Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
TT

Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Asker sayısı açısından NATO'nun ikinci büyük gücü konumundaki Türkiye'nin uzun yıllardan beri çözüm aradığı sorunlarının başında güçlü bir hava savunmasına sahip olmaması geliyor.
Bu arayış sonucu çeşitli girişimlerde bulunan ve en sonunda Rusya'dan S-400 alan ancak bunun neticesinde müttefikleriyle arasını bozarak yaptırımlara maruz kalan Türkiye, yönünü bir kez daha Fransa-İtalya ortak üretimi SAMP-T'ye çevirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, SAMP-T'ye dair 6 Temmuz 2022 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, "Bizim için gerçekten büyük önem arz ediyor. En son NATO zirvesinde de Sayın Macron ile konuyu etraflıca ele aldık. Bugünkü ikili görüşmemizde de konuyu Sayın Draghi ile ele aldık. Bir an önce SAMP-T konusunda imza safhasına gelelim istiyoruz" dedi.
Independent Türkçe muhabiri Ali Kemal Erdem, son açıklamanın ardından Türkiye'nin hava savunmasını güçlendirmek için uzun yıllardır süren mücadelesine mercek tuttu. Bunun için de savunma sanayisi üzerine araştırmalar yapan düşünce kuruluşu BlueMelange ile iletişime geçti.
BlueMelange analistlerinin Independent Türkçe için hazırladığı çalışmada, Türkiye'nin dünden bugüne olan hava savunma stratejisi ve bu süreçteki çalışmalarına dair bilgiler verildi.

1950'li yıllarda geliştirilen Nike füzeleri uzun yıllar boyunca İstanbul'un hava sahasını korudu / Fotoğraf: Vikipedia

"Türkiye hava savunma sistemlerinin tedarikinde her zaman zorluk çeken bir ülke oldu"
Çalışmada Türkiye'nin hava savunma sistemlerinin tedarikinde ve geliştirilmesi konusunda her zaman zorluk çeken bir ülke olduğu belirtildi. 
"800 bin kilometrelik alanı kontrol etmek zorunda olan Türkiye, 1950'lerden itibaren hava savunmasını modern jet savaş uçaklarına bırakmıştır" denilen açıklamada ve bunun nedeni şu ifadelerle dile getirildi: 
"Türkiye, geniş etki alanını salt kara konuşlu hava savunma sistemleriyle korumanın ve katmanlı hava savunma şemsiyesi kurmanın maliyet ve fiziki eksiklik nedeniyle imkansız olduğunu düşünmüş, ağırlığı hava gücüne bırakmıştır."

F4E'ler hava savunmasında da kullanıldı / Fotoğraf: Vikipedia

Hava savunmasını büyük ölçüde modern jetler üstlendi
BlueMelange'nin çalışmasında buna karşın Türkiye'nin o yıllarda bir yandan NATO kararıyla Rusya'ya karşı Nike Hercules gibi 1950'li yılların en etkin uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sistemlerini hızla tedarik edip, bunların Boğazlar ve İstanbul gibi stratejik önemli alanların korunmasına atadığına dikkat çekildi.
Ayrıca F-102 ve F-104 gibi yüksek hızlı modern savaş uçaklarını devreye aldığı da hatırlatılarak, savaş uçaklarının Türk hava savunmasındaki rolü şöyle anlatıldı:
"8 havadan havaya füze ve modern radarla donatılı çift motorlu savaş uçağı F-4E'lerin ve İtalya'dan yine Sparrow/Aspide füze kabiliyetli F-104S önleme uçaklarının 1970'lerin sonundan itibaren devreye alınması ile hava önleme ve savunma kabiliyeti tamamen savaş uçağı filolarına teslim edilmiştir. Modern F-16 filoları ile bu görev 1980'lerin sonundan itibaren eksiksiz yerine getirilmiştir."

1960'lı yıllarda üretilen ABD yapımı Hawk'lar halen TSK envanterinde kullanılıyor / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Hava savunması şu ana kadar başarısız olmadı modern tehditlere karşı sınırlı
BlueMelange analistlerine göre Türkiye'nin mevcut hava savunma stratejisi aslında bugüne kadar başarısız olmadı.
Ancak yine de eksiklik olduğu şu şekilde anlatıldı:
"Her ne kadar Suriye üzerinde Suriye ve Rus Hava Kuvvetleri'ne ait Su-24, Su-22, Mi-8 uçakları yüksek eğitimli NATO standartlı Türkiye F-16 uçaklarının AIM-120C5 ve AIM-9X füzeleri ile ve E-7T AEW&C tarafından Link-16 üzerinden yönlendirilerek düşürülmüşse de veya Libya'da seferi güç olarak Misrata'da konuşlu HAWK XXI ve limanda alan savunması kuran Perry sınıfı firkateynlerin SM-1MR ile ESSM Block 1 füzeleri ile etkin koruma sağlanmış olsa da modern tehditlere karşı bu sistemlerin kullanımı oldukça sınırlıdır."

Balistik (karadan karaya) füzeler, hava savunmanın önemini artırdı

Gelişen füze sistemleri hava savunmasının yetersizliğini hatırlattı
Peki Türkiye ne zamandan itibaren hava savunmasındaki zafiyetini daha fazla hissetmeye başladı?
BlueMelange analistleri bu soruya, "Değişen savunma teknolojileri ve savaş alanı tehdit gelişmeleri, tek motorlu kısa menzilli ve düşük taşıma kapasiteli (yavaş yavaş da eskiyen) F-16 filolarının majör tehditlere karşı önleme kapasitelerinin yetersiz kalması, standoff (menzil dışı) füze/mühimmat atışları, ayrıca gelişen seyir füzesi ve balistik füze tehdidine karşı etkin savunma kurulamaması nedenleri ile yer konuşlu güçlü savunma sistemleri arayışı başladı. Envanterde yer alan Stinger MANPADS, Igla, Redeye, KMS, HAWK XXI, I. Rapier B1X/Mk2 ve hurda Nike sistemleri bu yeni tehditlere karşı bir koruma sağlayamamaktaydı" diyerek yanıt verdi. 

 "Saddam'ın füzeleri Türkiye'yi harekete geçirdi"
Türkiye'nin, güçlü bir hava savunmasına ihtiyacı olduğunu anlamasında Irak'ın 1991'de Kuveyt'i işgali de etkili oldu.
Savaş uçaklarını engelleme gücüne sahip olmasına karşın Irak'ın elindeki karadan karaya atılan balistik füzeler, Türkiye'nin bu tür sistemlere karşı ABD ve NATO'dan destek gelmedikçe yeterli savunmaya sahip olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. O günlerde NATO kapsamında Türkiye'ye bazı Patroit bataryaları gönderildiyse de bu füzeler görev süreleri bitince çekilmişti.
Türkiye'de o dönemde ABD'den kullanımı kendi kontrolünde olacak Patroit bataryalarının alımı ya da hibe edilmesi için talepte bulunduysa da sonuç alınamadı.

Çalışmalar 1990'larda başladı ama harekete 2000'lerin ortalarında geçildi
BlueMelange'nin çalışmasında bu kapsamda Türkiye'nin 1990'ların ortalarından itibaren iki ayrı koldan kara konuşlu, modern, modüler, mobil ve katmanlı koruma sağlayacak üç ayrı skalada hava savunma sistemi tedariki çalışmasına başladığı hatırlatıldı.
Ancak ihale süreçlerindeki aksamalar, modellerde belirsizlikler, bütçesizlikler, ötelemeler sebepleri ile projelerin ancak 2000'lerin ortalarında vücut bulduğu "kısa-orta-menzil ve irtifa mobil Hava savunma sistemleri ve uzun menzil yüksek irtifa hava ve füze savunma sistemleri" için ihalelerin başlatıldığı kaydedildi.

Hisar hava savunma füzeleri Türkiye tarafından geliştirildi / Fotoğraf: AA

Milli imkanlarla Hisar füzeleri geliştirildi
Birkaç denemeden sonra dış tedarik/lisans üretimine dayalı alçak ve orta irtifa projelerinin iptal edilerek yerli geliştirmeye dönülerek bugün deneme ve tedarik süreci süren Roketsan HİSAR-A+ (üretimi ve teslimatı sonlandırıldı) ve O+ (devam ediyor) projeleri başlatıldı.
Uzun menzilli hava savunma projesi Türkiye jeopolitiğini ve dış ilişkileri kökünden etkileyen sürece 2010'lu yılların başında girdi.

İlk ihaleyi Çin aldı 
Türkiye'nin 2014 yılında yapılan uzun menzilli hava savunma ihalesinde Çin (S300'ün Çin versiyonu FD-2000), US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T), Rusya S-300PMU2 yarıştı.
İhalede direkt alım istendi ve ihaleyi Çin kazandı. BlueMelange analistleri bu süreci "Ancak ihaleyi kazanan Çin'e ABD baskısı ile süreci tıkamaya yönelik art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan en son, en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı istendi" diye anlattı.
Çin, hem maliyet ve hem teknik sebeplerle bunu karşılamayacağını belirtti. Çin ile sözleşme görüşmeleri iptal edildi.

Rusya'dan alınan S400'ler / Fotoğraf: AA

İkinci ihale sürprizle sonuçlandı
Bunun üzerine ikinci kez ihaleye gidildi. İhalede US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T) ve Rusya (S300PMU2) yarıştı.
İhalede ortak üretim / yerli katkı ve balistik füze önlenmesi istendi ancak art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan ve en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı opsiyona indirgendi balistik füze önlemesi çıkarıldı. Son teklifte Rusya büyük sürpriz yaparak S400'ü önerdi ve ihaleyi Rusya kazandı.
Rusya ile 1+1 filo (1 hemen teslim 1 kesin opsiyon) karşılığı 2,5 milyar dolar değerinde kontrat imzalandı.
İlk filo 2019 sonbaharında teslim edildi. ABD'nin ve NATO'nun şiddetli tepkisi ve CAATSA yaptırımları nedeni ile kesin alınması gereken ancak teslim takvimi ve finansman paketi belli olmayan ikinci filo ise üç yıldır sürüncemede bırakıldı. İlk filo Mürted alanında eski Akıncı üssünde FOC (nihai operasyon kabiliyeti) alarak aktif depoda beklemekte.

S-400'ler, Türkiye'nin ihtiyacını karşılamaktan uzak
BlueMelange analistlerine göre S-400'lerde Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli değil ve buna dair şu iddiada bulundular:
"Füze tipine göre azami 400 kilometre menzil sunan S-400 füzelerinin balistik füze önleme kabiliyeti bulunmamakta, alçak uçuşlu seyir füzelerine karşı etkinliği ise sınırlıdır. S-400 füzesinin savaş tecrübesi bulunmamakta, Ukrayna tecrübesi ise konfirme (onaylanmış) edilememektedir."

Patroit füzeleri de ihaleye katılmıştı / Fotoğraf: AA

Patroitların olmamasında birinci neden maliyet
Peki Türkiye, ABD üretimi Patroit hava savunma sistemini neden alamadı?
Bu soruya şöyle cevap verildi:
"Her iki ihalede de ABD resmi öneri yaptığı Patriot sistemleri için Kongre satış bildirimini (DSCA) ve onayını almış, FMS sözleşmesi için uygun pozisyonda konumlanmış ancak maliyet ve diğer sebeplerle seçilmemiştir." 

Türkiye, 150 kilometreye ulaşacak sistem geliştirmekte
Bütün bu süreçlerde Türkiye bir taraftan da kendi milli sistemleri için çalışmaya devam ediyor.
Bir taraftan yurtdışından alım yoluyla uzun menzilli füze sistemi elde edilmeye çalışılırken bu çalışmaya paralel ayrıca yerli ve milli SİPER (HİSAR-U) Uzun Menzil Yüksek İrtifa Hava Savunma Füze sistemi geliştirme sürecine girildi.
Bloklar halinde SİPER Blok-0 ile başlayıp aşamalarla 150 kilometreye ulaşacak bir sistem geliştirilmekte, test ve tasarım faaliyetleri sürmekte.
Yine benzer şekilde yerli ve milli GUMS (Geliştirilmiş Uzun Menzil Sistemi) sistemi de uzun vade milli balistik füze savunması için hedeflenmektedir.

 SAMP-T alım süreci Doğu Akdeniz ve Erdoğan-Macron geriliminde aksadı
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen SAMP-T süreci nasıl işledi?
BlueMelange analistleri, bir taraftan milli imkanlarla sistemler geliştirilmeye çalışılırken apayrı gelişme olarak da birinci ve ikinci uzun menzilli hava savunma sistemleri ihalelerine de katılan SAMP-T füzesinin teknolojisinin öneminin akıllara geldiğini belirtti.
Bunun üzerine Fransa ve İtalya ile SAMP-T'nin SİPER ve GUMS projelerine entegrasyonu, Blok-1N ve devamının ortak geliştirilmesi adına fizibilite etüdü ve işbirliğine dair MoU (uzlaşı belgesi) imzalandı.
Ne var ki bu süreç de Türkiye ile Fransa arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi ve cumhurbaşkanları arası söz düellosu nedenleri ile akamete uğradı ve sessizliğe gömüldü.
S400 krizi nedeniyle Türkiye F-35 projesinden çıkarıldı / Fotoğraf: AA 

Dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan mı olundu?
Bütün bunlara bakıldığı zaman Türkiye'nin uzun menzilli füze alım süreci birçok dış sorunu da beraberinde getirdi.
Yıllardır süren sürecin ardından elde ne var denirse BlueMelange analistleri şu iddiada bulundu:
"Yaklaşık 30 yıldır arayışta olan Türkiye, iki büyük fiyasko ile ortak üretim anti-balistik kabiliyetli yüksek irtifa hava savunma kabiliyeti alacağına hazır alım anti-balistik kabiliyeti olmayan yüksek irtifa hava soluyan hedef savunma sistemi alabilmiş, ödeme taahhüdü verdiği 2 filodan birini teslim alabilmiş ve aktif depo olarak bekletilmiş, karşılığında F-35 projesinden çıkarılmış ve hem hava uçak filolarının modernizasyon sıkıntısına girmiş hem 5. nesil savaş uçağı projesinden uzaklaşmış ve hem de balistik füze savunmasız kalmıştır."

"SAMP-T'lerin envantere girmesi Türkiye'nin füze teknolojisine katkı sağlar"
BlueMelange analistleri hazırlanan çalışmada varılan noktada SAMP-T'lerin ortak geliştirme kapsamında tedarik edilerek envantere alınmasının ve  SİPER ve GUMS projelerinin geliştirilmesi için başarıyla entegre edilmesinin gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Bu sayede de 30 yıl rötarla 2030'lu yıllarda envantere girmesi planlanan TF-2000 Hava Savunma Destroyerleri ve ÇAFRAD sistemi için de Aster-30/Sea Viper ve Sylver dikine fırlatma sistemi çözümünü de beraberinde getirir."



İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.


ABD ordusu liderliğindeki bir görev gücü, El Mencho'nun yakalanmasında Meksika'ya yardım etti.

El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
TT

ABD ordusu liderliğindeki bir görev gücü, El Mencho'nun yakalanmasında Meksika'ya yardım etti.

El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)
El Mencho'nun öldürülmesinin ardından silahlı kişilerin arabaları ateşe verip otoyolları kapatmasıyla şiddet olaylarının yaşandığı bir yolu izleyen Meksikalı bir güvenlik görevlisi (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkili, Reuters'a yaptığı açıklamada, uyuşturucu çeteleri hakkında istihbarat toplama konusunda uzmanlaşmış, ABD ordusu liderliğindeki yeni bir görev gücünün, dün Meksika’daki Jalisco Yeni Nesil Karteli'nin (CJNG) lideri ‘El Mencho’ lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes’i öldüren Meksika ordusunun baskınında rol oynadığını söyledi.

ABD’li yetkililer, uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Washington’daki çeşitli resmi kurumların da dahil olduğu kurumlar arası görev gücünün, ABD-Meksika sınırının her iki tarafındaki uyuşturucu çetesi üyelerini tespit etmek amacıyla geçtiğimiz yılın sonlarında gizlice kurulduğunu açıkladı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen ABD’li yetkili, ABD ordusu liderliğindeki görev gücünün Meksika makamlarına sağladığı bilgiler hakkında daha fazla detay vermekten kaçındı. Yetkili, baskının Meksika ordusu tarafından gerçekleştirilen bir operasyon olduğunu vurguladı.

Meksika Savunma Bakanlığı, batıdaki Jalisco eyaletinde çıkan çatışmada Oseguera'nın ağır yaralandığını ve Mexico City'ye hava ambulansıyla nakledilirken hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, ABD’li yetkililerin ‘ek bilgi’ sağladığını belirtti. Operasyon, silahlı kişilerin altı eyaletten fazlasında arabaları ateşe verip otoyolları kapattığı bir şiddet olayları dalgasına yol açtı.


Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü
TT

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika'nın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin lideri El Mencho öldürüldü

Meksika hükümeti dün ülkenin en çok aranan uyuşturucu baronunun öldürüldüğünü duyururken bunu suç örgütlerine karşı yeni kampanyasında büyük bir zafer olarak nitelendirdi.

Meksika'nın en güçlü kartellerinden biri olan Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin (CJNG) en uzun süredir liderliğini yapan ‘El Mencho’ lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes, ülkenin en azılı suçlularından biri olarak kabul ediliyordu. Son on yılda hızla büyüyen bir suç şebekesini yöneterek uyuşturucu üretimi ve satışı yaparken, yerel işletmeleri de gasp ediyordu. The New York Times'ın (NYT) haberine göre güvenlik güçlerine karşı cesur saldırılar düzenleyerek ve ülke çapında toplulukları terörize ederek de ün kazandı.

Kimliğinin gizli tutulması kaydıyla operasyonun ayrıntılarını açıklayan Meksika hükümetinden bir yetkiliye göre güvenlik güçleri El Mencho'yu, kartelin kurulduğu ve merkezinin bulunduğu ülkenin batısındaki Jalisco eyaletinin kıyı şeridinde bulunan, yaklaşık 20 bin nüfuslu Tapalapa kasabasında öldürdü. Meksika yetkilileri operasyonla ilgili daha fazla ayrıntı açıklamadı, ancak Pazar günü daha fazla bilgi vereceklerini taahhüt etti.

Oseguera'nın öldürülmesi Meksika genelinde şiddet olayları dalgasına yol açtı. Jalisco dahil en az beş eyaletteki sakinler ve yerel yetkililer, uyuşturucu çeteleri arasında yaygın bir uygulama olan yolları kapatmak için araçların ateşe verildiği olayları bildirdi. Jalisco eyaleti, bazı bölgelerde toplu taşımayı askıya aldığını duyurdu ve otellere konuklarından dışarı çıkmamalarını istemeyi tavsiye etti. Şiddet olaylarının bir kısmı eyaletin yönetim şehri ve bu yılki Dünya Kupası'nın ev sahibi şehirlerinden biri olan Guadalajara'da meydana geldi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, El Mencho'nun öldürülmesini ‘Meksika, ABD, Latin Amerika ve dünya için önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdi.

Oseguera'nın liderliğindeki CJNG, Meksika'nın en öMexico City: Şarku’l Avsatnde gelen uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerinden biri haline geldi ve birçok eyalette rakip gruplarla savaştı. Kartel, kokain ve metamfetamin gibi sentetik uyuşturucuları ve son yıllarda fentanili ABD'ye kaçak olarak sokmaya devam etti.

El Mencho'nun öldürülmesi, suç örgütü için büyük bir darbe olup, gruplar kontrol için rekabet ederken yeni iç çatışmalara ve şiddetin yeniden alevlenmesine yol açabilir.

Ayrıca, Meksika hükümetinin Washington ile ilişkilerinin iyileşmesine de katkıda bulunabilir. Zira ABD Başkanı Donald Trump daha önce Meksika'ya kartellere karşı daha sert önlemler alması için baskı uygulamış ve sonuçlardan memnun kalmazsa askeri saldırı tehdidinde bulunmuştu.

Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum, bu tehditleri defalarca kez ve kesin bir şekilde reddederken herhangi bir ABD saldırısının Meksika'nın egemenliğini ihlal edeceğini belirtmişti.

Diğer taraftan hükümeti istihbarat alanı da dahil olmak üzere ABD’li güvenlik kurumlarıyla iş birliğini genişletti.