Biden'ın Ortadoğu ziyaretinden sonra ne olacak?

ABD Başkanı Biden’ın Ortadoğu ziyaretinin başarılı ya da başarısız olduğunu düşündükleri noktalar nelerdir? Hangi konularda sonuçlar hakkında hüküm vermek için beklemek gerekir

ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
TT

Biden'ın Ortadoğu ziyaretinden sonra ne olacak?

ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)
ABD yönetimine göre Başkan Biden’ın ziyareti sonuçları açısından verimliydi. (AFP)

Tarık eş-Şami   
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin sona ermesinin ardından, Amerikalı uzmanların ve Washington'daki düşünce merkezlerinin, ziyaretin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmeleri farklılıklar gösterdi. Biden’ın ziyaretinin, gerek güvenlik işbirliği, gerekse İran üzerindeki etkisi veya Çin ve Rusya ile Ortadoğu’daki rekabet açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı tartışma konusu oldu. Amerikalıların, ziyaretin başarılı olduğunu düşündükleri noktalar nelerdir? Biden’ın başarısız olduğu hususlar nelerdir? Bazı konularda hüküm vermeden önce haftalara ya da aylara ihtiyaç olduğu da değerlendirilmektedir.  

Farklı değerlendirmeler  
ABD yönetiminin bakış açısına göre, İsrail ve Batı Şeria’da başlayıp Suudi Arabistan’da son bulan Biden’ın bölgesel ziyareti, Başkan Biden’ın bir devlet adamı olarak imajını güçlendirmeye ve stratejik kazanımlar elde edilmesine yaradı. Rusya ve Çin’in Ortadoğu’da nüfuzlarını arttırma yolunda girişimde bulunduğu bir süreçte, ABD’nin bölgedeki konumunu pekiştirme yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Ayrıca Başkan Biden, en önemli ‘güvenlik ortağı’ İsrail ile normalleşme adımı atan, ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefiklerine güven aşıladı. Biden’ın ziyareti, Kudüs ve Riyad arasında yakınlaşmaya katkı sunduğu gibi, İsrail ve Filistinliler arasındaki ‘kronik sorunun’ çözümü için de bir atılım gerçekleşmesine katkı sundu. Ayrıca Suudi Arabistan’ın daha fazla petrol üreterek, önümüzdeki süreçte Batı ülkelerindeki ‘enerji açığını’ kapatması için ciddi girişimde bulunuldu.   
Bununla birlikte Washington’daki gözlemciler ve uzmanlar, Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’nin sonuçlarını yorumlayarak, genel resmi değerlendirdiklerinde, umulan ve bulunanla ilgili farklı bir tablo çiziyor. Her ne kadar ABD yönetimi, Ortadoğu’yu terk etmeyeceğini ve aktif bir güvenlik partneri ve birden fazla düzeyde stratejik bir müttefik olmayı sürdüreceğini deklare etse de bazı isteklerinin tam karşılığını bulamadığı söylenebilir. Özellikle Suudi Arabistan'dan, İsrail'i de içeren bölgesel bir güvenlik eksenine yönelik taahhüt almakta ya da petrol üretiminin derhal arttırılması yönünde bir söz alma noktasında başarılı olunamadı. Ayrıca İsrailliler ile Filistinliler arasındaki mevcut açmazın sonlandırılması hususunda da somut bir başarı elde edilemedi.  

ABD Ortadoğu’ya geri dönüş  
Biden yönetimine göre, ABD ve Arap ülkeleri arasındaki savunma, güvenlik ve istihbarat iş birliğini derinleştirerek ABD'nin bölgedeki konumunu sağlamlaştırmak, lojistik hatlarının güvenliğini sağlamak açısından Ortadoğu ziyareti gayet ikna edici ve verimliydi. Ayrıca Washington'un, güvenliklerine yönelik dış tehditleri caydırmak için Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle birlikte çalışma arzusunu göstermesi, ABD’nin bölgeye yeniden döndüğünün güçlü bir göstergesiydi. Bu da ABD’nin Afganistan'dan çekilmesiyle pekiştirilen ‘varlığını kademeli olarak azaltmak’ stratejisinin değiştiği yönünde önemli bir kanıt mesabesinde değerlendirilmeliydi.  

Rusya ve Çin 
Biden Cidde Zirvesinde ABD'nin Ortadoğu’dan geri çekilerek, Çin, Rusya veya İran tarafından doldurulacak bir ‘boşluk bırakmayacağını’ açıkça belirtti. ABD'nin eski İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro, Biden'ın ziyaretinin esas olarak ABD'nin Rusya ve Çin ile rekabeti üzerinden yorumlanması gerektiğini söyledi. Nitekim, ABD, İsrail, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) içeren 'I2U2 Grubu'nun liderlerinin video konferans aracılığıyla yaptığı toplantının odak noktasında, Çin’in ileri teknolojilere erişiminin engellenmesi yer almaktaydı. Başkan Joe Biden’ın, küresel petrol fiyatlarını istikrara kavuşturmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sıkılaştırmak için, petrol arzının arttırılmasında ısrar etmesi, ABD’nin Suudi Arabistan’la olan ilişkilerini sıkılaştırma arzusuyla da ilintilidir. Washington bir müttefik olarak Suudi Arabistan’la ilişkilerini sağlamlaştırma gereksinimi hissediyor. Dolayısıyla güvenlik garantileri vererek, Suudi Arabistan’ın, rakipleriyle olan çekişmesinde kendi yanında yer almasını garanti altına almak istiyor. Sabık Büyükelçi Shapiro, artık bölgedeki, güvenlik, ticaret veya teknoloji alanlarındaki tüm ilişkilerin, ABD-Çin arasındaki stratejik rekabet üzerinden yürütüldüğünü ve şekillendiğini söylüyor. Başkan Biden'ın bölgesel entegrasyona verdiği önemin de bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.  

Petrol hesapları 
Biden, ham petrol fiyatlarının yükseldiği ve enflasyon oranlarının 40 yılın en yüksek seviyelerine sıçrayarak siyasi geleceğini tehdit ettiği bir dönemde OPEC devi Suudi Arabistan'ın yardımına ihtiyaç duyarken, Suudi Arabistan'ın petrol üretimini arttırmak için farklı kriterlere gereksinim duyduğu ortaya çıktı. Suudi Arabistan Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr, Amerikalı gazetecilere yaptığı açıklamada, petrolle ilgili herhangi bir kararın, spekülasyonlara, histeriye veya jeopolitik durumlara değil, ilkelere dayalı olacağını söyledi. Bloomberg, Cubeyr’in açıklamasının, petrol üretimini arttırmakla ilgili duyurunun ağustos ayındaki OPEC-+ toplantısına kadar ertelenme olasılığını gösterdiği yorumunda bulundu ve muhtemel artışın sonbaharın başlarında olabileceğini öngördü.  

İsrail ile ilişkiler 
Biden yönetimi, Suudi Arabistan'ın İsrail sivil uçuşlarına hava sahasını açmasını tarihi bir başarı olarak nitelendirirken, Adil el-Cubeyr, ülkesinin hava sahasını açmalarının İsrail ile normalleşme arzusundan değil, Krallığın inovasyon ve büyük çaplı spor etkinliklerinde küresel bir merkez olma arzusundan kaynaklandığını söyledi. Bunun da herhangi bir hava yolu şirketinin özgür bir biçimde Suudi Arabistan hava sahasını kullanmasından geçtiğini ifade etti. Cubeyr, İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerinde herhangi bir değişiklik olmadan önce, İsrail ve Filistinliler arasında barışın tesis edilmesinin gerekli olduğunu belirtti. Gözlemciler, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli Arap müttefiki olan Suudi Arabistan’ın, ABD yönetiminin, İsrail’i de içeren bölgesel bir hava savunma ittifakının temellerinin atılması yönündeki umutlarına soğuk su döktüğünü düşünüyor. Söz konusu ‘savunma ittifakının’ İran’ın tehditlerine yönelik caydırıcı bir güç oluşturması hedefleniyordu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Körfez-İsrail savunma ittifakı ile ilgili herhangi bir tartışmadan haberdar olmadığını ve Krallığın (eğer varsa) bu tür bir görüşmeye iştirak etmediğini söyledi. Analistler, açıkça İran karşıtı bir ittifakta görünmek istemeyen ve İsrail ile normalleşme adımı atmamış Arap ülkelerinin hava savunma sistemlerini İsrail ile ‘birleştirilmesi’ planının onaylanmasının zor olabileceği konusunda hemfikir. 
Real Clear World web sitesi, Ortadoğu'daki savunma düzenlemelerinin uzun süredir muğlak olduğunu ve müttefik taraflar arasındaki pozisyon farklılıkları nedeniyle pratik uygulama aşamasına geçilmesinin kolay olmayacağı yorumunda bulundu. Örneğin, eski Başkan Donald Trump yönetimi, 2017'de ‘Ortadoğu Stratejik İttifakı’nı’ kurmuştu. Söz konusu ittifak, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Mısır ve Ürdün arasında ortak bir savunma ortaklığıydı. Söz konusu ittifak, bölgesel ve uluslararası barışın korunması ve terörizmle mücadelede bir Amerikan-Arap ortak projesi olarak pazarlanmıştı. Ancak ilerleyen süreçlerde bileşenler arasında ‘öncelikler’ konusunda ihtilaflar çıktı. İran’ın etkisinin kırılması ve ittifakın İran’a karşı caydırıcı olması, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arapp Emirlikleri ve Bahreyn’in öncelikli hedefleri arasında yer alırken, Umman ve Katar gibi diğer ülkeler bu görüşü paylaşmamaktaydı. ABD’nin oluşturmak istediği ‘ortak hava savunma sisteminin’ de odağında İran yer alıyor. Katar ve Umman’ın İran’la olan olumlu ilişkileri göz önüne alındığında, İran tehdidine yönelik kısa vadede bir ittifak geliştirilemeyeceği öngörülüyor.   

Ziyaretin İran üzerindeki etkisi 
Washington'daki Atlantik Konseyi bünyesinde bulunan ‘İran'ın Geleceği Girişimi’ Direktörü Barbara Slavin, Tahran'ın ‘2015 nükleer anlaşmasını’ yeniden canlandırma ve Körfez'deki nükleer silahların yayılması konusundaki endişeleri giderme fırsatını kaçırmasına rağmen, Ortadoğu'da kendisinin dışlandığı yeni bir ‘stratejik düzeni’ kabul etme olasılığının düşük olduğunu söylüyor. İran bu nedenle, Rusya ve Çin'in yanı sıra yerel Arap ortaklarıyla da ilişkilerini güçlendirme yoluna gidecektir. Slavin’e göre, İsrail'in Araplar tarafında gelecekte herhangi bir zamanda ‘stratejik ortak’ olarak kabul edilmesi ya bölgesel gerilimin azalmasına ya da çatışmanın artmasına yol açacaktır. 
Öte yandan Atlantik Konseyi'nin Ortadoğu programlarında araştırmacı olan Nadra Shamlo, Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin, sıradan İranlıların hayatını daha da zorlaştırmak gibi bir yansıması olacağını düşünüyor. İran, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı canlandırmayı başaramazsa, bu durum daha fazla yaptırıma maruz kalacağı anlamına gelir. İran ekonomisi tamamen çöktüğünde ise rejim zayıflayacak, bu da zaten çalkantılı olan bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa ve belirsizliğe sürükleyecektir. İran rejiminin kontrolünü dayatabilmesi için vatandaşlarına karşı daha fazla baskı ve şiddete başvurması muhtemeldir. Ayrıca İran insansız hava araçlarının İsrail'deki hedefleri vurması veya Irak'taki Amerikan güçlerini hedef alması durumunda daha geniş bir çatışma riski de artacaktır. Shamlo, Biden yönetiminin ve Ortadoğu'da istikrar isteyen güçlerin, eski çatışma odaklarını kaşımak yerine, belki de Birleşmiş Milletler çatısı altında, bölge ülkeleri arasında güven artırıcı önlemleri tartışması gerektiğini düşünüyor.  
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir.



ABD ordusu, DEAŞ’lı tutukluları Suriye'den Irak'a nakletmeye başladı

Bağdat'ın kuzeyindeki bir askeri üs bölgesinde bulunan ABD’li askerler (Reuters - Arşiv)
Bağdat'ın kuzeyindeki bir askeri üs bölgesinde bulunan ABD’li askerler (Reuters - Arşiv)
TT

ABD ordusu, DEAŞ’lı tutukluları Suriye'den Irak'a nakletmeye başladı

Bağdat'ın kuzeyindeki bir askeri üs bölgesinde bulunan ABD’li askerler (Reuters - Arşiv)
Bağdat'ın kuzeyindeki bir askeri üs bölgesinde bulunan ABD’li askerler (Reuters - Arşiv)

ABD ordusu tarafından yapılan bir açıklamada, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün, ‘terör örgütü üyelerinin güvenli gözaltı merkezlerinde tutulmasını sağlamak’ amacıyla, DEAŞ’lı tutukluları Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a nakletmek için yeni bir operasyon başlattığı belirtildi.

Görev, ABD güçlerinin Suriye'nin Haseke kentindeki bir gözaltı merkezinde tutulan 150 DEAŞ üyesini Irak'taki güvenli bir yere başarıyla nakletmesiyle başladı.

CENTCOM tarafından yapılan açıklamaya göre terör örgütü DEAŞ’ın 7 bin kadar tutuklu üyesinin Suriye'den Irak makamlarının kontrolündeki tesislere nakledilmesi planlanıyor.

CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Irak hükümeti dahil olmak üzere bölgesel ortaklarımızla yakın iş birliği içindeyiz. DAEŞ'in nihai yenilgisini sağlamadaki rollerini takdir ediyoruz. DAEŞ’lı tutukluların düzenli ve güvenli bir şekilde nakledilmesini sağlamak, ABD ve bölgesel güvenliğe doğrudan tehdit oluşturabilecek kaçışlarını önlemek için çok önemli.”

Reuters'ın haberine göre bu adım, Suriye'nin kuzeydoğusunda Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) hızlı çöküşünün ardından atıldı. Bu çöküş, SDG'nin kontrolündeki yaklaşık on iki hapishane ve gözaltı kampının güvenliği konusunda belirsizliğe yol açmıştı.

CENTCOM Komutanı Amiral Cooper, Şara'ya plan hakkında bilgi verdi

CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, Reuters’ın aktardığı açıklamasında, Amiral Cooper'ın Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye'de devam eden gerginlikler hakkında görüştüğünü söyledi.

Yüzbaşı Hawkins “İki lider, Suriye hükümet güçlerinin SDG ile ateşkes taahhüdünün ve DEAŞ’lı tutukluların Suriye'den Irak'a koordineli bir şekilde nakledilmesinin desteklenmesinin önemini görüştü” dedi.

CENTCOM, “Amiral Cooper, Şara'ya CENTCOM’un yaklaşık 7 bin tutukluyu düzenli ve güvenli bir şekilde nakletme planı hakkında bilgi verdi” açıklamasında bulundu.

CENTCOM açıklamasında ayrıca, “Amiral Cooper, Suriye güçlerinin ve diğer tüm güçlerin operasyonu aksatabilecek her türlü eylemden kaçınmasını umduğunu belirtti” diye ekledi.

Iraklı yetkili: Bu, DEAŞ’lıların kaçma olasılıklarına ilişkin endişeleri azaltan bir adım

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı bir yetkili, “Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu, DEAŞ’lı tutukluların Irak'a nakledilmesinin, son zamanlarda artan kaçma olasılıklarına ilişkin endişeleri azalttığına karar verdi” dedi.

Iraklı yetkili, “Onları Irak hükümetinin denetimi altındaki hapishanelere, ABD ile doğrudan koordinasyon içinde yerleştirmek, örgütün kapasitesini yeniden inşa etme olasılığını tamamen ortadan kaldırır” diye ekledi.

Suriye TV, pazartesi günü, İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkilinin yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'nin güneyinde bulunan Şaddadi Hapishanesi’nden kaçan 90 DEAŞ üyesini yakaladığını söylediğini bildirdi.

gftr
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin kırsal kesiminde bulunan Şaddadi ilçesindeki Şaddadi Hapishanesi’nin bir fotoğrafı (EPA)

Suriye ordusu daha önce Şaddadi’nin kontrolünü ele geçirdiğini ve bölgeyi güvenli hale getirmek ve SDG’nin serbest bıraktığını iddia ettiği firari DEAŞ üyelerini yakalamak için operasyonlara başladığını duyurmuştu.

Suriye ordusu, şehirde tam sokağa çıkma yasağı ilan etti ve vatandaşları, örgüte mensup kaçakları orada konuşlanmış askeri birimlere bildirmeleri için çağırdı.

Hükümetin son günlerde kaydettiği hızlı ilerleme ve hala bölgeyi kontrol eden SDG'ye ABD'nin desteğini açıkça geri çekmesi, isyancılar 13 ay önce Beşşar Esed’i devirdikten sonra ülkedeki en büyük kontrol değişikliğini temsil ediyor.

ABD ve Uluslararası Koalisyon güçleri 2025 yılında, Suriye'de 300'den fazla DEAŞ üyesini tutukladı ve aynı dönemde 20'den fazlasını öldürdü.

frgt
Şara, SDG ile ateşkes anlaşmasının imzalanması sırasında,19 Ocak 2026 (EPA)

Pazar günü varılan ve ateşkes ile SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunu içeren anlaşmada, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi, hükümetin DEAŞ üyesi olmakla suçlanan tutukluların sorumluluğunu üstlenmesi konusunda uzlaştılar.

Suriyeli yetkililer salı günü, hükümet güçlerinin bölgedeki ilerleyişinin ardından, ülkenin kuzeydoğusundaki kalesi olan Haseke’de SDG ile yeni bir mutabakat sağlandığını ve dört günlük ateşkes ilan edildiğini duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘Haseke ilinin geleceği ile ilgili bir dizi konuda karşılıklı mutabakat sağlandığını’ belirtti.

Açıklamada, ‘SDG'ye, bölgelerin pratik bir şekilde entegrasyonu için ayrıntılı bir plan üzerinde istişare etmek üzere dört gün süre verilmesi’ konusunda anlaşmaya varıldığına işaret edildi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki yedi hapishanede binlerce tutuklu bulunuyor. DEAŞ üyelerinin aileleri olduğu düşünülen on binlerce kişi de el-Hol ve el-Roj kamplarında yaşıyor.

Kürtleri DEAŞ’a karşı destekleyen Uluslararası Koalisyonun lideri olan ABD, bu hafta, örgütü yıllarca yenilgiye uğrattıktan sonra SDG ile ittifakının büyük ölçüde sona erdiğini açıkladı.


AB, Hindistan ile güvenlik ortaklığı anlaşması imzalayacak

Avrupa Birliği (Reuters)
Avrupa Birliği (Reuters)
TT

AB, Hindistan ile güvenlik ortaklığı anlaşması imzalayacak

Avrupa Birliği (Reuters)
Avrupa Birliği (Reuters)

Avrupa Birliği (AB), Hindistan ile önemli bir serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi’de yapılacak zirve öncesinde yaptığı açıklamada, Yeni Delhi ile bir güvenlik ve savunma ortaklığı anlaşması imzalamaya hazır olduklarını belirtti.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin haberine göre Kallas Strazburg'daki Avrupa Parlamentosu milletvekillerine şunları söyledi:

“Bugün, AB ile Hindistan arasında deniz güvenliği, siber güvenlik ve terörle mücadele gibi konuları kapsayan yeni bir güvenlik ve savunma ortaklığı kurma konusunda ilerleme kaydetme kararı aldık.”

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyi Başkanı Başkanı António Costa, 26- 27 Ocak tarihlerinde Hindistan'ı ziyaret etmesi bekleniyor. Bu ziyaret sırasında geniş kapsamlı bir ticaret anlaşması ve savunma ortaklığı anlaşması imzalanabilir.

Kallas, “Kural temelli küresel sistemin benzeri görülmemiş bir baskı altında olduğu bir dönemde Hindistan ile AB arasındaki ilişkiler gelişiyor” ifadelerini kullandı.

AB yetkilisi, her iki tarafın da ‘AB ile Hindistan arasında bir serbest ticaret anlaşması müzakerelerini sonuçlandırmaya çalıştığını’ vurguladı.

Brüksel'e göre bu anlaşma, dünyadaki türünün en büyüğü olacak. Anlaşma, Hindistan ve Avrupa şirketlerinin, ABD başkanının uyguladığı gümrük vergileri karşısında üreticileri için yeni fırsatlar bulmasını sağlayacak.

Kallas, iki tarafın ayrıca ‘dönemlik işçilerin, öğrencilerin, araştırmacıların ve yüksek vasıflı profesyonellerin giriş-çıkışlarını’ kolaylaştıracak bir anlaşma imzalama çabası olduğunu söyledi.

Hindistan, bu adımların Avrupa'da bilişim mühendisleri ve diğer teknoloji uzmanlarının istihdamına katkıda bulunmasını umuyor.


Bir arıza nedeniyle Trump'ın uçağı geri dönmek zorunda kaldı ve bu durum ABD başkanlık uçağının yaşıyla ilgili soruları gündeme getirdi

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak üzere Zürih Uluslararası Havalimanı'na indikten sonra Air Force One uçağından inerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak üzere Zürih Uluslararası Havalimanı'na indikten sonra Air Force One uçağından inerken (AP)
TT

Bir arıza nedeniyle Trump'ın uçağı geri dönmek zorunda kaldı ve bu durum ABD başkanlık uçağının yaşıyla ilgili soruları gündeme getirdi

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak üzere Zürih Uluslararası Havalimanı'na indikten sonra Air Force One uçağından inerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak üzere Zürih Uluslararası Havalimanı'na indikten sonra Air Force One uçağından inerken (AP)

Başkan Donald Trump'ın salı gecesi Avrupa'ya giderken Air Force One uçağında meydana gelen ve Trump'ın geri dönmesine neden olan elektrik arızası, onlarca yıldır hizmette olan yaşlanan başkanlık uçağı hakkında yeni ve endişe verici soruları gündeme getirdi.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre ABD Hava Kuvvetleri uzun zamandır yaşlanan filosunu modernize etmeye çalışıyor ve Trump, ilk döneminden beri Air Force One programında önemli değişiklikler yapılması için baskı yapıyor.

Geri dönmek zorunda kalan Boeing 747-200B uçağı, Doğu Zaman Dilimi'ne göre gece 11:00'den kısa bir süre sonra Maryland'e güvenli bir şekilde iniş yaptı. Bu uçak, ABD başkanını taşımak için tasarlanmış uçakları da içeren Hava Kuvvetleri'nin VC-25A programının bir parçası. İnişten yaklaşık bir saat sonra Trump bir uçağa binerek, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'na doğru yola çıktı.

Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt'e göre uçak tedbir amaçlı olarak Joint Base Andrews'e geri döndü.

CNN ulaşım analisti Mary Schiavo, "Bu uçağın dünyanın en iyi bakımlı uçaklarından biri olduğundan şüphe yok, ancak herhangi bir uçak, uyarı ışığı yandığında acil onarım gerektiren arızalar yaşayabilir" dedi.

dfrgth
ABD başkanlık uçağı Air Force One, İsviçre'nin Zürih Havalimanı'na iniş yaptı (AP)

ABD Hava Kuvvetleri'ne göre söz konusu uçak ilk olarak 1991 yılında hizmete girdi ve başkanın taşınması için tahsis edilen iki Boeing uçağından biridir. Her iki uçak da otuz yılı aşkın süredir hizmette ve Trump, yeni uçaklar istediğini defalarca dile getirerek bu uçaklarla alay etmiştir. Ancak uçakların değiştirilmesi çok daha uzun sürecektir.

Boeing ile yapılan bir sözleşme uyarınca, iki başkanlık uçağı olan Air Force One'ın yerine geçecek yeni uçakların 2022 yılında teslim edilmesi planlanmıştı, ancak bu süre doldu ve herhangi bir teslimat gerçekleşmedi.

Yeni uçaklarla ilgili son gelişmeler

Trump, başkanlık filosunun yenilenmesini uzun zamandır bekliyordu ve şu anda birkaç uçak üzerinde görüşmeler devam ediyor. Aralık ayında, ABD Hava Kuvvetleri, gelecekteki başkanlık hava taşımacılığı programını desteklemek için Alman havayolu şirketi Lufthansa'dan iki ek Boeing uçağı satın alma niyetini açıkladı; teslimatların bu yıl içinde yapılması planlanıyor ve bu da uçakların öncelikle eğitim amaçlı kullanılacağını gösteriyor.

ABD Hava Kuvvetleri, resmi bir açıklamada, eğitim programlarını desteklemek ve 747-8 filosuna yedek parça sağlamak amacıyla 400 milyon dolara kadar maliyetle iki uçak satın alacağını duyurdu. Bu, önümüzdeki yıllarda başkanlık uçağı olan Air Force One'ın yerine geçecek olan 747-200'lerin hazırlıklarının bir parçasıdır.

İlk uçağın bu yılın başlarında teslim edilmesi planlanırken, ikincisinin 2026 yılının sonundan önce teslim edilmesi bekleniyor. Hava Kuvvetleri bu iki uçağı başkanlık filosuna dahil etmeye karar verirse, süreç muhtemelen uzun sürecektir.

Salı gecesi yaşanan olay emsalsiz değil; ABD başkanının uçağı daha önce de benzer sorunlar yaşamıştı. Bu haftaki olay, Trump'ın son aylarda yedek uçağı kullanmak zorunda kaldığı ikinci olay oldu.

fvg
ABD Başkanı Donald Trump'ı taşıyan başkanlık uçağı Zürih Havalimanı'na iniş yaptı (EPA)

Levitt'in o dönemde yaptığı açıklamaya göre, Başkan Trump ve First Lady Melania'nın geçen eylül ayında Birleşik Krallık'a yaptıkları ziyaret sırasında, uçaklarının arızalanması nedeniyle yerel bir havaalanına iniş yapmak zorunda kalmışlar ve bunun üzerine destek helikopteri kullanmışlardı.

Başkan Trump, İsviçre gezisine devam etmek için salı günü, genellikle First Lady veya Kabine üyeleri tarafından kullanılan bir Boeing C-32A uçağına bindi. ABD Hava Kuvvetleri'nin filosunda bu uçaklardan dört tane bulunuyor.