Picasso'nun torunu Şarku'l Avsat'a konuştu: Büyükbabamın batıl inançları vardı

Picasso’nun torunu dedesinin eserleriyle ilgileniyor ve son kitabında Picasso’nun kişiliği hakkında bilinmeyenleri kaleme aldı

Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
TT

Picasso'nun torunu Şarku'l Avsat'a konuştu: Büyükbabamın batıl inançları vardı

Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)
Diana Widmaier Picasso, Picasso’nun ünlü Guernica tablosu (Getty Images)

Büyükbabası Kübizm akımının kurucusu ve dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü sanatçısı. Annesi birçok hayır kurumuna sponsorluk yapmış ve babasının eserlerini müzelere bağışlamış. Diana Widmaier Picasso kendini yıllardır Picasso'nun eserlerini kataloglama görevine adamış, sanat tarihi konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı.
Sorbonne Üniversitesi’nden sanat tarihi alanında doktora derecesi olan Diana Widmaier Picasso, Londra ve Paris'teki Sotheby's'de antik tablolarda uzman olarak çalıştı.
Diana Widmaier Picasso'nun yüz hatları ve uzun sarı saçları, ünlü sanatçının tablolarında ölümsüzleştirdiği büyükannesi Marie-Therese'i andırıyor. Diana ile Paris'te tanıştık ve onunla bir röportaj gerçekleştirdik.

-Sanat tarihini nasıl tercih ettiniz? Aile mirasınız kariyer tercihinizde etkili oldu mu?
Sanatsever bir çevrede ve dedemin eserlerinden oluşan başyapıtların bulunduğu bir evde büyüdüğüm için kendimi şanslı sayıyorum. Ancak bu durum, kariyerimin en başından bu yönde çizildiği anlamına gelmiyor. Sanat tarihi araştırmacısı olarak işler yapmaya başlamadan ve Picasso'nun eserlerinde uzmanlaşmadan evvel hukuk okudum ve Sorbonne Üniversitesi'nde sanat tarihi doktorası yaptım. Daha sonra Londra ve Paris'teki Sotheby's'de antik çizimler konusunda uzman olarak çalıştım ve 2003 yılının başına kadar büyükbabamın işlerinde uzmanlaşma konusunda bir girişimim olmadı.

-Tüm sanat eserlerinin izlerini bulmak araştırma ve inceleme gerektirdiğinden, yıllardır Picasso'nun eserlerinin kataloğunu hazırlamak için çalışıyorsunuz. Birincisi, bu işte ne aşamadasınız? Ve bu parçaların etkisinin detaylı incelenmesi ve araştırılması nasıl oluyor?
2003 yılından bu yana DW Edition Vakfı çatısı altında bir grup araştırmacı ile Picasso eserlerinin kataloğunu hazırlamak için çalışıyorum. Katalog, sanatçının tüm eserlerini kronolojik ve tematik sırayla kategorize ediyor. Birkaç bölümden oluşan bu katalog, eserlerin izini sürmede, bize kökenleri, sergilendiği yerler ve teknikleri hakkında bilgi veriyor. Her analitik çalışmadan önce, büyükbabama atfedilen müzelerde, tiyatrolarda ve Fransa'da uluslararası alanda özel koleksiyoncular arasında bulunan tüm parçaların kapsamlı araştırmasını yapmak zorundaydım. Özellikle Picasso'nun eserlerinin çok ve çeşitli olması, sergi salonları arasında ve özel koleksiyonlarda sık sık hareket etmesi nedeniyle sabır ve organizasyon gerektiren devasa bir eser niteliği taşıyor.

-22 Aralık 2022'ye kadar halen Paris'te bulunan Maya Ruiz-Picasso sergisinde, Picasso'nun eserlerinde Maya'nın (annenizin) güçlü varlığını ve onun resimlerinde çocukluk temalarına olan ilgisini görüyoruz. Bu yönünü bize açıklar mısınız? Picasso'nun annenizle ve bir baba olarak sizinle ilişkisi nasıldı?
Maya Ruiz Picasso sergi projesi, 2017 yılında Paris'te Gagosian Gallery'de düzenlenen bir başka sergi olan Picasso ve Maya, Baba ve Kızı’nın hemen ardından ortaya çıktı. Bu son sergi ilgimi çeken bu aile ilişkisi üzerine yaptığım çalışmanın doğal bir devamı olmasıydı. Anneannem Marie-Therese Walter Paris'te Picasso ile tanışmış ve 1927'de aralarında gizli bir ilişki başlamış. 1935'te doğan annem, Picasso'nun eserlerindeki temsili çocuk ve tıpkı büyükannem Marie-Therese gibi Picasso’ya ilham kaynağı oldu. Bu sergi aynı zamanda benim için annemle daha da yakınlaşmak için bir fırsattı. Çünkü çoğu zaman ailemiz hakkında her şeyi bildiğimizi düşünüyoruz, ancak bu doğru değil. Picasso'nun kendisi çocuklarıyla çok şey çizdi ve hatta onları eserlerine dahil etti. Annem bir yandan babasının onunla oynadığı  öğretmen rolünü, diğer yandan çocuklarıyla öğrenci rolünü canlandırdı. Bu anların özeti olan eserler, hayatı boyunca sürdürdüğü sanatsal deneylerle orantılı olarak Picasso'ya ilham verdi. Bağımlılığın getirdiği kısıtlamalarından kurtulma ve bir tür ilkel temsile, basitliğe ve doğaçlamaya dönüştü. Tüm bunlar Picasso için çocukluğa ve onun estetik sembollerine dönmekle mümkün oldu.

-Diğer araştırmacılarla karşılaştırıldığında, aileden olduğunuz için kendinizi şanslı görüyor musunuz? Yoksa bu bazen sizi biraz utandırıyor mu?
Bir tarihçi olarak, Picasso'nun eserlerinin önemi ve çeşitliliği düşünüldüğünde, başyapıtları üzerinde çalışmak büyük fırsat. Sanatçının torunu olarak bu parçalar üzerinde çalışmak, onun yakınlığına kendimi kaptırmamı ve ailemin tarihiyle bağlantı kurmamı sağlıyor. Aile tarihim hakkında her yeni şeyi keşfettiğimde, hala kendimi şanslı buluyorum. Uzun yıllar boyunca büyükannem ve büyük babamın ilişkisini dağınık ayrıntılar dışında bilmiyordum. Aile efsanesi hakkında sızdırılan bilgiler ve bazı kitaplarda yayınlanan hikayeler genellikle yanlıştı.

-Bugün ve tüm dünyada Picasso'nun eserlerine adanan sergiler hala çok popüler. Peki Picasso'nun evrenselliğini nasıl açıklayacağız?
Picasso'nun çalışmalarının başarısının farklılığından kaynaklandığını düşünüyorum. Klasik sanatla ve Avrupa dışında her şeye ilgi duyan bir sanatçı olduğu için eserleri her zaman yaratıcıydı.

-Kübizm akımın öncüsü olarak bilinen Picasso, çeşitli alanlardan birçok sanatçıyı etkilemiştir. Sizce bu etkilerden en öne çıkanlar nelerdi?
Hatırlatmak gerekirse, 1912 sonrasında Picasso, Kübizm'in kurucu babası olarak kabul edilmeye başlandı. Birçok çağdaş sanatçıya ilham vermenin yanı sıra bir dönüm noktasıydı. Bazıları Picasso'nun Kübist enstalasyonlarında sanatsal pratiklerini canlandırmak için bir fırsat keşfettiler. Sanatçı Frank Stella ve onun ‘Çemberler’ serisi ve bütün eserlerinin Picasso'nun eserlerinden etkilenen Anthony Caro, Bertrand Lavier gibi çağdaş sanatçılar ve Fransız-Cezayirli heykeltıraş Adel Abdel Samad gibi. 2015 yılında düzenlediğim ‘Picasso Mania’ sergisi vesilesiyle katıldığım bir toplantıda İngiliz Thomas Hauseago, henüz 17 yaşındayken Picasso'yu rüyasında gördüğünü, bu rüyanın sanatçı olma hayalini sürdürmesi için onu cesaretlendirdiğini anlattı. Ayrıca, modern koreograf Kader Belarbi'nin ‘The Celtibank Family’ adlı sergisinde açıkça gördüğümüz dans gibi beklemediğimiz sanatsal alanlarda Picasso'nun etkisinin olması fikri hoşuma gidiyor.

-Gallimard Yayınevi’nden çıkan, son kitabınız Picasso sorcier’de dedenizin kişiliğinin bilmediğimiz bir yönünden bahsediyorsunuz, açıklar mısınız?
Sergi hazırlıkları vesilesiyle dedemin evinde gizlice sakladığı birkaç şey buldum: Tarihleri ​​belli olan ipek parçalarına serilen elbiseler, saç tutamları ve tırnaklar Çok fazla batıl inancı olan dedemin kişiliğinin bir yönüne ışık tutan bu eşyaların keşfi beni büyüledi. Masanın üzerine ters konmaması gereken ekmek veya evde açılmaması gereken şemsiye ya da ölüm getireceğini düşündüğü için yazmayı reddettiği vasiyet hakkında annemin söylediklerini hatırlıyorum. Araştırmacı Philip Charlie ile beraber yazdığım bu kitapta analiz ettiğim şey buydu ve ikimiz de şu sonuca vardık:
Günlük yaşama duyulan bu saygı, sanatçının yaşamla olan ilişkisi ve ilhamıyla ilişkili. Picasso hatıraları adını verdiğim bu kararlar, ressamın hafızasına doğal olarak gelişiyor. Daha geniş anlamda kolektif hafızanın kurucu unsurları haline geliryorlar ve Picasso için unutuluşun yüzü için bir repertuar oluştururlar.

-Picasso'nun tüm eserlerindeki tüm sırları biliyor muyuz, yoksa henüz keşfetmediğimiz şeyler var mı?
Picasso'nun çalışmalarında her zaman keşfedilecek bir şeyler vardır. Sanat tarihi, akımlara göre sürekli gelişen bir sistemdir ve Picasso'nun özellikle uzun süre yaşadığı ve çok ürettiği için yaşamının birçok farklı yönüne yaklaşabiliriz. Çalışmaları üretken ve birçok farklı teknik deney ve malzeme ile taşınıyor ve bize hala birçok keşif vaat eden çok zengin bir miras bıraktı.

-Arap dünyasının Körfez bölgesindeki sanat ve kültür ortamının canlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Körfez ülkeleri, kurumsallaşan iddialı kültür politikalarına ek olarak sanat piyasasında önemli bir rol oynuyor. Etkileyici müzelerin açılması sayesinde, bu bölgedeki çağdaş sanatçılar uluslararası sahnede iz bırakmayı başardılar. Bu canlılık, Sotheby's ve Christie's gibi müzayede evlerinin kurulması veya Körfez ülkelerinde çağdaş sanat galerilerinin kurulmasıyla kanıtlanmıştır. Algımdaki bu olumlu dinamik, daha büyük bir yaratıcı gelişme için coşku ve iyimserlik berındırıyor.



Sadece eğlenmek için izlenecek en iyi 5 kaçış dizisi

Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
TT

Sadece eğlenmek için izlenecek en iyi 5 kaçış dizisi

Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)
Sex and the City'de Carrie ve Mr. Big'in bir dargın bir barışık ilişkisi yoğun, çoğu zaman toksik ama kopması imkansız bir "ruh eşi" hikayesi (HBO)

Yaz sıcakları iyice bastırmışken, ekran karşısında bizi derin düşüncelere daldıran ağır ve kasvetli dramaları izleyecek dermanı kendimizde bulmakta zorlanıyoruz. 

Tam da bu yüzden, zihnimizi tamamen nadasa bırakabileceğimiz, izlerken bizi yormayacak ama bir o kadar da kendine bağlayacak dizilerin, o tatlı kaçamakların yani suçlu zevklerimizin hakkını teslim etmek için harika bir liste hazırlamaya karar verdik. 

Hani şu başkalarına "Aslında izlemiyorum ya, öylesine arkada dönüyor" diye yalan söylediğimiz ama yalnız kaldığımızda pür dikkat kesildiğimiz, mantık sınırlarını zorlasalar da bize tarifsiz bir konfor sunan gizli zevklerimizden bahsediyoruz. 

Bu listede, Paris'in büyüleyici manzaraları eşliğinde saçmalık seviyesinde kararlar alan Emily'nin renkli dünyasına kendimizi bırakıyoruz. 

Hemen ardından New York'un genç elitlerinin skandallarla dolu hayatını "XOXO" fısıltısıyla ifşa eden Gossip Girl'ün pırıltılı entrikalarına kapılıveriyoruz. 

Akabinde Manhattan sokaklarında kokteyllerini yudumlarken sarsılmaz dostlukları ve kaotik aşk seçimleriyle yıllardır hayatımızda olan Sex and the City kadınlarına selam duruyoruz. 

Seattle Grace Hastanesi'nin nöbet odalarında geçen aşk üçgenleri ve bitmek bilmeyen tıbbi krizleriyle Grey's Anatomy'nin heyecan dolu pembe dizi girdabına çekiliyoruz. 

Son durakta Kaliforniya'nın güneşli sahillerine uzanıyor ve The O.C. ile 2000'ler nostaljisine teslim oluyoruz. Bu keyifli karmaşaya katılmak isteyenleri de listeye alalım; neticede bizi kim suçlayabilir ki?

Emily in Paris (2020 - )

Bazen tek istediğiniz, son derece absürt kararlar alan birini Paris manzaraları ve kıskanılacak kıyafetler eşliğinde izlemektir. İşte Lily Collins'in canlandırdığı Amerikalı pazarlama uzmanının maceralarını anlatan Emily in Paris, gözümüz gönlümüz açılsın, biraz da pür eğlence ihtiyacımız karşılansın diye ekran başındaki en büyük suçlu zevkimiz haline geldi. 

Kültür şokları, absürt pazarlama hataları, göz alıcı kombinler, her köşeden çıkan yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar, bir de bitmek bilmeyen aşk üçgenleri diziyi her saniyesiyle hem "cringe" hem de bağımlılık yapan bir formüle oturtuyor. 

Evimiz Hollywood'da (Beverly Hills, 90210) ve Sex and the City gibi entrika harikalarının yaratıcısı Darren Star'ın elinden çıkan yapım, Fransız klişelerini gözümüze soksa da Paris'in kartpostallık dokusuyla izleyiciyi bir şekilde avlamayı başarıyor. Her bölüm kolay tüketilen, renkli ve hafif bir kaçış hissi sunarken romantik sürprizler de merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. 

scddv d
Emily in Paris, Şikago'da yaşayan genç bir pazarlama uzmanının iş için beklenmedik bir şekilde Paris'e taşınmasıyla başlıyor (Netflix)

Neden izlediğimizi tam olarak açıklayamadığımız ama yeni sezonu düştüğü an tek oturuşta bitirdiğimiz bu rengarenk kaos, 6. sezonuyla veda etmeye hazırlanıyor. Bize de "Kim bilir Emily yine hangi akla ziyan kararıyla Avrupa'yı birbirine katacak?" diye düşünmek kalıyor.

IMDb: 6,8
Nereden izlenir: Netflix

Gossip Girl (2007 - 2012)

New York'un ultra zenginlerinin yaşadığı Upper East Side dünyasının kapılarını aralayan Gossip Girl, bizi gerçek dünyadan tamamen koparıp o pırıltılı ama entrika dolu hayata davet eden tam bir gizli zevk klasiği. 

Serena, Blair, Chuck ve Dan gibi karakterlerin lüks kıyafetler içinde yaşadığı absürt aşk çıkmazları, ihanetler ve skandallar mantık sınırlarını zorlasa da izleyiciyi her saniye ekrana kilitlemeyi başarıyor. 

Herkesin kirli çamaşırlarını ifşa eden gizemli blog yazarının kimliğini çözmeye çalışırken, kendimizi bu şımarık gençlerin dertlerine ortak olmuş halde buluyoruz. 

fbfr
Gossip Girl'de Serena (solda) ve Blair (sağda), birbirlerini kardeş gibi sevse de ikili arasındaki ilişki sürekli bir güç savaşı, kıskançlık ve sadakat sınavı üzerine kurulu (The CW)

Normalde asla kabul etmeyeceğimiz abartılı entrikaları ve mantık hatalarını, sırf o şaşaalı dünya, dev malikaneler, ikonik moda tercihleri ve muhteşem New York manzaraları hatrına gözümüzü kırpmadan sineye çekiyoruz. 

Blake Lively ve Leighton Meester gibi yıldızları henüz yolun başındayken izlediğimiz yapım, zenginliğin getirdiği sahte mükemmelliği arka planda inceden inceye eleştirerek sıradan bir gençlik draması olmadığını da kanıtlıyor. 

Çevrenize "arkada öylesine açık kalmış" diye yalan söyleseniz bile gizlice pür dikkat takip edeceğiniz bu kaotik dünya, kulaklarımızda yankılanan o meşhur "XOXO" fısıltısıyla her defasında bizi kendine bağlamayı biliyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix, HBO Max, Amazon Prime Video

Sex and the City (1998 - 2004)

Millenyumun eşiğindeki New York'un o ışıltılı, partiler ve kokteylleriyle dolu dünyasını önümüze seren Sex and the City, televizyon tarihinin en zamansız kaçamak keyiflerinden biri. 

Carrie, Samantha, Charlotte ve Miranda'nın çarpıcı kombinleri eşliğinde karşımıza çıkan bu rüya gibi Manhattan hayatı, gerçek dünyanın dertlerinden uzaklaşıp sığınabileceğimiz kusursuz bir liman görevi görüyor. 

Diziyi asıl bağımlılık yapıcı kılan ise karakterlerin son derece hatalı, zaman zaman toksik ve bizi ekran başında çileden çıkaran ilişki kararları. 

sdvfrgv
Sex and the City, New York'ta yaşayan, kariyer sahibi ve birbirine sıkı sıkıya bağlı 4 yakın arkadaşın aşk, seks, iş ve sosyal hayatlarını konu alıyor (HBO)

Günümüz gözlüğüyle bakıldığında bazı hikaye detayları demode gelse de kadınların cinselliği özgürce sahiplenmesi, 30'lu yaşlarda bekar olmanın tadını çıkarması, brunch sohbetleri ve en önemlisi sarsılmaz dostlukları asla eskimiyor. 

Arkadaş grubumuzla buluşup dedikodu yapıyormuş hissi veren keskin mizahı ve bitmek bilmeyen aşk çıkmazları, bu diziyi tembellik etmek istediğimiz her hafta sonunun vazgeçilmezi haline getiriyor. 

İşte bu yüzden, her izlediğimizde Carrie Bradshaw'un kaotik aşk hayatına ve isyan ettiren seçimlerine iç çekip kızsak da o tanıdık dünyaya kendimizi bırakarak "Bile bile lades" demenin keyfini çıkarıyoruz.

IMDb: 7,4
Nereden izlenir: HBO Max ve TV+

Grey's Anatomy (2005 - )

Televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımlarından Grey's Anatomy, Ellen Pompeo, Sandra Oh ve Chandra Wilson gibi oyuncuların yarattığı güçlü karakterleriyle öne çıkan ve prestijli ödüllere ambargo koyan bir medikal dramayken zamanla bir gizli zevk klasiğine dönüştü. 

Shonda Rhimes imzalı yapım, hastane koridorlarında geçen akılalmaz tıbbi krizleri, nöbet odalarındaki gizli kaçamakları ve bitmek bilmeyen aşk üçgenlerini harmanlayarak izleyiciyi bir pembe dizi girdabına çekiyor. 

Dizinin her sezonda dozu biraz daha artan absürt kazalar, hastane baskınları ve akılalmaz ölümler gibi aşırı dramatik senaryo hamleleri, mantık sınırlarını zorlasa da seyirciyi ekrana kilitlemeyi her defasında başarıyor. 

dfvfrv
23. sezon onayını alarak televizyon tarihine geçen Grey's Anatomy, Seattle'daki bir hastanede görev yapan cerrahların iş ve özel hayatlarını merkezine alıyor (ABC)

Uzun yıllardır hayatımızda olan bu kaotik hastane ortamı, her ne kadar artık senaryonun tıkandığı hissini verse de tanıdık karakterleri ve düşmeyen temposuyla her an sığınabileceğimiz konforlu bir liman sunuyor. 

Birçok izleyicinin artık "söylenerek izleme" aşamasına geçtiği dizi, her şeye rağmen zihnimizi boşaltan ve bizi dertlerimizden uzaklaştıran vazgeçilmez bir alışkanlık. 

İşte bu yüzden, Meredith Grey ve ekibinin başından geçen mantık dışı felaketlere gözlerimizi devirsek de kendimizi bir kez daha bu duygu fırtınasına bilerek teslim olurken buluyoruz.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Disney+

The O.C. (2003 - 2007)

2000'lerin başındaki o unutulmaz gençlik rüzgarını estiren The O.C., Kaliforniya'nın ultra lüks bölgesi Newport Beach'in kapılarını bize aralayarak televizyon tarihinin en ikonik kaçamak keyiflerinden biri haline geldi. 

Chino'dan gelen sorunlu ama iyi niyetli Ryan'ın zengin Cohen ailesinin yanına yerleşmesiyle başlayan hikaye, Seth, Summer ve Marissa'nın gençlik buhranlarıyla dönemin kült indie rock parçalarını hayatımıza sokmuştu. 

Diziyi tam bir gizli zevk klasiği yapan unsursa zengin gençlerin o pırıltılı dünyasındaki ihanetlerin, aşırı dozda dramanın ve Tijuana sokaklarındaki baygınlıklardan tutun da imkansız ilişkilere kadar uzanan mantık dışı entrikaların bağımlılık yaratan doğası...

sdvdev
The O.C.'de Newport Beach'in zengin, popüler ama bir o kadar da sorunlu popüler kızı Marissa Cooper'ı Mischa Barton canlandırmıştı (Fox)

Özellikle ilk sezondan sonra senaryo kalitesi düşse ve klişelere teslim olsa da karakterlerin kendi durumlarıyla dalga geçebilen nüktedan dili sayesinde kendisini izletmeyi her daim bildi. 

Gerçek dünyanın monotonluğundan kaçıp her an her şeyin yaşanabileceği uçarı Kaliforniya rüyasına sığınmak, hâlâ izleyiciye tarifsiz bir konfor alanı ve nostalji hissi sunuyor. 

İşte bu yüzden, Marissa'nın bitmeyen buhranları ve hikayenin absürtlüğü karşısında saç baş yolsak da Phantom Planet'in jenerikte çalan meşhur şarkısı California'nın ilk notalarını duyar duymaz kendimizi yeniden Newport Beach'te buluyoruz. Bilerek ve isteyerek...

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Amazon Prime Video

Independent Türkçe


Bilim insanlarından güneş fırtınası uyarısı

(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
TT

Bilim insanlarından güneş fırtınası uyarısı

(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)
(Nithin Sivadas/NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi)

Bilim insanları, güneş fırtınalarının ve uzaydaki ekstrem hava olaylarının etkilerinin düşündüğümüzden bile daha tehlikeli olabileceği uyarısını yaptı.

Uzay havası, Dünya'nın manyetik alanlarındaki ve üst atmosferindeki değişikliklerden kaynaklanıyor ve araştırmacılar, etkilerinin ölümcül olabileceği konusunda uzun zamandır uyarıyor. Uzmanlar, ekstrem fırtınaların uydu iletişimini bozabileceğini ve elektrik kesintilerine yol açabileceğini söylüyor.

Ancak araştırmacılar, bu fırtınaların etkilerinin düşündüğümüzden bile daha kötü olabileceği uyarısında bulundu. Onlarca yıldır araştırmacılar Dünya'nın güneş fırtınalarına verdiği tepkinin bir üst sınırı bulunduğu düşünüyordu ancak yeni araştırmalar bunun bir yanılsama olduğunu gösteriyor.

Yeni makaleye göre sorun, güneş rüzgarlarının gücünü nasıl yorumladığımıza ilişkin yanlış bir varsayımdan kaynaklanıyor. Bu da Dünya'nın düşündüğümüz kadar iyi korunmadığı ve uzaydaki ekstrem hava olaylarının teknolojimiz üzerinde tahmin ettiğimizden çok daha çarpıcı etkileri olabileceği anlamına geliyor.

Çalışmayı yöneten, Lancaster Üniversitesi'nden Maria Walach, "Gezegenimizin manyetik alanı, bizi birçok uzay hava olayı etkisine karşı korumada gerçekten harika bir iş çıkarıyor ve bu nedenle bunlar genellikle sadece aksaklıklar veya güzel kutup ışıkları olarak ortaya çıkıyor" dedi.

Ancak uyduların beklenmedik şekilde Dünya'ya düştüğü veya iletişim ve GPS sinyallerini kaybettiğimiz ekstrem durumlar da var.

Sorun, Güneş'ten bize doğru akan sıcak gazlar olan güneş rüzgarının ölçümlerinin, Güneş'e kıyasla Dünya'ya 1,6 milyon km daha yakın bir noktadan alınmasından kaynaklanıyor. Ancak yeni çalışma, Dünya yörüngesinde bulunan bir NASA uzay aracından alınan verileri kullandı ve gezegenimize daha yakın etkileri gösteriyor.

Dr. Walach, "Gezegenimizin güneş rüzgarına verdiği tepkinin bir üst sınırı yoksa, ekstrem durumlar için modelleme yapılırken bu dikkate alınmalı ve uzay hava olaylarına karşı tetikte olmalıyız” dedi.

Neyse ki bu çok ekstrem durumlar nadir ancak bu aynı zamanda elimizde sınırlı veri olduğu anlamına geliyor. Bin yılda bir görülen türden ekstrem olaylarda ne yaşanacağını ancak zaman gösterecek.

Independent Türkçe


OpenAI donanım işine girdi: "Dünyanın en havalı teknoloji ürünü" yolda

OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
TT

OpenAI donanım işine girdi: "Dünyanın en havalı teknoloji ürünü" yolda

OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)
OpenAI, Codex Micro klavyesini 15 Temmuz 2026'da tanıttı (OpenAI)

OpenAI, Apple'ın ticari sırlarını çaldığı yönündeki suçlamalar sürerken ilk donanım ürününü tanıttı.

ChatGPT'nin yaratıcısı, çarşamba günü piyasaya sürdüğü 230 dolarlık minyatür klavye Codex Micro'yu, Codex aracının kullanıcıları için yapay zeka kodlama asistanı olarak tanıttı.

Donanım tasarım şirketi Work Louder'la işbirliği içinde geliştirilen ürün, bir kontrol kolu (joystick), bir döner kadran, 12 klavye tuşu, bir USB-C bağlantısı ve Bluetooth özelliklerine sahip.

OpenAI tanıtım videosunda, "Görevler arasında geçiş yapmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor" ifadelerini kullanıyor.

Bu arada analog kontrol kolu, Codex’in görevini tamamlamasını beklerken harika bir stres atma oyuncağı oluyor.

dfgthyjuık
Codex Micro klavye, Work Louder'la işbirliği içinde geliştirildi (OpenAI)

Apple'ın, Cupertino merkezli şirketin eski çalışanları aracılığıyla donanım sırlarını çalma suçlamasıyla OpenAI'a dava açmasının üzerinden bir hafta geçmeden Codex Micro tanıtıldı.

OpenAI yaptığı açıklamada, "bu iddianın geçerliliğine dair herhangi bir kanıta rastlamadığını" söylemişti.

Şirket, "Adil rekabete ve kişilerin istedikleri yerde çalışma özgürlüğüne inanıyoruz ve her yerdeki insanları güçlendiren yenilikçi teknolojiler geliştirmeye odaklanıyoruz" diye eklemişti.

OpenAI, gündelik kullanım için "insan benzeri" bir eşlikçi görevi görecek başka bir yapay zeka cihazı üzerinde de çalışıyor ancak henüz bir çıkış tarihi belirlenmedi.

Uzun süredir beklenen cihaz, eski iPhone tasarımcısı Jony Ive'la birlikte geliştiriliyor ve ekransız bir akıllı hoparlör şeklinde sunulması bekleniyor.

OpenAI CEO'su Sam Altman geçen yıl yayımlanan bir tanıtım videosunda bu aracı, "üçüncü çekirdek cihaz" (birinci ve ikinci çekirdekler bilgisayar ve akıllı telefon) diye tanımlamış ve bunun "dünyanın şimdiye kadar göreceği en havalı teknoloji ürünü" olduğunu söylemişti.

Sızdırılan bir şirket içi personel toplantısında daha fazla ayrıntı veren Altman, cihazın "kullanıcının çevresini ve yaşantısını tamamen algılayabileceğini, göze batmayacağını ve cepte ya da masada durabileceğini" iddia etmişti.

Bloomberg, cihazın kullanıcının çevresini "algılayabilmesi" için kamera ve ek sensörlerle birlikte geleceğini ve her yere taşınabilmesini sağlayacak şarj edilebilir bir bataryası olacağını bu hafta bildirmişti.

Cihazın 2027'de piyasaya sürülmesinin planlandığı söyleniyor.

Independent Türkçe