Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
TT

Kutlu yolculuk: Darfur'dan Mekke'ye Mahmil-i Şerif Alayı

Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)
Sudan'ın batısından başlayıp Mekke'ye uzanan yolculuk kervanbaşının sesiyle başlıyordu (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mina Abdulfettah
Şam, Mısır ve Sudan arasında Kisve'yi (Kabe örtüsü) Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı hikayeleri bir birlerine benzer. Hacı adaylarını bir araya getiren ve Mahmil-i Şerif Alayı tarafından yönetilen yolculuğun özünde dini ve kültürel boyutlar yer alırken aylarca yaya ve deve üzerinde süren yolculuğun birçok zorlukları da vardır. Öte yandan Mahmil-i Şerif Alayı’nın geçtiği ülkelerdeki hükümdarlar ve padişahlar kervanı kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılarlar, kervan görkemli alaylarla hedefine doğru hareket etmeye başlardı. Hz.İsmail, babası Hz. İbrahim ile birlikte Beytullah’ın duvarlarını yükselttikten sonra Kabe’nin üzerini örttüğü için Kabe'nin örtülmesi Allah'a yaklaşmakla ilişkilendirilmiştir. Önceleri Arap kabileleri Kisve için iş birliği yaparlardı. Daha sonra İslam ülkelerinin padişahları ve hükümdarları Kabe'nin örtülmesi talimatı vermişlerdir. Bugün de bu talimat Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından verilmektedir.
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları arasında yıllık hac yolculukları sırasında getiren özel bir manevi ilişkileri vardır. Bu, sıradan bir hac yolculuğunun çok ötesine geçen bir deneyimdir. Yüzyıllar önceki o dönemin hatıraları, onu en özel ve eşsiz dini yolculuklardan biri yapan çeşitli tezahürler ve detaylarla doludur.
Tarihçilere göre Sahra Çölü'nün güneyinde, Atlantik Okyanusu'ndan Nil Nehri üzerindeki Nübye’ye kadar uzanan bir bölge olan Sudan’dan yola çıkan hacılar çölde kum tepelerini aşar, vadilere iner, vahalardan ve yeşil alanlardan geçerlerdi. Hac yolculuğu, diğer ticari, askeri yahut fetih amacıyla çıkılan yolculuklar arasında en çeşitli olanıydı. Müslüman tarihçiler de bu yolculukları ilgili bilgiler aktardılar.
IMG-20220704-WA0008.jpg
Sudan ve Batı Afrika'dan Müslümanları hac yolculuklarında bir araya getiren özel bir manevi ilişki vardı (Sultan Ali Dinar Sarayı ve Müzesi)

Mahmil-i Şerif Alayı
Hac kervanları Sudan'ın batısından Mekke'ye başlayan yolculuğa kervanbaşının seslenişiyle başlarlardı. Yol boyunca tüm istasyonları geçerken Hz. Muhammed için yazılan naatlar, dua ve telbiye seslerine karışır, gece yahut dinlenme saatleri dışında kesintisiz olarak işitilirdi.
Hacı kervanının önünde Kisve'yi Mekke'ye taşıyan Mahmil-i Şerif Alayı olurdu. Kisve genellikle gümüş kaplamalı ve sarı ipekle kaplı bir deve havudunda (semer) taşınırdı. Havutu kaplayan kumaşa altın simlerle Kuran-ı Kerim ayetleri ve süslemeler işlenmiş olurdu.
Bazı kaynaklarda ilk kişi, 1272 yılında Mısır'dan Mekke'ye hacı kervanına eşlik eden bir muhmil gönderen ve Kabe örtüsünün kraliyet törenleri ve dini ritüellerle karşılayan Memluk Sultanı Zahir Baybars’tır ve bu gelenek Osmanlı dönemi boyunca devam etmiştir.

Sultan Ali Dinar'ın yeri
Fur sultanlarının sonuncusu olan Sultan Ali Dinar, 1898 yılında 1916 yılına kadar Fur Sultanlığı'nı yönettiği dönemde Sudanlılar arasında büyük bir yere edindi. İktidarını İslami öğretilere göre yönetti, sosyal adaletin yayılmasını bir öncelik olarak gördü. Ayrıca Halaviler (hafızlık okulları) ve Şeriat mahkemeleri kurarak ve askerleri tarafından korunan hac kervanları düzenleyerek dini olarak da bir yer kazandı. Hatta Batı Afrika Müslümanları onu ‘Deftey el-Mushaf’ (Kuran-ı Kerim’in iki kapağı) olarak anmaya başladılar.
Sultan Ali Dinar'ın soyu, bugüne kadar Sudan'ın batısında yaşayan ve Darfur adının türetildiği Fur kabilesine uzanır. Osmanlı Hilafeti'ne yakınlığı ve İngilizlere karşı verdiği mücadele ile tanınan Sultan Ali Dinar,  Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın yanında İngilizlere karşı olduğunu ilan ederek savaşa girdi. Ancak 1916 yılında ordusu ile İngiliz sömürge güçleri arasında saltanatının başkenti el-Faşir şehri eteklerinde gerçekleşen Berneciye Savaşı'nda hezimete uğratıldı ve öldürüldü. Bu savaşın ardından Fur Sultanlığı, Sudan devletinin ona tabi olacak son kısmı olarak İngiltere’nin boyunduruğu altına girdi.
569916-210370170.jpg
Askeri tarafından korunan hac kervanları düzenleyen Sultan Ali Dinar, Sudanlılar ve Batı Afrika Müslümanları arasında kendine büyük bir yer edindi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Diplomatik bir faaliyet
Hac yolculuğu sırasında zamanın ve mekanın uyarıcısı kendini gösterir. Mahmil-i Şerif Alayı’na eşlik eden hemen hemen her şey daha da önem kazanır ve hacı adaylarına yeni bir hayat verilmiş gibi görünür. Müslümanlar için hac ibadeti, kişinin geçmişteki günahlarından arınması anlamına gelir. Hac yolculuğu tüm zorluklarına rağmen en keyifli yolculuklardan biridir. Mahmil-i Şerif Alayı’nın Darfur'dan çıkıp Kurdufan'dan geçmesi ve ardından Sevakin Adası’ndan inilen Kızıldeniz'den geçerek Mekke'ye gitmeden önce törenler yapılır. Bu yolculuk esnasında, Mahmil-i Şerif Alayı’nın yola çıkışı ve Mekke'deki varış noktasına ulaşıncaya kadar geçen süreç ve ardından hacıların ibadetlerini gerçekleştirdikten sonra dönüşleriyle yapılan kutlamalara kadar Darfur’un yeri tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yolculuğun dini ve ekonomik dönüşümleri ve bunların insanların yaşamları ve sosyal hayatları üzerindeki etkilerini yansıtan birçok metin olmasına rağmen Darfur tarihinde o dönemi ele alan Allen Theobald, Na’um Shuqayr ve Avn Şerif Kasım gibi diğer yazarların yazıları da, Sudanlıların hac yolculuklarıyla ilişkilerini kısmen gözlemleme fırsatı sunuyor.  Ayrıca Sudan’da yerel liderlerin ahlakını da yansıtıyor. Darfur'un Batı Afrika'nın Mekke ve Medine’nin bulunduğu Suudi Arabistan ile bağı Ali Dinar’ın dış siyasi ilişkiler kurmasını ve saltanatına önem verilmesini sağladı. O dönemin standartlarına göre modern bir ordu oluşturmak için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ondan yardım aldı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,akademisyen ve araştırmacı Abdullah Adem Hatir, Sultan Ali Dinar hakkında şunları söyledi:
“O bir devlet adamı ve otorite sahibiydi. Mahmil-i Şerif Alayı, özellikle yönetimi iç savaşlarla ve dış gerilimler ve çatışmalarla bezendiğinden saltanatı ile İslam dünyası arasında bir iletişim aracı olarak ülkenin diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Ancak bu iç savaşlara ve dış gerilimlere rağmen dış dünya ile iletişim kurarak, hizmetlerini ve ilişkilerini yetki sınırları dışına taşıyarak bölgesinin bağımsızlığını uzun süre koruyabilmiştir. Yurtdışına uzanan diplomatik ve ekonomik faaliyetlerinin Ali Dinar’ın, özgürlüğünü ve İslam ülkeleriyle olan ilişkilerini sürdürmesi için İngiliz hükümetiyle 500 sterlinlik haraç ödenmesini öngören bir anlaşma imzalamasına yardımcı oldu.”

Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı
Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın güzergahı ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
“Sultan Ali Dinar yönetiminin Mahmil-i Şerif Alayı ile ilgili çalışmaları, tüm Sudanlılar tarafından ulusal düzeyde takdir ediliyordu. Hacı kervanlarının geçtikleri ve başka hac yolcularının da katıldıkları bölgelerde Mahmil-i Şerif Alayı için törenler ve kutlamalar yapılıyordu. O dönemde sömürgeciler olmasaydı, etkisi çok daha büyük olurdu. Mahmil-i Şerif Alayı fikri, Müslüman bir yönetim olan Darfur Sultanlığı'nda ortaya çıkmıştır. Darfur Sultanlığı, Sennar Sultanlığı ve diğerleri gibi bölgedeki diğer sultanlıklardan daha güçlüydü.
Hac kervanının Zalinjay şehrinin kuzeybatısındaki, kısa bir süre öncesine kadar hacılarla ilişkilendirilen ve yerel dilde ‘hacılar geldi’ anlamına gelen Acakari adlı bir noktada Batı Afrika'dan gelen hacıların toplanmasından sonra (şuan Kuzey Darfur eyaletinin merkezi olan) Darfur Sultanlığı’nın başkenti el-Faşir şehrinde toplandığını söyleyen Hatir, “Mahmil-i Şerif Alayı buradan Sudan'ın Omdurman şehrine, oradan Berber'e, oradan da ülkenin doğusunda yer alan ve Sultan Dinar'ın ordularının kervanlar kutsal topraklara ulaşana kadar deniz seferlerinin güvenliğini sağladıkları Sevakin Adası'na ardından da kutsal topraklara ulaşır” şeklinde konuştu. Hatir’in aktardığına göre Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetenlerin en ünlüleri arasında Rifa'a şehrinden Şeyh eş-Şimavi'dir. Farklı yıllarda Rifa’alılardan Mahmil-i Şerif Alayı’nın başına başka isimler de geçmiştir.
Mahmil-i Şerif Alayı’nda yer alanlara da değinen Hatir, Mahmil-i Şerif Alayı’nın sembolü olan Kabe örtüsünün yanı sıra hediyeler, bağışlar ve hacdaki fakirlere gönderilen tarım ürünleri olduğunu belirtti. Hatir, Sultan Ali Dinar’ın, o dönem ekonomik ağırlığı ve Avrupa'ya açılan kapı olması nedeniyle İslam dünyasında bir ticaret merkezi olan Mısır'da satılacak olan deve, akasya sakızı, kekrede, yer fıstığı ve savan bölgesinin zengin yelpazesinden çok sayıda ürün gibi Darfur'un temel tarımsal ve hayvansal ürünlerinden gönderdiğini ve bunlardan elde edilen paranın, Mekke’de ve Körfez’deki fakirlere ve hacılara dağıtılmak üzere özel bir kutuda Mahmil-i Şerif Alayı bağlanan Haram-ı Şerif Bohçası’na konulduğunu anlattı.
Hatir’e göre Ali Dinar ölümüne kadar Mahmil-i Şerif Alayı’nı yönetmeye devam etti. Ardından Dinar'ın yeğeni Abdurrahman el-Mehdi ve Omdurman’ın önde gelen tüccarları 1930’lu yıllarda Mahmil-i Şerif Alayı faaliyetlerini yeniden başlattılar. Sultan ile olan ilişkisinden dolayı ismini değiştirmediler. Aradan yıllar geçmesine rağmen Mahmil-i Şerif Alayı, Sudanlıların ve Darfur halkının dini, psikolojik, ekonomik ve sosyal mirasının bir parçası olarak kaldı.

Mahmil-i Şerif Alayı’ndan geriye kalanlar
Mahmil-i Şerif Alayı artık yoksa da sosyal mirası, beraberindeki dini ritüelleri, özellikle de Hac mevsimlerinde tekrarlanan ve Mekke ve Medine adlarının anıldığı naatlar halen var olmaya devam ediyor. Halen hacca giden kişilerin evlerinin kapılarının yanlarındaki duvarlara bazı âyetler yazılıyor. Şeyh el-Buraey, Hac el-Mahi, Hac el-Akib, Vud Temim, Muhammed Ebu Kasavi, Ahmed ed-Dakuni el-Kebir, Ali Vud Halib ve diğerleri gibi Mahmil-i Şerif Alayı’nın ilahileri söyleyen tanınmış şeyhler var.
Yazar Muhammed el-Mehdi Beşeri, Şair Kureyşi Muhammed Hasan’ın, Sudan'da sopa, el ya da parmak uçlarını vurarak çalınan def gibi çalgılar ve alkışlarla eşlik edilen naatlardan oluşan Kureyş Koleksiyonu isimli bir kitap çalışması yaptığını aktardı. Def, şairin Hz. Peygamber'in faziletlerini ele aldığı, halkın Peygamber’e övgülerde bulunduğu naatlara eşlik eden en eski taarab çalgısıdır. Şair Kureyşi, kitabında ilahi söyleme, bedeni kullanma ve def ile dans etme gibi halk ezgilerini icra etmenin bazı özelliklerini sıralamıştır.
Mahmil-i Şerif Alayı’ndan, Sudanlılar için hac yolculuğunun önemini ve ritüellerine bağlılığı yansıtan bir iz günümüze kadar ulaşmıştır. Hac ibadeti için yola çıkanlar aileleri tarafından kutlamalarla uğurlanır. Kadınların zılgıtları arasında övgüler yağdırılır. Kutsal topraklardan dönüşlerinde de aynı coşku ile karşılanırlar.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.