Eski Savcı İran’daki toplu idamlar sebebiyle İsveç’te mahkum oldu

İran: İsveç'in Hamid Nuri dosyasındaki kararını gözden geçirme fırsatı sınırlı

Belçika Parlamentosu'nda geçen ay düzenlenen oturum (arşiv - EPA)
Belçika Parlamentosu'nda geçen ay düzenlenen oturum (arşiv - EPA)
TT

Eski Savcı İran’daki toplu idamlar sebebiyle İsveç’te mahkum oldu

Belçika Parlamentosu'nda geçen ay düzenlenen oturum (arşiv - EPA)
Belçika Parlamentosu'nda geçen ay düzenlenen oturum (arşiv - EPA)

İran'daki toplu idam kararlarında rolü olduğu gerekçesiyle İsveç'te yargılanan eski Savcı Vekili Hamid Nuri'ye "savaş suçu" ve "kasten cinayet" suçlarından müebbet hapis cezası verildi. İranlı bir yargı yetkilisi İsveç'i Hamid Nuri davasındaki kararını gözden geçirme fırsatının sınırlı olduğu konusunda uyardı.
İranlı eski savcı Hamid Nuri, Kasım 2019'da geldiği İsveç'te tutuklanmıştı. Nuri'nin idamların uygulandığı sırada Kerec kentindeki Gevherdeşt Cezaevi'nde savcı vekili olarak görev yaparken siyasi mahkumların infazına katıldığı iddia ediliyordu. Nuri ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmişti.
İsveç Savcılığı 28 Nisan'da yapılan duruşmada Nuri hakkında, "savaş suçu", "uluslararası hukuku ihlal" ve "kasten cinayet" suçlarından müebbet hapis talep etmişti.
İran yargısının İnsan Hakları Komitesi Başkanı Kazım Garipabadi Twitter'da yaptığı açıklamada, “İran, İsveç'in Nuri'yi ömür boyu hapis cezasına çarptırma kararına tepki vermek için birçok seçeneğe sahip” ifadelerine yer verdi. Garipabadi, Stockholm'ü "terörist grupları desteklemekle" suçladı.
İran medyası, Çarşamba günü geç saatlerde Tahran'ın Nuri'nin müebbet hapse mahkum edilmesini protesto etmek için İsveç büyükelçisini geri çağırdığını bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, "İran, Hamid Nuri hakkında temelsiz ve uydurma suçlamalarla İsveç'te verilen hukuka aykırı karara tepki olarak, İsveç'teki büyükelçisini bazı istişareler için ülkeye geri çağırmaya karar vermiştir." ifadelerini kullandı.
Uluslararası Af Örgütü, 1988'de hükümet emriyle idam edilenlerin sayısının 5 bine ulaştığını söyledi. Örgüt 2018 raporunda "gerçek sayının daha da yüksek olabileceğini" söylemişti. İran bu cinayetleri hiçbir zaman kabul etmedi.
İran Dışişleri Bakanlığı kararı protesto etmek için geçen hafta, Tahran'daki İsveç Maslahatgüzarı'nı ülkeye çağırdı.
İran'ın İsveç'e yönelik baskısı, Belçika parlamentosunun Çarşamba akşamı Brüksel ile Tahran arasında mahkum değişimini destekleyen bir anlaşmayı onayladığı bir zamanda geldi. Analistlere göre anlaşma ile İran’da mahkum edilen Belçikalı insani yardım görevlisi ve İranlı bir ajan arasında takas yapılması sağlanacak. Anlaşma metnini 41 milletvekili reddederken 79 milletvekili onayladı. 11 milletvekili ise çekimser oy kullandı. İran ve Belçika arasında Mart ayında imzalanan anlaşma, 6 Temmuz’da prensipte onaylanmıştı.
İçeriği 3 hafta önce açıklandığından beri, bu ikili anlaşma Parlamento'da hararetli bir tartışmaya yol açtı. Muhalefet, düzenlemeyi, "terörizm" suçlaması ile Anvers Mahkemesi tarafından 20 yıl hapis cezasına çarptırılan İranlı diplomat Esadullah Esedi'yi kurtarma kampanyasının bir parçası olduğunu söyleyerek eleştiriyor. Muhalefet, bu düzenlemenin İran yönetimini, ülkesine gelen yabancı ülke vatandaşlarını rehin tutarak yurt dışındaki İranlı suçluların iadesi için baskı yapma yolunda cesaretlendireceğine inanıyor. İran muhalefeti, anlaşmanın olası bir af sonrasında Esedullah Esedi’yi Tahran'a iadesine kapı araladığına inanıyor.
Esedi, İran Ulusal Direniş Konseyi’nin 30 Haziran 2018’de Paris yakınlarındaki Villepinte’de düzenlemeyi planladığı yıllık toplantısını hedef alan bombalı saldırı için patlayıcı temin etmekle suçlanıyor. Halkın Mücahitleri Örgütü’nün ana omurgasını oluşturduğu söz konusu Konsey, İranlı muhaliflerin çatı örgütü olarak biliniyor. Avrupalı bazı ülkelerin Belçika’ya sağladığı istihbarat sayesinde patlayıcı taşıyan bir araç durdurularak saldırı engellenmişti.
İki yıl süren soruşturmalarda, Esedi’nin diplomat maskesiyle İran adına çalışan bir ajan olduğu sonucuna varıldı. 
Belçika polisi, İran asıllı Belçikalı çift olan 42 yaşındaki Saadouni ve 37 yaşındaki eşi Nassima'nın tutuklandığını duyurdu. Karı koca Brüksel yakınlarındaki Antwerp'te, arabalarında 500 gram patlayıcı ve bir şok tabancasıyla yakalandılar. Soruşturma, patlayıcıları Almanya'daki Esedi'den aldıklarını ortaya çıkardı.
Esedi, Almanya'nın Bavyera eyaletinde tutuklanarak Belçika'ya teslim edildi. Alman polisi, Esedi'nin kiraladığı bir arabada 11 Avrupa ülkesi arasındaki seyahatlerini gösteren bilgilerin yer aldığı belgeler buldu. Müfettişler, Avrupa'daki İran istihbarat faaliyetleri hakkında temel bilgiler elde ettiler.
Esedi, Avusturya’daki İran Büyükelçiliğiyle bağlantılı olduğu için diplomatik dokunulmazlığının bulunmadığı Almanya’da tutuklandı ve Belçika’da mahkemeye çıkarıldı. Esedi, 1979 Devrimi’nden sonra Avrupa’da terör suçundan yargılanan ilk İranlı yetkili oldu. İranlı yetkililer Brüksel'den İranlı diplomatı derhal serbest bırakmasını talep etti.
Belçika Adalet Bakanı Vincent Van Quickenborne, yurt dışında haksız yere hapsedilen Belçika vatandaşlarına yardım etmek amacıyla söz konusu düzenlemenin hazırlandığını söyleyerek hükümetin, güvenlik kurumlarının da tavsiyesine uyduğunu ve bu düzenlemenin Esedi'nin serbest bırakılması anlamına gelmediğini kaydetti.
İran’dan gelen tehditlerin ciddiyetinin kanıtı olarak, 24 Şubat'ta bir insani yardım görevlisi olan Belçikalı Olivier Vandecastel, Tahran'da sebepsiz yere tutuklandı. Belçika hükumeti, sivil toplum kuruluşu çalışanı Olivier Vandecasteele gibi vatandaşların kurtarılması amacıyla böyle bir yasal düzenleme hazırladı.
Belçika Adalet Bakanı Salı günü Parlamento'da saatlerce süren tartışmaların ardından, "İran haydut bir devlet ama kiminle konuşacağımızı seçemiyoruz" dedi. Başbakan Alexandre de Croo da aynı pozisyonu benimsiyor. 14 Temmuz'da De Croo, " Vandecastel’in ailesine ne diyeceğiz?Hücresinde ölmesine izin mi vereceğiz? Belçika vatandaşlarını terk etmiyor." dedi.
Vandecastel'in ailesi 11 Temmuz'da yayınladığı bir video kaydında yetkililere, Vandecastel'in kötüleşen sağlık ve psikolojik durumunu vurgulayarak onu serbest bırakmak için "mümkün olan her şeyi yapmaları" çağrısında bulundu.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.