Biden’ın İsrail ve Filistin ziyaretleri sonuçsuz kaldı

Abbas Biden’dan Doğu Kudüs’te konsolosluk açmasını istedi, yüzlerce kişi Biden’ı protesto etti

Filistin Devlet Başkanı Abbas ve ABD Başkanı Biden Beytüllahim’de bir araya geldi. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Abbas ve ABD Başkanı Biden Beytüllahim’de bir araya geldi. (AFP)
TT

Biden’ın İsrail ve Filistin ziyaretleri sonuçsuz kaldı

Filistin Devlet Başkanı Abbas ve ABD Başkanı Biden Beytüllahim’de bir araya geldi. (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Abbas ve ABD Başkanı Biden Beytüllahim’de bir araya geldi. (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden, Ortadoğu gezisinin ilk aşamasını İsrail ile Filistin arasında durdurulan barış müzakerelerinin yeniden başlatılmasına dair ‘yeni ve somut bir öneri’ sunmadan tamamladı. Başkan Biden, ‘taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını yakınlaştırma çabalarından vazgeçmeyeceği’ yönünde söz vermekle yetindi.  
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Başkan Biden’ı resmi törenle karşılarken, Filistinliler Biden’ı, İsrail’in tarafını tutmakla itham ederek, İsrail’in yerleşim politikalarına ve ‘barış görüşmelerinin’ sürdürülmesini reddeden tutumuna tepki göstermemekle suçladı. Nablus, Ramallah ve Beytullahim’de Biden’a karşı protesto gösterileri düzenlenirken, bazıları ABD Başkanının ziyaretinin ‘herhangi bir umut işareti’ taşımamasından duydukları hayal kırıklığını dile getirdi.  
Mahmud Abbas’ın başdanışmanlarından Devlet Bakanı Mahmud el-Habbaş, Abbas’ın Biden’a, barış müzakerelerini sürdürmek için İsrail Başbakanı Yair Lapid ile görüşmeye hazır olduğunu bildirdiğini söyledi. Habbaş; "Amerikan başkanının ziyareti memnuniyetle karşılandı, kendisinin iki devletli çözümü içtenlikle desteklediğini biliyoruz, ancak bu çözümü desteklemek için yararlı somut bir şey sunmasını ve İsrail'i müzakereleri sürdürmenin zorunlu olduğuna ikna etmesini bekliyorduk. En azından İsrail’in çözümü sabote eden ve anlaşmayı imkânsız kılan tek taraflı icraatlarını durdurmak için çaba gösterebilirdi. Yasadışı yerleşim kararları, tutuklamalar ve gençlerimizin öldürülmesi gibi tek taraflı icraatlar bu hükümet döneminde artış kaydetmektedir.’’ diye konuştu.   
Adının anılmamasını isteyen bir başka Filistinli yetkili, “Başkan Biden, Başkan Abbas ve hatta İsrail Başbakanı Lapid, iki devletli çözümün en iyi çözüm olduğunu söylüyorlar. Ancak İsrail bu çözüme giden yolu engelliyor. Bunun için bir açıklaması olan var mı? eğer bu Lapid'in arzusuysa ve Biden İsrail'in çıkarını istiyorsa, onun bu yolda ilerlemesine yardım etmesi zor mu?” ifadelerini kullandı.  
ABD Başkanının ziyareti öncesinde, Filistinli ve ABD’li yetkililerin, taraflar arasında üzerinde anlaşmaya varılan konuları teyit eden ortak bir açıklama formülüne ulaşmak için cuma sabahına kadar çalıştığını aktaran kaynak; “Ancak çabalar sonuçsuz kaldı, ABD’liler, İsrail seçimleri nedeniyle bu aşamada, iki devletli çözümden bahsediyorlar ancak bunu başarmak için hiçbir şey yapmaya hazır değiller. İnsan haklarından bahsediyorlar ama İsrail'den, gazeteci Şirin Ebu Akile’yi öldüren kişilerin tutuklanmasını talep edemiyorlar. Adaletten bahsediyorlar ama tüm uluslararası yasalara aykırı olan yerleşim kararlarına değinmiyorlar” diye konuştu.  
Filistinli ve İsrailli aktivistler, Başkan Biden’a işgal altındaki topraklarda olduğunu hatırlatmak için çeşitli eylemler düzenledi. Biden’ın Batı Şeria ziyaretinde ABD'nin İsrail yanlısı tutumuna tepki olarak sivil protestolar ortaya kondu. Beytullahim'i ziyaret eden Biden’ın görebileceği bir şekilde, Batı Şeria'daki Ayrım Duvarı'na, İsrail güçleri tarafından öldürülen Al Jazeera muhabiri Şirin Ebu Akile'nin fotoğrafı resmedildi. Ayrıca İsrailli sivil toplum kuruluşları, Biden'ın ziyaret etmesi beklenen bölgedeki binalara ve reklam panolarına protesto için pankartlar astırdı. Pankartlarda 'Sayın Başkan, burası bir apartheid’ ibaresi yer almaktaydı, ayrıca bazı pankartlarda, Filistin'in Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri'nin İsrail tarafından bölündüğü göz önüne serildi. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bünyesindeki bazı partiler ve Filistinli örgütler, Başkan Abbas’a Biden’la görüşmemesi yönünde çağrılar yaptı. Ancak Abbas Joe Biden’ı resmî törenle karşıladı ve yönetimine güvendiğini vurguladı. İki ülkenin milli marşları okundu, Abbas ve Biden bir süre baş başa görüştü, ardından heyetler arası görüşmeye geçildi. Bölgede barışın ve güvenliğin anahtarının Filistin devletini tanımak olduğuna işaret eden Abbas, “Filistin halkının uluslararası kararlar uyarınca meşru haklarını elde etmesinin yolunun; 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti topraklarındaki İsrail işgaline son vermekten geçtiğini’ belirtti.  
Başkan Biden’ın, Filistin davasıyla ilgili selefinden farklı bir siyaset benimsemesini takdir ettiklerini ifade eden Abbas, ancak daha fazla çaba göstermesini ve daha net bir tutum takınmasını istediklerini kaydetti. Mahmud Abbas, İsrail’in ‘müzakereleri dondurma politikasının ve Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinin’ devam etmesi durumunda, geniş bir güvenlik tehlikesi meydana gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.  
ABD Başkanı Biden, İsrail ve Filistin’i kapsayan 3 günlük ziyaretinin son durağı olarak işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kentindeki gezisine, Doğu Kudüs’teki Augusta Victoria Hastanesini ziyaret ederek başladı. ABD'nin “Filistinlilerin mümkün olan en iyi tedaviye ulaşmaları için” Doğu Kudüs'teki Filistinli sağlık kuruluşlarına "100 milyon dolar ek destek vereceğini” söyledi. Başkanın bu ziyaretine herhangi bir İsrailli ya da Filistinli yetkili iştirak etmedi. İsrailli yetkililerin eşlik etmesi, işgali desteklediği yönünde bir intiba bırakabilirdi, Filistinli yetkililerin eşlik etmesi ise Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıyacağı yönünde bir intiba doğurabilirdi.  
Biden ve Abbas görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Mahmud Abbas, “Barış, Filistin ve Kudüs’ten başlar, İsrail Ortadoğu'da normal, uyumlu bir devlet olmak istiyorsa uluslararası hukukun üzerinde bir devlet olarak hareket etmeye devam edemez. Yani Filistin’i işgalini sonlandırmalı ve 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletine engel çıkarmamalıdır. 74 yıllık tehcirden sonra artık bu işgalin son bulmasının zamanı gelmemiş midir? Direnen halkımızın özgürlüğünü ve bağımsızlığını elde etmesinin zamanı gelmemiş midir? Biz uluslararası meşruiyet kararlarına ve imzalanan anlaşmalara saygı duyduk, kendimizi bölgemizde ve dünyada şiddet ve terörle mücadeleye adadık. ABD yönetiminden, Doğu Kudüs'teki ABD konsolosluğunu yeniden açarak, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü terör listesinden çıkarıp Washington'daki ofisini tekrar açmasına izin vererek ikili ilişkileri güçlendirmeye yönelik adımlar atmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.  
Gazeteci Şirin Ebu Akile’nin katillerinin yargılanmasını da isteyen Abbas, “1967 sınırlarında iki devletli çözüm fırsatı bugün önümüzdedir, gelecekte ne olur bilemeyiz, bu fırsat uzun süre devam etmeyebilir. Bu yüzden Başkan Biden'ın bölgeyi ziyaretini değerlendirerek, gelecek nesillere daha iyi bir istikbal için elimi cesurların barışını yapmak için İsrailli liderlere uzattığımı söylüyorum” dedi.  
ABD Başkanı Biden ise, konuşmasında, Filistin-İsrail sorununun çözümünde, “iki devletli çözümün destekçilerinden biri” olduğuna işaret ederek, “ABD başkanı olarak yanınızda bulunduğum bugün, iki devletli çözüm hedefine olan bağlılığım değişmedi. 1967 sınırlarında iki devlet, Filistinliler ve İsrailliler için eşit şekilde, güvenlik, refah, özgürlük ve demokrasi elde etmenin en iyi yolu olmaya devam etmektedir. Filistin halkı bağımsız, egemen, yaşanabilir ve bütünlüklü bir devleti hak ediyor.” dedi. 
Biden Mahmud Abbas’a hitaben, “İki devletli çözüm hedefinin çok uzak göründüğünü biliyorum, birlikte adım adım bu hedefe ulaşmak için çalışacağız. Hareket ve seyahat kısıtlamaları veya çocuklarınızın güvenliğine ilişkin günlük endişeler gibi onur kırıcı durumlar gerçektir ve aciliyet arz etmektedir. Filistin halkı şimdi acı çekiyor, bunu hissedebiliyoruz. Keder ve hayal kırıklığı geleceğimize tahakküm edemez. Umutsuzluğa teslim olmayacağız ve Filistinlilerle İsraillileri bir araya getirmek için çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.  
Kudüs’ün İsrailliler ve Filistinliler için ‘merkezi rolüne’ değinen Biden, herkesin bu kentte barış içinde yaşaması gerektiğine vurgu yaparak, kutsal mekanların mevcut statüsünün sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Şiddete son verilmesi gerektiğini belirten Biden, son dönemlerde bazı İsraillilerin öldürüldüğünü ve Şirin Ebu Akile’nin ölümünün kapsamlı ve şeffaf bir şekilde hesabının sorulmasında ısrar edeceklerini söyledi.  
Yönetime gelmesinden bu yana bölgede değişimi desteklediğini kaydeden Biden, "Göreve geldiğimden beri selefim (Donald) Trump'ın politikasını tersine çevirdim ve ABD, 400 milyon doları UNRWA’nın savunmasız gruplara hizmet sağlaması için bağışladı, ajansa Koronavirüs için bir milyon doz aşı sağladık, ayrıca yenilenebilir enerjinin desteklenmesi konusunu görüştük. Bütün bunlar Filistinlilerin hayatlarını iyileştirmek içindir. Filistin halkının yeteneklerini açığa çıkarmanın ve kurumlar inşa etmenin zamanı geldi” diye konuştu.  



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.