fikir birliği olduğu bir gerçek olsa da zamanlama çok önemli. Sağlam bir duruş sergilemeleri ve birliklerini korumalarından ötürü AB liderlerine minnettarız. Rusya’nın Ocak ayında yüzde 5,6 olan GSYİH büyüme oranı geçtiğimiz Nisan ayında yüzde 3’e geriledi. Bu oranın yıl içinde yüzde 8 ile 15 arasında daralması bekleniyor. Yedinci yaptırım paketi üzerinde hızla çalışılmasını umuyoruz. Rusya'nın baskıcı uygulamaları atlamasına izin verilmemeli. Rusya petrolünün olduğu her karışım, yüzde 100 Rusya petrolü olarak kabul edilmeli.

- Rusya-Ukrayna müzakerelerinde ne kadar ilerleme kaydedildi. Bu müzakerelerde büyük bir ilerleme bekliyor musunuz?
Rusya şu an için müzakere istemiyor. Putin’in sözcüsü birkaç gün önce yaptığı açıklamada, bu savaşın Ukrayna’nın silahlarını bıraktığı ve Rusya'nın tüm taleplerini karşıladığı gün bitirebileceğini söyledi. Bu da Rusya'nın müzakerelere hazır olmadığı ve askeri çözümler aradığı anlamına geliyor. Putin'in müzakere masasına oturmasına giden yol savaş sahasında alacağı yenilgilerden geçiyor. Rusya ordusunun Ukrayna ordusu karşısında savaşı kazanamayacağını anladığı zaman ciddi olarak müzakerelere başlamayı düşünecektir. BM’nin 141 üyesinin büyük bir çoğunluğu, 2 Mart'ta, Rusya Federasyonu'nun Ukrayna'yı işgaline derhal son vermesini ve tüm askeri güçlerini koşulsuz olarak topraklarımızdan çekmesini talep eden bir kararı onayladı. Bu karar, uluslararası toplumun talebi ve Rusya ile yapılacak gerçek bir müzakerenin de temelidir. Önümüzdeki süreçte yapılacak müzakerelerde önceliklerimiz, toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması, Ukrayna’nın ekonomik olarak toparlanması, savaş suçlarının cezalandırılması, zararların tazmin edilmesi ve şuan garantör olmaları beklenen ülkelerle görüşülen yeni bir güvenlik garantileri sistemini oluşturulması olmaya devam ediyor.

- Suudi Arabistan’ın savaşı sona erdirecek Rusya-Ukrayna müzakerelerinin başarısında ne ölçüde rol almasını bekliyorsunuz?
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile 3 Mart’ta yaptığı görüşmede sunduğu, Rusya ile Ukrayna arasındaki tansiyonu düşürme ve arabuluculuk yapma önerisine müteşekkiriz. 1 Haziran’da Körfez ülkeleri ile Ukrayna arasında yapılan ortak bakanlar toplantısında Ukrayna’nın Suudi Arabistan ve diğer tüm Arap ülkeleriyle ilişkilerini özellikle yeniden yapılanma çabaları çerçevesinde ilerletmek istediğini ifade ettik. Ayrıca, Rusya’nın uluslararası toplum üzerinde bir savaş ve baskı aracı olarak kullandığı küresel gıda ve enerji sorununun çözümünde Körfez ülkelerinin aktif bir rol oynayacağına olan umudumuzu bir kez daha dile getirdik. Kararlı eylemlerde bulunmanın ve kendinden emin adımlar atmanın zamanı geldi. AB, G7 Zirvesi sırasında Rusya’dan tedarik edilen petrole olan bağımlılığı azaltmayı ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyelerinin bu açığı kapatmaları için üretimlerini artırmalarını istediğini açıkça belirtti. Ukrayna bugün yakıt kriziyle karşı karşıya. Bu alanda uzun vadeli ve etkili çözümler arıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak bu konuda Ukrayna ile Körfez ülkeleri arasında özel bir istişare konseyi kurulması da dahil olmak üzere bir takım girişimlerle ilgili bir brifing verdi. Bu konsey, tahıl tedariki ve enerji güvenliği gibi acil konuların tartışılması için önemli bir platform olabilir. Ukrayna, yalan haber ve kara propaganda ile mücadelenin önemi göz önüne alındığında halkın doğru bilgilendirilmesi açısından daha açık olmaya ve Arap gazetecilerin ülkemizden Arap dünyasına doğrudan haber yapmaları konusunda daha anlayışlı olmaya çalışıyor.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.