Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
TT

Patroit ile başladı, S-400'le devam etti, SAMP-T'ye dönüldü... Türkiye'nin 30 yıllık hava savunma sistemi edinme sürecinde neler yaşandı?

Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye, Fransa - İtalya yapımı SAMP-T uzun menzilli hava savunma sistemine talip / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Asker sayısı açısından NATO'nun ikinci büyük gücü konumundaki Türkiye'nin uzun yıllardan beri çözüm aradığı sorunlarının başında güçlü bir hava savunmasına sahip olmaması geliyor.
Bu arayış sonucu çeşitli girişimlerde bulunan ve en sonunda Rusya'dan S-400 alan ancak bunun neticesinde müttefikleriyle arasını bozarak yaptırımlara maruz kalan Türkiye, yönünü bir kez daha Fransa-İtalya ortak üretimi SAMP-T'ye çevirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, SAMP-T'ye dair 6 Temmuz 2022 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, "Bizim için gerçekten büyük önem arz ediyor. En son NATO zirvesinde de Sayın Macron ile konuyu etraflıca ele aldık. Bugünkü ikili görüşmemizde de konuyu Sayın Draghi ile ele aldık. Bir an önce SAMP-T konusunda imza safhasına gelelim istiyoruz" dedi.
Independent Türkçe muhabiri Ali Kemal Erdem, son açıklamanın ardından Türkiye'nin hava savunmasını güçlendirmek için uzun yıllardır süren mücadelesine mercek tuttu. Bunun için de savunma sanayisi üzerine araştırmalar yapan düşünce kuruluşu BlueMelange ile iletişime geçti.
BlueMelange analistlerinin Independent Türkçe için hazırladığı çalışmada, Türkiye'nin dünden bugüne olan hava savunma stratejisi ve bu süreçteki çalışmalarına dair bilgiler verildi.

1950'li yıllarda geliştirilen Nike füzeleri uzun yıllar boyunca İstanbul'un hava sahasını korudu / Fotoğraf: Vikipedia

"Türkiye hava savunma sistemlerinin tedarikinde her zaman zorluk çeken bir ülke oldu"
Çalışmada Türkiye'nin hava savunma sistemlerinin tedarikinde ve geliştirilmesi konusunda her zaman zorluk çeken bir ülke olduğu belirtildi. 
"800 bin kilometrelik alanı kontrol etmek zorunda olan Türkiye, 1950'lerden itibaren hava savunmasını modern jet savaş uçaklarına bırakmıştır" denilen açıklamada ve bunun nedeni şu ifadelerle dile getirildi: 
"Türkiye, geniş etki alanını salt kara konuşlu hava savunma sistemleriyle korumanın ve katmanlı hava savunma şemsiyesi kurmanın maliyet ve fiziki eksiklik nedeniyle imkansız olduğunu düşünmüş, ağırlığı hava gücüne bırakmıştır."

F4E'ler hava savunmasında da kullanıldı / Fotoğraf: Vikipedia

Hava savunmasını büyük ölçüde modern jetler üstlendi
BlueMelange'nin çalışmasında buna karşın Türkiye'nin o yıllarda bir yandan NATO kararıyla Rusya'ya karşı Nike Hercules gibi 1950'li yılların en etkin uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sistemlerini hızla tedarik edip, bunların Boğazlar ve İstanbul gibi stratejik önemli alanların korunmasına atadığına dikkat çekildi.
Ayrıca F-102 ve F-104 gibi yüksek hızlı modern savaş uçaklarını devreye aldığı da hatırlatılarak, savaş uçaklarının Türk hava savunmasındaki rolü şöyle anlatıldı:
"8 havadan havaya füze ve modern radarla donatılı çift motorlu savaş uçağı F-4E'lerin ve İtalya'dan yine Sparrow/Aspide füze kabiliyetli F-104S önleme uçaklarının 1970'lerin sonundan itibaren devreye alınması ile hava önleme ve savunma kabiliyeti tamamen savaş uçağı filolarına teslim edilmiştir. Modern F-16 filoları ile bu görev 1980'lerin sonundan itibaren eksiksiz yerine getirilmiştir."

1960'lı yıllarda üretilen ABD yapımı Hawk'lar halen TSK envanterinde kullanılıyor / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Hava savunması şu ana kadar başarısız olmadı modern tehditlere karşı sınırlı
BlueMelange analistlerine göre Türkiye'nin mevcut hava savunma stratejisi aslında bugüne kadar başarısız olmadı.
Ancak yine de eksiklik olduğu şu şekilde anlatıldı:
"Her ne kadar Suriye üzerinde Suriye ve Rus Hava Kuvvetleri'ne ait Su-24, Su-22, Mi-8 uçakları yüksek eğitimli NATO standartlı Türkiye F-16 uçaklarının AIM-120C5 ve AIM-9X füzeleri ile ve E-7T AEW&C tarafından Link-16 üzerinden yönlendirilerek düşürülmüşse de veya Libya'da seferi güç olarak Misrata'da konuşlu HAWK XXI ve limanda alan savunması kuran Perry sınıfı firkateynlerin SM-1MR ile ESSM Block 1 füzeleri ile etkin koruma sağlanmış olsa da modern tehditlere karşı bu sistemlerin kullanımı oldukça sınırlıdır."

Balistik (karadan karaya) füzeler, hava savunmanın önemini artırdı

Gelişen füze sistemleri hava savunmasının yetersizliğini hatırlattı
Peki Türkiye ne zamandan itibaren hava savunmasındaki zafiyetini daha fazla hissetmeye başladı?
BlueMelange analistleri bu soruya, "Değişen savunma teknolojileri ve savaş alanı tehdit gelişmeleri, tek motorlu kısa menzilli ve düşük taşıma kapasiteli (yavaş yavaş da eskiyen) F-16 filolarının majör tehditlere karşı önleme kapasitelerinin yetersiz kalması, standoff (menzil dışı) füze/mühimmat atışları, ayrıca gelişen seyir füzesi ve balistik füze tehdidine karşı etkin savunma kurulamaması nedenleri ile yer konuşlu güçlü savunma sistemleri arayışı başladı. Envanterde yer alan Stinger MANPADS, Igla, Redeye, KMS, HAWK XXI, I. Rapier B1X/Mk2 ve hurda Nike sistemleri bu yeni tehditlere karşı bir koruma sağlayamamaktaydı" diyerek yanıt verdi. 

 "Saddam'ın füzeleri Türkiye'yi harekete geçirdi"
Türkiye'nin, güçlü bir hava savunmasına ihtiyacı olduğunu anlamasında Irak'ın 1991'de Kuveyt'i işgali de etkili oldu.
Savaş uçaklarını engelleme gücüne sahip olmasına karşın Irak'ın elindeki karadan karaya atılan balistik füzeler, Türkiye'nin bu tür sistemlere karşı ABD ve NATO'dan destek gelmedikçe yeterli savunmaya sahip olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. O günlerde NATO kapsamında Türkiye'ye bazı Patroit bataryaları gönderildiyse de bu füzeler görev süreleri bitince çekilmişti.
Türkiye'de o dönemde ABD'den kullanımı kendi kontrolünde olacak Patroit bataryalarının alımı ya da hibe edilmesi için talepte bulunduysa da sonuç alınamadı.

Çalışmalar 1990'larda başladı ama harekete 2000'lerin ortalarında geçildi
BlueMelange'nin çalışmasında bu kapsamda Türkiye'nin 1990'ların ortalarından itibaren iki ayrı koldan kara konuşlu, modern, modüler, mobil ve katmanlı koruma sağlayacak üç ayrı skalada hava savunma sistemi tedariki çalışmasına başladığı hatırlatıldı.
Ancak ihale süreçlerindeki aksamalar, modellerde belirsizlikler, bütçesizlikler, ötelemeler sebepleri ile projelerin ancak 2000'lerin ortalarında vücut bulduğu "kısa-orta-menzil ve irtifa mobil Hava savunma sistemleri ve uzun menzil yüksek irtifa hava ve füze savunma sistemleri" için ihalelerin başlatıldığı kaydedildi.

Hisar hava savunma füzeleri Türkiye tarafından geliştirildi / Fotoğraf: AA

Milli imkanlarla Hisar füzeleri geliştirildi
Birkaç denemeden sonra dış tedarik/lisans üretimine dayalı alçak ve orta irtifa projelerinin iptal edilerek yerli geliştirmeye dönülerek bugün deneme ve tedarik süreci süren Roketsan HİSAR-A+ (üretimi ve teslimatı sonlandırıldı) ve O+ (devam ediyor) projeleri başlatıldı.
Uzun menzilli hava savunma projesi Türkiye jeopolitiğini ve dış ilişkileri kökünden etkileyen sürece 2010'lu yılların başında girdi.

İlk ihaleyi Çin aldı 
Türkiye'nin 2014 yılında yapılan uzun menzilli hava savunma ihalesinde Çin (S300'ün Çin versiyonu FD-2000), US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T), Rusya S-300PMU2 yarıştı.
İhalede direkt alım istendi ve ihaleyi Çin kazandı. BlueMelange analistleri bu süreci "Ancak ihaleyi kazanan Çin'e ABD baskısı ile süreci tıkamaya yönelik art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan en son, en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı istendi" diye anlattı.
Çin, hem maliyet ve hem teknik sebeplerle bunu karşılamayacağını belirtti. Çin ile sözleşme görüşmeleri iptal edildi.

Rusya'dan alınan S400'ler / Fotoğraf: AA

İkinci ihale sürprizle sonuçlandı
Bunun üzerine ikinci kez ihaleye gidildi. İhalede US (Patriot PAC-3), AB (SAMP-T) ve Rusya (S300PMU2) yarıştı.
İhalede ortak üretim / yerli katkı ve balistik füze önlenmesi istendi ancak art arda revize RfP BAFO (ihalelerde firmalardan ve en iyi teklifi vermesine yönelik talep) adlı dokümanlar yayımlandı ve yerel katkı opsiyona indirgendi balistik füze önlemesi çıkarıldı. Son teklifte Rusya büyük sürpriz yaparak S400'ü önerdi ve ihaleyi Rusya kazandı.
Rusya ile 1+1 filo (1 hemen teslim 1 kesin opsiyon) karşılığı 2,5 milyar dolar değerinde kontrat imzalandı.
İlk filo 2019 sonbaharında teslim edildi. ABD'nin ve NATO'nun şiddetli tepkisi ve CAATSA yaptırımları nedeni ile kesin alınması gereken ancak teslim takvimi ve finansman paketi belli olmayan ikinci filo ise üç yıldır sürüncemede bırakıldı. İlk filo Mürted alanında eski Akıncı üssünde FOC (nihai operasyon kabiliyeti) alarak aktif depoda beklemekte.

S-400'ler, Türkiye'nin ihtiyacını karşılamaktan uzak
BlueMelange analistlerine göre S-400'lerde Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli değil ve buna dair şu iddiada bulundular:
"Füze tipine göre azami 400 kilometre menzil sunan S-400 füzelerinin balistik füze önleme kabiliyeti bulunmamakta, alçak uçuşlu seyir füzelerine karşı etkinliği ise sınırlıdır. S-400 füzesinin savaş tecrübesi bulunmamakta, Ukrayna tecrübesi ise konfirme (onaylanmış) edilememektedir."

Patroit füzeleri de ihaleye katılmıştı / Fotoğraf: AA

Patroitların olmamasında birinci neden maliyet
Peki Türkiye, ABD üretimi Patroit hava savunma sistemini neden alamadı?
Bu soruya şöyle cevap verildi:
"Her iki ihalede de ABD resmi öneri yaptığı Patriot sistemleri için Kongre satış bildirimini (DSCA) ve onayını almış, FMS sözleşmesi için uygun pozisyonda konumlanmış ancak maliyet ve diğer sebeplerle seçilmemiştir." 

Türkiye, 150 kilometreye ulaşacak sistem geliştirmekte
Bütün bu süreçlerde Türkiye bir taraftan da kendi milli sistemleri için çalışmaya devam ediyor.
Bir taraftan yurtdışından alım yoluyla uzun menzilli füze sistemi elde edilmeye çalışılırken bu çalışmaya paralel ayrıca yerli ve milli SİPER (HİSAR-U) Uzun Menzil Yüksek İrtifa Hava Savunma Füze sistemi geliştirme sürecine girildi.
Bloklar halinde SİPER Blok-0 ile başlayıp aşamalarla 150 kilometreye ulaşacak bir sistem geliştirilmekte, test ve tasarım faaliyetleri sürmekte.
Yine benzer şekilde yerli ve milli GUMS (Geliştirilmiş Uzun Menzil Sistemi) sistemi de uzun vade milli balistik füze savunması için hedeflenmektedir.

 SAMP-T alım süreci Doğu Akdeniz ve Erdoğan-Macron geriliminde aksadı
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen SAMP-T süreci nasıl işledi?
BlueMelange analistleri, bir taraftan milli imkanlarla sistemler geliştirilmeye çalışılırken apayrı gelişme olarak da birinci ve ikinci uzun menzilli hava savunma sistemleri ihalelerine de katılan SAMP-T füzesinin teknolojisinin öneminin akıllara geldiğini belirtti.
Bunun üzerine Fransa ve İtalya ile SAMP-T'nin SİPER ve GUMS projelerine entegrasyonu, Blok-1N ve devamının ortak geliştirilmesi adına fizibilite etüdü ve işbirliğine dair MoU (uzlaşı belgesi) imzalandı.
Ne var ki bu süreç de Türkiye ile Fransa arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi ve cumhurbaşkanları arası söz düellosu nedenleri ile akamete uğradı ve sessizliğe gömüldü.
S400 krizi nedeniyle Türkiye F-35 projesinden çıkarıldı / Fotoğraf: AA 

Dimyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan mı olundu?
Bütün bunlara bakıldığı zaman Türkiye'nin uzun menzilli füze alım süreci birçok dış sorunu da beraberinde getirdi.
Yıllardır süren sürecin ardından elde ne var denirse BlueMelange analistleri şu iddiada bulundu:
"Yaklaşık 30 yıldır arayışta olan Türkiye, iki büyük fiyasko ile ortak üretim anti-balistik kabiliyetli yüksek irtifa hava savunma kabiliyeti alacağına hazır alım anti-balistik kabiliyeti olmayan yüksek irtifa hava soluyan hedef savunma sistemi alabilmiş, ödeme taahhüdü verdiği 2 filodan birini teslim alabilmiş ve aktif depo olarak bekletilmiş, karşılığında F-35 projesinden çıkarılmış ve hem hava uçak filolarının modernizasyon sıkıntısına girmiş hem 5. nesil savaş uçağı projesinden uzaklaşmış ve hem de balistik füze savunmasız kalmıştır."

"SAMP-T'lerin envantere girmesi Türkiye'nin füze teknolojisine katkı sağlar"
BlueMelange analistleri hazırlanan çalışmada varılan noktada SAMP-T'lerin ortak geliştirme kapsamında tedarik edilerek envantere alınmasının ve  SİPER ve GUMS projelerinin geliştirilmesi için başarıyla entegre edilmesinin gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Bu sayede de 30 yıl rötarla 2030'lu yıllarda envantere girmesi planlanan TF-2000 Hava Savunma Destroyerleri ve ÇAFRAD sistemi için de Aster-30/Sea Viper ve Sylver dikine fırlatma sistemi çözümünü de beraberinde getirir."



Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmayı neden hâlâ kabul etmediğini sorguladığını söyledi. Witkoff, Washington’ın baskı uygulamasına rağmen Tahran’ın anlaşmaya yanaşmamasının Beyaz Saray’da şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Fox News’e verdiği röportajda Witkoff, Trump’ın İran’ın tutumuna hayret ettiğini belirterek, “Neden teslim olmadıklarını merak ediyor... ‘Teslim olmak’ ifadesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadılar?” dedi.

Witkoff, Trump’ın ayrıca İran’ın ‘bu denli yoğun baskı ve bölgede sahip olduğumuz deniz gücünün büyüklüğü karşısında’ ABD ile temasa geçmemesini sorguladığını aktardı. Trump’ın, Tahran’ın nükleer silah edinme niyetinde olmadığını ilan etmesini ve hangi adımları atmaya hazır olduğunu netleştirmesini beklediğini dile getirdi.

ABD’li yetkili, Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgilerin İran’ın uranyum zenginleştirmede ‘sıfır zenginleştirme’ seviyesini korumasını şart koştuğunu söyledi. Witkoff, İran’ın uranyumu sivil amaçlar için gerekli seviyenin ötesinde zenginleştirdiğini de ifade etti.

Witkoff, aynı röportajda, devrik İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi ile görüştüğünü de doğruladı.

Witkoff, “Başkanın talimatıyla onunla görüştüm” ifadesini kullanırken, görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Geçen hafta Pehlevi, Başkan Donald Trump’a İran’a yönelik askeri müdahale çağrısını yinelemiş ve ülkede bir ‘geçiş sürecine’ liderlik etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Witkoff’un açıklamaları, Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı tehdidinde bulunduğu ve bölgedeki askeri konuşlanmayı artırdığı bir dönemde geldi. Trump, aynı zamanda Tahran ile nükleer program konusunda bir anlaşmaya varma isteğini de dile getirdi.

İran’ın nükleer programı, Tahran ile Batılı ülkeler arasında yıllardır süren anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinden endişe duyuyor.


İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.