Biden'ın Ortadoğu ziyaretinden sonra ne olacak?

ABD Başkanı Biden’ın Ortadoğu ziyaretinin başarılı ya da başarısız olduğunu düşündükleri noktalar nelerdir? Hangi konularda sonuçlar hakkında hüküm vermek için beklemek gerekir

ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
TT

Biden'ın Ortadoğu ziyaretinden sonra ne olacak?

ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)

Tarık eş-Şami   
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin sona ermesinin ardından, Amerikalı uzmanların ve Washington'daki düşünce merkezlerinin, ziyaretin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmeleri farklılıklar gösterdi. Biden’ın ziyaretinin, gerek güvenlik işbirliği, gerekse İran üzerindeki etkisi veya Çin ve Rusya ile Ortadoğu’daki rekabet açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı tartışma konusu oldu. Amerikalıların, ziyaretin başarılı olduğunu düşündükleri noktalar nelerdir? Biden’ın başarısız olduğu hususlar nelerdir? Bazı konularda hüküm vermeden önce haftalara ya da aylara ihtiyaç olduğu da değerlendirilmektedir.  

Farklı değerlendirmeler  
ABD yönetiminin bakış açısına göre, İsrail ve Batı Şeria’da başlayıp Suudi Arabistan’da son bulan Biden’ın bölgesel ziyareti, Başkan Biden’ın bir devlet adamı olarak imajını güçlendirmeye ve stratejik kazanımlar elde edilmesine yaradı. Rusya ve Çin’in Ortadoğu’da nüfuzlarını arttırma yolunda girişimde bulunduğu bir süreçte, ABD’nin bölgedeki konumunu pekiştirme yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Ayrıca Başkan Biden, en önemli ‘güvenlik ortağı’ İsrail ile normalleşme adımı atan, ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefiklerine güven aşıladı. Biden’ın ziyareti, Kudüs ve Riyad arasında yakınlaşmaya katkı sunduğu gibi, İsrail ve Filistinliler arasındaki ‘kronik sorunun’ çözümü için de bir atılım gerçekleşmesine katkı sundu. Ayrıca Suudi Arabistan’ın daha fazla petrol üreterek, önümüzdeki süreçte Batı ülkelerindeki ‘enerji açığını’ kapatması için ciddi girişimde bulunuldu.   
Bununla birlikte Washington’daki gözlemciler ve uzmanlar, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nin sonuçlarını yorumlayarak, genel resmi değerlendirdiklerinde, umulan ve bulunanla ilgili farklı bir tablo çiziyor. Her ne kadar ABD yönetimi, Ortadoğu’yu terk etmeyeceğini ve aktif bir güvenlik partneri ve birden fazla düzeyde stratejik bir müttefik olmayı sürdüreceğini deklare etse de bazı isteklerinin tam karşılığını bulamadığı söylenebilir. Özellikle Suudi Arabistan'dan, İsrail'i de içeren bölgesel bir güvenlik eksenine yönelik taahhüt almakta ya da petrol üretiminin derhal arttırılması yönünde bir söz alma noktasında başarılı olunamadı. Ayrıca İsrailliler ile Filistinliler arasındaki mevcut açmazın sonlandırılması hususunda da somut bir başarı elde edilemedi.  

ABD Ortadoğu’ya geri dönüş  
Biden yönetimine göre, ABD ve Arap ülkeleri arasındaki savunma, güvenlik ve istihbarat iş birliğini derinleştirerek ABD'nin bölgedeki konumunu sağlamlaştırmak, lojistik hatlarının güvenliğini sağlamak açısından Ortadoğu ziyareti gayet ikna edici ve verimliydi. Ayrıca Washington'un, güvenliklerine yönelik dış tehditleri caydırmak için Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle birlikte çalışma arzusunu göstermesi, ABD’nin bölgeye yeniden döndüğünün güçlü bir göstergesiydi. Bu da ABD’nin Afganistan'dan çekilmesiyle pekiştirilen ‘varlığını kademeli olarak azaltmak’ stratejisinin değiştiği yönünde önemli bir kanıt mesabesinde değerlendirilmeliydi.  

Rusya ve Çin 
Biden Cidde Zirvesinde ABD'nin Ortadoğu’dan geri çekilerek, Çin, Rusya veya İran tarafından doldurulacak bir ‘boşluk bırakmayacağını’ açıkça belirtti. ABD'nin eski İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro, Biden'ın ziyaretinin esas olarak ABD'nin Rusya ve Çin ile rekabeti üzerinden yorumlanması gerektiğini söyledi. Nitekim, ABD, İsrail, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) içeren 'I2U2 Grubu'nun liderlerinin video konferans aracılığıyla yaptığı toplantının odak noktasında, Çin’in ileri teknolojilere erişiminin engellenmesi yer almaktaydı. Başkan Joe Biden’ın, küresel petrol fiyatlarını istikrara kavuşturmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sıkılaştırmak için, petrol arzının arttırılmasında ısrar etmesi, ABD’nin Suudi Arabistan’la olan ilişkilerini sıkılaştırma arzusuyla da ilintilidir. Washington bir müttefik olarak Suudi Arabistan’la ilişkilerini sağlamlaştırma gereksinimi hissediyor. Dolayısıyla güvenlik garantileri vererek, Suudi Arabistan’ın, rakipleriyle olan çekişmesinde kendi yanında yer almasını garanti altına almak istiyor. Sabık Büyükelçi Shapiro, artık bölgedeki, güvenlik, ticaret veya teknoloji alanlarındaki tüm ilişkilerin, ABD-Çin arasındaki stratejik rekabet üzerinden yürütüldüğünü ve şekillendiğini söylüyor. Başkan Biden'ın bölgesel entegrasyona verdiği önemin de bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.  

Petrol hesapları 
Biden, ham petrol fiyatlarının yükseldiği ve enflasyon oranlarının 40 yılın en yüksek seviyelerine sıçrayarak siyasi geleceğini tehdit ettiği bir dönemde OPEC devi Suudi Arabistan'ın yardımına ihtiyaç duyarken, Suudi Arabistan'ın petrol üretimini arttırmak için farklı kriterlere gereksinim duyduğu ortaya çıktı. Suudi Arabistan Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr, Amerikalı gazetecilere yaptığı açıklamada, petrolle ilgili herhangi bir kararın, spekülasyonlara, histeriye veya jeopolitik durumlara değil, ilkelere dayalı olacağını söyledi. Bloomberg, Cubeyr’in açıklamasının, petrol üretimini arttırmakla ilgili duyurunun ağustos ayındaki OPEC-+ toplantısına kadar ertelenme olasılığını gösterdiği yorumunda bulundu ve muhtemel artışın sonbaharın başlarında olabileceğini öngördü.  

İsrail ile ilişkiler 
Biden yönetimi, Suudi Arabistan'ın İsrail sivil uçuşlarına hava sahasını açmasını tarihi bir başarı olarak nitelendirirken, Adil el-Cubeyr, ülkesinin hava sahasını açmalarının İsrail ile normalleşme arzusundan değil, Krallığın inovasyon ve büyük çaplı spor etkinliklerinde küresel bir merkez olma arzusundan kaynaklandığını söyledi. Bunun da herhangi bir hava yolu şirketinin özgür bir biçimde Suudi Arabistan hava sahasını kullanmasından geçtiğini ifade etti. Cubeyr, İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerinde herhangi bir değişiklik olmadan önce, İsrail ve Filistinliler arasında barışın tesis edilmesinin gerekli olduğunu belirtti. Gözlemciler, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli Arap müttefiki olan Suudi Arabistan’ın, ABD yönetiminin, İsrail’i de içeren bölgesel bir hava savunma ittifakının temellerinin atılması yönündeki umutlarına soğuk su döktüğünü düşünüyor. Söz konusu ‘savunma ittifakının’ İran’ın tehditlerine yönelik caydırıcı bir güç oluşturması hedefleniyordu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Körfez-İsrail savunma ittifakı ile ilgili herhangi bir tartışmadan haberdar olmadığını ve Krallığın (eğer varsa) bu tür bir görüşmeye iştirak etmediğini söyledi. Analistler, açıkça İran karşıtı bir ittifakta görünmek istemeyen ve İsrail ile normalleşme adımı atmamış Arap ülkelerinin hava savunma sistemlerini İsrail ile ‘birleştirilmesi’ planının onaylanmasının zor olabileceği konusunda hemfikir. 
Real Clear World web sitesi, Ortadoğu'daki savunma düzenlemelerinin uzun süredir muğlak olduğunu ve müttefik taraflar arasındaki pozisyon farklılıkları nedeniyle pratik uygulama aşamasına geçilmesinin kolay olmayacağı yorumunda bulundu. Örneğin, eski Başkan Donald Trump yönetimi, 2017'de ‘Ortadoğu Stratejik İttifakı’nı’ kurmuştu. Söz konusu ittifak, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Mısır ve Ürdün arasında ortak bir savunma ortaklığıydı. Söz konusu ittifak, bölgesel ve uluslararası barışın korunması ve terörizmle mücadelede bir Amerikan-Arap ortak projesi olarak pazarlanmıştı. Ancak ilerleyen süreçlerde bileşenler arasında ‘öncelikler’ konusunda ihtilaflar çıktı. İran’ın etkisinin kırılması ve ittifakın İran’a karşı caydırıcı olması, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arapp Emirlikleri ve Bahreyn’in öncelikli hedefleri arasında yer alırken, Umman ve Katar gibi diğer ülkeler bu görüşü paylaşmamaktaydı. ABD’nin oluşturmak istediği ‘ortak hava savunma sisteminin’ de odağında İran yer alıyor. Katar ve Umman’ın İran’la olan olumlu ilişkileri göz önüne alındığında, İran tehdidine yönelik kısa vadede bir ittifak geliştirilemeyeceği öngörülüyor.   

Ziyaretin İran üzerindeki etkisi 
Washington'daki Atlantik Konseyi bünyesinde bulunan ‘İran'ın Geleceği Girişimi’ Direktörü Barbara Slavin, Tahran'ın ‘2015 nükleer anlaşmasını’ yeniden canlandırma ve Körfez'deki nükleer silahların yayılması konusundaki endişeleri giderme fırsatını kaçırmasına rağmen, Ortadoğu'da kendisinin dışlandığı yeni bir ‘stratejik düzeni’ kabul etme olasılığının düşük olduğunu söylüyor. İran bu nedenle, Rusya ve Çin'in yanı sıra yerel Arap ortaklarıyla da ilişkilerini güçlendirme yoluna gidecektir. Slavin’e göre, İsrail'in Araplar tarafında gelecekte herhangi bir zamanda ‘stratejik ortak’ olarak kabul edilmesi ya bölgesel gerilimin azalmasına ya da çatışmanın artmasına yol açacaktır. 
Öte yandan Atlantik Konseyi'nin Ortadoğu programlarında araştırmacı olan Nadra Shamlo, Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin, sıradan İranlıların hayatını daha da zorlaştırmak gibi bir yansıması olacağını düşünüyor. İran, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı canlandırmayı başaramazsa, bu durum daha fazla yaptırıma maruz kalacağı anlamına gelir. İran ekonomisi tamamen çöktüğünde ise rejim zayıflayacak, bu da zaten çalkantılı olan bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa ve belirsizliğe sürükleyecektir. İran rejiminin kontrolünü dayatabilmesi için vatandaşlarına karşı daha fazla baskı ve şiddete başvurması muhtemeldir. Ayrıca İran insansız hava araçlarının İsrail'deki hedefleri vurması veya Irak'taki Amerikan güçlerini hedef alması durumunda daha geniş bir çatışma riski de artacaktır. Shamlo, Biden yönetiminin ve Ortadoğu'da istikrar isteyen güçlerin, eski çatışma odaklarını kaşımak yerine, belki de Birleşmiş Milletler çatısı altında, bölge ülkeleri arasında güven artırıcı önlemleri tartışması gerektiğini düşünüyor.  
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir.



CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
TT

CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç savaş gemisi Ortadoğu’ya ulaştı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın protestoları bastırmasına tepki olarak hava saldırıları düzenleme ihtimalini yeniden gündeme getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, uçak gemisinin üç muhriple birlikte ‘bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla halihazırda Ortadoğu’da konuşlandırıldığını’ bildirdi.

CENTCOM, taarruz grubunun İran’a komşu Arap Denizi’nde değil, Hint Okyanusu’nda bulunduğunu kaydetti. Bu konuşlanmanın, bölgeye binlerce ek askerin sevk edilmesi anlamına geldiği belirtilirken, bölgede en son ABD uçak gemisi varlığının, ekim ayında Gerald R. Ford uçak gemisinin, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik baskı kampanyası kapsamında Karayipler’e gönderilmesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

ABD’li bir yetkili, CBS News’e yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun CENTCOM’un Ortadoğu’daki sorumluluk sahasına girdiğini, ancak dün sabah itibarıyla henüz nihai operasyonel konuşlanma noktasına ulaşmadığını doğruladı. Bu hareketliliğin, İran’dan gelen yeni uyarılarla eş zamanlı gerçekleştiği belirtildi.

Önceki haberlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun pazar akşamı İran’a yakın bir bölgede konuşlandığı ifade edilmişti. Bu gelişme, Tahran’ın merkezindeki İnkılap (Devrim) Meydanı’na asılan ve ABD filosunu hedef almakla tehdit eden büyük bir pankartın görüntülerinin dolaşıma girmesinden saatler sonra yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, gemilerin bölgeye ‘herhangi bir olasılığa karşı’ gönderildiğini söylemiş, “Bu yöne doğru ilerleyen çok büyük bir filomuz var ve belki de onu kullanmak zorunda kalmayacağız” demişti.

Trump daha önce, İran’ın tutuklulara yönelik toplu idamlar gerçekleştirmesi ya da aralık ayı sonlarında başlayan protestoların bastırılması sırasında barışçıl göstericilerin öldürülmesi halinde askeri adım atmakla tehdit etmişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, olaylarda en az 5 bin 973 kişi hayatını kaybetti, 41 bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. İran’ın resmi verileri ise çok daha düşük bir rakama işaret ederek ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklıyor.

Son dönemde Trump’ın askeri müdahale ihtimalinden geri adım attığı yönünde işaretler de ortaya çıktı. Trump, İran’ın gözaltındaki 800 göstericinin idamını durdurduğunu öne sürdü; ancak bu iddiasının kaynağını açıklamadı. İran Başsavcısı ise söz konusu iddiayı “tamamen yalan” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen Trump’ın tüm seçenekleri masada tutmaya devam ettiği görülüyor. Trump, perşembe günü başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran hükümetinin bazı protestoculara yönelik planlanan idamları hayata geçirmesi halinde, daha önce İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının ‘hiçbir şey gibi görüneceğini’ söyledi.

SDFRG
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 22 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor.

Uçak gemisi, F-35 Lightning II ve F/A-18 Super Hornet savaş uçakları da dahil olmak üzere birden fazla hava filosuna ev sahipliği yapıyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, gemiye eşlik eden muhripler ise yüzlerce füze taşıyor; bunlar arasında kara hedeflerine yönelik onlarca Tomahawk seyir füzesinin de bulunabileceği belirtiliyor.

Uçak gemisi ve donanımına ek olarak, ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15E Strike Eagle savaş uçaklarının da bölgede konuşlandırıldığı duyuruldu.

Uçuş takip verilerini izleyen analistler, onlarca ABD askeri nakliye uçağının Ortadoğu’ya doğru hareket ettiğini tespit etti.

Söz konusu askeri hareketlilik, geçen yıl ABD’nin, üç ana nükleer tesise yönelik saldırıların ardından olası bir İran misillemesine karşı hava savunma ekipmanlarını bölgeye sevk ettiği dönemi hatırlatıyor. İran, bu saldırılardan birkaç gün sonra el-Udeyd Hava Üssü’nü ondan fazla füzeyle hedef almıştı.


Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva dün ABD Başkanı Donald Trump'a, Gazze Şeridi için kuruluşuna öncülük ettiği Barış Konseyi’nin çalışmalarını sınırlandırmasını istedi. Brezilya Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre iki lider Washington'da bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Açıklamada, diğer liderler gibi Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’ne davet edilen Lula'nın, bu konseyin çalışmalarının ‘Gazze meselesiyle sınırlandırılması ve Filistin'e bir koltuk ayrılması’ önerisinde bulunduğunu belirtti.

Brezilya Cumhurbaşkanı, ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üye sayısının artırılması meselesi de dahil olmak üzere BM’nin kapsamlı bir reformdan geçirilmesinin önemini’ vurguladı. Lula, Trump’ı Barış Konseyi’ni kurarak ve rolünü uluslararası çatışmaları da kapsayacak şekilde genişleterek ‘yeni BM’nin efendisi’ olmaya çalışmakla suçlamıştı.

Beyaz Saray, Gazze Şeridi'nde İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmek için Trump başkanlığındaki Barış Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu, ancak konsey iç tüzüğü, Trump'a geniş bir rol verdiğinden BM ile rekabet edecek bir organ haline geleceğine dair endişeleri artırdı.

fgrty
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva (Reuters)

Lula ve Trump, aylar süren gerginliğin ardından geçtiğimiz ekim ayında ilk resmi görüşmelerinden bu yana birkaç kez temas kurdu. Bu yakınlaşmanın ardından, ABD yönetimi, eski sağcı cumhurbaşkanı ve Trump'ın müttefiki Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına tepki olarak uyguladığı yüzde 40'lık gümrük vergisinden Brezilya'nın önemli ihraç ürünlerini muaf tuttu.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Lula'nın Trump ile Venezuela'daki durumu görüştüğü aktarıldı.

Lula, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklandığı ABD’nin askeri operasyonunun ardından ‘bölgede barış ve istikrarın korunması’ çağrısında bulundu.

Brezilya Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı bir açıklamada, bu operasyonu ‘kabul edilebilir sınırların ötesinde’ olarak değerlendirmişti.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı, görüşme sırasında Lula ve Trump arasında Lula'nın şubat ayında Hindistan ve Güney Kore'ye yapacağı gezilerin ardından Washington'ı ziyaret etmesini konusunda fikir birliğine varıldığını açıkladı.


Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
TT

Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı dün, Minneapolis'te federal güvenlik güçleri tarafından iki Amerikalının öldürülmesinin ardından Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine rağmen, Sınır Devriye Şefi Gregory Bovenio'nun görevinden alındığına dair basında çıkan haberleri yalanladı.

İç Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tricia McLaughlin, X'te yaptığı paylaşımda “Komutan Gregory Bovenio görevinden alınmadı” diyerek, Bovenio'nun “başkanın ekibinin önemli bir parçası ve büyük bir Amerikan vatandaşı” olduğu yönündeki Beyaz Saray'ın mesajını doğruladı.

Bu açıklamalar, The Atlantic dergisinin Bovenio'nun sınır devriye komutanlığı görevinden alınması ve Kaliforniya'daki önceki işine geri dönmesi hakkında yayınladığı bir haberin ardından geldi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre dergi haberini, İç Güvenlik Bakanlığı'ndan bir yetkili ve onun görevden alınmasıyla ilgili bilgi sahibi iki kişiye dayandırdı.

Eğer onaylanırsa, Boffino'nun görevden alınması, Trump'ın Minneapolis'teki kolluk kuvvetlerinin kullandığı agresif taktiklere ilişkin görüşünde radikal bir değişiklik anlamına gelecektir. Cumartesi günü, sınır devriye görevlileri 37 yaşındaki hemşire Alex Breite'yi vurarak öldürdü.

Bovino, ocak ayı boyunca Minnesota'nın en büyük şehrindeydi ve burada askeri üniforma ve kask giyerken, sakinlere karşı agresif davranırken ve hatta protestoculara sis bombası atarken görüldü.

Trump, dün Truth Social platformunda yaptığı bir dizi paylaşımda, eyaletteki seçilmiş Demokrat yetkililerle verimli telefon görüşmeleri yaptığını belirterek, tavrını yumuşatmış gibi göründü.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, Trump ile yaptığı görüşmenin ardından Twitter'da, ayrıntılara girmeden ve Boffino'nun adını anmadan, “bazı federal ajanların” salı günü (bugün) şehri terk etmeye başlayacağını duyurdu.

7 Ocak'ta 37 yaşındaki Amerikan vatandaşı ve üç çocuk annesi protestocu Renee Goode'un ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı ajanları tarafından öldürülmesinden bu yana Minneapolis sakinleri arasında öfke yaygınlaşıyor.

Cumartesi günü Breonna'nın öldürülmesinin ardından, hafta sonu Minneapolis, New York ve diğer büyük şehirlerde daha fazla protesto gösterisi yapıldı.

Trump, sınır yetkilisi Tom Homan'ı Minnesota'ya göndereceğini ve Homan'ın doğrudan başkana rapor vereceğini açıkladı.

Belediye Başkanı Frey, “sonraki adımları görüşmeye devam etmek” için bugün Homan ile görüşeceğini duyurdu.