Cumhurbaşkanı Erdoğan: ABD şu anda Fırat'ın doğusunu terk etmek durumunda... Biden, bize Yunanistan şartı filan koymadı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ABD şu anda Fırat'ın doğusunu terk etmek durumunda... Biden, bize Yunanistan şartı filan koymadı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Amerika şu anda Fırat'ın doğusunu terk etmek durumunda. Astana sürecinden çıkan tespit bu. Diyorlar ki, 'Fırat'ın doğusundan Amerika askerini çeksin. Şimdi buradan çıkacak bir netice Türkiye'nin de beklentisidir." dedi.
Erdoğan, İran'a yaptığı resmi ziyaretin ardından Türkiye'ye dönüşünde uçakta gazetecilere değerlendirmelerde bulundu, sorularını yanıtladı.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin davetine icabetle Tahran'a yaptığı ziyareti başarıyla tamamladıklarını belirten Erdoğan, ziyaretin ilk bölümünde Reisi ile verimli görüşmeler yaptıklarını, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Yedinci Toplantısı'na başkanlık ettiklerini, iki ülke arasında siyasi, askeri, ekonomik, ticari, kültürel konularda atılacak adımları, bundan sonraki süreci nasıl geliştireceklerini ele aldıklarını söyledi.
Erdoğan, ekonomik alanda Ahmedinejad döneminde 30 milyar dolarlık bir hedef koyduklarını hatırlatarak, "7,5 milyar dolarlık bir noktadayız. Ama bundan sonraki süreçte tırmanış devam edecek. Ticaret, ulaştırma, gümrük, enerji, turizm, sanayi, gençlik ve spor gibi alanlarda iş birliğimizi geliştirmeye yönelik ortak iradeye sahip olduğumuzu bir kez daha gördük." diye konuştu.
Bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında fikir teatisinde bulunduklarını, heyette yer alan bakanların mevkidaşlarıyla çeşitli alanlarda iş birliği konularını ele aldığını anlatan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinin hukuki altyapısını daha da güçlendirecek toplam 8 anlaşma imzaladıklarını bildirdi.
Erdoğan, ayrıca terör örgütleriyle ortak mücadele ve sınır güvenliği gibi konuları ayrıntılı bir şekilde ele aldıklarını, bu vesileyle bölgede yaşanan gelişmeler hakkında kapsamlı görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, "Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile de bir görüşme gerçekleştirdim. Bu görüşmede Sayın Cumhurbaşkanı da beraberdi. Bizim arkadaşlarımızdan da bazıları vardı. Onlarla birlikte bu görüşmeyi yaptık." dedi.

"BMGK'nin 2254 sayılı kararı temelinde çözüme yönelik mutabakatı teyit ettik"
Ziyaretin ikinci bölümünde İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılımıyla Astana formatında Üçlü Zirve gerçekleştirdiklerini anımsatan Erdoğan, Suriye'deki güncel gelişmelere ilişkin fikir alışverişinde bulunduklarını, Astana garantörleri olarak, ihtilafın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı temelinde çözüme kavuşturulmasına yönelik mutabakatı teyit ettiklerini söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Siyasi sürecin etkin bir şekilde sürdürülmesine dair beklentimizin altını ortaklarımızla birlikte yeniden çizdik. Terörle mücadele, insani yardımların kesintisiz bir şekilde sürdürülmesi ve Suriyelilerin ülkelerine güvenli ve gönüllü geri dönüşleri konularındaki tutumumuzu tekrar vurguladık. Bu konularda Astana ortaklarımızla iş birliği halinde çalışma konusunda anlayış birliğine vardık. Ayrıca Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Putin’le kapsamlı ve verimli bir ikili görüşme de gerçekleştirdik.
İran'da gerek ikili düzeyde gerek Astana formatında yaptığımız görüşmelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu vesileyle samimi ev sahipliğinden dolayı Sayın Reisi'nin şahsında tüm İranlı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum."

"Terörle mücadele konusunda bir defa bir birliktelik var"
Erdoğan, bir gazetecinin "Türkiye’nin Suriye'deki kaygılarına dair pozisyonuna, İran'ı mı yoksa Rusya'yı mı daha yakın buldunuz? Bu arada Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaştan sonra Rusya'nın Suriye konusundaki politikasında, pozisyonunda bir değişiklik olduğu yönünde bir kanaatiniz oldu mu görüşmelerde?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Astana süreciyle alakalı olarak İran ve Rusya ile başladığımız nokta ne ise ben bugün de Sayın Putin'i aynı noktada gördüm, aynı değerlendirmeleri yapıyor gördüm. İran tarafında daha önce Hasan Ruhani vardı, şimdi ise İbrahim Reisi var. İster istemez bazı değişiklikler oluyor desek de İran gibi bir devlet, bu tür düşüncelerini öyle kısa vadede değiştirmez. Aynı şekilde Rusya'da zaten Putin işin başındaydı, yine işin başında. Bizde de aynı şekilde, Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin başındaydı, yine başında. Üçlü Zirve sonrası ortak basın toplantısında da görmüşsünüzdür, üçümüzün de düşünceleri herhalde aynı değildi. Farklı düşünceler ortaya koyduğumuz çok açık, net ortadaydı. Bazı yerlerde farklılıklar olsa bile terörle mücadele konusunda bir defa bir birliktelik var. Terörle ilgili konuda da PKK/PYD/YPG terör örgütlerine karşı ister istemez birleşiyoruz. Kaldı ki zaten bu rejime de en çok zararı veren sorun. Şu anda terör örgütü, Fırat'ın doğusunda özellikle petrol kuyularını emiyor, sömürüyor; ondan sonra rejime de satıyor. Böyle bir durum var.
Şimdi baktığımızda, Amerika önceki başkanlar dönemi de dahil buradaki terör örgütlerine ciddi manada binlerce tır silah, mühimmat, araç gereç taşıdı. Bu hala devam ediyor. Hatta koalisyon güçleri de yine aynı şekilde bu desteklerini sürdürüyorlar. Yaptığımız görüşmelerde Sayın Biden'a da söyledik. Dedik ki; bakın, bunca tırları buraya siz gönderiyorsunuz. Buradaki bütün terör örgütlerine bu destekleri siz veriyorsunuz. Ondan sonra da 'Terörle mücadelede beraberiz, NATO’da beraberiz' diyorsunuz. Nasıl beraberiz? Bunları sürekli işlemek durumundayız."

"Güya aldatacak ya… Aldatabilirse…"
Suriye'nin kuzeyine yönelik olası harekatta gelinen son durumun sorulması ve "İki liderle de görüştünüz. Onların tutumları masaya geldi mi? Bir de çok uzun bir süre sonra o bölgedeki teröristlerin bulunduğu noktada rejimin bayrağının asıldığını gördük. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, yeni bir harekat konusunun Türkiye'nin milli güvenlik endişeleri giderilmediği sürece gündemde yer almaya devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Amerika'nın oradaki elemanları terör örgütü mensuplarına eğitim yaptırıyor. Bu eğitim esnasında rejimin bayrağını da orada bunlar dalgalandırıyorlar. Niçin? Güya aldatacak ya… Aldatabilirse… Yaptıkları iş, orada Türk askerine karşı bir terörist eyleme girmek. Burada da kalkıp rejimin bayrağını orada dalgalandırmakla acaba Türk ordusunu aldatır mıyız diye düşünüyorlar. Bunu yemezler. Gerek Fırat'ın doğusu gerek İdlib gerek Afrin, bütün buralardaki gelişmelerde biz hassasiyetimizi sürdürüyoruz. Başından itibaren de konuştuğumuz şey şu; sınırdan 30 kilometre güneye kadar, buralardaki terör örgütleriyle mücadelemizde Rusya'nın da İran'ın da bizim yanımızda olmasını istiyoruz. Burada bize gerekli desteği vermelidirler. Bunu burada gerek Sayın Putin’e gerek Sayın Reisi'ye de tekrar ifade ettik. Her ikisi de zaten yaptıkları açıklamalarda bu konulara vurgu yaptılar. Öyle zannediyorum ki PKK/YPG/PYD konularında ayrı düşünmüyoruz. Ama bundan sonra da yine bunu işlemeye devam etmemiz lazım."

"Fırat'ın doğusundan Amerika askerini çeksin"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika Birleşik Devletleri ile Tahran ve Moskova'nın sorunlu ilişkileri varken bunun Suriye'deki operasyona yansıması bu zirve sonrası nasıl gerçekleşecek? Herhangi bir değişiklik yaşanır mı sizce?" soru üzerine "Burada herhangi bir değişikliğin olup olmadığı hesabına girecek olursak o zaman zaten Astana sürecinin hiçbir anlamı kalmaz. Astana süreci niçin var?" değerlendirmesinde bulundu.
Suriye'nin toprak bütünlüğü noktasında Türkiye'nin herhangi bir derdinin olmadığını dile getiren Erdoğan, "Biz böyle bir tasarrufun içerisinde değiliz. Ama bizim burada sınırdan 30 kilometre alan için belirttiğimiz bir husus var. Çünkü buralardan bizim sınırlarımıza sürekli taarruzlar oluyor. Bizim burada askerlerimiz şehit oldu, insanlarımız öldürüldü. Sadece Türk vatandaşı olarak değil, İdlib'de ve diğer bölgelerde sivil insanlar öldürüldü. Bütün bunları bizim dünyayla paylaşmamız, bunları anlatmamız lazım." diye konuştu.
Erdoğan, "Amerika Fırat'ın doğusunu terk etmek durumunda. Astana sürecinden çıkan tespit bu. Diyorlar ki, 'Fırat'ın doğusundan Amerika askerini çeksin. Şimdi buradan çıkacak bir netice Türkiye'nin de beklentisidir. Çünkü oradaki terör örgütlerini besleyen Amerika. Amerika terör örgütlerini beslediğine göre, biz de bu terör örgütleriyle mücadele ettiğimize göre, oradan çekildiği anda veya bu terör örgütlerini beslemediği takdirde bizim işimiz kolaylaşacaktır. " ifadelerini kullandı.
"250 bin konut yaparsak, geri dönüşü inşallah 1 milyonun üzerine çıkarırız"
Erdoğan, "İran'ın insan kaçakçılığıyla mücadele konusunda Türkiye'ye yeterli desteği verdiğini düşünüyor musunuz? TBMM’nin göç ve uyum konusundaki araştırmasında İran güvenlik güçlerinin insan kaçakçılıklarına destek verdiğine dair ifadeler yer alıyordu. Görüşmelerinizde bu konu hiç gündeme geldi mi?" sorusunu yanıtlarken konunun gündeme geldiğini belirtti.
Afganistan'dan gelen mülteciler hususunda İran'ın ciddi sıkıntısı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Sayın Reisi bunları açık net anlattı. Tabii kolay değil. Kamp noktasında hazırlıkları var mı yok mu diye baktığımızda yok. Biz Suriye'nin kuzeyinde briket evler yapıyoruz. Bizim bu yaptığımız briket evlerle de hedefimiz en az 1 milyon Suriyeli mülteciyi tekrar kendi topraklarına geri döndürmek." dedi.
Konut sayısının her geçen gün arttığına işaret eden Erdoğan, "Ama bunu özellikle söylüyorum; ne Avrupa Birliği'nden ne şuradan ne buradan en ufak bir destek alarak değil, bizim kendi sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte yapıyoruz. AFAD'ın koordinesinde bunu sürdürüyoruz. Hedefimiz de inşallah burada 250 bin konut yaparsak, biz cebren değil, gönüllü olarak geri dönüşü inşallah 1 milyonun üzerine çıkarırız. Ve o ucube çadırlar içerisinde yağmurda, çamurda anne babaları, çoluk çocukları inşallah kötü şartlarda görmeyiz." şeklinde konuştu.

"Biden, bize böyle bir Yunanistan şartı filan koymadı"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika Birleşik Devletleri'nin F-16 satışını Yunanistan şartına bağlanması yönünde bir karar çıktı. An itibarıyla gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna, "Sayın Biden ile bu konuları görüştüğümüzde Biden, bize böyle bir Yunanistan şartı filan koymadı. Tam aksine, uzunca yaptığımız görüşmede NATO üyesi ülkeler olarak herhalde birbirimizin hukukunu korumalıyız diye konuştuk." yanıtını verdi.
ABD Başkanı Joe Biden'ın F-16'lar konusunda "Ben elimden gelen bütün gayreti göstereceğim" dediğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Maalesef şu anda Temsilciler Meclisi'nde az da olsa bu işe muhalefet edenler var. Mevcut gelişmelere baktığımızda aslında böyle bir koşul meselesi bana göre bizi bağlayıcı bir koşul değil. Yeter ki onlar F16'larla ilgili bizim teklifimize 'evet' desinler, bize sıfır F16'ları versinler. Zaten elimizdekilerin bakım onarımını biz şu anda yapabilecek güçteyiz. O konuda herhangi bir sıkıntımız yok. Ama tabii ki yedek parça noktasında bazı taleplerimiz var. Bunları da yerine getirmeye karar verdiler. Bir de Amerika'da kasım ayında ara seçimler var. Onlar da önemli. Kasım ara seçimleri ne getirir ne götürür bunları da göreceğiz. Orada Cumhuriyetçilerin senatoda daha ağır basacağı, Temsilciler Meclisi'nde de yine ağırlığı ele geçireceği istikametinde bilgiler geliyor."

"Şükranlarını bildiriyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Rusya Devlet Başkanı Putin'le yaptığınız görüşmede Türkiye'nin Ukrayna savaşı konusunda arabuluculuk girişimleri hangi çerçevede ele alındı. Bu konuda sizden bir talep, yine Moskova'nın bu konuda Ankara'dan beklentileri şimdi özellikle bu dönemde ne yönde?" sorusunu şu şekilde yanıtladı:
"Şu an itibarıyla Sayın Putin'in bizim gayretlerimiz noktasındaki bakışı olumlu. Bundan dolayı hatta şükranlarını bildiriyor. Bize çok çok farklı bazı teklifleri oldu. Biz inşallah burada doğal gaz konusunda, Akkuyu meselesinde ve diğer konularda şu anda dayanışmamızı aynen sürdürüyoruz, sürdüreceğiz."
Bir gazetecinin, Azerbaycan'ın bölgedeki taleplerine ilişkin özellikle Zengezur koridoru konusunda Rusya'nın desteği ve teşvikinin hangi düzeyde olduğu ve bu konuda Azerbaycan'ın taleplerinin ne zaman somut karşılık bulacağına ilişkin sorusu üzerine Erdoğan, "Sayın Putin'in galiba önceki gün Sayın İlham Aliyev'le görüşmesi oldu. Hatta bana 'Size İlham Aliyev'in de selamını getiriyorum.' dedi. Aliyev'le görüşmesinde, 'Erdoğan'la da görüşeceğim' deyince Aliyev'in 'benim de selamlarımı iletin' dediğini aktardı." dedi.
Oradaki gelişmelerle ilgili İlham Aliyev ile kendisinin de daha yeni görüştüğünü belirten Erdoğan, "Yaptığımız görüşmede de İlham Bey, 'olumlu istikamette yürüyor' dedi. Biliyorsunuz Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Michel ve Paşinyan'la beraber üçlü bir araya geldiler. O görüşme de yine İlham Bey'in ifadesiyle 'olumlu' geçti. O görüşmeden sonra biz İlham Bey'le ayrıca bir daha görüşmüştük. Aldığım bilgilere göre istikamet üzere gidiliyor ve yakında da inşallah o bölgeyi kapsayacak havalimanının da açılışı yapılacak." diye konuştu.

"Batı'nın şu anda bu konuda konuşacak aslında ne mecali ne hakkı var"
"İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği konusunda şartları yerine getirmek için gerekli adımları atmamaları halinde sürecin dondurulacağına" ilişkin sözleri hatırlatılarak, "Hangi durumlarda dondurma sürecinin gerçekleşmesi bekleniyor?" sorusunu Erdoğan, şöyle yanıtladı:
"Biz Finlandiya'ya da İsveç'e de NATO Genel Sekreteri'nin de yer aldığı masada şartlarımızı çok açık net söyledik. Gizli, saklı herhangi bir şey yok. Şartımız, bu ülkelerin terör örgütlerinin faaliyet ve gösterilerini sonlandırması, ellerindeki teröristleri iade etmesi. Biliyorsunuz PKK/PYD/YPG ve FETÖ'yü terör örgütü olarak burada kayıtlara girdik. Bunları vereceksiniz dedik. Parlamentolarına varıncaya kadar bu terör örgütünü bunlar besliyorlar. Adeta kuluçka yuvası gibi. Böyle bir durum var. Şimdi bunlar bize verdikleri sözü yerine getirmedikleri takdirde bizim de bu işe olumlu bakmamız mümkün değil.
Diğer taraftan sağ olsun bizim muhalefet zaten elimizden bütün malzemeleri hemen kapıveriyor. Onlar dediler ki 'zaten biz bu işe fırsat vermeyiz.' Bir defa Yunanistan'ın yeniden NATO'ya girmesinin önünü siz açtınız. Adamlar çıkmıştı, siz tekrar soktunuz içeri. Bunları halkımıza, hele hele gençlerimize anlatmamız lazım. Şu anda maalesef terör noktasında hemen hemen İskandinav ülkelerinin tamamı bu işin kuluçkası. Norveç de böyle. Her ne kadar şu anda Sayın Genel Sekreter oralı olsa da ama maalesef onlar da öyle. En ilerisi Almanya, orada da öyle. Fransa, Hollanda, İskandinav ülkeleri, İngiltere, İtalya öyle. Hepsinde durum bu. Batı'nın şu anda bu konuda konuşacak aslında ne mecali ne hakkı var."

"Süreç, İstanbul'da kurulacak bir koordinasyon merkezinden yürütülecek"
Erdoğan, bir gazetecinin, Ukrayna savaşı sonrası Türkiye'nin barış diplomasisini hatırlatarak, "Gıda konusunda da sizin öncülüğünüzde İstanbul'da dörtlü zirve yapıldı. BM, burada sizin, Türkiye'nin rolünü çok destekliyor. İmza aşamasının bu hafta olacağı söylenmişti. Bu konuda imzalar ne zaman atılacak, süreç ve sistem nasıl işleyecek. Türkiye'nin bu sistemdeki rolü ne olacak?" sorusuna, bu konudaki rollerinin ev sahipliği olduğunu belirtti.
Ev sahibi sıfatıyla bir arabuluculukları olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihracı konusunda uzun süredir yoğun çalışma içerisindeyiz. Bu konuyu Sayın Putin ve Sayın Zelenskiy'le müteaddit kereler görüştüm. Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarımız da kendi muhatapları nezdinde görüşmeler yürüttü. Neticede geçen hafta İstanbul'da yapılan teknik toplantıda BM planı çerçevesinde sürecin ana hatları üzerinde bir mutabakat oluştu. Artık bu hafta bu mutabakatı yazılı bir metne bağlamak istiyoruz. Önümüzdeki günlerde de planın uygulamaya başlamasını temenni ediyoruz. Süreç, İstanbul'da kurulacak bir koordinasyon merkezinden yürütülecek. Burada ülkemizin yanı sıra Rusya, Ukrayna ve BM'den yetkililer bulunacak. İlgili tüm tarafların güvenini haiz olan ülkemiz, kurumlar arası bir yaklaşımla sürecin sağlıklı şekilde yürütülmesi için gerekli eşgüdümü yapacak. Küresel gıda güvenliği bakımından kritik önem arz eden bu hassas süreci nihayete erdirmek için yoğun gayretlerimiz devam ediyor."
Bir gazetecinin bütün istisnai süreçlerde muhalefetin sürekli devletin izlediği politikanın karşısında durmasına ilişkin görüşlerini sorması üzerine Erdoğan, "Görevleri o. Onların bizim ak dediğimize ak demesi mümkün mü? Onların görevi kara demek. Türkiye'nin en büyük talihsizliği, demokrasinin gereği olan bir muhalefete sahip olmadığıdır. Bizde böyle bir muhalefet yok. Batı ülkelerinde, bazı yerlerde muhalefet yine bizdeki gibidir ama birçoğunda gelirler, iktidarlarını desteklerler. Ama bizde böyle bir şey yok. Yalan üzerine kurulu bir siyaset anlayışı var. Ana muhalefette de öyle, yavru muhalefette de öyle, masanın altındakinde de öyle. Hepsinin şu andaki yapısı bu. Onlar karşımızda ama milletimiz bizim yanımızda." diye konuştu.

"Hiçbir adımları yok"
Cumartesi günü Kayseri'ye gideceğini ve toplu açılışlar yapacağını bildiren Erdoğan, Kayseri'de caddeler ve meydanların zaten gereken cevabı gerekenlere vereceğini söyledi.
Aynı gün yine Kayseri'de büyük bir fabrikada işçilerle toplantı yapacağını da aktaran Erdoğan,"Durmuyoruz, çalışıyoruz. En son Bay Kemal'in KYK ile ilgili söylediklerini duydunuz. Ondan sonra da ben söyledim yaptı noktasına geldi. Hep öyle oldu zaten. O söyledi ben de yaptım." dedi.
"Muhalefet sizin projenizi mi sahipleniyor? Daha önce siyasette çok örneğine rastlanılmayan bir durum. EYT konusunda da muhalefette böyle bir hazırlık olduğunu görüyoruz." şeklindeki soru üzerine Erdoğan, muhalefetin elinde 14 tane büyükşehir belediyesi olduğuna dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Peki, bu büyükşehirlerde acaba yatırım noktasında çeşme musluğu değiştirmekten başka bir özellikleri var mı? Geçelim. Kağıthane'de, Silahtarağa'da bunlar ne yaptılar? Temel atma değil temel atmama adımını gerçekleştirdiler. Bu da herhalde siyasetin tarihine çok ilginç bir adım olarak geçmiştir. Bir insan temel atar övünür. Onu da geçiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bizim arkadaşlarda olduğu dönemde metro tünelleri açıldı. Bunlar geldi, Sancaktepe'de metroyu doldurdular. Bütün hafriyatı oraya dökerek bunu doldurdular. Ben tabii Bay Kemal'e soruyorum; bunun, siyaseti geç, insanlıkla bağdaşır yanı var mı? Buraya yapılmış olan bir masraf var. Sen şimdi geliyorsun burayı hafriyatla dolduruyorsun, üzerine adeta petrol kuyularına beton döker gibi betonu döküyorsun ve buradaki vatandaşı, kendisine gelecek metrodan maalesef mahrum ediyorsun." diye konuştu.
Muhalefete, "Bir yerde de bir tane şöyle köprü yapın da köprünüzle övünelim." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hiçbir adımları yok. Şu anda Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, Nissibi Köprüsü, öbür tarafta Cumhuriyet tarihinde değil dünya tarihinde ilk üçe giren Çanakkale'deki köprüyü hiçbir şeyle mukayese ettirmem. Ulaştırma Bakanlığı rakamları verdi geçen gün. Rakamların hepsi muhteşem. Kimse bu denli rakamların gerçekleşeceğine ihtimal vermiyordu. Ama şimdi bunların hepsi halloldu. Bu yollar böyle gerçekleşirken, sen İzmir milletvekilisin, İzmir milletvekili olarak İzmir'in Büyükşehir'i de sende. Bir yağmur olduğunda İzmir'i sel alıp gidiyor. İlçe belediye başkanları hakeza öyle. Biz ise işimize devam ediyoruz, yollarımızı yapıyoruz, onların yapması gerektiği halde yapmadıkları işi de biz yapıyoruz. Mesela Başakşehir'deki o dev hastanemizin yolu için belediye olarak rahmetli Kadir Bey'den sonra Mevlüt Bey'le de o işin yapım kararını vermiştik ama maalesef belediyede yetki beyefendiye geçince bu işi yapmayacağını söyledi. Öyle de olunca ben de bu defa Ulaştırma Bakanıma talimatı verdim. 'Hemen buranın yolunu, her şeyini sen yapacaksın. İnşallah bu hastanemize de yine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın bir eseri olarak bu yolu, ulaşımı sağlamış olalım' dedik."

"Sayın Putin'le amfibik uçaklar konusunu da görüştük"
Erdoğan, birçok yerde buna benzer sıkıntılar yaşadıklarını dile getirerek, şu açıklamalarda bulundu:
"Bunları bir sormak lazım. Bu kadar belediyen var, mesela Muğla Belediyesi bunlarda, her yer yangın, nerede senin itfaiyen arkadaş? Yok. Biz, Tarım ve Orman ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hep beraber yüklendik ve hamdolsun 4-5 gün içinde edinilen tecrübelerle de söndürüldü. Ben kendim dahi gittim, baktım. Bakıyorsun İstanbul'da bir sıkıntı oluyor, adam Fethiye'de, şurada, burada. Öbürü bir başka yerde. Ya nerede olursan ol ama böyle bir felaket olduğu zaman sen oranın sorumlususun, atlayacaksın geleceksin. Ben de yaptım bu belediye başkanlığını. En ufak bir şey olduğunda nerede olursam olayım hemen atlar, İstanbul'a döner gelirdim. Şu anda bile öyle. Mesela burada Sayın Putin'le de amfibik uçaklar konusunu da görüştük. 'Arkadaşlar görüşmelerini yapsınlar, biz de elimizde olanlardan olur, üreteceklerimizden olur tekrar bu işe adımı atalım' dedi. Hamdolsun bu süreçte elimizdeki yangın söndürme uçakları, helikopterler, arazözler noktasında Orman Bakanlığımız güçlü. Her şeyden önce itfaiye erlerimiz güçlü. Jandarmamız da bu işlerin içine giriyor."
Bu yangınların sadece Türkiye'de olmadığına işaret eden Erdoğan, İspanya'da da 3 bin 500, Portekiz'de 950 hektar arazinin kül olduğunu söyledi.
Sıcakların her yerde olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bütün bunlara rağmen biz tedbirimizi alacağız, üç tarafı denizlerle kaplı olan bu ülkede her ne kadar helikopterlerimiz varsa da bunun yanında amfibik uçaklarımızı daha da artıracağız. Bunlarla beraber inşallah bu işlerin hakkından gelip tedbirimizi alacağız. Mesela şimdi söndürme soğutmanın en uzunu 4-5 gün sürdü. Demek ki tedbirlerimiz yerinde olduktan sonra, sağ olsun elemanlarımız, itfaiyecilerimiz, ormancılarımız çok iyi çalışarak sıkıntıları atlattık. Allah onlardan razı olsun." dedi.



Gine-Bissau’da iktidar dengelerini yeniden şekillendirecek yeni anayasa

Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
TT

Gine-Bissau’da iktidar dengelerini yeniden şekillendirecek yeni anayasa

Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)
Gine-Bissau Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Horta N’Tam (Reuters)

Gine-Bissau, 6 Aralık’ta yapılması planlanan ve sivil yönetime dönüşü hedefleyen genel seçimler öncesinde, cumhurbaşkanına daha geniş yetkiler verilmesini öngören anayasa değişikliğine ilişkin düzenlenen referandumun sonuçlarını bekliyor.

Afrika meseleleri uzmanı bir kişi, muhalefetin boykot ettiği referandumun Gine-Bissau’nun geleceğini belirleyeceğini belirterek, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ilk gerçek sınavın yaklaşan seçimler olacağını söyledi. Uzman, bu seçimlerin yeni anayasanın gerçek reformlar gerçekleştirme amacı mı taşıdığını, yoksa askeri darbenin ardından cumhurbaşkanının yetkilerini ve yeni bir siyasi hakimiyeti genişletmeyi mi amaçladığını ortaya koyacağını ifade etti.

Ordu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç gün sonra, Kasım 2025’te Gine-Bissau’da yönetime el koyarak devlet başkanını devirdi ve seçim sürecini askıya aldı. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan Gine-Bissau’da 1974’ten bu yana 5 darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre seçmenler bugün şu soruya ‘evet’ veya ‘hayır’ yanıtı verecek: “Geçiş Konseyi tarafından kabul edilen yeni anayasanın yürürlüğe girmesini onaylıyor musunuz?”

Mevcut anayasa, Gine-Bissau’da başbakanın yasama organı tarafından atanmasını, başbakanın da hükümet üyelerini belirlemesini öngörüyor. Yeni anayasa ise cumhurbaşkanına başbakanı ve hükümet üyelerini atama ve görevden alma yetkisi verecek.

Reuters’ın ulaştığı bir nüshaya göre cumhurbaşkanı ayrıca bakanlık kurma veya kaldırma, Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme, ciddi bir siyasi kriz yaşanması halinde parlamentoyu feshetme ve belirli koşullarda hükümeti görevden alma yetkisine sahip olacak.

Yeni anayasa ayrıca parlamentodaki sandalye sayısını 102’den 65’e, seçim bölgelerinin sayısını ise 29’dan 12’ye indirecek.

Yeni anayasa, cumhurbaşkanı adaylarının son 5 yıl boyunca Gine-Bissau’da sürekli ikamet etmiş olmasını şart koşuyor. Bu şart, mevcut anayasada yer almıyor. Mevcut anayasa, adayların doğuştan Gine-Bissau vatandaşı olmasını, en az 35 yaşında bulunmasını ve medeni ve siyasi haklarının tamamına sahip olmasını öngörüyor.

Dönüm noktası

Çadlı siyasi analist ve Afrika meseleleri uzmanı Salih İshak İsa, Gine-Bissau’da bugün yapılacak referandumun, Kasım 2025’teki askeri darbenin ardından başlayan geçiş sürecinde kritik bir dönüm noktası olduğunu ve yeni siyasi sistemin de ana hatlarını belirleyeceğini düşünüyor. İsa, cumhurbaşkanlığı makamına daha geniş yetkiler veren anayasa tasarısının, yönetim kurumları arasındaki ilişkileri de yeniden şekillendireceğini belirtiyor.

İsa’ya göre yeni anayasa, özellikle cumhurbaşkanı, başbakan ve parlamento arasındaki yetki paylaşımına ilişkin kronik anlaşmazlığı çözebilirse, prensipte istikrara katkı sağlayabilir. Zira Gine-Bissau’da yıllardır, özellikle yarı başkanlık sisteminde, kurumlar arasında tekrarlanan yetki mücadeleleri yaşanıyor. Yetkilerin iç içe geçmesi hükümet krizlerine, parlamentonun feshedilmesine ve zaman zaman ordunun müdahalesiyle sonuçlanan gerilimlere yol açtı.

Sorumluluğun netliği

Bu nedenle yürütme sorumluluğunun netleştirilmesi, siyasi tıkanıklık ihtimalini azaltabilir. Ancak İsa’ya göre önerilen çözüm, bizzat yeni bir sorunun kaynağı olma riski taşıyor.

İsa, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tasarının ülkeyi daha başkanlık ağırlıklı bir sisteme doğru yönlendirdiğini, cumhurbaşkanına başbakanı ve hükümeti atama ve görevden alma konusunda daha geniş yetkiler verdiğini belirtti. Tasarı ayrıca parlamentodaki sandalye sayısını 102’den 65’e, seçim bölgelerinin sayısını ise 29’dan 12’ye indirirken, adaylar ve siyasi partiler için daha ağır mali ve idari şartlar getiriyor.

İsa, bu değişikliklerin pratikte cumhurbaşkanlığı makamı karşısında parlamentonun ve siyasi partilerin ağırlığının azaltılması anlamına geldiğini düşünüyor. İsa’ya göre burada bir paradoks söz konusu: Yeni anayasa kısa vadede istikrar sağlayabilir, ancak iktidarın paylaşılması yerine tek elde toplanmasına yol açması halinde uzun vadeli istikrarsızlığın tohumlarını da atabilir.

İsa, uzun bir darbe ve ordunun siyasete müdahale geçmişine sahip bir ülkede, cumhurbaşkanı etrafında aşırı derecede merkezileşmiş bir modele dönüşün, Gine-Bissau’yu başlangıçta iktidar paylaşımına dayalı bir sistemi benimsemeye iten nedenlerden birini yeniden ortaya çıkarabileceğini ifade ediyor.

Ancak Batı Afrika’nın kıyı ülkesi Gine-Bissau’da, sık sık yaşanan darbelerin de etkisiyle siyasi atmosfer gerginliğini koruyor. Muhalefet, kamu özgürlüklerine yönelik kısıtlamaların sürdüğü bir ortamda seçmenlere referandumu boykot etme çağrısı yaptı.

1974’te ülkenin Portekiz’den bağımsızlığını kazanmasına öncülük eden Gine ve Yeşil Burun Adaları Afrika Bağımsızlık Partisi (PAIGC) yaptığı açıklamada, “Siyasi faaliyetler askıya alındı, parti merkezleri kapatıldı ve siyasi grupların referanduma katılması engellendi” ifadesini kullandı.

İstikrarın sağlanması

Askeri konsey ise değişikliğin, iktidarın sivillere devredilmesini amaçlayan ve 6 Aralık’ta yapılması planlanan yeni cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesinde kurumlarda istikrarın sağlanmasını hedeflediğini belirtiyor.

Bu kapsamda Afrika meseleleri uzmanı, muhalefetin önde gelen güçlerinden PAIGC’nin referandumu boykot çağrısının temel bir soru ortaya çıkardığını ifade etti. Uzman, anayasanın ‘evet’ oylarının çoğunluğunu alması halinde bile, muhalefetin önde gelen güçlerinin sürecin meşruiyetini baştan sorguladığı bir ortamda yeni anayasanın yeterli siyasi meşruiyete sahip olup olmayacağının sorgulanması gerektiğini belirtti.

İsa, “Bu nedenle anayasanın değerlendirilmesinin yalnızca referandum sonucuyla sınırlı tutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Belirleyici unsur, özellikle aralık ayında yapılması planlanan genel seçimlerin ardından yaşanacaklar olacak” dedi.

İsa’ya göre anayasanın rekabetçi seçimlere, cumhurbaşkanını denetleyebilecek bir parlamentoya, bağımsız bir yargıya ve ordunun siyasete müdahale etmesini önleyecek gerçek güvencelere zemin hazırlaması halinde, bu düzenleme kurumsal istikrara doğru atılmış bir adım olabilir. Ancak anayasanın geçiş dönemindeki yönetimin nüfuzunu kalıcılaştırmak ve gelecek cumhurbaşkanına etkili denetim mekanizmaları olmaksızın geniş yetkiler vermek amacıyla kullanılması halinde, demokratik açıdan daha istikrarlı bir sistem kurmaktan ziyade iktidarın cumhurbaşkanlığı lehine yeniden dağıtılması söz konusu olacak. İsa’ya göre asıl tehlike de burada yatıyor.

İsa, aralık ayında yapılacak seçimlerin yeni anayasa için gerçek bir sınav olacağı görüşünde. Yeni kurallar geniş bir siyasi rekabete ve dengeli bir temsile imkân verirse, seçimler istikrarsızlık döneminin sona ermesine katkı sağlayabilir. Ancak rakiplerin dışlanmasına, hâkim partilerin güçlenmesine ve parlamentonun rolünün zayıflatılmasına yol açması halinde seçimler, siyasi çoğulculuğun yeniden tesis edilmesi yerine yürütme erkinin hakimiyetinin pekiştirilmesine zemin hazırlayabilir.


Şin Bet, Netanyahu’nun oğlunun büyük bir tehdit nedeniyle ABD’den geri getirildiğini doğruladı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve yanında oğlu Yair Netanyahu (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve yanında oğlu Yair Netanyahu (Arşiv - AP)
TT

Şin Bet, Netanyahu’nun oğlunun büyük bir tehdit nedeniyle ABD’den geri getirildiğini doğruladı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve yanında oğlu Yair Netanyahu (Arşiv - AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve yanında oğlu Yair Netanyahu (Arşiv - AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu’nun, maruz kaldığı bir tehdit nedeniyle ABD’den İsrail’e geri döndüğü bildirildi. İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet, cumartesi günü yaptığı açıklamada Yair Netanyahu’ya yönelik zarar verme amacı taşıyan ciddi bir tehdit bulunduğunu duyurdu.

Alman Haber Ajansı DPA’nın Şin Bet’e dayandırdığı habere göre Yair Netanyahu’ya yönelik ciddi bir saldırı tehdidi tespit edildi.

Şin Bet açıklamasında, “Bunun üzerine yapılan değerlendirme sonucunda, güvenlik ekibiyle koordinasyon içinde kendisinin acilen tahliye edilerek İsrail’e geri getirilmesine karar verildi” denildi.

Teşkilat, tehdidin kaynağına ilişkin ise herhangi bir bilgi vermedi.

ABD merkezli Newsmax televizyonu bu hafta başında, Yair Netanyahu’nun Miami’de yaşadığı sırada İran bağlantılı olduğu öne sürülen bir suikast planının hedefi olduğunu bildirmişti.

Kanal, ABD’li bir kolluk kuvveti yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail istihbaratının söz konusu plandan aralık ayında haberdar olduğunu ve ABD makamlarını bilgilendirdiğini aktardı.

Şarku’l Avsat’ın Newsmax’tan aktardığı habere göre sürekli olarak İsrailli güvenlik görevlileri tarafından korunan Yair Netanyahu’ya bölgeyi derhal terk etmesi talimatı verildi. Kişisel eşyalarını dahi almadan bölgeden ayrılan Yair Netanyahu, doğrudan İsrail’e döndü ve şu anda burada yaşıyor.

Binyamin Netanyahu da geçen pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın oğullarından birine yönelik suikast girişiminde bulunduğunu söylemişti. Bu açıklama, Netanyahu’nun yardımcıları ve sağcı Kanal 14’teki destekçilerinin, ailesine ömür boyu koruma sağlanması talebini eleştiren muhaliflere yönelik saldırılarının ardından geldi.

Netanyahu’nun destekçilerine göre, Başbakan ve ailesinin tüm üyeleri hem ülke içindeki düşmanlar hem de İran tarafından ölüm tehdidi altında bulunuyor.

Netanyahu, “İnanılmaz bir şey var. İran oğullarımdan birini hedef aldı ve oğullarımdan birine suikast girişiminde bulundu” dedi.

Bu durumu aile üyelerine sağlanan güvenlik düzenlemeleriyle ilişkilendiren Netanyahu, “Bu koruma bir lüks değil. Koruma olmadan başarılı olurlar” ifadelerini kullandı. Netanyahu ayrıca seçim döneminde de itidalli davranılması gerektiğini söyledi.

Ancak bu iddialar İsrail’de dahi sorgulanmadan kabul edilmedi. Çok sayıda İsrailli, açıklamalara şüpheyle yaklaşırken, bunun seçim propagandasında kullanılan bilinen yöntemlerden biri olduğu görüşünü dile getirdi.

Netanyahu’nun üç çocuğu bulunuyor. İlk eşinden olan ve dindar bir mahallede, gözlerden uzak yaşayan bir kızı ile iki oğlu var. Netanyahu’nun kızıyla neredeyse hiç görüşmediği belirtiliyor. Oğullarından büyüğü Yair, son üç yıldır ABD’nin Miami kentinde yaşıyordu. Diğer oğlu Avner ise Londra’da ikamet ediyor. Her ikisi de anne ve babaları Sara ve Binyamin Netanyahu gibi sürekli güvenlik koruması altında bulunuyor.

Geçen ayın ortalarında İsrail iç istihbarat teşkilatı, yüksek maliyeti nedeniyle ülkede geniş tartışmalara yol açan bir kararla Sara Netanyahu’ya, eşinin ölümüne kadar devam edecek güvenlik koruması sağlanmasına karar vermişti. Karar, Bakanlar Kurulu Güvenlik İşleri Komitesi tarafından alınmıştı.

Kararın, Sara Netanyahu’nun ailesinin hayatına yönelik endişeleri ve ekim ayında yapılması planlanan seçimleri Binyamin Netanyahu’nun kaybetmesi halinde güvenlik korumasının kaldırılmasının aile üyelerini suikast girişimlerine açık hâle getirebileceği yönündeki kaygıları üzerine, ısrarlı talebiyle alındığı ortaya çıkmıştı.


Etiyopya'nın “su kullanım tazminatı” önerisi Mısır ile gerilimi tırmandırıyor

Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
TT

Etiyopya'nın “su kullanım tazminatı” önerisi Mısır ile gerilimi tırmandırıyor

Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)

Etiyopya'nın Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı krizi gölgesinde Mısır karşıtı açıklamaları devam etti. Su haklarını da kapsayacak şekilde genişleyen bu açıklamalar, eski bir Etiyopyalı bakanın, Mısır'ın su kaynaklarına yönelik bir zarara uğraması halinde ‘meşru müdafaa hakkından’ defalarca bahsetmesinin ardından, kendi hükümetini Nil sularının kullanımı karşılığında Mısır'dan ‘tazminat’ talep etmeye çağırmasına kadar vardı.

Şarku'l Avsat'a konuşan eski Mısırlı yetkililer, mevcut gerilimler çerçevesinde iki ülke arasında tırmanmadan kaçınmanın önemiyle birlikte, Etiyopya'nın bu açıklamalarına karşı siyasi ve medya düzeyinde güçlü yanıtlar verilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Aynı yetkililer, ‘Nil sularının kullanımı karşılığında tazminattan bahsedilmesinin, uluslararası hukuk kurallarına, uluslararası nehirler hukukuna ve Nil Nehri konusunda Kahire ile Addis Ababa arasında imzalanan anlaşmalara aykırı olduğunu’ vurguladı.

Jarso'nun talepleri

Etiyopya’nın eski Su Bakanı Shiferaw Jarso, Etiyopya hükümetini ‘Kahire'nin Nil sularını kullanması karşılığında Addis Ababa'ya tazminat ödemesini talep etmeye’ çağırdı. Cuma günü Etiyopya haber ajansı ENA’ya yaptığı açıklamalarda, ‘ülkesinin Nil yatağı üzerinde barajlar inşa etmeye devam edeceğini’ vurguladı.

Eski Etiyopya Su Bakanı, ‘Addis Ababa’nın daha fazla baraj inşa etme planlarına yönelik son Mısır tehditlerinin yeni bir şey olmadığını ve ülkesini nehir üzerinde ek barajlar inşa etme yolunda ilerlemekten alıkoymayacağını’ belirterek, Etiyopya'nın ‘Mısır'a akan Nil suyunun yaklaşık yüzde 86'sını sağladığına’ dikkati çekti.

Kahire ile Addis Ababa arasında, Addis Ababa'nın Nil Nehri'nin doğu kolu üzerinde inşa ettiği ve Kahire'nin kendi su payını etkilemesinden endişe duyduğu Nahda Barajı projesi nedeniyle yaklaşık 15 yıldır devam eden bir anlaşmazlık söz konusu.

vfghyju
Mısır’ın Etiyopya Barajı’nın su payına etkisiyle ilgili endişeleri (Mısır Sulama Bakanlığı)

Eski Etiyopyalı yetkilinin bu sözleri, Mısırlı ve Etiyopyalı yetkililer arasında Nahda Barajı anlaşmazlığına ve Addis Ababa'nın yeni barajlar inşa ederek mansap ülkeleri Mısır ve Sudan'a giden su akışını kontrol altına alma çabalarına dair son dönemde yapılan karşılıklı açıklamalara bir yenisini eklemiş oldu.

Mısır, izin vermeyecek

Mısırlı yetkili bir kaynak, Etiyopya'nın yeni barajlar inşa etme planlarına karşı uyarıda bulunmuş ve bir hafta önce Mısır’ın resmi haber ajansı Ortadoğu haber ajansı MENA’ya yaptığı açıklamada, “Etiyopya, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde emrivaki dayatmaya, ortak bir uluslararası su kaynağını tekelleştirmeye ve mansap ülkelerinin su hakları ile çıkarlarını tehdit etmeye çalışıyor” ifadelerini kullanmıştı. Kaynak ayrıca, ‘Mısır'ın bunun bir emrivaki olarak dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı.

Mısırlı kaynağın bu açıklamaları, Etiyopya Su ve Enerji Bakanı'nın ‘Nil sularının mansap ülkelerine doğru akışının ülkesinin kontrolü altında olacağını’ söylediği açıklamalara bir yanıt niteliğindeydi. Etiyopyalı bakan aynı zamanda, ‘Addis Ababa'nın ('Nil sularının adil kullanımı ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması olarak adlandırdığı çerçevede) Nil üzerinde ek barajlar inşa etme yolunda ilerleme niyetinde olduğunu’ da belirtmişti.

Ancak Mısırlı yetkili o dönemde, ülkesinin, Mısırlıların Nil Nehri'ndeki haklarını ve kaynaklarını korumak için uluslararası hukukun kendisine teminat altına aldığı tüm tedbirleri alacağını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) gönderdiği mektuplarda daha önce açıkladığını dile getirdi. Kaynak, Mısır devletinin sahip olduğu araçların çok çeşitli ve kapsamlı olduğunu; Mısır halkının Nil Nehri'ndeki çıkarlarını savunabilme ve bu konuda etki yaratabilme kapasitesine sahip olduğunu da vurguladı.

Abdulati’den savunma hakkı vurgusu

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, salı akşamı Sky News televizyonuna yaptığı açıklamada aynı konuyu vurgulayarak, “Suyun akışını engelleyecek herhangi bir zararın meydana gelmesi halinde, uluslararası hukuka uygun olarak kendimizi savunma hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı ve BM Şartı'nın meşru müdafaaya ilişkin 51. maddesine atıfta bulundu.

gthyjuk
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati (Dışişleri Bakanlığı’nın Facebook sayfası)

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Husam İsa ise, "Etiyopya'nın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde azami düzeyde kazanım elde etmeye çalıştığına ve Addis Ababa'nın Mavi Nil havzası ile Afrika Boynuzu'ndaki uygulamalarının tüm uluslararası sözleşmelere ve hukuk metinlerine aykırı olduğuna, ancak buna rağmen diğer ülkelerin çıkarları pahasına bu tek taraflı uygulamalara ısrarla devam ettiğine dikkati çekti.

Hukuk kuralları

İsa, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, iki taraf arasında herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınmanın önemiyle birlikte, Etiyopya'nın Nil Nehri yatağı üzerindeki yeni planlarına siyasi ve medya düzeyinde güçlü yanıtlar verilmesi gerektiği görüşünü savundu.

Uluslararası nehirlerin kullanımına ilişkin uluslararası hukuk kurallarının zarar vermeme ve önceden bildirim olmak üzere iki temel ilkeyi öngördüğüne dikkati çeken İsa, Kahire'nin Etiyopya tarafından bu ilkelere uyulmasını talep ettiğini, ancak bunun sonuçsuz kaldığını ifade etti.

1902 Anlaşması

Diğer taraftan eski Mısır Sulama Bakanı Muhammed Nasruddin Allam, Nil gibi uluslararası bir nehrin sularının kullanımı karşılığında tazminattan bahseden hiçbir yasal metin veya anlaşma bulunmadığına işaret etti. Allam, Kahire ile Addis Ababa arasında, Etiyopya'nın Mavi Nil'in sularının mansap ülkelerine akışını engelleyecek herhangi bir eylemde bulunmamasını öngören 1902 Anlaşması gibi anlaşmalar olduğunu, ancak buna rağmen Etiyopya'nın bu anlaşmayı ihlal ettiğini belirtti.

Allam, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Etiyopya ile Mısır arasında Nil sularının yönetimine ilişkin imzalanan anlaşmaların Etiyopya Parlamentosu tarafından onaylandığını, dolayısıyla geçerliliğinin ve yürürlükte olmasının sorgulanamayacağını vurguladı. Nil suları meselesinin, Afrika Boynuzu'nda yaşananlar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer gerilimlerden ayrı tutulamayacağına dikkati çeken Allam, ‘bölgesel tutumları nedeniyle su dosyası üzerinden Kahire'ye baskılar uygulandığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi de geçtiğimiz yılın ağustos ayında Ugandalı mevkidaşı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, su dosyasının, başka hedeflere ulaşmak amacıyla Mısır'a yönelik yürütülen baskı kampanyasının bir parçası olduğuna dikkat çekmişti.