Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
TT

Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mina Abdulfettah
Şam, Mısır ve Sudan arasında Kisve'yi (Kabe örtüsü) Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı hikayeleri bir birlerine benzer. Hacı adaylarını bir araya getiren ve Mahmil-i Şerif Alayı tarafından yönetilen yolculuğun özünde dini ve kültürel boyutlar yer alırken aylarca yaya ve deve üzerinde süren yolculuğun birçok zorlukları da vardır. Öte yandan Mahmil-i Şerif Alayı’nın geçtiği ülkelerdeki hükümdarlar ve padişahlar kervanı kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılarlar, kervan görkemli alaylarla hedefine doğru hareket etmeye başlardı. Hz.İsmail, babası Hz. İbrahim ile birlikte Beytullah’ın duvarlarını yükselttikten sonra Kabe’nin üzerini örttüğü için Kabe'nin örtülmesi Allah'a yaklaşmakla ilişkilendirilmiştir. Önceleri Arap kabileleri Kisve için iş birliği yaparlardı. Daha sonra İslam ülkelerinin padişahları ve hükümdarları Kabe'nin örtülmesi talimatı vermişlerdir. Bugün de bu talimat Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından verilmektedir.
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları arasında yıllık hac yolculukları sırasında getiren özel bir manevi ilişkileri vardır. Bu, sıradan bir hac yolculuğunun çok ötesine geçen bir deneyimdir. Yüzyıllar önceki o dönemin hatıraları, onu en özel ve eşsiz dini yolculuklardan biri yapan çeşitli tezahürler ve detaylarla doludur.
Tarihçilere göre Sahra Çölü'nün güneyinde, Atlantik Okyanusu'ndan Nil Nehri üzerindeki Nübye’ye kadar uzanan bir bölge olan Sudan’dan yola çıkan hacılar çölde kum tepelerini aşar, vadilere iner, vahalardan ve yeşil alanlardan geçerlerdi. Hac yolculuğu, diğer ticari, askeri yahut fetih amacıyla çıkılan yolculuklar arasında en çeşitli olanıydı. Müslüman tarihçiler de bu yolculukları ilgili bilgiler aktardılar.
IMG-20220704-WA0008.jpg
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları hac yolculuklarında bir araya getiren özel bir manevi ilişki vardı (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mahmil-i Şerif Alayı
Hac kervanları Sudan'ın batısından Mekke'ye başlayan yolculuğa kervanbaşının seslenişiyle başlarlardı. Yol boyunca tüm istasyonları geçerken Hz. Muhammed için yazılan naatlar, dua ve telbiye seslerine karışır, gece yahut dinlenme saatleri dışında kesintisiz olarak işitilirdi.
Hacı kervanının önünde Kisve'yi Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı olurdu. Kisve genellikle gümüş kaplamalı ve sarı ipekle kaplı bir deve havudunda (semer) taşınırdı. Havutu kaplayan kumaşa altın simlerle Kuran-ı Kerim ayetleri ve süslemeler işlenmiş olurdu.
Bazı kaynaklarda ilk kişi, 1272 yılında Mısır'dan Mekke'ye hacı kervanına eşlik eden bir muhmil gönderen ve Kabe örtüsünün kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılayan Memluk Sultanı Zahir Baybars’tır ve bu gelenek Osmanlı dönemi boyunca devam etmiştir.

Sultan Ali Dinar'ın yeri
Fur sultanlarının sonuncusu olan Sultan Ali Dinar, 1898 yılında 1916 yılına kadar Fur Sultanlığı'nı yönettiği dönemde Sudanlılar arasında büyük bir yere edindi. İktidarını İslami öğretilere göre yönetti, sosyal adaletin yayılmasını bir öncelik olarak gördü. Ayrıca Halaviler (hafızlık okulları) ve Şeriat mahkemeleri kurarak ve askerleri tarafından korunan hac kervanları düzenleyerek dini olarak da bir yer kazandı. Hatta Batı Afrika Müslümanları onu ‘Deftey el-Mushaf’ (Kuran-ı Kerim’in iki kapağı) olarak anmaya başladılar.
Sultan Ali Dinar'ın soyu, bugüne kadar Sudan'ın batısında yaşayan ve Darfur adının türetildiği Fur kabilesine uzanır. Osmanlı Hilafeti'ne yakınlığı ve İngilizlere karşı verdiği mücadele ile tanınan Sultan Ali Dinar,  Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın yanında İngilizlere karşı olduğunu ilan ederek savaşa girdi. Ancak 1916 yılında ordusu ile İngiliz sömürge güçleri arasında saltanatının başkenti el-Faşir şehri eteklerinde gerçekleşen Berneciye Savaşı'nda hezimete uğratıldı ve öldürüldü. Bu savaşın ardından Fur Sultanlığı, Sudan devletinin ona tabi olacak son kısmı olarak İngiltere’nin boyunduruğu altına girdi.
569916-210370170.jpg
Askeri tarafından korunan hac kervanları düzenleyen Sultan Ali Dinar, Sudanlılar ve Batı Afrika Müslümanları arasında kendine büyük bir yer edindi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Diplomatik bir faaliyet
Hac yolculuğu sırasında zamanın ve mekanın uyarıcısı kendini gösterir. Mahmil-i Şerif Alayı’na eşlik eden hemen hemen her şey daha da önem kazanır ve hacı adaylarına yeni bir hayat verilmiş gibi görünür. Müslümanlar için hac ibadeti, kişinin geçmişteki günahlarından arınması anlamına gelir. Hac yolculuğu tüm zorluklarına rağmen en keyifli yolculuklardan biridir. Mahmil-i Şerif Alayı’nın Darfur'dan çıkıp Kurdufan'dan geçmesi ve ardından Sevakin Adası’ndan inilen Kızıldeniz'den geçerek Mekke'ye gitmeden önce törenler yapılır. Bu yolculuk esnasında, Mahmil-i Şerif Alayı’nın yola çıkışı ve Mekke'deki varış noktasına ulaşıncaya kadar geçen süreç ve ardından hacıların ibadetlerini gerçekleştirdikten sonra dönüşleriyle yapılan kutlamalara kadar Darfur’un yeri tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yolculuğun dini ve ekonomik dönüşümleri ve bunların insanların yaşamları ve sosyal hayatları üzerindeki etkilerini yansıtan birçok metin olmasına rağmen Darfur tarihinde o dönemi ele alan Allen Theobald, Na’um Shuqayr ve Avn Şerif Kasım gibi diğer yazarların yazıları da, Sudanlıların hac yolculuklarıyla ilişkilerini kısmen gözlemleme fırsatı sunuyor.  Ayrıca Sudan’da yerel liderlerin ahlakını da yansıtıyor. Darfur'un Batı Afrika'nın Mekke ve Medine’nin bulunduğu Suudi Arabistan ile bağı Ali Dinar’ın dış siyasi ilişkiler kurmasını ve saltanatına önem verilmesini sağladı. O dönemin standartlarına göre modern bir ordu oluşturmak için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ondan yardım aldı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,akademisyen ve araştırmacı Abdullah Adem Hatir, Sultan Ali Dinar hakkında şunları söyledi:
“O bir devlet adamı ve otorite sahibiydi. Mahmil-i Şerif Alayı, özellikle yönetimi iç savaşlarla ve dış gerilimler ve çatışmalarla bezendiğinden saltanatı ile İslam dünyası arasında bir iletişim aracı olarak ülkenin diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Ancak bu iç savaşlara ve dış gerilimlere rağmen dış dünya ile iletişim kurarak, hizmetlerini ve ilişkilerini yetki sınırları dışına taşıyarak bölgesinin bağımsızlığını uzun süre koruyabilmiştir. Yurtdışına uzanan diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin Ali Dinar’ın, özgürlüğünü ve İslam ülkeleriyle olan ilişkilerini sürdürmesi için İngiliz hükümetiyle 500 sterlinlik haraç ödenmesini öngören bir anlaşma imzalamasına yardımcı oldu.”

Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı
Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
“Sultan Ali Dinar yönetiminin Mahmil-i Şerif Alayı ile ilgili çalışmaları, tüm Sudanlılar tarafından ulusal düzeyde takdir ediliyordu. Hacı kervanlarının geçtikleri ve başka hac yolcularının da katıldıkları bölgelerde Mahmil-i Şerif Alayı için törenler ve kutlamalar yapılıyordu. O dönemde sömürgeciler olmasaydı, etkisi çok daha büyük olurdu. Mahmil-i Şerif Alayı fikri, Müslüman bir yönetim olan Darfur Sultanlığı'nda ortaya çıkmıştır. Darfur Sultanlığı, Sennar Sultanlığı ve diğerleri gibi bölgedeki diğer sultanlıklardan daha güçlüydü.
Hac kervanının Zalinjay şehrinin kuzeybatısındaki, kısa bir süre öncesine kadar hacılarla ilişkilendirilen ve yerel dilde ‘hacılar geldi’ anlamına gelen Acakari adlı bir noktada Batı Afrika'dan gelen hacıların toplanmasından sonra (şuan Kuzey Darfur eyaletinin merkezi olan) Darfur Sultanlığı’nın başkenti el-Faşir şehrinde toplandığını söyleyen Hatir, “Mahmil-i Şerif Alayı buradan Sudan'ın Omdurman şehrine, oradan Berber'e, oradan da ülkenin doğusunda yer alan ve Sultan Dinar'ın ordularının kervanlar kutsal topraklara ulaşana kadar deniz seferlerinin güvenliğini sağladıkları Sevakin Adası'na ardından da kutsal topraklara ulaşır” şeklinde konuştu. Hatir’in aktardığına göre Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetenlerin en ünlüleri arasında Rifa'a şehrinden Şeyh eş-Şimavi'dir. Farklı yıllarda Rifa’alılardan Mahmil-i Şerif Alayı’nın başına başka isimler de geçmiştir.
Mahmil-i Şerif Alayı’nda yer alanlara da değinen Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın sembolü olan Kabe örtüsünün yanı sıra hediyeler, bağışlar ve hacdaki fakirlere gönderilen tarım ürünleri olduğunu belirtti. Hatir, Sultan Ali Dinar’ın, o dönem ekonomik ağırlığı ve Avrupa'ya açılan kapı olması nedeniyle İslam dünyasında bir ticaret merkezi olan Mısır'da satılacak olan deve, akasya sakızı, kekrede, yer fıstığı ve savan bölgesinin zengin yelpazesinden çok sayıda ürün gibi Darfur'un temel tarımsal ve hayvansal ürünlerinden gönderdiğini ve bunlardan elde edilen paranın, Mekke’de ve Körfez’deki fakirlere ve hacılara dağıtılmak üzere özel bir kutuda Mahmil-i Şerif Alayı bağlanan Haram-ı Şerif Bohçası’na konulduğunu anlattı.
Hatir’e göre Ali Dinar ölümüne kadar Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetmeye devam etti. Ardından Dinar'ın yeğeni Abdurrahman el-Mehdi ve Omdurman’ın önde gelen tüccarları 1930’lu yıllarda Mahmil-i Şerif Alayı faaliyetlerini yeniden başlattılar. Sultan ile olan ilişkisinden dolayı ismini değiştirmediler. Aradan yıllar geçmesine rağmen Mahmil-i Şerif Alayı, Sudanlıların ve Darfur halkının dini, psikolojik, ekonomik ve sosyal mirasının bir parçası olarak kaldı.

Mahmil-i Şerif Alayı’ndan geriye kalanlar
Mahmil-i Şerif Alayı artık yoksa da sosyal mirası, beraberindeki dini ritüelleri, özellikle de Hac mevsimlerinde tekrarlanan ve Mekke ve Medine adlarının anıldığı naatlar halen var olmaya devam ediyor. Halen hacca giden kişilerin evlerinin kapılarının yanlarındaki duvarlara bazı âyetler yazılıyor. Şeyh el-Buraey, Hac el-Mahi, Hac el-Akib, Vud Temim, Muhammed Ebu Kasavi, Ahmed ed-Dakuni el-Kebir, Ali Vud Halib ve diğerleri gibi Mahmil-i Şerif Alayı’nın ilahileri söyleyen tanınmış şeyhler var.
Yazar Muhammed el-Mehdi Beşeri, Şair Kureyşi Muhammed Hasan’ın, Sudan'da sopa, el ya da parmak uçlarını vurarak çalınan def gibi çalgılar ve alkışlarla eşlik edilen naatlardan oluşan Kureyş Koleksiyonu isimli bir kitap çalışması yaptığını aktardı. Def, şairin Hz. Peygamber'in faziletlerini ele aldığı, halkın Peygamber’e övgülerde bulunduğu naatlara eşlik eden en eski taarab çalgısıdır. Şair Kureyşi, kitabında ilahi söyleme, bedeni kullanma ve def ile dans etme gibi halk ezgilerini icra etmenin bazı özelliklerini sıralamıştır.
Mahmil-i Şerif Alayı’ndan, Sudanlılar için hac yolculuğunun önemini ve ritüellerine bağlılığı yansıtan bir iz günümüze kadar ulaşmıştır. Hac ibadeti için yola çıkanlar aileleri tarafından kutlamalarla uğurlanır. Kadınların zılgıtları arasında övgüler yağdırılır. Kutsal topraklardan dönüşlerinde de aynı coşku ile karşılanırlar.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.