Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
TT

Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Asker sayısı açısından NATO'nun ikinci büyük gücü konumundaki Türkiye'nin uzun yıllardan beri çözüm aradığı sorunlarının başında güçlü bir hava savunmasına sahip olmaması geliyor.
Bu arayış sonucu çeşitli girişimlerde bulunan ve en sonunda Rusya'dan S-400 alan ancak bunun neticesinde müttefikleriyle arasını bozarak yaptırımlara maruz kalan Türkiye, yönünü bir kez daha Fransa-İtalya ortak üretimi SAMP-T'ye çevirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, SAMP-T'ye dair 6 Temmuz 2022 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, "Bizim için gerçekten büyük önem arz ediyor. En son NATO zirvesinde de Sayın Macron ile konuyu etraflıca ele aldık. Bugünkü ikili görüşmemizde de konuyu Sayın Draghi ile ele aldık. Bir an önce SAMP-T konusunda imza safhasına gelelim istiyoruz" dedi.
Independent Türkçe muhabiri Ali Kemal Erdem, son açıklamanın ardından Türkiye'nin hava savunmasını güçlendirmek için uzun yıllardır süren mücadelesine mercek tuttu. Bunun için de savunma sanayisi üzerine araştırmalar yapan düşünce kuruluşu BlueMelange ile iletişime geçti.
BlueMelange analistlerinin Independent Türkçe için hazırladığı çalışmada, Türkiye'nin dünden bugüne olan hava savunma stratejisi ve bu süreçteki çalışmalarına dair bilgiler verildi.

1950'li yıllarda geliştirilen Nike füzeleri uzun yıllar boyunca İstanbul'un hava sahasını korudu / Fotoğraf: Vikipedia

"Türkiye hava savunma sistemlerinin tedarikinde her zaman zorluk çeken bir ülke oldu"
Çalışmada Türkiye'nin hava savunma sistemlerinin tedarikinde ve geliştirilmesi konusunda her zaman zorluk çeken bir ülke olduğu belirtildi. 
"800 bin kilometrelik alanı kontrol etmek zorunda olan Türkiye, 1950'lerden itibaren hava savunmasını modern jet savaş uçaklarına bırakmıştır" denilen açıklamada ve bunun nedeni şu ifadelerle dile getirildi: 
"Türkiye, geniş etki alanını salt kara konuşlu hava savunma sistemleriyle korumanın ve katmanlı hava savunma şemsiyesi kurmanın maliyet ve fiziki eksiklik nedeniyle imkansız olduğunu düşünmüş, ağırlığı hava gücüne bırakmıştır."

F4E'ler hava savunmasında da kullanıldı / Fotoğraf: Vikipedia

Hava savunmasını büyük ölçüde modern jetler üstlendi
BlueMelange'nin çalışmasında buna karşın Türkiye'nin o yıllarda bir yandan NATO kararıyla Rusya'ya karşı Nike Hercules gibi 1950'li yılların en etkin uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sistemlerini hızla tedarik edip, bunların Boğazlar ve İstanbul gibi stratejik önemli alanların korunmasına atadığına dikkat çekildi.
Ayrıca F-102 ve F-104 gibi yüksek hızlı modern savaş uçaklarını devreye aldığı da hatırlatılarak, savaş uçaklarının Türk hava savunmasındaki rolü şöyle anlatıldı:
"8 havadan havaya füze ve modern radarla donatılı çift motorlu savaş uçağı F-4E'lerin ve İtalya'dan yine Sparrow/Aspide füze kabiliyetli F-104S önleme uçaklarının 1970'lerin sonundan itibaren devreye alınması ile hava önleme ve savunma kabiliyeti tamamen savaş uçağı filolarına teslim edilmiştir. Modern F-16 filoları ile bu görev 1980'lerin sonundan itibaren eksiksiz yerine getirilmiştir."

1960'lı yıllarda üretilen ABD yapımı Hawk'lar halen TSK envanterinde kullanılıyor / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Hava savunması şu ana kadar başarısız olmadı modern tehditlere karşı sınırlı
BlueMelange analistlerine göre Türkiye'nin mevcut hava savunma stratejisi aslında bugüne kadar başarısız olmadı.
Ancak yine de eksiklik olduğu şu şekilde anlatıldı:
"Her ne kadar Suriye üzerinde Suriye ve Rus Hava Kuvvetleri'ne ait Su-24, Su-22, Mi-8 uçakları yüksek eğitimli NATO standartlı Türkiye F-16 uçaklarının AIM-120C5 ve AIM-9X füzeleri ile ve E-7T AEW&C tarafından Link-16 üzerinden yönlendirilerek düşürülmüşse de veya Libya'da seferi güç olarak Misrata'da konuşlu HAWK XXI ve limanda alan savunması kuran Perry sınıfı firkateynlerin SM-1MR ile ESSM Block 1 füzeleri ile etkin koruma sağlanmış olsa da modern tehditlere karşı bu sistemlerin kullanımı oldukça sınırlıdır."

Balistik (karadan karaya) füzeler, hava savunmanın önemini artırdı

Gelişen füze sistemleri hava savunmasının yetersizliğini hatırlattı
Peki Türkiye ne zamandan itibaren hava savunmasındaki zafiyetini daha fazla hissetmeye başladı?
BlueMelange analistleri bu soruya, "Değişen savunma teknolojileri ve savaş alanı tehdit gelişmeleri, tek motorlu kısa menzilli ve düşük taşıma kapasiteli (yavaş yavaş da eskiyen) F-16 filolarının majör tehditlere karşı önleme kapasitelerinin yetersiz kalması, standoff (menzil dışı) füze/mühimmat atışları, ayrıca gelişen seyir füzesi ve balistik füze tehdidine karşı etkin savunma kurulamaması nedenleri ile yer konuşlu güçlü savunma sistemleri arayışı başladı. Envanterde yer alan Stinger MANPADS, Igla, Redeye, KMS, HAWK XXI, I. Rapier B1X/Mk2 ve hurda Nike sistemleri bu yeni tehditlere karşı bir koruma sağlayamamaktaydı" diyerek yanıt verdi. 

 "Saddam'ın füzeleri Türkiye'yi harekete geçirdi"
Türkiye'nin, güçlü bir hava savunmasına ihtiyacı olduğunu anlamasında Irak'ın 1991'de Kuveyt'i işgali de etkili oldu.
Savaş uçaklarını engelleme gücüne sahip olmasına karşın Irak'ın elindeki karadan karaya atılan balistik füzeler, Türkiye'nin bu tür sistemlere karşı ABD ve NATO'dan destek gelmedikçe yeterli savunmaya sahip olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. O günlerde NATO kapsamında Türkiye'ye bazı Patroit bataryaları gönderildiyse de bu füzeler görev süreleri bitince çekilmişti.
Türkiye'de o dönemde ABD'den kullanımı kendi kontrolünde olacak Patroit bataryalarının alımı ya da hibe edilmesi için talepte bulunduysa da sonuç alınamadı.

Çalışmalar 1990'larda başladı ama harekete 2000'lerin ortalarında geçildi
BlueMelange'nin çalışmasında bu kapsamda Türkiye'nin 1990'ların ortalarından itibaren iki ayrı koldan kara konuşlu, modern, modüler, mobil ve katmanlı koruma sağlayacak üç ayrı skalada hava savunma sistemi tedariki çalışmasına başladığı hatırlatıldı.
Ancak ihale süreçlerindeki aksamalar, modellerde belirsizlikler, bütçesizlikler, ötelemeler sebepleri ile projelerin ancak 2000'lerin ortalarında vücut bulduğu "kısa-orta-menzil ve irtifa mobil Hava savunma sistemleri ve uzun menzil yüksek irtifa hava ve füze savunma sistemleri" için ihalelerin başlatıldığı kaydedildi.

Hisar hava savunma füzeleri Türkiye tarafından geliştirildi / Fotoğraf: AA

Milli imkanlarla Hisar füzeleri geliştirildi
Birkaç denemeden sonra dış tedarik/lisans üretimine dayalı alçak ve orta irtifa projelerinin iptal edilerek yerli geliştirmeye dönülerek bugün deneme ve tedarik süreci süren Roketsan HİSAR-A+ (üretimi ve teslimatı sonlandırıldı) ve O+ (devam ediyor) projeleri başlatıldı.
Uzun menzilli hava savunma projesi Türkiye jeopolitiğini ve dış ilişkileri kökünden etkileyen sürece 2010'lu yılların başında girdi.

İlk ihaleyi Çin aldı 
Türkiye'nin 2014 yılında yapılan uzun menzilli hava savunma ihalesinde Çin (S300'ün Çin versiyonu FD-2000), US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T), Rusya S-300PMU2 yarıştı.
İhalede direkt alım istendi ve ihaleyi Çin kazandı. BlueMelange analistleri bu süreci "Ancak ihaleyi kazanan Çin'e ABD baskısı ile süreci tıkamaya yönelik art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan en son, en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı istendi" diye anlattı.
Çin, hem maliyet ve hem teknik sebeplerle bunu karşılamayacağını belirtti. Çin ile sözleşme görüşmeleri iptal edildi.

Rusya'dan alınan S400'ler / Fotoğraf: AA

İkinci ihale sürprizle sonuçlandı
Bunun üzerine ikinci kez ihaleye gidildi. İhalede US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T) ve Rusya (S300PMU2) yarıştı.
İhalede ortak üretim / yerli katkı ve balistik füze önlenmesi istendi ancak art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan ve en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı opsiyona indirgendi balistik füze önlemesi çıkarıldı. Son teklifte Rusya büyük sürpriz yaparak S400'ü önerdi ve ihaleyi Rusya kazandı.
Rusya ile 1+1 filo (1 hemen teslim 1 kesin opsiyon) karşılığı 2,5 milyar dolar değerinde kontrat imzalandı.
İlk filo 2019 sonbaharında teslim edildi. ABD'nin ve NATO'nun şiddetli tepkisi ve CAATSA yaptırımları nedeni ile kesin alınması gereken ancak teslim takvimi ve finansman paketi belli olmayan ikinci filo ise üç yıldır sürüncemede bırakıldı. İlk filo Mürted alanında eski Akıncı üssünde FOC (nihai operasyon kabiliyeti) alarak aktif depoda beklemekte.

S-400'ler, Türkiye'nin ihtiyacını karşılamaktan uzak
BlueMelange analistlerine göre S-400'lerde Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli değil ve buna dair şu iddiada bulundular:
"Füze tipine göre azami 400 kilometre menzil sunan S-400 füzelerinin balistik füze önleme kabiliyeti bulunmamakta, alçak uçuşlu seyir füzelerine karşı etkinliği ise sınırlıdır. S-400 füzesinin savaş tecrübesi bulunmamakta, Ukrayna tecrübesi ise konfirme (onaylanmış) edilememektedir."

Patroit füzeleri de ihaleye katılmıştı / Fotoğraf: AA

Patroitların olmamasında birinci neden maliyet
Peki Türkiye, ABD üretimi Patroit hava savunma sistemini neden alamadı?
Bu soruya şöyle cevap verildi:
"Her iki ihalede de ABD resmi öneri yaptığı Patriot sistemleri için Kongre satış bildirimini (DSCA) ve onayını almış, FMS sözleşmesi için uygun pozisyonda konumlanmış ancak maliyet ve diğer sebeplerle seçilmemiştir." 

Türkiye, 150 kilometreye ulaşacak sistem geliştirmekte
Bütün bu süreçlerde Türkiye bir taraftan da kendi milli sistemleri için çalışmaya devam ediyor.
Bir taraftan yurtdışından alım yoluyla uzun menzilli füze sistemi elde edilmeye çalışılırken bu çalışmaya paralel ayrıca yerli ve milli SİPER (HİSAR-U) Uzun Menzil Yüksek İrtifa Hava Savunma Füze sistemi geliştirme sürecine girildi.
Bloklar halinde SİPER Blok-0 ile başlayıp aşamalarla 150 kilometreye ulaşacak bir sistem geliştirilmekte, test ve tasarım faaliyetleri sürmekte.
Yine benzer şekilde yerli ve milli GUMS (Geliştirilmiş Uzun Menzil Sistemi) sistemi de uzun vade milli balistik füze savunması için hedeflenmektedir.

 SAMP-T alım süreci Doğu Akdeniz ve Erdoğan-Macron geriliminde aksadı
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen SAMP-T süreci nasıl işledi?
BlueMelange analistleri, bir taraftan milli imkanlarla sistemler geliştirilmeye çalışılırken apayrı gelişme olarak da birinci ve ikinci uzun menzilli hava savunma sistemleri ihalelerine de katılan SAMP-T füzesinin teknolojisinin öneminin akıllara geldiğini belirtti.
Bunun üzerine Fransa ve İtalya ile SAMP-T'nin SİPER ve GUMS projelerine entegrasyonu, Blok-1N ve devamının ortak geliştirilmesi adına fizibilite etüdü ve işbirliğine dair MoU (uzlaşı belgesi) imzalandı.
Ne var ki bu süreç de Türkiye ile Fransa arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi ve cumhurbaşkanları arası söz düellosu nedenleri ile akamete uğradı ve sessizliğe gömüldü.
S400 krizi nedeniyle Türkiye F-35 projesinden çıkarıldı / Fotoğraf: AA 

Dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan mı olundu?
Bütün bunlara bakıldığı zaman Türkiye'nin uzun menzilli füze alım süreci birçok dış sorunu da beraberinde getirdi.
Yıllardır süren sürecin ardından elde ne var denirse BlueMelange analistleri şu iddiada bulundu:
"Yaklaşık 30 yıldır arayışta olan Türkiye, iki büyük fiyasko ile ortak üretim anti-balistik kabiliyetli yüksek irtifa hava savunma kabiliyeti alacağına hazır alım anti-balistik kabiliyeti olmayan yüksek irtifa hava soluyan hedef savunma sistemi alabilmiş, ödeme taahhüdü verdiği 2 filodan birini teslim alabilmiş ve aktif depo olarak bekletilmiş, karşılığında F-35 projesinden çıkarılmış ve hem hava uçak filolarının modernizasyon sıkıntısına girmiş hem 5. nesil savaş uçağı projesinden uzaklaşmış ve hem de balistik füze savunmasız kalmıştır."

"SAMP-T'lerin envantere girmesi Türkiye'nin füze teknolojisine katkı sağlar"
BlueMelange analistleri hazırlanan çalışmada varılan noktada SAMP-T'lerin ortak geliştirme kapsamında tedarik edilerek envantere alınmasının ve  SİPER ve GUMS projelerinin geliştirilmesi için başarıyla entegre edilmesinin gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Bu sayede de 30 yıl rötarla 2030'lu yıllarda envantere girmesi planlanan TF-2000 Hava Savunma Destroyerleri ve ÇAFRAD sistemi için de Aster-30/Sea Viper ve Sylver dikine fırlatma sistemi çözümünü de beraberinde getirir."



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.