BAE Devlet Başkanı Bin Zayed Fransa’da istisnai bir şekilde karşılandı

Macron, Bin Zayed’e Fransa’nın en yüksek nişan olan Légion d'Honneur’u takdim etti

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve eşi Brigitte, Elysee Sarayı'nda Şeyh Muhammed bin Zayed'i karşıladı. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve eşi Brigitte, Elysee Sarayı'nda Şeyh Muhammed bin Zayed'i karşıladı. (AFP)
TT

BAE Devlet Başkanı Bin Zayed Fransa’da istisnai bir şekilde karşılandı

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve eşi Brigitte, Elysee Sarayı'nda Şeyh Muhammed bin Zayed'i karşıladı. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve eşi Brigitte, Elysee Sarayı'nda Şeyh Muhammed bin Zayed'i karşıladı. (AFP)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, ülkenin yönetimini devraldıktan sonra ilk resmi yurt dışı ziyaretini Fransa’ya gerçekleştirdi. Paris, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un daveti üzerine ülkeye gelen Muhammed bin Zayed’in ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade etmek için olası tüm jestleri sundu. Şeyh Muhammed bin Zayed günün erken saatlerinde Fransa’nın en seçkin konuklarının ağırlandığı Invadiles Sarayı’na geçti. 
Macron ile görüşme yapmak amacıyla Elysee Sarayı’na gitmeden önce BAE Devlet Başkanı için Invalides Sarayı’nın avlusunda Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun başkanlığında resmî tören düzenlendi. BAE ve Fransa milli marşları çalınırken, Fransız Muhafız süvari birliği Al Nahyanı selamladı ve kalabalık bir merasim heyeti kendisine Elysee Sarayı’na kadar eşlik etti. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Al Nahyan’ı merdivenlerden inip karşılayarak kucakladı. Bu görüntü iki lider arasındaki samimiyetin ve Muhammed bin Zayed’e gösterilen önemin bir göstergesi olarak yorumlandı. Fransa First Lady'si Brigitte Macron da Al Nahyan’ı karşılayanlar arasındaydı. Daha sonra Emmanuel Macron ve Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, heyetlerin katılımı olmaksızın bir süre baş başa görüştü. 
Fransa, BAE Başkanı Bin Zayed’in, geçen mayıs ayında görevi devralmasından bu yana Arap bölgesi dışındaki ziyaretlerinin ilk durağı olarak Paris'i seçmesinden büyük memnuniyet duyuyor. Fransız kaynakları, Paris ve Abu Dabi arasındaki ikili ilişkilerde dikkat çekici olanın, "sadece BAE'nin kuruluşu ve 1971'de birliğin ilanına kadar uzanan tarihsel boyuttan’’ ibaret olmadığını, Macron’un seçildiği 2017 tarihinden bu yana ilki lider arasında oldukça güçlü bir ilişki bağı olduğunu, dolayısıyla meselenin ‘şahsi bir boyutu da’ bulunuğunu ifade ediyor. BAE kurucu Devlet Başkanı Zayed bin Sultan ilk defa 1976 yılında Paris’i ziyaret etmişti. Zayed bin Sultan 1991 yılında da bir kez daha Fransa’ya resmi ziyarette bulundu.  
Fransız kaynakları, Fransız-Emirlik ilişkilerinin, Fransa cumhurbaşkanlarının siyasi kimliklerinden bağımsız olarak istikrarlı bir şekilde geliştiğini belirtiyor. Önceki Fransız cumhurbaşkanları arasında en çok Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın BAE ile ilişkilerin gelişmesine katkı sunduğu değerlendiriliyor. Jac Chirac’ın yakınlarının aktardığına göre merhum Şeyh Zayed bin Sultan ile tanıştığında, derin ilgisinin bir göstergesi olarak, kendisine oğullarının kimler olduğunu ve neler yaptıklarını tek tek sordu. Chirac ayrıca BAE’nin kalkınma modeliyle ilgili de ayrıntılı olarak bilgi edinmek istedi. Burada şunu anmakta fayda var; Abu Dabi, bağımsızlık ilanından sonra, ‘İngiliz-Anglo-Sakson çevresini’ terk etmeye istekli olduğu için Fransa ile yakınlaşma yoluna gitti. Bu süreçte Fransa’nın tercih edilmesi, Georges Pompidou ve Valery Giscard d'Estaing’in cumhurbaşkanlıkları döneminde, Paris’in Ortadoğu ve Arap ülkeleriyle ilgili olumlu politikalar gütmesinden kaynaklanmaktaydı. Bu aşamada Fransa ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında ‘savunma anlaşması’ yapıldı. Böylece Fransa tekrar bölgedeki aktif oyunculardan biri oldu. Fransa ile BAE arasındaki bir diğer ‘savunma ittifakı’ çerçevesinde, Fransa daimî olarak BAE’de askeri üs inşa etti. Irak’ta terör örgütü DEAŞ’la mücadele sırasında, Fransız savaş uçakları BAE’deki Cufra üssünden kalkarak Irak’ta operasyon düzenledi.  
Fransız diplomatik bir kaynak, BAE Cumhurbaşkanı ile Fransa Cumhurbaşkanı arasındaki heyetlere ve danışmanlara kapalı yüz yüze görüşmenin anlamının, iki tarafın gündeme getirilen tüm meseleler hakkında tamamen açık yüreklilikle konuşmak ve hassas konuların derinliklerine inmek istemesi olduğunu söylüyor. Elysee Sarayı kaynakları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed'e, ülkenin en yüksek dereceli sivil nişanı olan ‘Légion d'honneur’ nişanını takdim ettiğini bildirdi. Cumhurbaşkanlığı kaynakları ayrıca Macron'un, Alman seyyah Lorenz Fries tarafından 1535'te çizilen ve Körfez bölgesinin en eski haritalarından birinin kopyasını Şeyh Muhammed bin Zayed'e hediye ettiğini bildirdi. Muhammed bin Zayed Elysee Sarayı’ndaki temaslarının ardından, Fransa Senato Başkanı Gerard Larcher ile bir araya geldi. Bin Zayed ülkeden ayrılmadanönce bugün, Parlamento Başkanı Yael Braun-Pivet ve Başbakan Elisabeth Borne ile de görüşecek. Böylece Şeyh Muhammed bin Zayed, Fransa'daki en yüksek yürütme ve yasama makamlarıyla bir araya gelmiş olacak. Bu arada BAE’li bakanlar Fransız mevkidaşlarıyla bir dizi çalışma toplantısı düzenledi ve birçok ikili anlaşmaya imza atıldı.
Resmi ziyaretin ilk gününün akşamında Muhammed bin Zayed onuruna resmi yemek organizasyonu yapıldı. Akşam yemeği organizasyonuna, Fransız yürütme ve yasama makamlarının en yüksek temsilcileri de dahil olmak üzere 100 kişi iştirak etti. Konuklar arasında, Fransa dışişleri, savunma, ekonomi, çevre ve kültür bakanlarının yanı sıra Fransız Parlamentosu savunma ve dışişleri komisyonlarının başkanları ve Fransız-Körfez Dostluk Grubu Başkanı da yer aldı. Resmi yemeğe ayrıca, eski bakanlar, kültür, sanat, akademi çevrelerinden şahsiyetler ve Körfez’de yatırımları bulunan şirket başkanları da katıldı. Fransa Dışişleri Bakanı Fransız Catherine Colonna’nın bugün Paris'in güneyindeki Orly Havalimanı'nda Şeyh Muhammed bin Zayed'i uğurlaması bekleniyor.  
Birleşik Arap Emirlikleri resmi haber ajansı WAM, Şeyh Mohamed bin Zayed'in Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmede, "BAE ile Fransa arasındaki dostluğun, kurucu Şeyh Zayed bin Sultan döneminden bu yana güçlü ve köklü olduğunu" vurguladığını aktardı. WAM’ın haberine göre görüşmede, "iki ülke arasındaki stratejik ortaklık çerçevesinde özellikle iklim değişikliği, yatırım alanları, kültür, teknoloji, yenilenebilir enerji alanlarında çeşitli işbirliği yolları gözden geçirildi.’’ Liderler ayrıca, hayati ortak ilgi alanlarıyla ilgili istişare ve koordinenin sürdürülmesi konusunda hemfikir olduklarını beyan etti.  
Ziyaretten önce Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, BAE liderinin yapacağı resmi ziyarette, "kapsamlı stratejik ortaklığın" derinleştirilmesi ve güçlendirilmesi yönünde çaba sarf edileceği kaydedildi. Paris'e göre bu ortaklık üç ana eksen etrafında dönüyor, birincisi: güvenlik, istikrar, terörle mücadele ve Körfez bölgesinin, özellikle İran tehdidi nedeniyle maruz kaldığı sorunların da ele alınmasını gerektiren, siyasi - güvenlik ve savunma ekseni. Bu bağlamda ABD Başkanı Joe Biden’ın katılımıyla gerçekleşen Cidde Zirvesi’nin yansımalarının da değerlendirilmesi bekleniyor. Güvenlik ekseninde, İsrail-Filistin sorunu ve Lübnan dosyası da öne çıkıyor. Fransa ve BAE’nin genel eğilimi, her iki dosyayla da ilgili ‘gerilimin azaltılması’ yönünde. Ayrıca Fransa ve BAE, ABD Başkanı Biden’ın da ana gündemi olan ‘İran’ın nükleer faaliyetleri’ konusunda diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesini savunuyor.  
İkinci eksen ise; enerji, karşılıklı yatırımlar ve ticaret borsaları dosyalarını içeren ikili ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi olarak öne çıkıyor. Paris, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşından kaynaklanan zorluklar ışığında petrol ithalatını çeşitlendirmek ve BAE'ye yönelmekle ilgileniyor. WAM'a göre, Şeyh Muhammed bin Zayed, enerjinin her biçiminde iki ülke arasındaki en önemli iş birliği alanlarından birini temsil ettiğini ve BAE'nin genel olarak dünyada ve özellikle dost Fransa'da enerji güvenliğini desteklemeye istekli olduğunu vurguladı. Fransa Ekonomi Bakanlığından yapılan açıklamada, enerji alanındaki stratejik ortaklık anlaşmasının BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın Paris’e yaptığı resmi ziyareti kapsamında imzalandığı belirtildi. Anlaşmanın iki ülkenin hidrojen, yenilenebilir ve nükleer enerji alanlarında ortak yatırım projelerini belirlemeyi amaçladığı aktarılan açıklamada, anlaşmada yeşil projelerin finanse edilmesi için ortak bir fon oluşturulması olasılığına da değinildiği ifade edildi. Fransa Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, ‘’Bu anlaşma kısa vadede enerji alanındaki zorlukların üstesinden gelmemize olanak tanıyacak, ayrıca karbonsuz bir geleceğe hazırlanmamızı sağlayacak’’ dedi. Abu Dabi’nin önümüzdeki süreçte Fransa’ya ‘dizel’ ihraç edeceği kaydedildi.  
Paris'in ‘kapsamlı zorluklar’ dosyası olarak adlandırdığı üçüncü eksen ise, özellikle Ukrayna tahılının küresel pazarlara ulaştırılması önündeki engeller nedeniyle ortaya çıkan gıda krizi ile iklim ve çevresel sorunların ele alınmasını içeriyor. Şeyh Muhammed bin Zayed Macron’la toplantısında, BAE’nin çevre sorunlarına ve Paris İklim Anlaşması çerçevesinde iklim değişikliğiyle mücadeleye büyük ilgi duyduğunu vurguladı. BAE’nin bu bağlamda 2023 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapacağını hatırlattı ve Fransa ile bu konuda birlikte hareket etme arzusunu dile getirdi. Fransa ve BAE’nin kültürel iş birliği, bilimsel çalışmalar, sağlık ve uzay çalışmalarında da birlikte çalışma isteğinde olduğu belirtildi.  Bahsedilenlere ek olarak, iki taraf arasında, kapsamlı stratejik ortaklığı her iki taraf için faydalı ortak projelere dönüştürme isteğini yansıtan bir dizi anlaşmanın daha imzalanması bekleniyor.  



Birleşik Arap Emirlikleri, İran ile ticari ve finansal işlemleri askıya aldı

BAE bayrağı (Şarku'l Avsat)
BAE bayrağı (Şarku'l Avsat)
TT

Birleşik Arap Emirlikleri, İran ile ticari ve finansal işlemleri askıya aldı

BAE bayrağı (Şarku'l Avsat)
BAE bayrağı (Şarku'l Avsat)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde İran’la bütün ticari faaliyetleri, bir sonraki duyuruya kadar durdurduğunu açıkladı. Karar, BAE hava savunmasının İran topraklarından ülkeye doğru gelen iki balistik füze tespit etmesinin sonrasında alındı.

BAE Dışişleri Bakanlığı Stratejik İletişim Direktörü Afra el-Hamli, Abu Dabi’nin İran’la ekonomik ilişkilerin durumuna ilişkin tüm iddiaları reddettiğini belirtti. Hamli, bununla birlikte ülkesinin bölgesel barış, istikrar ve refahın güçlendirilmesi için diyalog, iş birliği ve bölgesel bütünleşmeye bağlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Hamli, “Bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği baltalayan bölgesel gerilim çerçevesinde, İran’la bütün ticari faaliyetler, ticari alışverişler ve finansal işlemler bir sonraki duyuruya kadar askıya alınmıştır” dedi.

BAE’li yetkili, ülkesinin “uluslararası hukuka ve küresel en yüksek standartlara uygun şekilde uluslararası finans sisteminin bütünlüğünü korumaya kararlılıkla bağlı kalmaya devam ettiğini” vurguladı.

BAE’nin açıklaması, bölgede yaşanan yeni güvenlik gelişmelerinin ardından geldi. BAE Savunma Bakanlığı daha önce hava savunma sistemlerinin İran’dan ülke topraklarına doğru gelen iki balistik füze tespit ettiğini duyurmuştu.

Bakanlığa göre füzelerden ilki BAE’nin karasuları dışında, ikincisi ise ülkenin karasuları içinde düştü. Olayın herhangi bir hasara yol açtığına ilişkin bilgi verilmedi.

BAE Savunma Bakanlığı, silahlı kuvvetlerin “her türlü tehditle mücadele etmek üzere tam alarm ve hazırlık halinde” olduğunu belirtti. Bakanlık, ülkenin güvenliğini istikrarsızlaştırmaya yönelik her türlü girişime “kararlılıkla karşılık verileceğini” vurgulayarak;  BAE’nin egemenliğinin, güvenliğinin ve istikrarının yanı sıra, ulusal çıkarları ve varlıklarının korunacağını bildirdi.


Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Katar ve Umman dışişleri bakanları bölgesel konuları görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)
Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman ile Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde bölgedeki son gelişmeler ele alındı.

Bakanlar, bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyon ve istişarelerin sürdürülmesinin, bölgede güvenlik ve istikrarın korunmasına yönelik diplomatik çabaların güçlendirilmesine katkı sağlayacağını vurguladı.


"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.