Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Açıklamadaki belirsizlik, Sudan’ın çelişkilerle dolu siyaset sahnesinde bir patlamaya yol açabilir

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)

Muhammed Cemil Ahmed
Sudan'daki darbe yönetiminin lideri Abdulfettah el-Burhan'ın 4 Temmuz Pazartesi günü yaptığı açıklamanın belki de en doğru tarifi, Sudanlı birçok siyasi analistin de ifade ettiği gibi siyasi tuzaklar ve kurnaz planlarla dolu olduğudur. Açıklamayı hazırlayanların Burhan’ın son bir çözüm reçetesi olarak Sudanlılara okumasını istedikleri muğlak açıklamanın aslında çelişkilerle dolu Sudan siyaset sahnesinde bir patlatmaya yol açabilecek zehirli reçete olduğu açıktır.
Darbeci yönetimin lideri, orduyu diyalogu düzenleyen üçlü mekanizmadan çekmeye ve görevlerini güvenlik ve savunma ile sınırlamaya karar verdiğini duyurdu. Ardından bunun, sivil bir hükümetin kurulması için olduğunu beyan etti. Peki ama bu sözlerden ne anlayabiliriz?
Orduyu üçlü mekanizmadan çekme kararı, devrimcilerin ‘asker kışlaya’ sloganına bir yanıt olduğu anlaşılabilir. Fakat Burhan’ın sivil bir hükümetin biçimini belirleyen kişi olmasını nasıl anlamalıyız?
Burhan, hükümetin kurulmasından sonra Egemenlik Konseyinin feshedileceğini, ordudan ve Hızlı Destek Kuvvetleri'nden Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu'nun oluşturulacağını ve ardından hükümetle mutabık kalınarak (Tabii, Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu’nun, Egemenlik Konseyi’nin alternatifi olduğu düşünüldüğünde, yeni bir Egemenlik Konseyi’nden söz edilmeksizin) Yüksek Kurulun diğer görevlerinin tamamlanacağını söyledi. Peki bu görevler nedir? Daha sonra, (25 Ekim'deki darbe açıklamasında yaptığı gibi Ömer el-Beşir'in partisi Ulusal Kongre Partisi'ni dışlamadan) halkın çeşitli kesimlerini diyaloga girmeye çağıran Burhan, bunun ardından herkesin düşüncesini açıklama hakkına sahip olduğunu belirtti. Bu açıklamadan darbecilerin ve verdikleri, ancak 25 Ekim'deki darbe açıklamasından bu yana uygulamadıkları sözlerin yükünden kurtulmak için kurulmuş siyasi bir tuzak olması dışında ne anlayabiliriz? Burhan, 25 Ekim’deki açıklamasında, iki haftadan daha kısa bir süre içinde bir hükümet kurulacağını ve parlamentonun oluşturulacağını söyledi. Ancak 2 Ocak'ta istifa eden Hamduk hükümeti dışında, darbesinin üzerinden 8 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen ne bir hükümet kuruldu ne de parlamento oluşturuldu!
Bu her an patlamaya hazır bir bombayı andıran açıklamaya baktığımızda, Burhan’ın 8 ay önceki darbesinin getirdiği sorunlardan ve belalardan kaçma niyeti olduğunu ve çözmeyi başaramadığı yeni bir hükümetin kurulması ve parlamentonun oluşturulması sorununu pimi çekilmiş bomba gibi sivil devrim güçleri ve siyasi partilerin sahasına atarak kurtulmak istediğini açıkça görüyoruz. Bununla kendisini bir yandan darbe suçundan ve darbenin güvenlik, siyasi ve ekonomik yönlerden Sudanlıların hayatlarını etkileyen tehlikeli yansımalarından kurtaracağını diğer yandan siyasi güçlerin bir ay içinde hükümet kuramayacaklarını kanıtlamak amacıyla bir hükümetin kurulması için verdiği sürenin dolmasından sonra orduyu yeniden meşruiyetin koruyucusu olarak göstererek bir ay geçtikten sonra yeni bir darbeye zemin hazırlayabileceğini sanıyor. Ancak belki de bu darbenin bir parçası bile olmayacak.
Burhan'ın açıklamasındaki çelişkileri ortaya çıkaran en büyük göstergelerden biri de devrimci güçler tarafından 30 Haziran'dan sonra darbe yönetiminin düşmesi talebiyle Hartum'da başlatılan oturma eyleminin Burhan'ın açıklamasından saatler sonra yeniden dağıtma girişimleridir!
Ancak çok geçmeden Burhan’ın açıklamasını reddeden devrimci güçlerden yanıt geldi. Özellikle Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından düzenlenen basın toplantısında, ÖDBG liderleri, ‘siyaset sahnesini patlatmayı hedefleyen saatli bir bomba ve bubi tuzağı’ olarak niteledikleri açıklamanın satırları arasında gizlenen tüm hileleri ve bozuk argümanları çürüttüler. ÖDBG’nin tepkisi, Burhan’ın açıklamasına verilen en güçlü tepkilerden biri oldu.
Burhan’ın açıklaması, darbesinin kaçınılmaz sonunu ortaya da çıkardığından açıklaması, her zaman olduğu gibi uzatmalarda oynayabilmek için atılan bir adım olduğu açıktı. Açıklamanın, Burhan’ın her seferinde, ordunun 3 Haziran 2019 tarihinde Hartum'daki Genel Kurmay Başkanlığı önünde düzenlenen oturma eyleminin katliamla dağıtılmasına karıştığı yönündeki suçlamalarla çevrili eski sorunlardan kaçtığı gibi yeni bir kaçış hamlesi olduğu ortada.
Tüm göstergeler, açıklamanın, 25 Ekim darbesinin bugün geldiği kriz durumunu ve bir önceki yazımızda o gün için olası bazı senaryolara değindiğimiz 30 Haziran'ın yansımalarının hızlı sonuçlarından biri olduğunu gösteriyor. Söz konusu yazımızda direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirmek için yeni stratejiler bulabileceklerine işaret etmiştik. Aslında bu, direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirme planlarında kalıcı bir strateji olarak Hartum'da dört büyük oturma eylemi düzenlemesiyle oldu. Bu aynı zamanda devrimin güçlerinin birliği ve bu birliğe ulaşılmasının yolları hakkında birçok tartışmanın yapılmasına izin veren özgür bir oluşturuyor. Devrimci güçler birlik olmaya ne kadar yaklaşırlarsa, darbeci yönetimin düşüşü de o kadar yakındır.
Bu yüzden Burhan'ın açıklaması, 30 Haziran'ın etkilerinden ve yansımalarından biri olarak, devrim güçlerine birliğin ve sallanmaya başlayan darbe yönetimini yıkmak için ortak bir program aracılığıyla tüm devrim güçlerini kendine çeken bir cumhuriyet cephesi olarak tek bir başlık için amansız bir arayışın gerektiği konusunda güçlü bir mesajdı. Burhan’ın açıklamasında açıkça işaret ettiği plan, bir şekilde siyasi arenada kartların yeniden karılmasını ve sivil güçleri bunda önemli bir çıkarı olan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-u Müslimin) yanı sıra darbeyi destekleyen güçlerle karşı karşıya bırakıp bir tezat oluşturarak orduya yöneltilen darbe suçlamasını reddetmeyi amaçlıyor.
Tüm bunlarla birlikte ÖDBG, geçtiğimiz Salı günü Burhan'ın açıklamasına yanıt vermek amacıyla düzenlediği basın toplantısında, Burhan’ın iş birliği yapma çağrılarına yanıt verilmediğini açıkça belirtirken ÖDBG’nin bazı liderleri, devrim güçleri lehine olumlu sonuçların yakında ortaya çıkacağını müjdelediler. Bu, devrimci güçler arasında ortak bir devrimci eylem için merkezi bir birlik ihtiyacı ve devrimci güçlerin darbeci yönetimi devirmeye yönelik birleşik programının içeriği hakkında yapılan tartışmanın bir sonucu olabilir.

Sudan Devrimi’nde Komünist Parti sorunu
Sudan devrimi meselesiyle ilgili belki de en önemli sorunlardan biri, Komünist Parti'nin, devrimci bir söylemle özdeşleştirmeye çalıştığı, kendi reçetesine ve devrimci eylem programına özgü bir politik doğruculuk önerme ısrarıdır. Ancak bu öneri, doğası gereği oldukça değişken olan siyasi bir gerçekliğin olası sonuçlarına dair neredeyse kati olan algılarla arındırıcı bir vizyona dayanıyor. Bu vizyon, komünistlerin 30 Haziran’da hem Ümmet Partisi'ni hem de Ulusal Kongre Partisi’ni darbe yanlısı olmakla suçlayan açıklamaları gibi kritik zamanlarda bile bazı büyük devrimci taraflara karşı açıklamalarda bulunarak kendi vizyonuna ters düşen diğer devrimci güçlere ihanettir. Komünist Parti, eski kati ve partizan gündemine göre uluslararası veya bölgesel güçlerin katkıda bulunduğu herhangi bir çözümün gerçek bir çözüm olarak görmediği ve asıl çözümün Sudanlıların ulaşacağı bir çözüm olduğunu sanıyor. Peki Sudan toplumu ve devrimci güçler bunu herhangi bir dış müdahale olmadan başarabilir mi? Tabii ki bu boş bir iddiadır. Zira bugün Sudanlı tüm güçler, otuz yıl boyunca iktidarda olan Müslüman Kardeşler rejiminin Sudan toplumunun bileşenlerini zehirleyerek, siyasi arena ve devlet yapısını yok ederek verdiği zararın farkındalar.
Şimdi burada arkasında karşılıklı çıkarların yattığı yabancı taraflarla iş birliği olmaksızın kendi kendine birlik için, Komünist Parti'nin gündemi, bilgi ve iletişim devrimi zamanlarının algı sistemleri, medya ve sosyal ağları ile değişen dünyanın ifadelerinde neden olduğu büyük farklılıkları dikkate almadan halen klasik devrimlerdeki gibi herhangi bir yabancı müdahaleyi sürekli bir komplo olarak görüyor. Oysa artık devrimlerin başarıya ulaşmasının kriterleri, klasik devrimlerdeki düşünce tarzının dışında düşünmeyi gerektiren son derece karmaşık ilişkiler ağıdır. Öyle sanıyorum ki Komünist Parti'nin geldiği durum, özellikle direniş komitelerinden bazılarının Komünist Parti'nin şiirler, şarkılar, sanatsal çizimler ve duvarlara yazılan sloganlar gibi eylemlerde bulunulması söyleminden etkilenmeleri nedeniyle onun devrimci söyleminde ifade ettiklerinin uygulanabilirliğinin tüm devrimci güçlerle tartışılması gerektiriyor.  Ancak bu harekete geçirici söylem, siyasi gerçekliğin üretimini içten ve dıştan kontrol eden değer, içerik, dönüşüm ve kader kavramları ve bunlarla ilgili yasalar hakkında akıcı bir düşünceye ve farkındalığa sahip sağlam bir siyasi planlamayı içermiyor.
Komünist Parti'nin söyleminin mevcut siyasi eylem bankasında boş bir çek olduğunu söylemeye gerek olmadığını tahmin ediyorum. Neyse ki, Komünist Parti’nin siyasi aktörlere karşı uyguladığı aşırı özgür eleştiriyi kınayan Sudanlı düşünür Hişam Ömer en-Nur’ın yazdığı ciddi makale ve Bekri el-Cak’ın bazı eleştiriler önerilerin olduğu bazı makaleleri gibi derinlemesine yazılar kaleme alındı. Bu makalelerin, direniş komitelerindeki birçok kişinin, Komünist Parti’nin aşkın bir partizan benlik ve siyasi taktikler aracılığıyla yürüttüğü yönteme dikkatlerini çekeceğini ve daha sonra partinin bencil sloganlarına ilgi duymayı bırakacaklarını düşünüyorum. Çünkü partinin karmakarışık sloganlarının ve taktiklerinin yol açabileceği sonuçlar hakkında derin bir düşünce ile eski fikirlerin neden olabileceği tehlikeyi anlayacaklardır. Bu yüzden ÖDBG’nin, sivil güçlerin ve birçok Sudanlı araştırmacının ve düşünürün direniş komiteleriyle darbe yönetimini yıkmaya yönelik eylemin içeriğine dair birleşik bir program konusunda verilecek garantilerle açık ve uzun diyaloglar gerçekleştirmelerinin önemli olduğuna inanıyorum. Bununda ancak direniş komiteleri ve devrimci güçlerle Komünist Parti'nin siyasi gündeminin uygulanabilirliğini eleştirmek ve basit yapısını ve içi boş sloganlarını ortadan kaldırmak için açık tartışmalar ve diyaloglarla yapılabileceğini düşüyorum.  Bu tartışmalara ve diyaloglara büyük bir katılımın olması Devrimci Cephe’nin darbeci yönetimi devirmeye yönelik programını sağlamlaştırmaya ve güçlendirmeye hizmet edecektir.
Belki de bugün Sudanlı komünistler, Vietnamlı büyük komünist lider Ho Chi Minh'in devrimci mücadeledeki araçlarınızla ilgili özeleştiri yapmanız gerektiği yönünde söylediği, “Kendinizi düşmanla kesiştiğiniz bir noktada bulursanız aynada yüzünüze bakar mısınız?” sözleri üzerine derin derin düşünmeliler. Sudan Komünist Partisi belki de bugün Sudan devrimindeki siyasi eylem gündeminin Müslüman Kardeşler’in değirmenine su taşıdığının henüz farkına varamamış olabilir?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Indpendet Arabia’dan çevrilmiştir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.