Cezayir ile Tunus arasındaki "sessiz kriz" karşılıklı ziyaretlerle aşılmaya başlandı

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (EPA_Arşiv)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (EPA_Arşiv)
TT

Cezayir ile Tunus arasındaki "sessiz kriz" karşılıklı ziyaretlerle aşılmaya başlandı

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (EPA_Arşiv)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (EPA_Arşiv)

Cezayir ile Tunus'un "her zaman iyi" şeklinde niteledikleri ilişkileri, bu yılın ilk yarısında birçok yorumu beraberinde getiren kayda değer bir durgunluk yaşarken, iki ülke cumhurbaşkanlarının karşılıklı ziyaretlerinin ardından önceki seyrine döndü.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un 17 Aralık 2021’de Tunus'a gerçekleştirdiği ve 27 anlaşmanın imzalandığı ziyaretten mayıs ayına kadar iki ülke ilişkileri neredeyse tamamen durmuş, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in 60’ıncı bağımsızlık yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere Cezayir’e gelmesiyle bu durgunluk sona ermişti.
Tebbun ile Said, söz konusu ziyaret sırasında Kovid-19 salgını gerekçesiyle iki yıldan uzun süredir kapalı olan iki ülke arasındaki sınır kapılarının açılacağını duyursa da kapıların Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan tedbirler kaldırılmasına rağmen yılın ilk yarısında kapalı kalması Cezayir ile Tunus arasında sessiz bir kriz olduğuna dair şüpheleri artırmıştı.
Anadolu Ajansı (AA) muhabiri, Tunus-Cezayir ilişkilerinde yaşanan durgunluk ve ardından gelen atılım sürecini derlerken bu ilişkilerin seyrine dair uzmanların görüşüne başvurdu.

"İlişkiler her zaman iyi"
Cezayir diplomasisi, iki ülke arasında anlaşmazlık olduğuna ilişkin artan söylemler karşısında doğu komşusu ile herhangi bir krizin varlığını reddediyor ve ilişkilerinin "her zaman iyi" olduğunu vurguluyor.
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra, haziran ayında Tunus’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında düzenlenen basın toplantısında, "Cezayir-Tunus ilişkileri her zaman çok iyi" demişti.
Son günlerde, Tebbun’un Said'in talebi üzerine Tunus'taki orman yangınlarını söndürmek için yangın söndürme ekipleri ile iki büyük askeri helikopter göndermek üzere harekete geçmesiyle, iki ülke arasındaki işbirliği ve güvenlik koordinasyonu seviyesi de yenilenmiş oldu.
Öte yandan Tunus basınına göre, Cezayir makamları daha önce ülkeye kaçak yollarla girdiği belirtilen eski Tunus İstihbarat Başkanı El-Ezher el-Longo’yu da yakın zamanda Tunus makamlarına teslim etti.

Sonuçlar ve spekülasyonlar
Yılın ilk 5 ayında iki ülke arasındaki ilişkilerdeki sessizlik durumu, kamuoyuna cumhurbaşkanları veya dışişleri bakanları düzeyinde ziyaretlerin veya telefon görüşmelerinin gerçekleşmemesi olarak yansıdı.
Kovid-19 salgınının patlak vermesi nedeniyle iki yıl önce kapatılan kara sınırlarının açılmasına yönelik taleplerin artmasıyla birlikte Cezayir ile Tunus arasındaki ikili ilişkilerin iyi gitmediğine dair spekülasyonlar da arttı.
Bu söylentiler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun'un 26 Mayıs'ta İtalya'ya yaptığı ziyarette, "Tunus'un mevcut çıkmazını aşması ve demokratik sürece geri dönmesi için (İtalya ile birlikte) gerekli yardımı sağlamaya hazırız" şeklindeki ifadeleriyle daha da güçlendi.
Tunus basınında geniş yer bulan Tebbun’un bu sözleri, Cezayir Cumhurbaşkanı'nın komşu ülkenin "çıkmaz" durumda olduğu ve "demokratik olmayan" bir sürece girdiği yönünde düşünce taşıdığı şeklinde yorumlandı.
Cezayir Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise Cumhurbaşkanı Tebbun'un İtalya'dan yaptığı açıklamaları "Cezayir'in Tunus devleti ve halkıyla, yaşanan zorlukların üstesinden gelme noktasında fiili bir dayanışma teklifi" olarak açıklamaya çalıştı.
Tunus Cumhurbaşkanı Said, 25 Temmuz 2021'de Meclisin çalışmalarını askıya alarak milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmış, 22 Eylül 2021'de yeni kararnamelerle yetkilerini genişleterek yürütme organını tamamen kendisine bağlamıştı.
Said, 13 Aralık 2021'de açıkladığı "siyasi krizden çıkışın yol haritası" ile ülkede 25 Temmuz 2022'de Anayasa değişikliği referandumuna, 17 Aralık 2022'de ise erken genel seçime gidileceğini ve o zamana kadar Meclisin kapalı kalacağını bildirmişti.
Tunus'ta bazı kesimler, bu kararları "darbe" olarak nitelendirip ülkenin demokrasiden uzaklaştığını savunurken, Said ise bu durumu "devleti yakın bir tehlikeden korumak için Anayasa çerçevesinde alınan önlemler" olarak savunuyor.

"Göstergeler çok açık"
Tunus uzmanı gazeteci Osman Lahyani'ye göre, son aylarda iki ülke arasındaki ilişkilerde esen soğuk rüzgarların belirtileri çok netti.
Lahyani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Durgunluğun göstergeleri ilk olarak, Kovid-19 ile bağlantılı sağlık önlemlerinin ortadan kalkması ve dünyanın çoğu ülkesine uçuşlar yeniden başlamasına rağmen Tunus-Cezayir kara sınırlarının kapalı kalmasında ortaya çıkıyordu" dedi.
Bir diğer gösterge de Lahyani’ye göre, Tunus’a ihraç edilen Cezayir doğal gazının miktarının artırılması noktasında henüz sonuçlanmayan görüşmeler.

Tunus-İsrail normalleşmesi ihtimali
Lahyani, iki komşu ülke ilişkilerinde yaşanan bu durgunluğu, Cezayir’in Tunus’un İsrail’le normalleşmenin yeni odak ülkesi olması ihtimalinden yaşadığı rahatsızlığa bağlıyor.
Tunus Cumhurbaşkanı Said’in Temmuz 2021'de aldığı istisnai kararlar noktasında İsrail ile normalleşen Arap ülkelerinden aldığı desteğe atıfta bulunan Lahyani, Cezayir perspektifinin "ülkenin ulusal güvenliği üzerindeki potansiyel etkilerle ilgili" uzun vadeli hesaplamalar yaptığını dile getirdi.
Tunus Cumhurbaşkanı Said’in yanı sıra Tunus’un İsrail ile normalleşme konusunu gündeme getiren Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri Nureddin et-Tabubi, Cezayir’in 60’ıncı bağımsızlık yıl dönümü kutlamalarına davet edilmiş ve Cumhurbaşkanı Tebbun tarafından ilgiyle karşılanmıştı.
Said ile Tabubi’nin Cezayir’de bir görüşme gerçekleştirdiğine ilişkin medyada çıkan haberlerin aksine iki ülke makamları söz konusu iddiaları reddetmişti.
Tunus medyasına göre Tabubi, Tunus’un İsrail ile normalleşmeye götüren bölgesel bir çekişme alanına dönüştüğünü belirtmiş ve "Cezayir’in kuşatılması amacıyla Tunus’un İsrail ile normalleşme eksenine çekilmesi yönünde bir plan" olduğunu söylemişti.

Tunus cezaevlerindeki Cezayirliler
Öte yandan, Tunus-Cezayir ilişkilerinde çok hassas bir konu olarak bilinen, 2008 yılından bu yana Tunus cezaevlerinde Cezayirli bazı "gizli" göçmenlerin bulunduğu iddiası yeniden gündeme geldi.
Tunus makamları her ne kadar bunu reddetse de Cezayirli bazı ailelere, kayıp evlatlarının geçen nisan ayında Tunus'un El-Kaf kentinde yargılandığına dair resmi tebligat ulaştı.
Cezayirli aileler, 2008’den beri hiçbir izlerine rastlanılmayan evlatlarının "öldüğünü" düşünürken, 2013'te kayıp göçmenlerin Tunus’un El-Kaf şehrinde bir hapishanede oldukları bilgisi yayılmaya başlamış ve son haftalarda Tunus’un bu Cezayirlileri cezaevlerinde sakladığı inancı kamuoyunda güçlenmişti.
Cezayirli Milletvekili Muhammed Emin Sahili AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu göçmenlerin Cezayir’in Annaba vilayeti ile başkent Cezayir'in Baraki bölgesinden olduklarını ve Tunus'tan tekneyle Avrupa'ya gizlice göç etmeye çalıştıklarını belirtti.
Sahili, konunun iki ülke arasındaki ilişkiler üzerindeki etkisinin boyutunu "tahmin edemediğini" ancak bunun "ülkedeki yüksek makamlar tarafından yakından izlenen çok hassas bir konu" olduğunu vurguladı.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.