Fransa İsrail-Filistin barış süreci için devreye girdi

Fransa, barış süreci çabalarını yeniden başlatmak için çalışmaya hazır

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, dün başkent Paris'te Elysee Sarayı'nda düzenledikleri ortak basın toplantısında Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı dinlerken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, dün başkent Paris'te Elysee Sarayı'nda düzenledikleri ortak basın toplantısında Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı dinlerken (AFP)
TT

Fransa İsrail-Filistin barış süreci için devreye girdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, dün başkent Paris'te Elysee Sarayı'nda düzenledikleri ortak basın toplantısında Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı dinlerken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, dün başkent Paris'te Elysee Sarayı'nda düzenledikleri ortak basın toplantısında Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı dinlerken (AFP)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Avrupa'daki ikinci durağı Paris’ti. Abbas, 4 Haziran'da yaptıkları telefon görüşmesinde aldığı davet üzerine dün öğleden sonra Elysee Sarayı'nda bir araya geldiği Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan duymak istediklerini duydu.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Abbas ile görüşmesi öncesindeki açıklamaları Filistin tarafını memnun etti. Şiddetin her an (yeniden) patlak verebileceği konusunda uyaran, isim vermeden İsrail’i 2014 yılından bu yana siyasi çözüme giden yolda ilerleme kaydedilememesinden sorumlu tutan ve siyasi yolda ilerlemeye devam etmesi için başta yerleşim birimlerinin inşası ve Filistinlilerin mülklerine el konulması olmak tamamı uluslararası hukuka aykırı olan ve yan yana yaşayan iki devletin kurulmasını engelleyen eylemler olmak üzere sahadaki tek taraflı adımlara son verilmesini şart koşan Filistin Yönetimi, ‘eylem çağrısında bulunmaktan ve derin siyasi nedenlere değinmekten’ çekinmedi. Cumhurbaşkanı Macron, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen barış çabalarını yeniden başlatmaktan başka seçeneğin olmadığını söyledi. Güvenilir bir siyasi ufuk bulmak için tüm iyi niyetli taraflarla birlikte çalışacağını teyit eden Fransa Cumhurbaşkanı, siyasi süreci yeniden başlatmaya ve uluslararası toplumu adil ve kalıcı bir barışın önünü açacak bir çözüme ulaşmak için harekete geçirmeye hazır olduğunu söyledi. Ancak Macron, bu süreçte önünde bir takım zorlukların olduğu ve içinde bulunulan durumun belki de en zoru olabileceğini, fakat mücadele edilmesi gereken hakların bunu gerektirdiğini göz ardı etmiyor.
Macron’un açıklamaları, Mahmud Abbas’ın Beytüllahim’de bir araya geldiklerinde istediğini söylemekten çekinmeyen ABD Başkanı Joe Biden'dan duyduklarından tamamen farklıydı. Biden, Abbas ile Beytullahim’deki görüşmesi sırasında herhangi bir barış planı yapmayacağını, mevcut durumun buna uygun olmadığını ve tarafların müzakereleri yeniden başlatmaya istekli olduklarını gördüğünde harekete geçebileceğini söylemişti.
Paris’teki diplomatik kaynaklar, 5 Temmuz’da İsrail Başbakanı Yair Lapid’i Paris’te ağırlayan Macron’un, ‘İsrail'in Yahudi ve demokratik bir devlet olarak kalması için iki devletli çözümü desteklediğinin kimse için bir sır olmadığını’ vurgulayan Yair Lapid ile olan yakın dostluğuna yatırım yapmak istediğini söylediler. Macron'un 2016 yılında Cumhurbaşkanı François Hollande hükümetinde Ekonomi Bakanı olarak görev almasından bu yana Lapid ile uzun süredir devam eden bir dostluğu olduğu biliniyor. Ancak Macron’un durumu karıştırabileceğini düşünen aynı kaynaklar, üç nedenden ötürü oldukça karamsar bir tablo çiziyorlar. Kaynaklara göre bu nedenlerin ilki, Fransa’nın İsrail tarafını etkilemesini sağlayacak yeterli ağırlığa sahip olmaması ve bu yüzden Avrupa’nın ağırlığına başvurmak zorunda kalacak olması. Fakat buradaki asıl zorluk, dış politikada uzlaşı ilkesine göre hareket eden Avrupa Birliği’nin (AB) kendi içinde bölünmüş durumda olması. Macaristan, Almanya ve diğerleri gibi İsrail'i hiçbir şekilde rahatsız etmek istemeyen ülkeler var. İsrail, Filistin tarafına daha fazla tolerans gösterdiğini düşündüğü için Avrupa'nın siyasi bir rol oynamasına hiçbir zaman izin vermedi.
İkinci neden, İsrail’de 1 Kasım'da genel seçimlerin yapılacağı ve Lapid’in başbakanı olduğu hükümetin geçici bir hükümet olmasından dolayı böyle bir adımı atma yetkisinin olmaması. Üçüncü neden ise Biden'ın önümüzdeki sonbaharda ara seçimler gibi bir sınav verecek olması ve anketlerde Demokratların Kongre'deki zayıf çoğunluğu kaybedeceğine işaret etmesi. Bu durum kısmen de olsa dikkatini ara seçimlere vermesi ve herhangi bir siyasi girişimden kaçınmasını açıklıyor. Biden’ın başkanlık seçimleri sırasında verdiği Kudüs'teki ABD Konsolosluğu’nu yeniden açma sözü halen geçerli ve belki de hep bir vaat olarak kalmaya devam edecek.
Analistler, ABD’liler arasında Filistin-İsrail dosyasının, İsrail varlığının ABD içindeki güçlü boyutu nedeniyle art arda göreve gelen ABD yönetimleri için bir dış politika konusu olarak görülmediğini düşünüyor. Görüşlerine başvurulan kaynaklar özetle, Macron'un bu yönde adım atma ve yardım etme arzusunun takdire şayan olduğuna, ancak ABD ile ortak hareket etmek istemediği sürece pratik bir sonuca varamayacağına inanıyorlar.
Bununla birlikte, Macron’un özellikle barış dosyasında ABD’nin bıraktığı boşluktan yararlanmak isteyebileceğini ve Filistin tarafına en azından mali yardım sağlayabileceğini düşünen bazı kaynaklar ise Lübnan, Irak, Libya ve Sudan dosyalarındaki aktifliğinin aksine Filistin-İsrail dosyasında pasif olduğu beş yıllık ilk dönemi boyunca dış politikasında bu konuda herhangi bir jest yapmayan Fransa Cumhurbaşkanı'nın vaatlerinin ciddiyetini sorguluyorlar. Bu kaynaklar, Macron’u dün geride durduğu dosyada bugün öne çıkmasının nedenleri merak ettiklerini vurguladılar.
Macron ve Abbas’ın, Elysee Sarayı'nda düzenledikleri ortak basın toplantısında, iki yazılı kısa açıklama okumakla yetinip bu konuda gazetecilerden hiçbir soru kabul etmemeleri dikkati çekti.
Abbas, Macron’un aktif rolü ile ilgili olarak açıkça şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı, ilgili Avrupa ​​ve Arap ülkeleriyle iş birliği içinde ve uluslararası hukuk temelinde, İsrail'in 1967 sınırlarındaki topraklarımızı işgaline son verecek ve bölgemizde barış çabalarını ilerletecek gerekli girişimleri ve hamleleri başlatmadaki rolünüze güveniyoruz. Bizler, Filistin’in başkenti Doğu Kudüs dahil İsrail’in 1967 sınırlarındaki topraklarımız üzerindeki işgalinin sona ermesini sağlayacak olan uluslararası hukuk temelinde bir barışa ulaşmak için sizinle birlikte çalışmaya hazırız.”
Macron'un Elysee Sarayı'nda İsrail'i yerleşim birimleri inşa etmeyi sürdürmesi, Filistinli ailelerin yerlerinden edilmeleri, tacizlere uğramaları, evlerinin yıkılması, günlük olarak işlenen cinayetler, Hristiyan kiliseleri de dahil olmak üzere çeşitli mülklere ve arazilere el koyulması, yerleşimci faaliyetlerin ve işgalin devam etmesi, Kudüs'ün statüsünü değiştirme çabaları, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddeti, art arda yaşanan saldırılar nedeniyle suçlaması Abbas’ın duymak istediği ifadelerdi. Fransa Cumhurbaşkanı, ayrıca İsrail ordusu tarafından öldürülen gazeteci Şirin Ebu Akil cinayetinden sorumlu olanlardan hesap sorulmasını istedi. Filistin Devlet Başkanı Abbas, tıpkı her fırsatta olduğu gibi, Fransa'nın Ortadoğu'da uluslararası kararlara dayalı iki devletli çözümün yanı sıra Filistin halkının özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazanmasını sağlayacak adil ve kalıcı bir barışa yönelik destekleyici tutumlarına övgüde bulundu. Abbas, Paris’in Filistin kurumlarının inşası ve ekonomisinin desteklenmesi konusundaki adımlarını da takdir etti.
Paris’in çalışmalarının AB’nin çalışmalarının ayrı düşünülemez. Bu yüzden Mahmud Abbas, Brüksel'e, işgalden kurtuluncaya kadar Filistin halkının istikrar ve güvenliğini sağlamadaki ve ekonomik şartlarını iyileştirmedeki önemli ve devam eden rolü için teşekkür ederken her iki lider de AB ve üyesi olan ülkeler tarafından sağlanan bu siyasi ve ekonomik desteğin sürdürülmesinin önemini vurguladılar.
Ancak Filistin tarafının, ‘yaşayabilir ve coğrafi olarak bölgeleri birbirine bağlı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması’ temelinde AB ülkelerinden istediği ve ortak resmi politikası siyasi çözüm çağrısına dayanan bir girişim var. Söz konusu girişim, ‘Tüm dünyada 134 ülke tarafından Filistin Devleti’nin Resmi Olarak Tanınması’ başlığını taşıyor. Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi aktif Batılı ülkeler tarafından tanınmak isteyen Filistin tarafı, böyle bir gelişmenin, siyasi süreçte etkisinin ve ağırlığının olacağına inanıyor. Fransa Parlamentosu, eski Cumhurbaşkanı François Hollande döneminde, hükümete Filistin devletini tanıma çağrısında bulunan bir oylama gerçekleştirmişti.
Fakat Paris halen tereddütlü davranmaya devam ediyor. Çünkü Filistin’in tüm Avrupa ülkeleri tarafından ortak olarak tanınmasının daha iyi olacağına inanıyor. Ancak bunun asıl sebebinin art arda iktidara gelen Fransız hükümetlerinin İsrail ile ilişkileri koparmak istememesi olduğuna inananlar var. Özellikle Paris’in Filistin’i tek taraflı olarak tanıması, gelecekte arabuluculuk görevi ya da herhangi bir aktif rol üstlenmesini imkansızlaştıracaktır. Bugün dahi Paris’in özellikle Filistin-İsrail meselesine ciddi şekilde girme niyetinde olması halinde böyle bir adım atması ihtimali oldukça zayıf. Bunun olacağını düşünmek için ziyadesiyle iyimser olmak gerektiriyor.



İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
TT

İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)

Axios'a konuşan bir İsrailli yetkili ve başka bir bilgili kaynağa göre üst düzey Suriyeli ve İsrailli yetkililer bugün Paris'te bir araya gelerek yeni bir güvenlik anlaşması için müzakereleri yeniden başlatacaklar.

Bu çabalar, yeni müzakere turunda arabuluculuk yapacak olan Başkan Trump'ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack tarafından yönetiliyor. Toplantılar, Suriye'nin güneyinde silahsızlanma ve Esed rejiminin düşüşünden sonra İsrail'in işgal ettiği Suriye bölgelerinden çekilmesini içeren bir güvenlik anlaşmasına varılmasını amaçlıyor.

 Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)

Görüşmelerin iki gün sürmesi bekleniyor ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, yeni bir İsrail müzakereci grubuyla görüşmelere katılacak.

Bu, yaklaşık iki ay sonra yapılacak beşinci tur görüşmeler olacak. Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre bu haberin önemi, Trump yönetiminin hem İsrail'e hem de Suriye'ye, sınırlarındaki güvenlik durumunu istikrara kavuşturacak ve gelecekte diplomatik ilişkilerin normalleşmesi yolunda ilk adım olabilecek bir anlaşmaya varmaları için baskı uygulamasında yatıyor.

Kaynağa göre Trump, Netanyahu'dan görüşmeleri yeniden başlatmasını ve mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak için ciddi müzakereler yürütmesini istedi. Üst düzey bir İsrailli yetkiliye göre Netanyahu bunu kabul etti, ancak herhangi bir anlaşmanın İsrail'in kırmızı çizgilerine uyması gerektiğini vurguladı.

 İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)

İki taraf arasındaki büyük anlaşmazlıklar ve İsrail'in baş müzakerecisi Ron Dermer'in istifası nedeniyle görüşmeler çıkmaza girmişti.

Amerikan internet sitesi, Netanyahu'nun Paris'teki toplantı öncesinde, yakın arkadaşlarından biri olan İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'ın başkanlığında yeni bir müzakere ekibi atadığını bildirdi. Netanyahu'nun askeri danışmanı, Mossad başkanlığı adayı General Roman Gofman ve Netanyahu'nun ulusal güvenlik danışmanı Gil Reich'ın da toplantıya katılması bekleniyor.

İsrail'in Washington Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.


Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
TT

Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)

Çeşitli kaynaklar, cumartesi günü Kuzey Darfur eyaletinin Zerk ve Ghurair bölgelerinde bir hastane ve bir pazarı hedef alan bombalı saldırıda 64'ten fazla sivilin öldürüldüğünü doğrularken, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün Sudan ordusunu saldırının arkasında olmakla suçladı ve saldırının bir insansız hava aracı (İHA) tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Sivil koalisyon Sumud, el-Zerk Hastanesi ve Ghurair pazarının bombalanmasını kınadı ve bağımsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulunarak, acil insani ateşkes çağrısını yineledi.

Öte yandan, Sudan Elektrik Şirketi, Kuzey Kordofan Eyaleti'nin başkenti el Ubeyd'deki termik santralin dün sabah erken saatlerde İHA’larla saldırıya uğradığını, yangın çıktığını ve elektrik kesintisine yol açtığını doğruladı. Görgü tanıkları, HDK’ne ait İHA’ların, termik santralin yanı sıra el Ubeyd'deki el Emel Hastanesi ve el Ubeyd Uluslararası Havalimanı da dahil olmak üzere diğer yerleri de hedef aldığını ve santralin binalarında yangın çıktığını belirtti. Sivil Savunma güçleri yangına müdahale etti.


Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.