Guardian, Türkiye'de kürtajı ele aldı: "Yasal olsa da neredeyse yasaklı"

"Doktor 'Hamile kalmak için bacaklarını açabiliyorsan şimdi de yapabilirsin' dedi"

Türk uçaklarının Irak sınırında 34 sivili öldürdüğü olayı hatırlatarak 2012'de "Her kürtaj bir Uludere'dir" diyen Recep Tayyip Erdoğan, feminist eylemlerin çoğalmasına neden olmuştu (Reuters)
Türk uçaklarının Irak sınırında 34 sivili öldürdüğü olayı hatırlatarak 2012'de "Her kürtaj bir Uludere'dir" diyen Recep Tayyip Erdoğan, feminist eylemlerin çoğalmasına neden olmuştu (Reuters)
TT

Guardian, Türkiye'de kürtajı ele aldı: "Yasal olsa da neredeyse yasaklı"

Türk uçaklarının Irak sınırında 34 sivili öldürdüğü olayı hatırlatarak 2012'de "Her kürtaj bir Uludere'dir" diyen Recep Tayyip Erdoğan, feminist eylemlerin çoğalmasına neden olmuştu (Reuters)
Türk uçaklarının Irak sınırında 34 sivili öldürdüğü olayı hatırlatarak 2012'de "Her kürtaj bir Uludere'dir" diyen Recep Tayyip Erdoğan, feminist eylemlerin çoğalmasına neden olmuştu (Reuters)

ABD Yüksek Mahkemesi'nin kürtajı tüm eyaletlerde anayasal hak haline getiren yaklaşık 50 yıllık emsal kararı 24 Haziran'da bozmasının ardından tüm dünyada gözler çocuk aldırmanın önündeki yasal ve yasadışı engellere döndü.  
Birleşik Krallık'ın önde gelen gazetelerinden The Guardian da Türkiye'deki durumu ele aldı.  
Lara Villalon imzasıyla bugün yayımlanan "Yasal olsa da neredeyse yasaklı: Türk kadınlarının bedava ve güvenli kürtaj hakkına erişimi engelleniyor" başlıklı haberin spotu da şöyle:
"Türkiye'nin çoğunda fiili bir yasak var. Kadınlar ya hastane hastane dolaşıp yalvarmak zorunda kalıyor ya da paraları varsa özel klinik arıyor."

Türkiye'deki kürtaj yasaları ve fiili durum
2827 No'lu Nüfus Planlaması Yasası, 12 Eylül darbesinin ardından 1983 yılında yürürlüğe girdi ve Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana süren yasal kısıtlamayı kaldırarak kürtajı serbest bıraktı. 
5 yıl içinde ülke çapındaki 15 ila 49 yaşlarındaki her bin kadından 45'i kürtaj yaptırdı. 1998'deyse bu oran binde 25'e düştü. 
Yasa, 10 haftaya kadar olan gebeliklerin isteğe bağlı olarak kürtajla sonlandırılmasına izin veriyor. Tecavüz sonucu meydana gelen gebeliklerde ve annenin sağlığının büyük tehdit altında olduğu durumlarda süre 20 haftaya kadar uzayabiliyor. 
Yasalara göre devlet hastanelerinin bu prosedürü bedavaya gerçekleştirmesi gerekiyor. Kadir Has Üniversitesi'nde çalışan akademisyenlerin 2020'de yaptığı araştırmaya göreyse, yalnızca kadının isteğiyle kürtaj yapan hiçbir devlet hastanesi yok. 

"Hakkım olduğunu söylesem de reddettiler"
Haberde gerçek adı gizlenerek Esra mahlası verilen bir kadının yasal durumla örtüşmeyen deneyimleri aktarıldı. 
İstanbul'da yaşayan 27 yaşındaki kadın, pek çok sağlık kuruluşundan geri çevrildiğini söyledi:
"Tekrar tekrar ‘Burada kürtaj yaptıramazsın, biz yapmıyoruz' dediler. Bunun hakkım olduğunu söylesem de reddettiler."
Özel hastanelerin de öğretmen maaşıyla karşılaması mümkün olmayan faturalar çıkardığını belirten Esra, "Haftalar geçiyordu ve ben gittikçe daha fazla endişeleniyordum. Sonunda gizli saklı, sağlıksız bir yere düşeceğim aklıma geliyordu" dedi. 
Esra sonunda masrafları karşılayabileceği bir özel klinik bulsa da buradaki jinekolog, partnerini ikna edip evlenmesini ve çocuğu aldırmamasını söylemiş. Bütün bunlara rağmen kürtaj yaptıran kadın, üç hafta sonra kanama şikayetiyle devlet hastanesine gittiğini ve acil operasyona alındığını anlattı:
"Ateşim vardı ve vücudumdan pıhtılaşmış kanlar çıkıyordu. Kürtaj yapmadığını söyleyen hastanelerden birinde tedavi gördüm. İlk başta onay verselerdi çok daha kolay ve güvenli olurdu."
Esra operasyondan sonra sürekli ağrı yaşadığı için bundan sonra istese de çocuk yapamamaktan korkuyor. 

"Pek çok yerde fiili yasak var"
Bir devlet hastanesinde çalışan ve soyadını vermek istemeyen Filiz adındaki bir hemşire de "Pek çok yerde fiili yasak var. Türk kanunlarına göre bir doktor bir kadına kürtaj yaptıramayacağını söyleyemez ama geri çevrilmeler çok yaygın. Bu da kadınları hastane hastane dolaşıp yalvarmaya zorluyor" dedi.
Haberde bu fiili yasağın Türkiye'deki hükümetin kürtaja yönelik popülist ve sert söylemleriyle şekillendiğinin görüldüğü bildirildi. 2012'de başbakanlık yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kürtajı cinayet olarak görüyorum" demesi ve yasal süreyi 6 haftaya düşürecek bir tasarının hazırlanması hatırlatıldı. Kürtaj hakkını savunan kadınların büyük gösteriler düzenlemesinin ardından bu yasa teklifinin hiçbir zaman oylanmadığı da belirtildi. 
Ancak aktivistler bu yasa çıkmasa da özel olmayan sağlık kuruluşlarının, hükümetin "en az üç çocuk" söyleminden de etkilenerek süreci imkansız hale getirmeye çalıştığını belirtiyor. 
İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu üyelerinden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Irmak Saraç, hastane yönetimlerinin doktorlara kürtaj yapmamaları için daha fazla baskı uyguladığını söyledi:
Pek çok vakada kürtajların gerçekleştirildiği aile planlama merkezleri kapatıldı ya da emekli olan kadın doğum uzmanlarının yerine yenileri atanmadı.

"20'den fazla hastane reddetti"
The Guardian, özel kliniklerde kürtajın üç bin lira civarında olduğunu ve çalışma çağındaki kadınların yalnızca yüzde 30'unun sigortalı çalıştığı Türkiye'de bu miktarın pek çok kişiye fazla gelebileceğini hatırlattı. 
Köyceğiz'de yaşayan 28 yaşındaki bir kadın da küçük yerde ailesinin duymasından korktuğu için kürtaj amacıyla İstanbul'a gittiğini söyledi. Beş haftalık hamileyken 20'den fazla devlet hastanesinin kendisini reddettiğini belirterek şöyle dedi:
"Gerçekten korkmaya başladım. Bunun doğrudan gerçekleştirileceğini sanıyordum. İstanbul yakınındaki diğer kentlerde yer alan hastanelerle de konuştum ama hiçbir sonuç alamadım."
Haberde İlknur diye anılan kadın, iki hafta sonra özel kliniklerden birine 3 bin 500 lira vererek operasyonu gerçekleştirdiğini söyledi. Doktorun ilk başta görüşmeye gittiğinde nazik olduğunu ancak operasyon sırasında karnının ağrıması üzerine sertleştiğini anlattı:
"Doktor bana ‘Bacaklarını aç, bu hiçbir şey değil. Hamile kalmak için bacaklarını açabiliyorsan şimdi de yapabilirsin' dedi. Ona bir daha bakamadım, hemşire de hiçbir şey söylemedi. Çok utanmıştım."
İlknur, kürtajdan sonra kontrol için kliniğe gitmediğini, dava açmayı düşünse de ailesinin öğrenmesinden korkarak vazgeçtiğini belirtti. 
Şimdi aralarında hemşire Filiz'in de olduğu sağlık çalışanları, bedavaya kürtaj yapanların listesini hazırlıyor. Filiz bu girişimi şöyle anlatıyor:
"Bazılarımız kürtaj yapmayı kabul eden doktorların listesini hazırladı. Biz de bunu feminist örgütlere ve taban örgütlerine dağıtıyoruz ama tüm ihtiyaç sahiplerine bu bilgiyi ulaştırmamız imkansız. 
Independent Türkçe, The Guardian



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Al Jazeera kanalına verdiği röportajda Ortadoğu’da bölgesel paktlar, Suriye, Filistin-İsrail hattı ve İran’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bölgesel güvenlik mimarisinin kapsayıcı olması gerektiğini vurgulayan Fidan, Türkiye’nin ulusal güvenlik hassasiyetlerine de dikkat çekti.

“Kapsayıcı olmayan anlaşmalar bölücü olur”

Ortadoğu’da kurulabilecek bölgesel paktlara ilişkin konuşan Fidan, herhangi bir anlaşmanın dar çerçeveli olmaması gerektiğini belirterek, “Bölgedeki herhangi bir anlaşma daha kapsayıcı olmalı. Aksi halde bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz” dedi.

Başlangıçta sınırlı sayıda ülkeyle işbirliğinin mümkün olabileceğini ifade eden Fidan, “2-3 ülkeyle başlayabilir ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan bir yapıya dönüşürse bu ideal olur” diye konuştu.

Bölgesel güvenlik yapısının önemine dikkat çeken Fidan, “Bir tarafla savaşacaksak bu taraf terörist olmalıdır. Birlikte terörizmle mücadele etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Suriye: Uzlaşıya destek, kırmızı çizgiler vurgusu

Suriye’de olası iç uzlaşı süreçlerine Türkiye’nin yaklaşımını da değerlendiren Fidan, “Prensip gereği, Türkiye olarak taraflar kim olursa olsun bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz” dedi.

Buna karşın Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda kırmızı çizgileri olduğunu belirten Fidan, Şam yönetiminin SDG ile yaptığı anlaşmalarda bu hassasiyetlerin genellikle gözetildiğini söyledi.

Fidan, SDG’nin kontrolündeki bölgelerde Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten unsurlara alan sağlandığını da ifade ederek, bu durumun Ankara açısından ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu vurguladı.

Filistin-İsrail: Sorun İsrail politikalarıyla

Gazze’deki gelişmelere ilişkin Türkiye’nin tutumunu da aktaran Fidan, mevcut barış sürecine insani, askeri ve siyasi anlamda mümkün olan her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduklarını söyledi.
Türkiye’nin İsrail’le bir sorun yaşamadığını belirten Fidan, “Sorunumuz İsrail’le değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla. Özellikle Filistinlilere yönelik tutumları ve son olarak Gazze’deki soykırım” dedi.

İran: Rejim değişikliği dış müdahaleyle olmaz

İran’a yönelik olası bir İsrail saldırısına dair değerlendirmelerde bulunan Fidan, İsrail’in temel hedefinin İran ordusunun bazı kritik kapasitelerini yok etmek olacağını düşündüğünü ifade etti.

Rejim değişikliği tartışmalarına da değinen Fidan, bunun dış askeri müdahaleyle değil, İran halkının iradesiyle ilgili olduğunu belirterek, “İran halkı savaş zamanında ve dışarıdan gelen bir saldırıda, özellikle de bu saldırı İsrail’den geliyorsa, her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, Al Jazeera


Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye’deki gelişmeleri ve hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkesin uygulanmasını yakından izlediğini, SDG’nin anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürdüğünü bildirdi.

Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile perşembe günü Dışişleri Bakanlığı’nda bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler, Suriye ordusu ile SDG arasında 18 Ocak’ta imzalanan ve geçen cumartesi 15 gün süreyle uzatılan ateşkes ile SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ele alındı.

Bakan Fidan ayrıca çarşamba günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye ve Gazze’deki gelişmeler ile bazı bölgesel ve uluslararası meseleleri değerlendirdi.

frgthyu
Suriye’nin Rakka kentinde yaşayanlar, geçen pazar günü Fırat Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüden geçiyor (AP)

Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu, çarşamba günü Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nuruddin en-Nassan ile telefon görüşmesi yaparak Suriye’deki son durumu ele aldı. Görüşmeye ilişkin bilgi, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın “X” hesabından paylaşıldı.

SDG’ye tepki

Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Zeki Aktürk, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirme toplantısında, “Suriye sahasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor, kuvvetlerimizin, personelimizin ve sınırlarımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri alıyoruz” dedi.

Aktürk, 18 Ocak’ta imzalanan ve 15 gün süreyle uzatılan ateşkesin SDG tarafından ihlal edildiğini belirterek, SDG’nin 10 Mart 2025 ve 18 Ocak tarihli anlaşmaları ihlal etmesinin, Suriye’de kalıcı istikrara yönelik kritik bir adım olan entegrasyon sürecini olumsuz etkilediğini ifade etti.

Aktürk, SDG tarafından kazılan tüneller, mağaralar, sığınaklar, mayınlar ve el yapımı patlayıcıların tespit edilerek imha edilmesine yönelik faaliyetlerin sürdüğünü, Türkiye’nin askeri operasyon bölgelerinde SDG’ye ait toplam 753 kilometrelik tünelin imha edildiğini söyledi.

Türkiye’nin yalnızca coğrafi değil stratejik olarak da nüfuzunu artırma, bölgesel caydırıcılığını güçlendirme ve güvenliğine yönelik tehditlerin bulunduğu her yerde gerekli tedbirleri alma konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Aktürk, sahada ve diplomatik alanda etkin ve önleyici bir savunma politikası izleneceğini kaydetti.

fgthy
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (MSB – X)

Aktürk ayrıca, Suriye hükümetinin kuzey Suriye’de kontrol altına aldığı bölgede insani yardımlar için bir koridor açmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Suriye’ye destek

Zeki Aktürk, “Tek devlet, tek ordu” ilkesi doğrultusunda Türkiye’nin, terör örgütlerine karşı mücadelesinde Suriye’ye desteğini sürdüreceğini, savunma kapasitesinin güçlendirilmesine, ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sunacağını söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin teminatı olduğunu vurgulayan Aktürk, ordunun ülkenin varlığına yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı kararlılıkla mücadelesini sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında çarşamba günü yaptığı toplantının ardından yayımladığı bildiride, Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunmasına yönelik çabalara Türkiye’nin güçlü desteğinin devam edeceğini açıkladı.

axsdfrgt
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Ankara’da çarşamba günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Aynı zamanda, Türkiye’nin güney ve güneydoğusunda Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu 16 ildeki baro ve avukat dernekleri, Suriye’nin kuzeyindeki çoğunluğu Kürt olan Ayn el-Arab (Kobani) kentine insani yardım ulaştırılabilmesi için Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması çağrısında bulundu.

Baro ve dernekler, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, Ayn el-Arab’daki insani krizin derinleştiğini, gıda, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimin kısıtlı olduğunu ve sivillerin yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında bulunduğunu ifade etti.

Açıklamada, Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasının ve Kobani’ye insani yardımın engellenmesinin uluslararası insancıl hukuk ve temel insan haklarına aykırı olduğu savunularak, insani yardımların siyasi veya güvenlik gerekçeleriyle engellenemeyeceği vurgulandı.

Baro ve dernekler, krizin daha da derinleşmesini önlemek amacıyla ilgili tüm kurumlara yazılı başvurular yapılacağını ve sürecin hukuki ve insani boyutlarıyla yakından izleneceğini kaydetti.