Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Açıklamadaki belirsizlik, Sudan’ın çelişkilerle dolu siyaset sahnesinde bir patlamaya yol açabilir

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın açıklamasının tuzakları ve komünistlerin gündemi

Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)
Burhan'ın devlet televizyonu aracılığıyla Sudan halkına yaptığı televizyon konuşması (Sudan TV - The Independent Arabia)

Muhammed Cemil Ahmed
Sudan'daki darbe yönetiminin lideri Abdulfettah el-Burhan'ın 4 Temmuz Pazartesi günü yaptığı açıklamanın belki de en doğru tarifi, Sudanlı birçok siyasi analistin de ifade ettiği gibi siyasi tuzaklar ve kurnaz planlarla dolu olduğudur. Açıklamayı hazırlayanların Burhan’ın son bir çözüm reçetesi olarak Sudanlılara okumasını istedikleri muğlak açıklamanın aslında çelişkilerle dolu Sudan siyaset sahnesinde bir patlatmaya yol açabilecek zehirli reçete olduğu açıktır.
Darbeci yönetimin lideri, orduyu diyalogu düzenleyen üçlü mekanizmadan çekmeye ve görevlerini güvenlik ve savunma ile sınırlamaya karar verdiğini duyurdu. Ardından bunun, sivil bir hükümetin kurulması için olduğunu beyan etti. Peki ama bu sözlerden ne anlayabiliriz?
Orduyu üçlü mekanizmadan çekme kararı, devrimcilerin ‘asker kışlaya’ sloganına bir yanıt olduğu anlaşılabilir. Fakat Burhan’ın sivil bir hükümetin biçimini belirleyen kişi olmasını nasıl anlamalıyız?
Burhan, hükümetin kurulmasından sonra Egemenlik Konseyinin feshedileceğini, ordudan ve Hızlı Destek Kuvvetleri'nden Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu'nun oluşturulacağını ve ardından hükümetle mutabık kalınarak (Tabii, Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu’nun, Egemenlik Konseyi’nin alternatifi olduğu düşünüldüğünde, yeni bir Egemenlik Konseyi’nden söz edilmeksizin) Yüksek Kurulun diğer görevlerinin tamamlanacağını söyledi. Peki bu görevler nedir? Daha sonra, (25 Ekim'deki darbe açıklamasında yaptığı gibi Ömer el-Beşir'in partisi Ulusal Kongre Partisi'ni dışlamadan) halkın çeşitli kesimlerini diyaloga girmeye çağıran Burhan, bunun ardından herkesin düşüncesini açıklama hakkına sahip olduğunu belirtti. Bu açıklamadan darbecilerin ve verdikleri, ancak 25 Ekim'deki darbe açıklamasından bu yana uygulamadıkları sözlerin yükünden kurtulmak için kurulmuş siyasi bir tuzak olması dışında ne anlayabiliriz? Burhan, 25 Ekim’deki açıklamasında, iki haftadan daha kısa bir süre içinde bir hükümet kurulacağını ve parlamentonun oluşturulacağını söyledi. Ancak 2 Ocak'ta istifa eden Hamduk hükümeti dışında, darbesinin üzerinden 8 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen ne bir hükümet kuruldu ne de parlamento oluşturuldu!
Bu her an patlamaya hazır bir bombayı andıran açıklamaya baktığımızda, Burhan’ın 8 ay önceki darbesinin getirdiği sorunlardan ve belalardan kaçma niyeti olduğunu ve çözmeyi başaramadığı yeni bir hükümetin kurulması ve parlamentonun oluşturulması sorununu pimi çekilmiş bomba gibi sivil devrim güçleri ve siyasi partilerin sahasına atarak kurtulmak istediğini açıkça görüyoruz. Bununla kendisini bir yandan darbe suçundan ve darbenin güvenlik, siyasi ve ekonomik yönlerden Sudanlıların hayatlarını etkileyen tehlikeli yansımalarından kurtaracağını diğer yandan siyasi güçlerin bir ay içinde hükümet kuramayacaklarını kanıtlamak amacıyla bir hükümetin kurulması için verdiği sürenin dolmasından sonra orduyu yeniden meşruiyetin koruyucusu olarak göstererek bir ay geçtikten sonra yeni bir darbeye zemin hazırlayabileceğini sanıyor. Ancak belki de bu darbenin bir parçası bile olmayacak.
Burhan'ın açıklamasındaki çelişkileri ortaya çıkaran en büyük göstergelerden biri de devrimci güçler tarafından 30 Haziran'dan sonra darbe yönetiminin düşmesi talebiyle Hartum'da başlatılan oturma eyleminin Burhan'ın açıklamasından saatler sonra yeniden dağıtma girişimleridir!
Ancak çok geçmeden Burhan’ın açıklamasını reddeden devrimci güçlerden yanıt geldi. Özellikle Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından düzenlenen basın toplantısında, ÖDBG liderleri, ‘siyaset sahnesini patlatmayı hedefleyen saatli bir bomba ve bubi tuzağı’ olarak niteledikleri açıklamanın satırları arasında gizlenen tüm hileleri ve bozuk argümanları çürüttüler. ÖDBG’nin tepkisi, Burhan’ın açıklamasına verilen en güçlü tepkilerden biri oldu.
Burhan’ın açıklaması, darbesinin kaçınılmaz sonunu ortaya da çıkardığından açıklaması, her zaman olduğu gibi uzatmalarda oynayabilmek için atılan bir adım olduğu açıktı. Açıklamanın, Burhan’ın her seferinde, ordunun 3 Haziran 2019 tarihinde Hartum'daki Genel Kurmay Başkanlığı önünde düzenlenen oturma eyleminin katliamla dağıtılmasına karıştığı yönündeki suçlamalarla çevrili eski sorunlardan kaçtığı gibi yeni bir kaçış hamlesi olduğu ortada.
Tüm göstergeler, açıklamanın, 25 Ekim darbesinin bugün geldiği kriz durumunu ve bir önceki yazımızda o gün için olası bazı senaryolara değindiğimiz 30 Haziran'ın yansımalarının hızlı sonuçlarından biri olduğunu gösteriyor. Söz konusu yazımızda direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirmek için yeni stratejiler bulabileceklerine işaret etmiştik. Aslında bu, direniş komitelerinin darbeci yönetimi devirme planlarında kalıcı bir strateji olarak Hartum'da dört büyük oturma eylemi düzenlemesiyle oldu. Bu aynı zamanda devrimin güçlerinin birliği ve bu birliğe ulaşılmasının yolları hakkında birçok tartışmanın yapılmasına izin veren özgür bir oluşturuyor. Devrimci güçler birlik olmaya ne kadar yaklaşırlarsa, darbeci yönetimin düşüşü de o kadar yakındır.
Bu yüzden Burhan'ın açıklaması, 30 Haziran'ın etkilerinden ve yansımalarından biri olarak, devrim güçlerine birliğin ve sallanmaya başlayan darbe yönetimini yıkmak için ortak bir program aracılığıyla tüm devrim güçlerini kendine çeken bir cumhuriyet cephesi olarak tek bir başlık için amansız bir arayışın gerektiği konusunda güçlü bir mesajdı. Burhan’ın açıklamasında açıkça işaret ettiği plan, bir şekilde siyasi arenada kartların yeniden karılmasını ve sivil güçleri bunda önemli bir çıkarı olan Müslüman Kardeşler’in (İhvan-u Müslimin) yanı sıra darbeyi destekleyen güçlerle karşı karşıya bırakıp bir tezat oluşturarak orduya yöneltilen darbe suçlamasını reddetmeyi amaçlıyor.
Tüm bunlarla birlikte ÖDBG, geçtiğimiz Salı günü Burhan'ın açıklamasına yanıt vermek amacıyla düzenlediği basın toplantısında, Burhan’ın iş birliği yapma çağrılarına yanıt verilmediğini açıkça belirtirken ÖDBG’nin bazı liderleri, devrim güçleri lehine olumlu sonuçların yakında ortaya çıkacağını müjdelediler. Bu, devrimci güçler arasında ortak bir devrimci eylem için merkezi bir birlik ihtiyacı ve devrimci güçlerin darbeci yönetimi devirmeye yönelik birleşik programının içeriği hakkında yapılan tartışmanın bir sonucu olabilir.

Sudan Devrimi’nde Komünist Parti sorunu
Sudan devrimi meselesiyle ilgili belki de en önemli sorunlardan biri, Komünist Parti'nin, devrimci bir söylemle özdeşleştirmeye çalıştığı, kendi reçetesine ve devrimci eylem programına özgü bir politik doğruculuk önerme ısrarıdır. Ancak bu öneri, doğası gereği oldukça değişken olan siyasi bir gerçekliğin olası sonuçlarına dair neredeyse kati olan algılarla arındırıcı bir vizyona dayanıyor. Bu vizyon, komünistlerin 30 Haziran’da hem Ümmet Partisi'ni hem de Ulusal Kongre Partisi’ni darbe yanlısı olmakla suçlayan açıklamaları gibi kritik zamanlarda bile bazı büyük devrimci taraflara karşı açıklamalarda bulunarak kendi vizyonuna ters düşen diğer devrimci güçlere ihanettir. Komünist Parti, eski kati ve partizan gündemine göre uluslararası veya bölgesel güçlerin katkıda bulunduğu herhangi bir çözümün gerçek bir çözüm olarak görmediği ve asıl çözümün Sudanlıların ulaşacağı bir çözüm olduğunu sanıyor. Peki Sudan toplumu ve devrimci güçler bunu herhangi bir dış müdahale olmadan başarabilir mi? Tabii ki bu boş bir iddiadır. Zira bugün Sudanlı tüm güçler, otuz yıl boyunca iktidarda olan Müslüman Kardeşler rejiminin Sudan toplumunun bileşenlerini zehirleyerek, siyasi arena ve devlet yapısını yok ederek verdiği zararın farkındalar.
Şimdi burada arkasında karşılıklı çıkarların yattığı yabancı taraflarla iş birliği olmaksızın kendi kendine birlik için, Komünist Parti'nin gündemi, bilgi ve iletişim devrimi zamanlarının algı sistemleri, medya ve sosyal ağları ile değişen dünyanın ifadelerinde neden olduğu büyük farklılıkları dikkate almadan halen klasik devrimlerdeki gibi herhangi bir yabancı müdahaleyi sürekli bir komplo olarak görüyor. Oysa artık devrimlerin başarıya ulaşmasının kriterleri, klasik devrimlerdeki düşünce tarzının dışında düşünmeyi gerektiren son derece karmaşık ilişkiler ağıdır. Öyle sanıyorum ki Komünist Parti'nin geldiği durum, özellikle direniş komitelerinden bazılarının Komünist Parti'nin şiirler, şarkılar, sanatsal çizimler ve duvarlara yazılan sloganlar gibi eylemlerde bulunulması söyleminden etkilenmeleri nedeniyle onun devrimci söyleminde ifade ettiklerinin uygulanabilirliğinin tüm devrimci güçlerle tartışılması gerektiriyor.  Ancak bu harekete geçirici söylem, siyasi gerçekliğin üretimini içten ve dıştan kontrol eden değer, içerik, dönüşüm ve kader kavramları ve bunlarla ilgili yasalar hakkında akıcı bir düşünceye ve farkındalığa sahip sağlam bir siyasi planlamayı içermiyor.
Komünist Parti'nin söyleminin mevcut siyasi eylem bankasında boş bir çek olduğunu söylemeye gerek olmadığını tahmin ediyorum. Neyse ki, Komünist Parti’nin siyasi aktörlere karşı uyguladığı aşırı özgür eleştiriyi kınayan Sudanlı düşünür Hişam Ömer en-Nur’ın yazdığı ciddi makale ve Bekri el-Cak’ın bazı eleştiriler önerilerin olduğu bazı makaleleri gibi derinlemesine yazılar kaleme alındı. Bu makalelerin, direniş komitelerindeki birçok kişinin, Komünist Parti’nin aşkın bir partizan benlik ve siyasi taktikler aracılığıyla yürüttüğü yönteme dikkatlerini çekeceğini ve daha sonra partinin bencil sloganlarına ilgi duymayı bırakacaklarını düşünüyorum. Çünkü partinin karmakarışık sloganlarının ve taktiklerinin yol açabileceği sonuçlar hakkında derin bir düşünce ile eski fikirlerin neden olabileceği tehlikeyi anlayacaklardır. Bu yüzden ÖDBG’nin, sivil güçlerin ve birçok Sudanlı araştırmacının ve düşünürün direniş komiteleriyle darbe yönetimini yıkmaya yönelik eylemin içeriğine dair birleşik bir program konusunda verilecek garantilerle açık ve uzun diyaloglar gerçekleştirmelerinin önemli olduğuna inanıyorum. Bununda ancak direniş komiteleri ve devrimci güçlerle Komünist Parti'nin siyasi gündeminin uygulanabilirliğini eleştirmek ve basit yapısını ve içi boş sloganlarını ortadan kaldırmak için açık tartışmalar ve diyaloglarla yapılabileceğini düşüyorum.  Bu tartışmalara ve diyaloglara büyük bir katılımın olması Devrimci Cephe’nin darbeci yönetimi devirmeye yönelik programını sağlamlaştırmaya ve güçlendirmeye hizmet edecektir.
Belki de bugün Sudanlı komünistler, Vietnamlı büyük komünist lider Ho Chi Minh'in devrimci mücadeledeki araçlarınızla ilgili özeleştiri yapmanız gerektiği yönünde söylediği, “Kendinizi düşmanla kesiştiğiniz bir noktada bulursanız aynada yüzünüze bakar mısınız?” sözleri üzerine derin derin düşünmeliler. Sudan Komünist Partisi belki de bugün Sudan devrimindeki siyasi eylem gündeminin Müslüman Kardeşler’in değirmenine su taşıdığının henüz farkına varamamış olabilir?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Indpendet Arabia’dan çevrilmiştir.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.