Nuri el-Maliki sızdırılan ses kaydı nedeniyle yargılanır mı?

Ses kayıtlarıyla ilgili tartışmalara katılan Mukteda es-Sadr, kayıtları sızdıranı “fitne çıkarmakla” suçladı.

Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki (Getty Images)
Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki (Getty Images)
TT

Nuri el-Maliki sızdırılan ses kaydı nedeniyle yargılanır mı?

Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki (Getty Images)
Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki (Getty Images)

Irak Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Irak’ın eski Başbakanı ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile ilişkilendirilen ses kaydıyla ilgili tartışmalara katıldı. Maliki’nin siyasi hayatının sona ermesi ve yargılanması riskini ortaya çıkaran bu gelişme Maliki’yi oldukça güç duruma düşürdü.
Daha önce Twitter hesabından destekçilerine “sızıntılara önem vermeyin biz ona (Maliki’ye) bir kıymet vermiyoruz” diye seslenen Sadr, dün paylaştığı tweet’te ise Maliki’yi sert bir dille eleştirdi.
Sızdırılan ses kayıtlarında kendisine yöneltilen suçlamalara ve tehditlere yanıt veren Sadr, “Fakat asıl hayret edici olan, tehdidin Sadr ailesine yakın olan Dava Partisi’nden, lideri Maliki’den ve mezhebi güçlendirmeyi talep ettiğini iddia eden Şii bir partiden gelmesidir” ifadesini kullandı. Sadr burada, amcası Muhammed Bakır es-Sadr’ın 1975’te Dava Partisi’ni kurmasına işaret ediyor.
Irak kamuoyunda “Maliki’nin WikiLeaks’ı” olarak adlandırılan ses kayıtları meselesine değinen Sadr, “Bu nedenle buradan, bir tarafta onunla (Maliki’yle) ittifak kuran grupların liderlerinden ve diğer tarafta onun (Maliki’nin) aşiretinin büyüklerinden ortak bir kınama yapılması yoluyla fitnenin söndürülmesini talep ediyorum” dedi. Ses kayıtlarında kendisine yönelik “İsrail casusluğu yapma” veya “Iraklıları öldürme” suçlamalarına işaret eden Sadr, söz konusu kınamanın kendisine yönelik İsrail casusluğu veya Iraklıları öldürme suçlamasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini aksine Maliki’nin ses kayıtlarında Irak güvenlik güçlerine saldırması, Haşdi Şabi’yi korkaklıkla suçlaması, Şii-Şii fitnesi ve savaşı çıkarmaya azmettirmesinin bu suçlamalardan daha da önemli olduğunu belirtti.
Sadr, mesajın devamında, “Sonraki sızıntılarda (Maliki’nin) dini mercilere bile saldırdığı söyleniyor. Allahualem. (Maliki'ye) Siyasi işlerden elini çektiğini ilan etmesini, istiğfara başvurmasını veya kendisini ve yolsuzluk yapıp ona sığınanları adli makamlara teslim etmesini tavsiye ediyorum. Umulur ki bu, Allah katında ve Irak halkı nezdinde bir tövbe hükmünde olur” ifadesini kullandı.
Sadr’ın tweet’i, Maliki’yle ilişkilendirilen ses kaydının gerçek olduğu izlenimi oluşturdu ve Maliki’yi oldukça güç duruma düşürdü. Zira Maliki son dönemde Sadr ve ‘korkaklık’ ile suçladığı Haşdi Şabi grupları için özür ve yalanlama açıklamaları yayınlamayı alışkanlık haline getirdi. Görünüşe göre Maliki, kendisiyle ilişkilendirilen ses kayıtlarında geçen iddialara yanıt vermek için önümüzdeki günlerde açıklama yayınlamak veya tweet paylaşmaktan daha fazlasını yapmak zorunda kalacak. Nitekim Maliki yanıt vermeye dün fiilen başladı ve Haşdi Şabi’yi “mücahitler ve şehitler topluluğu” diye niteledi. Ses kaydında ise Maliki Haşdi Şabi’yi “korkaklar topluluğu” diye tanımlıyordu.
Maliki, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Haşdi Şabi, kahramanları ve liderliği; mücahitlerin, şehitlerin, özgür olanların ve büyük umudun topluluğudur. Kurulduğu ilk günden bu yana Haşdi Şabi’yi destekledim ve onu hedef alan tüm girişimlere karşı durdum” ifadelerini kullandı.
Sızdırılan ses kayıtlarının arkasındaki isim olan ve 48 dakikalık ses kaydını bölümler halinde yayınlayan gazeteci Ali Fadıl, dün Twitter hesabından Haşdi Şabi Güvenlik Müdürü Ebu Zeyneb el-Lami’ye hitaben paylaştığı mesajda, alaylı bir dille “(Maliki’nin) seni yücelttiğine ve takdir ettiğine Allah şahit. Bunu en iyi sen anlarsın. Beşinci bölüm yükleniyor” diye yazdı. Fadıl, paylaşacağı beşinci bölümde Maliki’nin Ebu Zeyneb el-Lami’ye hakaret ettiğine işaret ediyor. Nitekim basın çevrelerinde, paylaşılacak yeni bölümlerde Maliki’nin Necef’teki din adamlarını hedef aldığına dair teyit edilmeyen bilgiler dolaşıyor.
Yazar ve analist Nizar Haydar’ın daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada belirttiği gibi önümüzdeki günlerde Maliki’nin sızdırılan ses kaydının önümüzdeki birkaç gün içinde “görüntü ve ses” olarak yayınlanması halinde Maliki açısından işler daha da karmaşık hale gelecek.
Avukatlar, Fadıl ez-Zerkani ve Selsebil Abduşşenit, söz konusu ses kayıtlarının incelenmesi ve Maliki’ye ait olup olmadığının tespit edilmesi talebiyle önceki gün Savcılığa başvuruda bulundu.
Risk içeren bir konu olması sebebiyle isminin açıklanmasını istemeyen bir hukuk uzmanı, ses kayıtları sebebiyle Maliki’nin yargılanma ihtimalinin olup olmadığı sorusunu Şarku’l Avsat’a yanıtladı. Hukuk uzmanı, “Ses kaydının, Maliki’nin terör suçu işlediğini ispat etmek için ona karşı kullanılabilecek yeterli bir delil olmadığını söyleyenlere katılmıyorum. Şayet başkası hakkında böyle bir delil elde edilseydi o kişi birkaç gün içinde idam edilirdi. Evet, ses kaydı Maliki’ye terör suçlaması yöneltmek için yeterli bir delil değil fakat şikayetlerin sunulması ve Maliki’ye karşı delillerin toplanmaya başlanması için tek başına yeterli bir delil. Şikayetlerin arasına ses kaydının gerçek olup olmadığı, ses kaydının alındığı mekandaki kişilerin araştırılması ve şahitliklerin alınması dahil edilebilir” ifadelerini kullandı.
Hukuk uzmanı şöyle devam etti:
“Bu tür tehlikeli suçlar, soruşturmayı ve görgü tanıklarını etkilemek adına nüfuzunu kullanmasını engellemek için zanlının derhal gözaltına alınmasını gerektirir. Ayrıca görgü tanıklarına tam koruma sağlanmalı ve Maliki’nin aleyhinde tanıklık yapmaları için tanık ve ailelerinin yurtdışında bile olsa güvenli bir yere taşınmaları gibi teşvikler sunulmalı. İfadelerinin elektronik ortamda alınması ve diğer tanık koruma tedbirleri alınmalıdır. Failin, iç huzuru ve barışı tehdit eden bu tür tehlikeli terör suçlardan kurtulması, benzer eylemlerin yapılmasını cesaretlendirir.”
Maliki’nin Haşdi Şabi’yle ilgili ifadelerinin ortaya çıkmasıyla eşzamanlı olarak, Bağımsız Milletvekili Seccad es-Salim Haşdi Şabi’ye yönelttiği sert eleştirilerin ardından büyük bir tehdit kampanyası başlatıldığını söyledi. Salim, önceki gün Twitter hesabından paylaştığı tweet dizisinde, “Teröre karşı savaşta yer alan gönüllülerin fedakarlıklarını savunmak için öncelikle yolsuzluğa ve kan dökmeye bulaşmayan bir liderliklerinin olması gerekir. Irak’taki bütün reform, barış ve istikrar girişimleri için öncelikle silahlı gruplar, Seraya es-Selam, Haşdi Şabi Heyeti, silahların devletin elinde toplanması ve bu konuda devletin ortağının olmaması gibi konular halledilmelidir” ifadesini kullandı.
Bir milletvekili olarak, Haşdi Şabi liderleriyle ilgili en ağır eleştirileri yapan Salim, paylaşımın devamında, “(Haşdi Şabi Genelkurmay Başkanı) Ebu Fedek ve (Haşdi Şabi Heyeti Başkanı Falih) El-Feyyad gibi liderlere nasıl güvenelim? Bu isimler Irak toplumu tarafından suçlanıyor. Doğrudan bu isimleri göstericileri öldürmek, bazılarını kaçırmak, zorla alıkoymak, devlet ve kurumlarını zayıflatmak ve yolsuzluğun korunmasına doğrudan katkı sunmakla suçluyoruz. Haşdi Şabi Heyeti en açık ifadeyle tüm İslami partilerin silahlı koludur. Haşdi Şabi Heyeti şu anda bir problemdir. Şu an devam etmekte olan sorunun köküdür. Toplumumuz gelecekte demokratik bir rejim, istikrar ve hatta seçimler görmeyecek” diye yazdı.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.