Picasso'nun torunu Şarku'l Avsat'a konuştu: Büyükbabamın batıl inançları vardı

Picasso’nun torunu dedesinin eserleriyle ilgileniyor ve son kitabında Picasso’nun kişiliği hakkında bilinmeyenleri kaleme aldı

Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
TT

Picasso'nun torunu Şarku'l Avsat'a konuştu: Büyükbabamın batıl inançları vardı

Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)

Büyükbabası Kübizm akımının kurucusu ve dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü sanatçısı. Annesi birçok hayır kurumuna sponsorluk yapmış ve babasının eserlerini müzelere bağışlamış. Diana Widmaier Picasso kendini yıllardır Picasso'nun eserlerini kataloglama görevine adamış, sanat tarihi konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı.
Sorbonne Üniversitesi’nden sanat tarihi alanında doktora derecesi olan Diana Widmaier Picasso, Londra ve Paris'teki Sotheby's'de antik tablolarda uzman olarak çalıştı.
Diana Widmaier Picasso'nun yüz hatları ve uzun sarı saçları, ünlü sanatçının tablolarında ölümsüzleştirdiği büyükannesi Marie-Therese'i andırıyor. Diana ile Paris'te tanıştık ve onunla bir röportaj gerçekleştirdik.

-Sanat tarihini nasıl tercih ettiniz? Aile mirasınız kariyer tercihinizde etkili oldu mu?
Sanatsever bir çevrede ve dedemin eserlerinden oluşan başyapıtların bulunduğu bir evde büyüdüğüm için kendimi şanslı sayıyorum. Ancak bu durum, kariyerimin en başından bu yönde çizildiği anlamına gelmiyor. Sanat tarihi araştırmacısı olarak işler yapmaya başlamadan ve Picasso'nun eserlerinde uzmanlaşmadan evvel hukuk okudum ve Sorbonne Üniversitesi'nde sanat tarihi doktorası yaptım. Daha sonra Londra ve Paris'teki Sotheby's'de antik çizimler konusunda uzman olarak çalıştım ve 2003 yılının başına kadar büyükbabamın işlerinde uzmanlaşma konusunda bir girişimim olmadı.

-Tüm sanat eserlerinin izlerini bulmak araştırma ve inceleme gerektirdiğinden, yıllardır Picasso'nun eserlerinin kataloğunu hazırlamak için çalışıyorsunuz. Birincisi, bu işte ne aşamadasınız? Ve bu parçaların etkisinin detaylı incelenmesi ve araştırılması nasıl oluyor?
2003 yılından bu yana DW Edition Vakfı çatısı altında bir grup araştırmacı ile Picasso eserlerinin kataloğunu hazırlamak için çalışıyorum. Katalog, sanatçının tüm eserlerini kronolojik ve tematik sırayla kategorize ediyor. Birkaç bölümden oluşan bu katalog, eserlerin izini sürmede, bize kökenleri, sergilendiği yerler ve teknikleri hakkında bilgi veriyor. Her analitik çalışmadan önce, büyükbabama atfedilen müzelerde, tiyatrolarda ve Fransa'da uluslararası alanda özel koleksiyoncular arasında bulunan tüm parçaların kapsamlı araştırmasını yapmak zorundaydım. Özellikle Picasso'nun eserlerinin çok ve çeşitli olması, sergi salonları arasında ve özel koleksiyonlarda sık sık hareket etmesi nedeniyle sabır ve organizasyon gerektiren devasa bir eser niteliği taşıyor.

-22 Aralık 2022'ye kadar halen Paris'te bulunan Maya Ruiz-Picasso sergisinde, Picasso'nun eserlerinde Maya'nın (annenizin) güçlü varlığını ve onun resimlerinde çocukluk temalarına olan ilgisini görüyoruz. Bu yönünü bize açıklar mısınız? Picasso'nun annenizle ve bir baba olarak sizinle ilişkisi nasıldı?
Maya Ruiz Picasso sergi projesi, 2017 yılında Paris'te Gagosian Gallery'de düzenlenen bir başka sergi olan Picasso ve Maya, Baba ve Kızı’nın hemen ardından ortaya çıktı. Bu son sergi ilgimi çeken bu aile ilişkisi üzerine yaptığım çalışmanın doğal bir devamı olmasıydı. Anneannem Marie-Therese Walter Paris'te Picasso ile tanışmış ve 1927'de aralarında gizli bir ilişki başlamış. 1935'te doğan annem, Picasso'nun eserlerindeki temsili çocuk ve tıpkı büyükannem Marie-Therese gibi Picasso’ya ilham kaynağı oldu. Bu sergi aynı zamanda benim için annemle daha da yakınlaşmak için bir fırsattı. Çünkü çoğu zaman ailemiz hakkında her şeyi bildiğimizi düşünüyoruz, ancak bu doğru değil. Picasso'nun kendisi çocuklarıyla çok şey çizdi ve hatta onları eserlerine dahil etti. Annem bir yandan babasının onunla oynadığı  öğretmen rolünü, diğer yandan çocuklarıyla öğrenci rolünü canlandırdı. Bu anların özeti olan eserler, hayatı boyunca sürdürdüğü sanatsal deneylerle orantılı olarak Picasso'ya ilham verdi. Bağımlılığın getirdiği kısıtlamalarından kurtulma ve bir tür ilkel temsile, basitliğe ve doğaçlamaya dönüştü. Tüm bunlar Picasso için çocukluğa ve onun estetik sembollerine dönmekle mümkün oldu.

-Diğer araştırmacılarla karşılaştırıldığında, aileden olduğunuz için kendinizi şanslı görüyor musunuz? Yoksa bu bazen sizi biraz utandırıyor mu?
Bir tarihçi olarak, Picasso'nun eserlerinin önemi ve çeşitliliği düşünüldüğünde, başyapıtları üzerinde çalışmak büyük fırsat. Sanatçının torunu olarak bu parçalar üzerinde çalışmak, onun yakınlığına kendimi kaptırmamı ve ailemin tarihiyle bağlantı kurmamı sağlıyor. Aile tarihim hakkında her yeni şeyi keşfettiğimde, hala kendimi şanslı buluyorum. Uzun yıllar boyunca büyükannem ve büyük babamın ilişkisini dağınık ayrıntılar dışında bilmiyordum. Aile efsanesi hakkında sızdırılan bilgiler ve bazı kitaplarda yayınlanan hikayeler genellikle yanlıştı.

-Bugün ve tüm dünyada Picasso'nun eserlerine adanan sergiler hala çok popüler. Peki Picasso'nun evrenselliğini nasıl açıklayacağız?
Picasso'nun çalışmalarının başarısının farklılığından kaynaklandığını düşünüyorum. Klasik sanatla ve Avrupa dışında her şeye ilgi duyan bir sanatçı olduğu için eserleri her zaman yaratıcıydı.

-Kübizm akımın öncüsü olarak bilinen Picasso, çeşitli alanlardan birçok sanatçıyı etkilemiştir. Sizce bu etkilerden en öne çıkanlar nelerdi?
Hatırlatmak gerekirse, 1912 sonrasında Picasso, Kübizm'in kurucu babası olarak kabul edilmeye başlandı. Birçok çağdaş sanatçıya ilham vermenin yanı sıra bir dönüm noktasıydı. Bazıları Picasso'nun Kübist enstalasyonlarında sanatsal pratiklerini canlandırmak için bir fırsat keşfettiler. Sanatçı Frank Stella ve onun ‘Çemberler’ serisi ve bütün eserlerinin Picasso'nun eserlerinden etkilenen Anthony Caro, Bertrand Lavier gibi çağdaş sanatçılar ve Fransız-Cezayirli heykeltıraş Adel Abdel Samad gibi. 2015 yılında düzenlediğim ‘Picasso Mania’ sergisi vesilesiyle katıldığım bir toplantıda İngiliz Thomas Hauseago, henüz 17 yaşındayken Picasso'yu rüyasında gördüğünü, bu rüyanın sanatçı olma hayalini sürdürmesi için onu cesaretlendirdiğini anlattı. Ayrıca, modern koreograf Kader Belarbi'nin ‘The Celtibank Family’ adlı sergisinde açıkça gördüğümüz dans gibi beklemediğimiz sanatsal alanlarda Picasso'nun etkisinin olması fikri hoşuma gidiyor.

-Gallimard Yayınevi’nden çıkan, son kitabınız Picasso sorcier’de dedenizin kişiliğinin bilmediğimiz bir yönünden bahsediyorsunuz, açıklar mısınız?
Sergi hazırlıkları vesilesiyle dedemin evinde gizlice sakladığı birkaç şey buldum: Tarihleri ​​belli olan ipek parçalarına serilen elbiseler, saç tutamları ve tırnaklar Çok fazla batıl inancı olan dedemin kişiliğinin bir yönüne ışık tutan bu eşyaların keşfi beni büyüledi. Masanın üzerine ters konmaması gereken ekmek veya evde açılmaması gereken şemsiye ya da ölüm getireceğini düşündüğü için yazmayı reddettiği vasiyet hakkında annemin söylediklerini hatırlıyorum. Araştırmacı Philip Charlie ile beraber yazdığım bu kitapta analiz ettiğim şey buydu ve ikimiz de şu sonuca vardık:
Günlük yaşama duyulan bu saygı, sanatçının yaşamla olan ilişkisi ve ilhamıyla ilişkili. Picasso hatıraları adını verdiğim bu kararlar, ressamın hafızasına doğal olarak gelişiyor. Daha geniş anlamda kolektif hafızanın kurucu unsurları haline geliryorlar ve Picasso için unutuluşun yüzü için bir repertuar oluştururlar.

-Picasso'nun tüm eserlerindeki tüm sırları biliyor muyuz, yoksa henüz keşfetmediğimiz şeyler var mı?
Picasso'nun çalışmalarında her zaman keşfedilecek bir şeyler vardır. Sanat tarihi, akımlara göre sürekli gelişen bir sistemdir ve Picasso'nun özellikle uzun süre yaşadığı ve çok ürettiği için yaşamının birçok farklı yönüne yaklaşabiliriz. Çalışmaları üretken ve birçok farklı teknik deney ve malzeme ile taşınıyor ve bize hala birçok keşif vaat eden çok zengin bir miras bıraktı.

-Arap dünyasının Körfez bölgesindeki sanat ve kültür ortamının canlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Körfez ülkeleri, kurumsallaşan iddialı kültür politikalarına ek olarak sanat piyasasında önemli bir rol oynuyor. Etkileyici müzelerin açılması sayesinde, bu bölgedeki çağdaş sanatçılar uluslararası sahnede iz bırakmayı başardılar. Bu canlılık, Sotheby's ve Christie's gibi müzayede evlerinin kurulması veya Körfez ülkelerinde çağdaş sanat galerilerinin kurulmasıyla kanıtlanmıştır. Algımdaki bu olumlu dinamik, daha büyük bir yaratıcı gelişme için coşku ve iyimserlik berındırıyor.



Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
TT

Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)

Gökbilimciler, anlaşılmayan bir nedenle yıldızı etrafında ters dönen bir ötegezegen keşfetti.

Gezegen sistemleri, bir gaz ve toz bulutunun kendi içine çökmesiyle oluşuyor. Sürecin ilk aşamasında maddenin merkeze doğru çökmesiyle yıldız meydana geliyor. 

Ardından yıldızın etrafında dönen bulut ön gezegen diski adı verilen bir yapıya dönüşüyor ve gezegenler de bu diskin içinden doğuyor.

Gezegen ve yıldızlar aynı gaz ve toz bulutu içinden çıktığı için genellikle aynı yöne doğru dönüyor. Ancak Güneş Sistemi'ndeki Venüs gibi, yıldızına ters yönde dönen gezegenler de var. 

Bilim insanları, Avrupa Güney Rasathanesi'nin Şili'deki 3,6 metrelik teleskobuna kurulan NIRPS kızılötesi spektrografını kullanarak ilk kez bir M-tipi cüce yıldızın çevresinde ters yönde dönen gezegen saptadı. Soğuk ve küçük yıldızlar olan M-tipi cüceler, Samanyolu Galaksisi'ndeki en yaygın yıldız türü. 

Bu yıldızın etrafındaki GJ 3090 b isimli gezegen, 2022'de NASA'nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu'yla (TESS) keşfedilmişti.

Dünya'dan 73 ışık yılı uzaklıktaki GJ 3090 b, gezegenimizin 2,2 katı yarıçapa ve 4,5 katı kütleye sahip.

Son gözlemleri yapan bilim insanları, gökcisminin eksen eğikliğini hesaplamaya çalışıyordu. Eksen eğikliği, bir gezegenin dönme ekseniyle yörünge ekseni arasındaki açıyı ifade ediyor. Bu açı Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerde üçle 7 derece arasında değişiyor.

Ancak Queen Mary Üniversitesi'nden Andrew Winter liderliğindeki ekibin hesaplamaları, GJ 3090 b'nin eksen eğikliğinin 136 derece olduğunu ortaya çıkardı. 

Bulguları hakemli dergi Astronomy & Astrophysics'te 21 Eylül Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre bu alışılmadık açı, gezegenin yıldızının etrafında geriye doğru hareket ettiğini doğruluyor. 

Winter, "Bu çarpıcı bir gezegen sistemi çünkü gezegen sadece yıldızına göre eğik değil, aynı zamanda yörüngede ters yönde dönüyor" diyerek ekliyor:

Bu durum, böylesine alışılmadık bir yörüngenin nasıl oluşmuş olabileceği sorusunu akla getiriyor.

Bilim insanları, GJ 3090 b'nin ters yönde dönmesinin büyük kütleli bir gezegen veya başka bir yıldızdan kaynaklanabileceğini düşündü. Bu hem gezegenin yörüngesini bozabilir hem de eksen eğikliğini zaman içinde ciddi derecede artırabilir. 

Ancak ne bir yoldaş yıldız ne de devasa bir gezegen buldular. Gözlemler, GJ 3090 b'nin tek olduğuna işaret ediyor.

Bu durum karşısında şaşkına dönen ekip, aradıkları yanıtın gezegen sisteminin oluşum sürecinde saklı olabileceğini düşünüyor.

Araştırmacılar bu yıldızın, çevresindeki ortamdan yanlış hizalanmış ikinci bir gaz ve toz diski edinmiş olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Bu ikinci diskte oluşan gezegenler, GJ 3090 b gibi sıradışı ve ters yönlü yörüngelere sahip olabilir.

Cenevre Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Vincent Bourrier, "Bir gezegen sisteminde, farklı yönde hizalanmış ikinci bir diskten yeni gezegenler oluşabileceği fikri özellikle heyecan verici" diyerek ekliyor:

Bu, genç bir yıldızın çevresindeki ortamın, gezegenlerinin yapısını belirlemede beklediğimizden çok daha büyük bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar bu teorinin doğrulanması için daha fazla gözleme ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Ayrıca yeni bulgular, evrende böyle bir süreçten geçmiş başka gezegen sistemleri olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

Independent Türkçe, Space.com, Discover Magazine, Astronomy & Astrophysics


Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
TT

Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)

Araştırmacılar Çin'de bulunan fosilleşmiş bir iskeletten yola çıkarak "benzersiz özelliklere" sahip, uzun pençeli yeni bir dinozor türü tanımladı.

Kayrasaurus changliensis, devasa el pençelerine sahip iki ayaklı dinozorlardan oluşan ve terizinozorlar diye bilinen gruba dahil. Bu tür, kendi grubundaki en büyük dinozor.

Daha önce keşfedilen terizinozorlar nispeten küçük kafalar, uzun boyunlar, yaprak şekilli dişler ve ön uzuvlarındaki keskin pençeleriyle sıradışı özellikler sergiliyor.

K. changliensis, Liaoning'in batısındaki Jehol Biyotası'nda neredeyse eksiksiz bir kafatasını da içeren, iyi korunmuş bir fosilin gün yüzüne çıkarılmasının ardından ayrı bir tür olarak tanımlandı.

Çin'in kuzeydoğusunda yer alan ve günümüzden 135 ila 121 milyon yıl öncesine tarihlenen bu oluşum, özellikle tüylü türler olmak üzere birçok ünlü dinozor fosili barındırmasıyla tanınıyor.

K. changliensis'e ait fosil örneği, baştan kuyruğa yaklaşık 3,6 metre uzunluğunda, tam yetişkinliğe henüz ulaşmamış bir bireye aitti.

Fosilde bacak kemikleri bulunmadığından, araştırmacılar dinozorun ağırlığını yalnızca yakın akrabalarıyla yapılan karşılaştırmalara dayanarak tahmin edebildi ve ağırlığının 117 kg ila 274 kg olduğunu belirtti. Araştırmacılar, bu türün yetişkin bireylerinin muhtemelen daha ağır olduğunu ifade etti.

Bilim insanları dinozorun dişlerinin küçük ve sık olduğunu, alt çenesinde 45'ten fazla diş bulunduğunu tespit etti.

Bu dinozor, sırtındakilerden daha uzun boyun omurları ve el pençelerinde yukarı doğru uzanan, "dudak" benzeri karakteristik bir çıkıntı gibi başka tuhaf özelliklere de sahipti.

Görsel kaldırıldı.
L. sihedangensis, daha yüksek bir koşma yeteneğine işaret eden bir duruşla gösteriliyor. J. yixianensis, güçlü dil kemiği yapısıyla uyumlu olacak şekilde beslenirken tasvir ediliyor. B. inexpectus ise sağlam yapılı ve koşmaya daha az elverişli bir vücut yapısı sergiliyor. K. changliensis daha büyük vücudunu ve öngörülen beslenme stratejisini yansıtacak şekilde, daha yüksekteki bitkilerle beslenirken resmediliyor (Kōhei Futaka/Journal of Systematic Palaeontology 2026).

Araştırmacılar, Journal of Systematic Palaeontology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "K. changliensis'teki birden fazla benzersiz özelliğin bir araya gelmesi, Jehol grubundaki çağdaş terizinozorların morfolojik çeşitliliğini gözler önüne seriyor" ifadesini kullandı.

Araştırmacılar, dinozorun yakın akrabalarına kıyasla muhtemelen daha güçlü yapılı ancak daha az çevik bir gövdeye ve daha güçlü ısırıklara uygun çenelere sahip olduğunu söyledi.

Çalışmada, "Bu takson, diğer Jehol terizinozorlarından belirgin şekilde daha büyük ve benzersiz bir özellik kombinasyonu sergiliyor" denerek, son derece küçük ve sık dişler, boyun omurlarının sırt omurlarından belirgin şekilde daha uzun olması ve pençelerde yukarı uzanan bir "dudak" benzeri yapıdan bahsedildi.

Araştırmacılara göre bu keşif "Jehol Biyotası'ndaki terizinozorların morfolojik evrimi ve ekolojik adaptasyonlarına dair yeni bilgiler" sağlıyor.

Bilim insanları, "Bu hipotezleri sınamak ve geliştirmek için daha fazla fosil keşfi ve ayrıntılı anatomik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu" belirtiyor.

Ayrıca bu gizemli dinozor grubunun kökenini ve çeşitliliğini daha iyi anlamak için "sürekli saha çalışmaları, yeni fosil keşifleri ve biyomekanik analizlerin" öneminin altını çiziyorlar.

Independent Türkçe


Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia
TT

Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia

Yeni bir DNA araştırması, Amerika'nın üçüncü başkanı Thomas Jefferson'ın köleleştirdiği bir kadından iki çocuğu olduğunu ortaya koyarak ülkenin en eski ve en tartışmalı meselelerinden birini çözüme kavuşturdu.

Jefferson, "Tüm insanların eşit yaratıldığını, Tanrı tarafından kendilerine devredilemez bazı haklar bahşedildiğini ve bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışının yer aldığını" ifade eden Bağımsızlık Bildirgesi'nin başlıca yazarıydı.

Buna rağmen Monticello'daki malikanesinde ve diğer mülklerinde 600'den fazla insanı köleleştirmişti.

Jefferson'ın başkan seçilme sürecinde, hiç özgür bırakmadığı Sally Hemings'ten çocukları olduğuna dair söylentiler yayılmaya başlamıştı. ABD'nin kurucu babası bu iddiaya hiçbir zaman doğrudan yanıt vermedi. Ailesi ise iddiayı reddederek, bunun yerine Hemings'in çocuklarının babasının Jefferson'ın yeğenleri veya diğer aile üyeleri olabileceğini ima etti.

1801'den 1809'a kadar başkanlık yapan Jefferson, daha önce ABD'nin ilk Dışişleri Bakanı ve ikinci Başkan Yardımcısı olmuştu.

Tarihçiler ve biyografi yazarları, herhangi bir görgü tanığı ifadesinin bulunmamasını gerekçe göstererek Jefferson'ın Hemings'in çocuklarının babası olma ihtimalini reddediyordu. Ancak 1998'de yapılan çığır açıcı bir araştırma, Jefferson'ın yüksek ihtimalle Hemings'in 6 çocuğundan en az birinin biyolojik babası olduğu sonucuna varmıştı.

Araştırmanın vardığı sonuç hararetli tartışmalara yol açmıştı. Pek çok kişi çalışmada sunulan kanıtların, Eston Hemings'in babasının Jefferson'ın kardeşi Randolph gibi bir akrabası olma ihtimalini elemediğini savunmuştu.

Smithsonian'dan bilim insanları tartışmayı çözüme kavuşturmak amacıyla Jefferson'dan alınan küçük bir saç tutamı üzerinde son teknoloji DNA analizleri gerçekleştirdi ve bu örnekleri, eski başkanın soyundan gelen ve hayatta olan 13 kişinin yanı sıra Hemings'in çocukları Madison ve Eston'dan alınan genetik örneklerle karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıl süren araştırmanın ardından bilim insanları, Jefferson'ın Madison ve Eston'ın babası olmama ihtimalinin "yüzde 0,001'den az" olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, PNAS adlı akademik dergide yayımlanması planlanan ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen çalışmada şunları ifade etti:

Müze koleksiyonunda bulunan, köksüz birden fazla saç örneğinden DNA elde etmek için yenilikçi bir teknik geliştirdik. Bu saçların kaynağı, mitokondriyal genomları ve birbirleriyle olan kimlik eşleşmeleri, saçların ve DNA'larının Thomas Jefferson'a ait olduğunu gösteriyor. Thomas Jefferson'ın DNA'sının elde edilmesiyle birlikte ortaya çıkan gen kanıtları, Sally Hemings'in çocuklarının babasının Thomas Jefferson olduğuna işaret eden güçlü tarihsel bulguları daha da pekiştiriyor.

Araştırmacılar Jefferson'ı, kardeşi Randolph ve Randolph'un oğullarını içeren babalık senaryolarına dair 20 bin simülasyon gerçekleştirdi.

Analizler Jefferson'ın, Madison'ın veya Eston'ın babası olmama ihtimalinin binde 1'den düşük olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, "Hem eşi Martha Wayles Jefferson'ın hem de Sally Hemings'in soyundan gelenlerde Thomas Jefferson'a ait genetik izlere dair açık kanıtlar bulduk" diye yazdı.

Bu bulgular, soyları ister Martha Wayles Jefferson'a ister Sally Hemings'e dayansın, atalarından ister kölelik ister özgürlük mirası kalmış olsun, 'kurucu baba' Thomas Jefferson'ın soyundan gelenlerin kendilerini aynı karmaşık Amerikan ailesinin parçası olarak görmelerine imkan tanıyabilir.

Independent Türkçe