Husiler içindeki çatışma ve paralel oluşumlar

Eski Sana. (Reuters)
Eski Sana. (Reuters)
TT

Husiler içindeki çatışma ve paralel oluşumlar

Eski Sana. (Reuters)
Eski Sana. (Reuters)

Yemen'deki Husi hareketi içindeki çatışma başta ‘nüfuz ve para rekabeti, milisler tarafından kontrol edilen devlet kurumlarına paralel oluşumlar ve suikastlar’ olmak üzere birçok farklı şekilde kendini gösteriyor.
Ancak bu çatışma, bazılarına göre örgütün yapısını ve varlığını tehdit eden ve zayıflatacak boyuta ulaşan bir gerilime tanık olmadı. Bazıları ise çatışmanın ‘rol paylaşımından’ öteye geçmediğinde ısrar ediyor.
Beni Haşiş semtindeki Husi lideri Ebu Fadl Yahya Münir el-Hanami birkaç hafta önce, Sana Uluslararası Havaalanı yakınında kimliği belirsiz kişiler tarafından vurularak öldürüldü. Kabilesi suikasttan Husi milislerini sorumlu tuttu. Diğer yandan gözlemciler, suikastı Husi kanatları arasındaki çatışmasının bir sonucu olarak değerlendirdiler.
Husiler arasında çatışma ve olası sonuçlar konusunda birçok yorumda bulunuldu. BM Uzmanlar Paneli bir yıl önce, hareket içindeki bazı isimler arasındaki rekabeti örnek göstererek bu kişileri devlet ve kamu kaynakları üzerinden zenginleşmekle suçladı.

Kanat çatışması değil
Siyaset araştırmacısı Mustafa Naci el-Cebzi, Husi grubu içindeki çatışmayı kanatların mücadelesi olarak adlandırmanın, yapısı yeterince açık olmayan bir hareket için yanlış olduğuna inanıyor.
Cebzi, Şarku'l-Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Savaşçı bir liderlik hiyerarşisine sahip bir hareket olarak çatışmayı ortaya çıkardı ve şiddeti artırdı. Siyasi, ideolojik ve sosyal ittifakları yansıtmıyor. Başka bir deyişle; tek bir inançla mücadele eden bir grup. Kutsal bir başı ve yalnızca işlevsel araçları var. Hareketin askeri doğası baskın, siyaseti ancak savaşçılar aracılığıyla ve katıldığı müzakerelerde uyguluyor. Savaşan blok baskın. Siyaset yapmaya çalışan blok marjinalleştiriliyor yahut tasfiye ediliyor.”
Husi hareketi içinde sosyal farklılıkların olduğuna işaret eden Cebzi, bu farklılıkların mezhepsel bir ayrışmaya neden olduğunu kaydetti. “Belirli bir sınıf tarafından kutsanan bir grup var. Bu grubun altında ise sadece askerler ve karar verme pozisyonlarında ağırlığı olmayan destekçiler bulunuyor” dedi.
Yemenli Akademisyen ve Siyaset Araştırmacısı Dr. Faris el-Beyl, Cebzi'nin ideolojik örgütlerin doğasında genellikle ‘mutlak sadakat ve tam itaat çerçevesinde katı liderlik yapıları tarafından yönetilme’ olduğu görüşüne katılıyor. Beyl’e göre, özellikle din fikrine dayanan ideolojik liderler, iç eğilimlerin veya çok sayıda fikrin varlığına izin vermez. Bu nedenle yüksek liderliğin statüsü iç yapılar için kutsal kalır.
Milisler tarafından yürütülen çatışmada, sadakati tam olarak test edilmemiş ‘yeni yeteneklerin’ kullanılmaya ihtiyaç duyulacağını öngören Beyl, Şarku'l Avsat'a şu açıklamada bulundu:
“Husilerin insanlık dışı ve ahlak dışı değerlere dayanması ve çıkar peşinde koşması bir panik ve açgözlülük durumuna ve ganimeti ele geçirme veya liderliğin veya İran rejiminin onayını alma girişimine yol açıyor. Bu, gizli de olsa bir kişisel çatışma durumu yaratır. Ancak grup içindeki karar totaliterdir. Bu nedenle bu tür çatışmaları yaratan, metodoloji veya karşıt fikirlerin varlığı değil, koşullar, gelişmeler ve acil durum hedefleridir. Paralel varlıkların ortaya çıkması, İran rejiminin hem içeride hem de dışarıda stratejik davranışını yansıtıyor. Amacı, kesinlikle sadık, hesap verebilirlikten uzak, gizliliği ile projeye hizmet eden, faaliyetlerine kimsenin karışmadığı bir devlet yaratmaktır. Çatışma ve çatışma kaynaklı oluşumların etkisi derin olur. Toplumda bir bölünme ve parçalanma durumu yaratır ve etkilerini ortadan kaldırmak on yıllar alır. Aynı zamanda kısa ve uzun vadede çok zararlı hale gelen çıkar, bağlılık ve fayda kalıpları yaratır.”

Çökme olasılığı
Tarihçi Bilal et-Tayib ise farklı bir bakış açısıyla, Husi grubunu bir çete olarak görüyor ve kanatları içinde anlaşmazlıkların çıkmasını doğal buluyor. Tayyib özellikle anlaşmazlıkların savaşın ganimetlerini paylaşmadaki rekabet halinde ortaya çıkacağını savunuyor. Bu farklılıkların sonun başlangıcı olacağını öngören Tayyib Şarku'l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Meşru otorite ve bileşenleri halıyı Husilerin ayaklarının altından çekmeli. Hükümet, kabile şeyhleriyle çalışıp onları kendi tarafına almalı, devletin varlığını güçlendirmeli, vatandaşlara temel hizmetler sunmalı, güvenlerini inşa etmeli ve Husilerle yüzleşmelerinde onlara yardımcı olmalı.”
Başkent Sana'da bulunan bir araştırma merkezindeki bir araştırmacı, Şarku'l Avsat’a çatışmanın farklı türlerini şöyle sıraladı:
“İdeoloji, savaş, toprakları büyütme, müzakere yönetimi ve ganimet.”
Kişisel nedenlerden dolayı isminin verilmemesini tercih eden araştırmacıya göre; karar verme ve sadakat konuları da çatışma türleri arasında yer alıyor. Söz konusu araştırmacı bu çatışmayı betimlerken, el-Cebzi ve el-Beyl'den farklı olarak bunların gerçek kanat çatışması olduğunu, ancak hareket üzerindeki etkilerinin göreceli olduğunu vurguluyor. Araştırmacı bu çatışmaların hareketi bir yandan zayıflattığını, diğer yandan ise güçlendirdiğini savunuyor.
Araştırmacı bu çatışmaların ve buna bağlı olarak devlet kurumlarına paralel oluşumların kurulmasının kurumları ve toplumu zayıflatacağından ve barış süreci olasılığını sekteye uğratacağından endişeli. Araştırmacıya göre savaşan kanatlar kazançlarına ve ganimetlerine tutunacaklar ve yarattıkları etki merkezlerinden vazgeçmeyi reddedeceklerdir.
Araştırmacı, Husi referanslarının askeri karar verici Abdulmelik el-Husi ile milisler tarafından kontrol edilen kurumları yöneten ve aşiretlerle ve mevcut sosyal ve politik bileşenlerle ilgilenen Muhammed Ali el-Husi arasında paylaştırıldığını söyledi. Milislerin sözcüsü olan Muhammed Abdusselam Felita ve Husi grubu siyasi büro üyesi Abdulmelik el-Acri müzakereden sorumlu taraflar olurken, tüm bunlarda nihai karar Abdülmelik el-Husi'ye ait. Bu eşitsizlikler, hızlı ardışık askeri yenilgiler veya kontrol alanlarında organize ve etkili askeri direniş gibi varoluşsal bir tehdidin ortaya çıkması halinde hareketi zayıflatıyor. Bu durum ihanet suçlamalarına ve doğrudan çatışmalara yol açabilir ve rakiple müzakere ederek hayatta kalma girişimine başvurulmasına sebebiyet verebilir.

İran'ın rolü
Husi hareketi içinde çatışma yönetiminden bahsederken; konunun ilgilileri İran'ın rolüne işaret ediyor. Ancak Yemenli araştırmacı, Tahran'ın bu anlaşmazlıklardan bir menfaati olduğu iddiasını reddediyor.
Araştırmacı Mustafa el-Cebzi ise Husi hareketinin kendisinin bir ‘sosyal bölünmeden’ ibaret olduğunu belirterek dolayısıyla hareket içindeki herhangi bir bölünmenin anlamsızlığına dikkat çekti.  Cebzi sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Husiler halkı parçalama zihniyeti ile hareket ettiği sürece toplum, bileşenler, resmi, popüler ve sosyal kurumlar zayıflayacaktır. Grup başlangıçta kendisine direnebilecek tüm kurumları ortadan kaldırdı ve kendi alternatif kurumlarını yarattı. Husi hareketinin kendisini zayıflattığı varsayılıyor. Ancak bu durumu toplumun bir parçası değil, toplumun üzerinde bir hareket olarak faaliyet gösterip telafi ediyor. Topluma karşı hiçbir yükümlülüğü yok ve gücünü kapalı yapısından, mücadeleci kimliğinden, ideolojik boyutundan ve rakiplerinin zayıflığı ve dağınıklığından alıyor.”



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.