Putin: Yeni bir dünya düzeninin eşiğindeyiz

Rusya Ukrayna’daki işgal girişiminin kapsamını genişletti, ABD yapımı füze rampalarını hedef aldı

Rusya Devlet Başkanı Putin, dünya düzeniyle ilgili iki farklı modelin çatıştığını söyledi. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Putin, dünya düzeniyle ilgili iki farklı modelin çatıştığını söyledi. (AFP)
TT

Putin: Yeni bir dünya düzeninin eşiğindeyiz

Rusya Devlet Başkanı Putin, dünya düzeniyle ilgili iki farklı modelin çatıştığını söyledi. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Putin, dünya düzeniyle ilgili iki farklı modelin çatıştığını söyledi. (AFP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “tek kutuplu dünyaya alternatif olarak daha adil ve sosyal odaklı yeni bir dünya düzeninin oluşmaya başladığını” ifade etti.
Küresel düzende Batı modelini sert bir şekilde eleştiren Putin, mevcut küresel düzenin ‘halkların zenginliğini yağmalamaya’ dayandığını ve Batı’nın dünyaya kendi gelecek modelini sunamayacağı yönünde bir izlenim edindiğini iddia etti.  
Rusya Stratejik Girişimler Ajansı tarafından düzenlenen ‘Yeni Dönem için Güçlü Fikirler’ başlıklı forumun genel oturumunda konuşan Putin, “Sözde yeni düzenin tüm dünyaya hakim olma modelinin adaletsiz olduğu anlaşılınca, dünyada geri dönüşü olmayan büyük değişimler meydana geldi. Tek kutupluluğa alternatif sosyal odaklı düzenin temelleri atılıyor. Hem ulusal hem de küresel düzeyde uyumlu, daha adil ve güvenli bir dünya düzeninin temelleri ve ilkeleri belirleniyor” ifadelerini kullandı.
Batı ile mevcut çatışmanın sadece Ukrayna’daki durumla ilgili olmadığını, dünya düzeniyle ilgili iki farklı modelin çatıştığını iddia eden Putin, “Batının ve kendilerini ulusların üstünde konumlandıran elitlerin mevcut küresel düzeni koruma çabalarına rağmen, yeni bir dönem geliyor. Dünya tarihinde yeni bir aşama ve yalnızca gerçekten egemen devletlerin yüksek büyüme dinamikleri sağlayabileceği, yaşam standartları ve yaşam kalitesiyle başkalarına örnek olabileceği bir dönem geliyor. Bu dönemde geleneksel değerlerin korunması ve yüksek hümanist idealler daha önemli hale gelirken, sosyal odaklı yönetim biçimleri ve kalkınma modellerine sahip ülkelerle tek kutuplu dünyaya alternatif oluşturuluyor. Bu dönemde, insan bir araç değil amaç oluyor” diye konuştu.
Ülkesinin dünyadaki değişimde önemli bir rol üstlendiğine işaret eden Rus lider, “Bu değişimden geri dönüş yok hem ulusal hem de küresel düzeyde, gelişimin önünde bir engel haline gelen mevcut düzene ya da tek kutuplu dünyaya alternatif olarak daha uyumlu daha adil bir küresel düzen şekilleniyor” dedi.
Batılı ülkelerin yalnızca kendi başarılarından dolayı değil, diğer halkları soymaları sayesinde dünyada lider konumlara geldiklerini söyleyen Putin; “Elbette bu ‘altın milyar’ (Avrupalılar) tesadüf eseri altın olmadı. Birçok şeyi başardılar doğru, ancak bu sadece hayata geçirdikleri fikirlerden kaynaklanmadı. Bu konumlarını, büyük ölçüde hem Asya’da, hem de Afrika’da diğer halkları soyarak ulaştılar. Batı basitçe dünyaya kendi gelecek modelini sunamıyor. Şimdilerde bu ‘altın milyar’ elitleri, dünyadaki diğer merkezlerin, kendi gelişim seçeneklerini sunmasından endişe ediyor’’ değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’daki ‘özel operasyonları’ yeni bir aşamaya girdi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 'özel operasyon' olarak tanımladığı savaşta Rusya'nın tek hedefinin Ukrayna'nın doğusu olmayacağını ve başka bölgeleri de kapsayacağını duyurdu. Lavrov, ‘’Ukrayna’daki özel operasyonda coğrafi hedefler artık farklı, sadece Luhansk ve Donetsk cumhuriyetleri bölgesiyle sınırlı değil, eğer Batı Kiev’e gelişmiş silahlar ve uzun menzilli füzeler vermeyi sürdürürse, coğrafi hedeflerin kapsamı genişletilecektir. Şu anda Herson ve Zaporijya ve bazı diğer bölgeler de hedefimizde, operasyon kararlı bir şekilde sürdürülüyor’’ diye konuştu.
Devlet medyasına değerlendirmelerde bulunan Rus bakan, nükleer bir çatışma ihtimaliyle ilgili soruyu; "Şüphesiz nükleer bir savaşın kazananı olmayacaktır, dolayısıyla asla bir nükleer savaş çıkmamalıdır. Bununla birlikte, nükleer güçlerin kullanımına başvurulması gereken durumları doktrinimiz açıkça ortaya koymaktadır” diye yanıtladı. Rus nükleer doktrini, Moskova’nın, ulusal güvenliğini tehdit halinde hissetmesi durumunda caydırıcı bir güç olarak nükleer silah kullanmasını öngörüyor.
Birleşmiş Milletler'in (BM) sorunun çözümünde oynaması gereken rolü hatırlatan Lavrov, “ABD ve İngiltere, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e kendi çıkarları için büyük bir baskı kuruyor. Avrupalı ülkeleri uyarıyoruz, ABD ve İngiltere güvenli bir mesafedeler ancak Avrupa’nın ekonomisi savaştan ötürü zarar görüyor, Washington sorumlu davranmıyor ve savaşın diyalogla çözülmesini istemiyor. Bazı Batılı ülkeler Kiev’i kışkırtarak savaşın sürmesini istiyor, savaşı meydanda kazanması gerektiği yönünde açıklamalar yapıyorlar, böylesi bir ortamda Kiev tarafıyla müzakerelerin bir anlamı olamaz” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerdeki mevcut siyasi elitlerin sınırlı yetenekleri olduğunu ileri süren Rus Bakan, Batılı bazı değerleri eleştirerek “Şahsen eşcinsel ve transgender değerlerin teşvik edilmesine anlam veremiyorum, belki de bunun nedeni ‘altın milyarın’ gezegendeki insan sayısını azaltmak istemesiyle ilgilidir, çünkü onlara göre mevcut kaynaklar tüm insanlar için yeterli değildir” ifadesini kullandı.
Dolaylı olarak, Rus nakliye gemilerine yönelik uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını talep eden Lavrov, “Gıda maddeleri ve gübreye yaptırım uygulanmıyor, ancak Rus gemilerinin hareketine getirilen kısıtlamalar gıda malzemelerinin taşınmasını engelliyor. Batı Rusya’ya tüm yaptırımları uyguladı, şimdi yaptırım için yeni alanlar düşünmek zorundalar” dedi.
Bu arada Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ukrayna’da savaşan birliklerini teftiş etti ve Batılı ülkelerin Ukrayna ordusuna sağladığı uzun menzilli füze rampalarının hedef alınması yönündeki talimatlarını yineledi. Öte yandan Ukrayna ordusu karşı saldırıları kapsamında bu hafta ikinci kez Rus topraklarını hedef aldı. Ukrayna topçu birliklerinin Rusya sınırındaki Kursk bölgesine saldırı düzenlediği bildirildi. Ayrılıkçı Donetsk yönetimi, Ukrayna birliklerinin son 24 saat içinde, Donetsk’e 67 kez saldırı düzenlediğini ve çeşitli kalibrelerde 437 top ve havan topu fırlattığını açıkladı. Aynı kapsamda Moskova tarafından Zaporijya bölgesine atanan Askeri-Sivil Yönetim Başkanlığı üyesi Vladimir Rogov, Ukrayna’ya ait 3 adet kamikaze tipi insansız hava aracının (İHA) bölgedeki nükleer elektrik santraline saldırı girişiminde bulunduğunu, santralin çevresinde maddi zarar oluşurken santralin işleyişinde bir aksama olmadığını belirtti. Bu arada ayrılıkçı Luhansk yönetimi askeri sözcüsü Andrei Maruchko, Ukrayna ordusunun bölgedeki güçlerine takviye birlikler gönderdiğini, yerel istihbarat servislerinin bu birlikler arasında yabancı savaşçıların ve askeri uzmanlarının da bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, hava kuvvetlerinin yüksek hassasiyetli silahlarla Ukrayna ordusunun 14. Mekanize Birliğinin Donetsk bölgesinde Soledar yerleşim biriminde bulunan füze ve topçu deposunu vurduğunu, saldırı sonucunda 19 askeri zırhlı araç ve 40’a yakın milliyetçi gücün etkisiz hale getirildiğini söyledi. Rus hava kuvvetlerinin yüksek hassasiyetli silahlarla Odessa bölgesinde Usatovo yerleşim birimi yakınlarında, ABD üretimi Harpoon füze sistemi fırlatıcısını yok ettiğini belirten Konaşenkov, denizden fırlatılan yüksek hassasiyetli füzelerle Odessa bölgesinde Daçnoye yerleşim birimi yakınlarında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin 35. Deniz Tugayına ait yedek askerlerin eğitildiği geçici konuşlanma noktasının da vurulduğunu ve 200 askerin imha edildiğini kaydetti. Rus sözcü ayrıca, Rus savaş uçaklarının, hava mücadelesinde Mikolayiv bölgesinde Snigirevka yakınlarında Ukrayna hava kuvvetlerine ait bir Mig-29 savaş uçağı ve Donetsk bölgesinde bir Su-25 savaş uçağını düşürdüğünü, Rus hava savunma sistemlerinin bir günde 4 Ukrayna insansız hava aracını imha ettiğini açıkladı.



İran teslim mi olacak yoksa Trump güç açığı ile mi çarpışacak?

İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
TT

İran teslim mi olacak yoksa Trump güç açığı ile mi çarpışacak?

İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)
İran rejimi tarafından “casus yuvası” olarak adlandırılan Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğinin dış duvarlarına çizilmiş bir duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Şubat 2026(AFP)

Elie Kuseyfi

Dünyada hiçbir uluslararası veya bölgesel kriz, her türlü olasılığa ve senaryoya açık olan İran krizi kadar karmaşık değildir. Burada, Donald Trump dikkatlice düşünmek ve seçeneklerini tartmak zorunda kalıyor. Burada, ABD Başkanı, gerçekte bunu yapamasa bile, Rusya-Ukrayna savaşı hakkında söylediği gibi, sorunu 24 saat içinde çözebileceğini söyleyemez. Gazze'deki ateşkes anlaşması sırasında söylediklerini söyleyemez. O zaman hiçbir tarihsel mantığa dayanmayan kendi değerlendirmesine göre üç bin yıllık bir krizi kısa sürede çözdüğünü iddia etmişti.

lmj
Basra Körfezi'ndeki USS Abraham Lincoln (CVN 72) uçak gemisine iniş yapmak üzere pistte ilerleyen bir F/A-18E Super Hornet uçağı, 23 Kasım 2019 (Reuters)

 Bir kıyaslama daha yaparsak, Venezuela krizi Trump'a Beyaz Saray'ın “arka bahçesinde” güneşli bir günde yapılmış bir gezinti gibi görünebilir, nitekim pratik olarak rejimin başını gövdesinden ayırmış olan Caracas operasyonunun Tahran'da tekrarlanması, ABD'nin İran meselesine yaklaşımında varsayımsal senaryolardan biri. Ancak iki krizi karşılaştırırken en önemli nokta, bu yılın başında düzenlenen Caracas operasyonunun, dünya çapındaki sorunlarla başa çıkmada yeni bir Amerikan yaklaşımını veya tarzını yansıtmasıdır.

Bu noktada, heyecan verici bir televizyon şovu gibi uluslararası sahneyi şok etmeyi ve hayrete düşürmeyi amaçlayan operasyonun yürütülme biçiminin, Başkan Trump'ın gerçeklik televizyonuna benzer şekilde gösteri, heyecan ve sürpriz düşkünlüğünü yansıttığını varsaymak bir yanılgı olabilir. Aksine, bu şok taktiği, ABD'ye yönelik gerçek Çin meydan okuması karşısında, uluslararası krizlerle başa çıkmak ve yeni uluslararası düzenin hatlarını şekillendirmek veya ABD'nin bu düzen içindeki baskın konumunu korumak için yeni bir Amerikan stratejisinden başka bir şey değildir. Nitekim ABD’nin hiçbir politika veya stratejisi artık bu meydan okumadan ayrı tutulamaz. Dahası bu, bir yıl, iki yıl veya hatta on yıl sürecek bir meydan okuma değil; muhtemelen bir yüzyıl boyunca sürecek bir meydan okumadır.

Bu durum, ister Venezuela örneğinde olduğu gibi “sürpriz” yaklaşımını sürdürmeye çalışma, ister İran ile herhangi bir ilişkiyi Çin'in küresel yükselişini engellemenin bir parçası olarak çerçevelendirme açısından olsun, ABD yönetimi ve Başkan Trump için İran meselesinde de geçerli. Burada, Donald Trump ve George W. Bush arasındaki farka ve temsil ettikleri iki Amerikan dönemine işaret etmekte fayda var. Bush ve neo-muhafazakâr danışmanları, Ortadoğu'daki, özellikle Irak'taki askeri harekâtlarını biraz çarpıtma da olsa idealist bir bahaneyle çerçevelediler. O da Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve “tarihin sonu”nun bir sonucu olarak demokrasi ve liberal değerleri yaymak.

Şimdi ise Trump ve yönetimi, politikaları ve askeri müdahaleleri için herhangi bir “idealist” başlık belirlemiyorlar. Aksine, bu politikalar ve müdahaleler, önceki yönetimlerin “misyoner” yaklaşımına bir yanıt niteliğindedir; bu yaklaşımın ABD'yi zayıflattığına veya gücünü artırmadığına, dolayısıyla Çin'in ekonomik ve stratejik fırsatlarını güçlendirdiğine inanıyorlar. Bu durum, Trump'ın ikinci dönemindeki politikalarının kişisel tarzını ve uluslararası ilişkiler ile dünyaya yönelik faydacı vizyonunu yansıttığı fikrini bir kez daha dışlıyor. Zira bunlar, hem biçim hem de içerik olarak, ABD'nin Çin'in yükselişini kontrol altına almak ve Amerikan hegemonyasının dünya çapında gerilemesini veya çöküşünü önlemek için yaptığı reaktif veya düzeltici girişimlerdir.

İki Amerikan dönemi arasında

Bu, Trump ile selefleri arasındaki sadece bir tarz farkı değil, özünde, yüzyılın başından bu yana ABD'de ve dünyada meydana gelen dönüşümlerin bir kanıtıdır. Yüzyılın başında, ABD sadece askeri olarak değil, ekonomik olarak da rakipsiz bir güç olarak hareket ediyordu. Ancak şimdi, Çin-ABD ticaret ve teknolojik rekabeti göz önüne alındığında, durum tamamen farklı; bu rekabette Çin, agresif ve çok tehlikeli bir rakip gibi görünüyor.

Trump yönetimi, İran nükleer dosyada, balistik füze ve milis güçler dosyalarında tavizler verse bile, İran ile geleneksel bir anlaşmayla yetinemez

 Bu nedenle, Trump'ın ikinci dönem için seçilmesi, bu tehlikeye yönelik kolektif Amerikan farkındalığının bir sonucuydu. Bu, Washington'un çıkarlarına ve “özgürce” hareket etme gücüne artık hizmet etmeyen liberal kurallara sahip bir uluslararası sistemi savunma, parlak başlıklar belirleme lüksünü ortadan kaldırıyor. Zira bu kurallar artık Washington'u kısıtlıyor ve başta Pekin olmak üzere rakiplerini kontrol altına almak için yeterli araçlar sağlamayan geleneksel uluslararası ilişkiler seyrine hapsediyor.

Bu nedenle, Trump'ın kişisel tarzı ile yönetiminin stratejisi ve hatta Trump'ın ikinci döneminin başlamasıyla birlikte geçirdiği dönüşümlerden sonra Amerikan “derin devletinin” stratejisi arasındaki bu kasıtlı ve sistematik örtüşme, şimdi İran meselesinde en ciddi ve ağır sınavı ile yüzleşiyor. Amerikan ordusunun İran'a yönelik bir saldırıya hazırlık olarak Ortadoğu'ya en büyük cephaneliği yığmasının ardından, Venezuela'daki Amerikan eylem hızının Tahran örneğinde tekrarlanmadığı görüldü. Bu durum, İran meselesiyle ilgili karmaşık hesaplar karşısında Amerikan gücünün sınırlılığını göstermiştir. Bu da Amerikan gücünün hızlı ve “kesin” hedeflere ulaşmadaki yetersizliğini gösterdi ya da neredeyse gösterdi. Trump için daha da önemlisi, İran rejimine yönelik tehditlerin çıtasını en yüksek noktaya çıkardıktan ve protestoculara destek sözü verdikten sonra, her ne kadar İran'ın yaklaşık 800 protestocuyu -bu rakamdan kendisinden başka kimse bahsetmedi- idam etmekten onun sayesinde vazgeçtiğini iddia etse de, tehditlerini ve vaatlerini yerine getirmekten geri adım atmış gibi görünmesidir.

Askeri yığınak ile orantılı bir anlaşma

Her ne olursa olsun, Trump, kendisinin de defalarca bahsettiği bu devasa Amerikan askeri yığınağı karşısında, İran'a karşı kesin ve kararlı bir saldırı düzenlemekten ancak bu yığınak ile orantılı bir anlaşma ile kaçınabilir. Bunu da öncelikle, kasım ayındaki ara seçimlerde sandık başına gidecek Amerikalı seçmene yığınağın maliyetini haklı göstermek, ikincisi, anlaşmanın büyüklüğü aynı zamanda ABD'nin İran'a karşı caydırıcılık gücünün büyüklüğüyle de ölçüleceği için yapmalıdır. Bu, bölgedeki eşi benzeri görülmemiş ABD askeri yığınağının temel bir işlevidir: Washington, bu yığınak ile İran'a karşı caydırıcılığını en üst düzeye çıkarmayı, böylece İran'ın bölgedeki ABD çıkarlarına ve üslerine karşı misilleme yapma gücünü engellemeyi, geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaşta olduğu gibi İsrail'i hedef alma ve zarar verme kapasitesini zayıflatmayı amaçlamıştır.

Bu nedenle, Washington ve Tahran arasında yeniden başlaması planlanan müzakerelerin, önceki haziran görüşmelerinde ele alınan konuları kapsayacağı fikri, İran durumunu çevreleyen iç ve dış bağlamlarla, özellikle de 3 Ocak'taki Caracas operasyonuyla ortaya konan yeni ABD dinamiğiyle tutarsız görünüyor. Bu, Trump yönetiminin, İran nükleer dosyada, balistik füze ve milis güçler dosyalarında tavizler verse bile, İran ile geleneksel bir anlaşmayla yetinemeyeceği anlamına geliyor. İki taraf arasında olası bir anlaşmanın ardından, İran'ın ABD'ye yaklaşımında mutlaka bir değişiklik olması gerekiyor.

Rejim değişikliği Trump ve ekibi için öncelik olmasa bile, bu, ister askeri bir saldırı yoluyla olsun ister olmasın, İran rejimi içinde bir tür değişiklik olmadan, Trump'ın bölgedeki Amerikan askeri yığınağının boyutu ile orantılı bir başarı elde edebileceği anlamına gelmiyor. Burada değişiklik, anlaşmanın kendisiyle bağlantılı; yani, bu olası anlaşma, İran rejimindeki bir değişikliğin veya değişim duyurusunun sonucudur. Başka bir deyişle, İran rejimi, Amerikan yönetimiyle karşılıklı olarak kazandıran bir anlaşma yapmaya hazır ve kudretli hale gelmelidir.

Trump'ın İran'a karşı askeri saldırıyı ertelemesi ve diplomasiye şans vermesi, askeri seçenek karmaşık hesaplar ve hassas denklemler içerse bile, Beyaz Saray ve Pentagon'da bu seçeneğin masadan kalktığı anlamına gelmez

Burada, Çin'in küresel yükselişini sınırlamaya dayalı ana Amerikan stratejisine geri dönelim ki bu İran için de geçerlidir. İran ve Washington arasında yapılacak herhangi bir anlaşma, Washington'un görüşüne göre, Çin'i İran içinde sınırlama ile sonuçlanmalıdır. Bu sınırlama petrol ile başlayıp, İran'ın dünyanın ikinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip olduğu hesaba katılırsa doğalgaza ve nadir toprak minerallerine kadar uzanmaktadır.

sdfrgt
İran füzeleri, Tahran'daki bir parkta sergilendi, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Trump'ın 2018'de İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin büyük ölçüde anlaşmanın İran'ı Amerikan pazarlarından ziyade Avrupa pazarlarına açmasından kaynaklandığını unutmamalıyız. Hal böyleyken, özellikle ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları ve küresel ekonomik ve teknolojik rekabet ortamında, ABD İran’ın Çin’e açık olmasını kabul edebilir mi? Trump ve ekibi için İran meselesinin özü budur. Bu, sadece bölgesel bir mesele değil, özellikle Çin, Rusya ve ABD arasındaki uluslararası bağlantıları göz önüne alındığında uluslararası bir mesele olan bu dosyadaki başarılarının veya başarısızlıklarının ölçüleceği yerdir.

Trump ve Hamaney arasında

Bu boyutlara ek olarak, ABD’nin İran'a karşı azami baskı yaklaşımında göz ardı edilemeyecek kişisel bir boyut da var. Bu çatışmanın bir kısmı, tamamen farklı dünyalardan iki adam arasında yaşanıyor; İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Donald Trump. Dini Lider, Amerikan Başkanını tekrar tekrar kışkırtıp, kendisine karşılık vermeye zorlayarak ona meydan okumayı başardı. Bunun son örneği, ABD'nin İran'a saldırması durumunda Hamaney'in bölgesel bir savaş başlatma kudretine sahip olup olmadığını göreceğini söylemesiydi. Trump, Hamaney'e karşılık vermeye ne kadar çok çekilirse, onunla arasındaki çatışmayı çözme yükümlülüğü de o kadar artıyor. Bu, dünyanın efendisiymiş gibi davranan ve kimsenin ona meydan okuyamayacağını düşünen Amerikan Başkanı için bir meydan okumadır. Söz konusu meydan okuma ise İran rejimi ile Amerikan yönetimi arasında devam eden çatışmaya ek bir karmaşa katıyor. Bu nedenle ya Trump, Amerikan iç siyasetinin taleplerinden bölgesel müttefiklerin çekincelerine kadar uzanan İran meselesinin karmaşıklığı karşısında “güç açığı” ile çarpışabilir ve bu nedenle geri adım atmak için güvenli çıkış yolları ve sözlü formüller arayabilir. Yahut İran rejimi, müzakerelerde büyük bir taviz verdikten sonra Amerikan taleplerine “teslim” olabilir ve bu kez de İran rejimi istismar edebileceği her türlü sözlü çıkış yolu arayabilir.

Trump'ın İran'a karşı askeri saldırıyı ertelemesi ve “diplomasi”ye şans vermesi, Beyaz Saray ve Pentagon'da askeri seçeneğin masadan kalktığı anlamına gelmediğini de göz ardı etmemek gerekir. Ancak bu seçenek, “kararlı” bir saldırı ile Trump'ın seçmenlerine verdiği söze dayanarak tam ölçekli bir savaştan kaçınmayı dengeleyen karmaşık hesaplar ve hassas denklemler içeriyor. İranlıların kendileri bile, iç gerilimler göz önüne alındığında, böyle bir saldırının protestocuları tekrar sokaklara dökebileceğini göz ardı etmiyorlar. İran rejimi, gerekli ekonomik çözümlerden yoksun olduğu ve ABD ile bir anlaşmaya varmadığı sürece, bu gerilimleri geleneksel yollarla kontrol altına alamayacaktır. Protestocularla tüm mümkün olan müzakere kanalları çöktükten sonra onları sindirmek için kullandığı acımasız baskı da bunu gösteriyor. Bu, İran rejiminin gidişatında bir kopuştur ve Batılı uzmanlar bunu, Hafız Esed rejiminin gidişatında 1982’deki Hama katliamından sonra yaşanan kopuşla karşılaştırmaya başladılar. Dolayısıyla Amerikan baskısı ve müdahalesi senaryoları ne şekilde olursa olsun, bunlar doğal olarak önemsiz değildir ve daha da önemlisi, Trump'ın ikinci dönemi için de önemli bir dönüm noktası oluşturacaklardır.


Üç Amerikan savaş gemisi Haiti açıklarına ulaştı

Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
TT

Üç Amerikan savaş gemisi Haiti açıklarına ulaştı

Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)
Port-au-Prince'te bir çocuk, çete şiddeti nedeniyle yerinden edilen ailelerin kaldığı barınakta uyuyor, (AP)

ABD askeri yetkilileri, iktidardaki cumhurbaşkanlığı cuntasının iktidara tutunmaya çalıştığı ve uyuşturucu kartellerinin şiddetinin arttığı bir dönemde, Amerikan savaş gemilerinin Haiti kıyılarına ulaştığını duyurdu.

ABD'nin Haiti Büyükelçiliği'nin X platformunda dün yayınladığı açıklamaya göre, ABD savaş gemileri USS Stockdale, USCGC Stone ve USCGC Diligence, Port-au-Prince Körfezi'ne girerek "Amerika Birleşik Devletleri'nin Haiti'nin güvenliği, istikrarı ve geleceğine olan sarsılmaz bağlılığını yansıtıyor."

Büyükelçilik açıklamasında, filonun "Savaş Bakanı Pete Hegseth'in talimatıyla", Karayipler ve Doğu Pasifik'teki uyuşturucu kaçakçılarını hedef alan ve şimdiye kadar uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen teknelere düzenlenen hava saldırılarında 100'den fazla kişinin ölümüne yol açan "Güney Mızrağı Operasyonu"nun devamı olarak gönderildiği belirtildi.

Haiti'de, dokuz üyeli geçiş dönemi başkanlık konseyinin görev süresinin 7 Şubat'ta sona ermesi öncesinde gerilim artıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Konsey istifa etmeyi kabul etmesine rağmen, bazı üyeleri, ABD yetkililerinin görev sürelerinin cumartesi günü sona ereceği yönündeki uyarılarını dikkate almadan geçiş dönemi yönetimi projelerine devam ediyor.

Çete şiddeti, eski Başbakan Ariel Henry'nin 2024 yılında istifa etmesine yol açtı. Ülke 2016 yılından beri seçim yapmadı; bu durum, hükümet otoritesinin çökmesine ve güvenlik, sağlık ve ekonomik krizlerin daha da kötüleşmesine neden oldu.

Haiti, Batı Yarımküre'nin en yoksul ülkesi olup, topraklarının büyük bir bölümü, düzenli olarak cinayet ve tecavüz işleyen rakip silahlı çetelerin kontrolündedir. Amerika Birleşik Devletleri yakın zamanda, bu çeteleri desteklemekle suçlanan üst düzey Haitili yetkilileri hedef alan yeni vize kısıtlamaları açıkladı.


ABD Sahil Güvenliği: "Karanlık Filo"ya ait yaklaşık 800 gemi dünyada geziyor

 4 Aralık 2022'de Rusya'nın Nakhodka Körfezi'nde bir ham petrol tankeri yanaşıyor (Reuters)
4 Aralık 2022'de Rusya'nın Nakhodka Körfezi'nde bir ham petrol tankeri yanaşıyor (Reuters)
TT

ABD Sahil Güvenliği: "Karanlık Filo"ya ait yaklaşık 800 gemi dünyada geziyor

 4 Aralık 2022'de Rusya'nın Nakhodka Körfezi'nde bir ham petrol tankeri yanaşıyor (Reuters)
4 Aralık 2022'de Rusya'nın Nakhodka Körfezi'nde bir ham petrol tankeri yanaşıyor (Reuters)

Bir ABD Sahil Güvenlik subayı dün yaptığı açıklamada, yaptırımlar altındaki "karanlık filo" olarak adlandırılan gemilerden 800'e yakınının dünya çapında seyrettiğini ve bunlardan sadece birkaçının ele geçirildiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı habere göre aralık ayında ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya giden ve gelen yaptırım uygulanan petrol tankerlerinin izlenmesi emrini vermişti; bu kampanya şimdiye kadar ABD güçlerinin yedi gemiye el koymasıyla sonuçlandı.

Tuğamiral David Baratta, bir kongre oturumunda, “İran, Venezuela, Çin ve Rusya arasında yaptırım uygulanan Karanlık Filo'ya ait 600 ila 800 arasında gemi olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.

Ele geçirilen gemilerin yalnızca bu filonun “çok küçük bir yüzdesini” temsil ettiğini ifade etti.

Baratta, Karanlık Filo gemilerinin konumlarını ve kimliklerini gizlemek için çeşitli yöntemler kullandığını belirterek, “sahte belgeler, sahte sahiplik ve imha edilen gemilerin kimlikleri” gibi yöntemleri örnek gösterdi.

Washington, Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı; burada uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığını iddia ettiği teknelere saldırdı, yaptırımlara tabi petrol tankerlerine el koydu ve 3 Ocak'ta Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir askeri operasyon gerçekleştirdi.

Son haftalarda Amerika Birleşik Devletleri tarafından ele geçirilen gemiler arasında, ABD güçlerinin Venezuela kıyılarından Kuzey Atlantik'e kadar takip ettiği, Rusya ile bağlantılı bir gemi de bulunuyordu.

Aynı dönemde, Fransız donanması geçen ay Akdeniz'de Rusya bağlantılı bir petrol tankerini durdurdu ve eylül ayında Rusya bağlantılı başka bir geminin ele geçirilmesinin ardından, gemiye bir Fransız limanına kadar eşlik etti.