Irak'ı sarsan 48 dakikalık ses kaydı

Maliki ses kaydında “Sadr ile savaş halindeyiz” diyor.

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki. (AFP)
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki. (AFP)
TT

Irak'ı sarsan 48 dakikalık ses kaydı

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki. (AFP)
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki. (AFP)

Sabah Nahi (Iraklı araştırmacı yazar) 
Irak kamuoyu, eski Başbakan ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki'nin sızdırılan ses kayıtlarıyla sarsıldı. Maliki söz konusu ses kaydında ‘Baki’i İmamları’ adlı Haşdi Şabi içinde kayıtlı olmayan silahlı bir milis grubunun liderlerine hitap ediyor. Eski Başbakan Haydar el-İbadi daha önce yaptığı bir açıklamada, Haşdi Şabi’de kayıtlı olmayıp maaş alan ‘kayıt dışı’ milis gruplarını ‘uzaylılar’ olarak nitelendirmiş ve sayılarının 50 bin civarında olduğunu belirtmişti.  

Ses kaydını sızdıran gazetecinin kaynakları  
Maliki’ye ait ses kaydını sızdıran isim, ABD pasaportu sahibi aktivist blogger Ali Fadıl, söz konusu kayıtları özel kaynaklardan edindiğini söylüyor ve kaynaklarını açıklayamayacağını ısrarla vurguluyor. Ali Fadıl, ses kayıtlarının Maliki’ye ait olmadığını iddia edenleri ise uluslararası ses uzmanlarına havale ederek meydan okuyor. Maliki’nin taraftarları ve ‘elektronik ordusu’, ses kaydının kendisine ait olmadığını iddia ediyor. Iraklıların çoğu ses kaydının Maliki’ye ait olduğundan şüphe duymasa da Maliki ve partisi ‘böyle bir diyalog içine girilmediğini’ ısrarla savunuyor. Ses kaydının net olması, Maliki’nin muhatapları tarafından kaydedildiğini ve bir dış casusluk olmadığı kanaatini destekliyor. Ayrıca kayıtta Maliki’nin sesi uzaklaşırken, (muhtemel ses kaydını yapan kişi) ‘Baki İmamları’ milis gücündeki arkadaşı Saad Tais’e, söz konusu milis grubunun, Maliki’den talepleriyle ilgili görüşünü aktarıyor. Maliki ile 20 bin kişilik bir destek gücü oluşturulması karşılığında pazarlık yapıldığı tahmin ediliyor.  

Şii siyasetini sarsan ciddi suçlamalar  
Parlamentodaki en büyük bloğun ve Dava Partisi'nin lideri, yeni hükümeti kurmayı hedefleyen Kanun Devleti Koalisyonu’nun Başkanı Nuri el-Maliki'nin sızdırılan ses kaydı, Şii çevreleri sarsacak birçok konu içeriyor. Maliki’nin, Mukteda es-Sadr'ın rolünün sınırlandırılması için ‘Şii Otorite’nin’ merkezi olan Necef şehrine saldırmayı dahi göze aldığı görülüyor. Maliki bir sonraki aşamada Sadr Hareketi mensuplarıyla çatışmaya girmek için ‘Baki İmamları’ milis gücüyle koordinasyondan söz ediyor ve İran Cumhurbaşkanlığı’na yakın gruplar yerine, Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın milislerle hareket edilmesi gerektiğini söylüyor. Ses kaydında, Mukteda es-Sadr ve destekçilerine hakaret içeren ifadeler de yer alıyor ve Sadr’ın destekçileri ‘korkak ve hırsız’ olarak nitelendiriliyor. Maliki, Mukteda es-Sadr grubunun yönetimi ele geçirmek istemesi durumunda bunun kendileri tarafından engelleneceğini de öne sürüyor.
Maliki’nin bu sözleri Mukteda es-Sadr ve destekçilerinin, kendisine karşı daha fazla öfke beslemesine neden oldu. Ses kayıtlarına göre, Maliki’nin Başbakanlık’ta ağırladığı silahlı milis grubun temsilcileri, Maliki ile Ayetullah Mirza arasında bir koordinasyon kurulmasında ısrarcıydı. Söz konusu milis grubunun temsilcileri, ‘Ayetullah Mirza’nın’ Maliki’yi desteklediğini ısrarla vurguluyor. Maliki ise gerekirse silahlı çatışma yoluyla Sadr destekçilerinin gücünün kırılmasına odaklanılması gerektiğini ifade ediyor. 
Maliki liderliğindeki Koordinasyon Çerçevesi’nin, ses kaydının Maliki’ye ait olmadığı ve bu kayıtların sızdırılmasının amacının Şii güçler arasında ‘fitneye sebebiyet vermek’ olduğunu açıklamasına rağmen Mukteda es-Sadr, sızdırılan ses kaydında kendisinin doğrudan hedef alındığını ve ‘Necef Otoritesi’nin’ aşağılanarak, mezhep içi savaşın körüklenmeye çalışıldığını vurguladı.
Sadr’a yakın isimlerden Salih Muhammed el-Iraki, ‘ses kaydının inkar edilmesinin, açık bir gerçeği inkar etmek anlamına geleceğini’ belirterek şunları söyledi:
“Bazıları sızdırılan son ses kayıtlarının gerçekliği hususunda şüphe oluşturmak istiyor. Ses uzmanlarına göre bu kayıtlar gerçek ve Maliki’ye ait. Eğer bir başka kişi bu sözleri sarf etmiş olsaydı, dünyayı ayağa kaldırırlardı. Çünkü sızdırılan ses kayıtlarında Haşdi Şabi’ye saldırılıyor, fitne çıkarmak isteniyor ve isyana kışkırtılıyor. Ulusal liderler kanıt olmaksızın dış güçlerle birlik olup komplo kurmakla suçlanıyor. Milis güçler oluşturmak amacıyla ağır silahların satın alındığı itiraf ediliyor, halkın duygularıyla oynayan, mezhepçi tonda kışkırtıcı ifadeler, hakaretler kullanılıyor. Hukuksuz eylemler sıradanlaştırılıyor, Necef’in güvenliğini sarsma girişiminde bulunulduğu itiraf ediliyor. İktidarın kişisel çıkarlar ve suç eylemleri için kullanıldığı görülüyor. Bir yanda nifak bir yanda onursuzluk var. Çirkin milis güçlerin güçlendirildiği, kimliği meçhul milis güçlerin desteklendiği görülüyor. Kanun namına Basra ve Kerbela’da Iraklıların soğukkanlılıkla öldürülmesinin emredildiği itiraf ediliyor. Burada kanun nerede?”  
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sadr’ın Bakanı Salih Muhammed de şu açıklamada bulundu: “Yargı nerede? Yargının başındaki kişiler niçin harekete geçmiyor? Bu pervasız açıklamalar mı daha önemli yoksa meclis oturumlarını bloke eden ‘üçte birlik’ kesim mi? Bu ses kayıtlarının kabul edilmesi mümkün mü? Yargının başındaki kişiler niçin sessiz kalıyor?”
Nuri el-Maliki ve temsilcilerinin varsayımına karşı Sadr hareketi tarafından gündeme getirilen bu sorular, Sadr Hareketi’nin, Maliki'nin üçüncü kez başbakan olmasına kati bir şekilde karşı olduğunu gösteriyor. Maliki 2006’dan 2014’e kadar iki dönem başbakan olarak görev yaptı. Şimdilerde ise kendisi dışında bir başbakan adayına karşı çıkıyor. Sadr Hareketi’nin parlamentodan çekilmesinin ardından Koordinasyon Çerçevesi, 123 milletvekili ile meclisteki çoğunluğu ele geçirdi. Maliki’nin liderliğindeki Kanun Devleti meclisteki en büyük blok haline geldi.  
 
Ses kaydı sızıntısının etkileri  
Irak’taki siyasilerin ve uzmanlarının çoğu, sızdırılan ses kayıtlarının Maliki’ye ait olduğundan şüphe etmiyor. Ancak ses kayıtlarının kimin tarafından sızdırıldığı ve nasıl bu kadar hızlı bir şekilde yayıldığı merak konusu. Maliki’ye ait olduğu iddia edilen ses kaydının önce kısım kısım, ardından 48 dakikalık tamamı yayınlandı. Sadr Hareketi yetkilileri, Maliki’nin ‘halkı iç savaşa kışkırtmaktan’ yargılanmasını talep ediyor. Maliki’nin sızdırılan kayıtlarda, Şiiler içinde bir çatışma komplosu kurguladığı anlaşılıyor.
Ülkede siyasi ağırlığı olan din adamı İyad Cemaleddin, sızdırılan ses kaydının Maliki’ye ait olduğuna inandığını, bu sızıntıların, İran istihbaratı ile Devrim Muhafızları Ordusu arasındaki çatışmadan kaynaklandığını düşündüğünü söyledi. Cemaleddin’e göre ses kaydının sızdırılmasının arkasında İran istihbaratı var. Bu ses kaydının, kimin sızdırdığından bağımsız olarak, özelde Şii siyasetçilere olan güveni sarstığı söylenebilir. Ayrıca başbakanın belirlenmesinde de önemli etkiler doğuracağı açık. İyad Cemaleddin, açıklamasında “Eğer Mukteda es-Sadr istediklerini gerçekleştirebilirse Şii siyasal İslam projesi ciddi şekilde zedelenebilir. Velayet-i Fakih projesi de Irak’ta zayıflar” ifadelerini kullandı.  
 
Yargının yaklaşımı  
Irak Yüksek Yargı Konseyi, eski Irak Başbakanı ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki'ye ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Yüksek Yargı Konseyi Medya Merkezi, Kereh Soruşturma Mahkemesi'nin Maliki'ye ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilişkin yasal önlem alınması için düğmeye bastığını ve kayıtlarla ilgili soruşturmanın yasalara uygun olarak yürütüleceğini bildirdi. 
Diğer yandan sızıntının arkasındaki isim olan ve 48 dakikalık ses kaydını bölümler halinde yayınlayan gazeteci Ali Fadıl hakkında ‘yakalanma emri’ çıkarıldı ve Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı-INTERPOL’e bilgi verildi. Ali Fadıl ise avukatları ile birlikte Washington’daki Irak Büyükelçiliği’nde konuyla ilgili ifade verebileceğini duyurdu.  



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.