Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
TT

Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mina Abdulfettah
Şam, Mısır ve Sudan arasında Kisve'yi (Kabe örtüsü) Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı hikayeleri bir birlerine benzer. Hacı adaylarını bir araya getiren ve Mahmil-i Şerif Alayı tarafından yönetilen yolculuğun özünde dini ve kültürel boyutlar yer alırken aylarca yaya ve deve üzerinde süren yolculuğun birçok zorlukları da vardır. Öte yandan Mahmil-i Şerif Alayı’nın geçtiği ülkelerdeki hükümdarlar ve padişahlar kervanı kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılarlar, kervan görkemli alaylarla hedefine doğru hareket etmeye başlardı. Hz.İsmail, babası Hz. İbrahim ile birlikte Beytullah’ın duvarlarını yükselttikten sonra Kabe’nin üzerini örttüğü için Kabe'nin örtülmesi Allah'a yaklaşmakla ilişkilendirilmiştir. Önceleri Arap kabileleri Kisve için iş birliği yaparlardı. Daha sonra İslam ülkelerinin padişahları ve hükümdarları Kabe'nin örtülmesi talimatı vermişlerdir. Bugün de bu talimat Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından verilmektedir.
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları arasında yıllık hac yolculukları sırasında getiren özel bir manevi ilişkileri vardır. Bu, sıradan bir hac yolculuğunun çok ötesine geçen bir deneyimdir. Yüzyıllar önceki o dönemin hatıraları, onu en özel ve eşsiz dini yolculuklardan biri yapan çeşitli tezahürler ve detaylarla doludur.
Tarihçilere göre Sahra Çölü'nün güneyinde, Atlantik Okyanusu'ndan Nil Nehri üzerindeki Nübye’ye kadar uzanan bir bölge olan Sudan’dan yola çıkan hacılar çölde kum tepelerini aşar, vadilere iner, vahalardan ve yeşil alanlardan geçerlerdi. Hac yolculuğu, diğer ticari, askeri yahut fetih amacıyla çıkılan yolculuklar arasında en çeşitli olanıydı. Müslüman tarihçiler de bu yolculukları ilgili bilgiler aktardılar.
IMG-20220704-WA0008.jpg
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları hac yolculuklarında bir araya getiren özel bir manevi ilişki vardı (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mahmil-i Şerif Alayı
Hac kervanları Sudan'ın batısından Mekke'ye başlayan yolculuğa kervanbaşının seslenişiyle başlarlardı. Yol boyunca tüm istasyonları geçerken Hz. Muhammed için yazılan naatlar, dua ve telbiye seslerine karışır, gece yahut dinlenme saatleri dışında kesintisiz olarak işitilirdi.
Hacı kervanının önünde Kisve'yi Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı olurdu. Kisve genellikle gümüş kaplamalı ve sarı ipekle kaplı bir deve havudunda (semer) taşınırdı. Havutu kaplayan kumaşa altın simlerle Kuran-ı Kerim ayetleri ve süslemeler işlenmiş olurdu.
Bazı kaynaklarda ilk kişi, 1272 yılında Mısır'dan Mekke'ye hacı kervanına eşlik eden bir muhmil gönderen ve Kabe örtüsünün kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılayan Memluk Sultanı Zahir Baybars’tır ve bu gelenek Osmanlı dönemi boyunca devam etmiştir.

Sultan Ali Dinar'ın yeri
Fur sultanlarının sonuncusu olan Sultan Ali Dinar, 1898 yılında 1916 yılına kadar Fur Sultanlığı'nı yönettiği dönemde Sudanlılar arasında büyük bir yere edindi. İktidarını İslami öğretilere göre yönetti, sosyal adaletin yayılmasını bir öncelik olarak gördü. Ayrıca Halaviler (hafızlık okulları) ve Şeriat mahkemeleri kurarak ve askerleri tarafından korunan hac kervanları düzenleyerek dini olarak da bir yer kazandı. Hatta Batı Afrika Müslümanları onu ‘Deftey el-Mushaf’ (Kuran-ı Kerim’in iki kapağı) olarak anmaya başladılar.
Sultan Ali Dinar'ın soyu, bugüne kadar Sudan'ın batısında yaşayan ve Darfur adının türetildiği Fur kabilesine uzanır. Osmanlı Hilafeti'ne yakınlığı ve İngilizlere karşı verdiği mücadele ile tanınan Sultan Ali Dinar,  Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın yanında İngilizlere karşı olduğunu ilan ederek savaşa girdi. Ancak 1916 yılında ordusu ile İngiliz sömürge güçleri arasında saltanatının başkenti el-Faşir şehri eteklerinde gerçekleşen Berneciye Savaşı'nda hezimete uğratıldı ve öldürüldü. Bu savaşın ardından Fur Sultanlığı, Sudan devletinin ona tabi olacak son kısmı olarak İngiltere’nin boyunduruğu altına girdi.
569916-210370170.jpg
Askeri tarafından korunan hac kervanları düzenleyen Sultan Ali Dinar, Sudanlılar ve Batı Afrika Müslümanları arasında kendine büyük bir yer edindi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Diplomatik bir faaliyet
Hac yolculuğu sırasında zamanın ve mekanın uyarıcısı kendini gösterir. Mahmil-i Şerif Alayı’na eşlik eden hemen hemen her şey daha da önem kazanır ve hacı adaylarına yeni bir hayat verilmiş gibi görünür. Müslümanlar için hac ibadeti, kişinin geçmişteki günahlarından arınması anlamına gelir. Hac yolculuğu tüm zorluklarına rağmen en keyifli yolculuklardan biridir. Mahmil-i Şerif Alayı’nın Darfur'dan çıkıp Kurdufan'dan geçmesi ve ardından Sevakin Adası’ndan inilen Kızıldeniz'den geçerek Mekke'ye gitmeden önce törenler yapılır. Bu yolculuk esnasında, Mahmil-i Şerif Alayı’nın yola çıkışı ve Mekke'deki varış noktasına ulaşıncaya kadar geçen süreç ve ardından hacıların ibadetlerini gerçekleştirdikten sonra dönüşleriyle yapılan kutlamalara kadar Darfur’un yeri tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yolculuğun dini ve ekonomik dönüşümleri ve bunların insanların yaşamları ve sosyal hayatları üzerindeki etkilerini yansıtan birçok metin olmasına rağmen Darfur tarihinde o dönemi ele alan Allen Theobald, Na’um Shuqayr ve Avn Şerif Kasım gibi diğer yazarların yazıları da, Sudanlıların hac yolculuklarıyla ilişkilerini kısmen gözlemleme fırsatı sunuyor.  Ayrıca Sudan’da yerel liderlerin ahlakını da yansıtıyor. Darfur'un Batı Afrika'nın Mekke ve Medine’nin bulunduğu Suudi Arabistan ile bağı Ali Dinar’ın dış siyasi ilişkiler kurmasını ve saltanatına önem verilmesini sağladı. O dönemin standartlarına göre modern bir ordu oluşturmak için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ondan yardım aldı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,akademisyen ve araştırmacı Abdullah Adem Hatir, Sultan Ali Dinar hakkında şunları söyledi:
“O bir devlet adamı ve otorite sahibiydi. Mahmil-i Şerif Alayı, özellikle yönetimi iç savaşlarla ve dış gerilimler ve çatışmalarla bezendiğinden saltanatı ile İslam dünyası arasında bir iletişim aracı olarak ülkenin diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Ancak bu iç savaşlara ve dış gerilimlere rağmen dış dünya ile iletişim kurarak, hizmetlerini ve ilişkilerini yetki sınırları dışına taşıyarak bölgesinin bağımsızlığını uzun süre koruyabilmiştir. Yurtdışına uzanan diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin Ali Dinar’ın, özgürlüğünü ve İslam ülkeleriyle olan ilişkilerini sürdürmesi için İngiliz hükümetiyle 500 sterlinlik haraç ödenmesini öngören bir anlaşma imzalamasına yardımcı oldu.”

Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı
Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
“Sultan Ali Dinar yönetiminin Mahmil-i Şerif Alayı ile ilgili çalışmaları, tüm Sudanlılar tarafından ulusal düzeyde takdir ediliyordu. Hacı kervanlarının geçtikleri ve başka hac yolcularının da katıldıkları bölgelerde Mahmil-i Şerif Alayı için törenler ve kutlamalar yapılıyordu. O dönemde sömürgeciler olmasaydı, etkisi çok daha büyük olurdu. Mahmil-i Şerif Alayı fikri, Müslüman bir yönetim olan Darfur Sultanlığı'nda ortaya çıkmıştır. Darfur Sultanlığı, Sennar Sultanlığı ve diğerleri gibi bölgedeki diğer sultanlıklardan daha güçlüydü.
Hac kervanının Zalinjay şehrinin kuzeybatısındaki, kısa bir süre öncesine kadar hacılarla ilişkilendirilen ve yerel dilde ‘hacılar geldi’ anlamına gelen Acakari adlı bir noktada Batı Afrika'dan gelen hacıların toplanmasından sonra (şuan Kuzey Darfur eyaletinin merkezi olan) Darfur Sultanlığı’nın başkenti el-Faşir şehrinde toplandığını söyleyen Hatir, “Mahmil-i Şerif Alayı buradan Sudan'ın Omdurman şehrine, oradan Berber'e, oradan da ülkenin doğusunda yer alan ve Sultan Dinar'ın ordularının kervanlar kutsal topraklara ulaşana kadar deniz seferlerinin güvenliğini sağladıkları Sevakin Adası'na ardından da kutsal topraklara ulaşır” şeklinde konuştu. Hatir’in aktardığına göre Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetenlerin en ünlüleri arasında Rifa'a şehrinden Şeyh eş-Şimavi'dir. Farklı yıllarda Rifa’alılardan Mahmil-i Şerif Alayı’nın başına başka isimler de geçmiştir.
Mahmil-i Şerif Alayı’nda yer alanlara da değinen Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın sembolü olan Kabe örtüsünün yanı sıra hediyeler, bağışlar ve hacdaki fakirlere gönderilen tarım ürünleri olduğunu belirtti. Hatir, Sultan Ali Dinar’ın, o dönem ekonomik ağırlığı ve Avrupa'ya açılan kapı olması nedeniyle İslam dünyasında bir ticaret merkezi olan Mısır'da satılacak olan deve, akasya sakızı, kekrede, yer fıstığı ve savan bölgesinin zengin yelpazesinden çok sayıda ürün gibi Darfur'un temel tarımsal ve hayvansal ürünlerinden gönderdiğini ve bunlardan elde edilen paranın, Mekke’de ve Körfez’deki fakirlere ve hacılara dağıtılmak üzere özel bir kutuda Mahmil-i Şerif Alayı bağlanan Haram-ı Şerif Bohçası’na konulduğunu anlattı.
Hatir’e göre Ali Dinar ölümüne kadar Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetmeye devam etti. Ardından Dinar'ın yeğeni Abdurrahman el-Mehdi ve Omdurman’ın önde gelen tüccarları 1930’lu yıllarda Mahmil-i Şerif Alayı faaliyetlerini yeniden başlattılar. Sultan ile olan ilişkisinden dolayı ismini değiştirmediler. Aradan yıllar geçmesine rağmen Mahmil-i Şerif Alayı, Sudanlıların ve Darfur halkının dini, psikolojik, ekonomik ve sosyal mirasının bir parçası olarak kaldı.

Mahmil-i Şerif Alayı’ndan geriye kalanlar
Mahmil-i Şerif Alayı artık yoksa da sosyal mirası, beraberindeki dini ritüelleri, özellikle de Hac mevsimlerinde tekrarlanan ve Mekke ve Medine adlarının anıldığı naatlar halen var olmaya devam ediyor. Halen hacca giden kişilerin evlerinin kapılarının yanlarındaki duvarlara bazı âyetler yazılıyor. Şeyh el-Buraey, Hac el-Mahi, Hac el-Akib, Vud Temim, Muhammed Ebu Kasavi, Ahmed ed-Dakuni el-Kebir, Ali Vud Halib ve diğerleri gibi Mahmil-i Şerif Alayı’nın ilahileri söyleyen tanınmış şeyhler var.
Yazar Muhammed el-Mehdi Beşeri, Şair Kureyşi Muhammed Hasan’ın, Sudan'da sopa, el ya da parmak uçlarını vurarak çalınan def gibi çalgılar ve alkışlarla eşlik edilen naatlardan oluşan Kureyş Koleksiyonu isimli bir kitap çalışması yaptığını aktardı. Def, şairin Hz. Peygamber'in faziletlerini ele aldığı, halkın Peygamber’e övgülerde bulunduğu naatlara eşlik eden en eski taarab çalgısıdır. Şair Kureyşi, kitabında ilahi söyleme, bedeni kullanma ve def ile dans etme gibi halk ezgilerini icra etmenin bazı özelliklerini sıralamıştır.
Mahmil-i Şerif Alayı’ndan, Sudanlılar için hac yolculuğunun önemini ve ritüellerine bağlılığı yansıtan bir iz günümüze kadar ulaşmıştır. Hac ibadeti için yola çıkanlar aileleri tarafından kutlamalarla uğurlanır. Kadınların zılgıtları arasında övgüler yağdırılır. Kutsal topraklardan dönüşlerinde de aynı coşku ile karşılanırlar.



İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.