Putin Rusya’nın yeni ‘Deniz Doktrini’ni açıkladı

Rusya’nın ‘yeni deniz doktrini’ ulusal çıkarlarının sınırlarını yeniden belirliyor. Yeni doktrin Rus donanmasının, Kuzey Kutbu, Basra Körfezi, Akdeniz ve Kafkasya'daki varlığını artırmayı hedefliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
TT

Putin Rusya’nın yeni ‘Deniz Doktrini’ni açıkladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Donanma Günü kutlamaları sırasında askerleri selamlıyor. (AFP)  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, küresel denizcilik hedeflerini ortaya koyan ve Rus donanmasının deniz politikasına yönelik temel unsurların belirlendiği 55 sayfalık yeni Rusya Deniz Doktrini’ni imzalayarak onayladı.
Rus hükümetinin resmi platformlarında yayımlanan güncelleştirilmiş ‘Deniz Doktrini’, Rus deniz kuvvetlerinin önceliklerinde önemli değişiklikler barındırıyor ve Kremlin’in daha önceki ‘doktrinde’ yer almayan bazı bölgelerin, ‘küresel denizcilik hedefleri’ arasında yer aldığı görülüyor. Rus Donanma Günü münasebetiyle Rusya İmparatorluğu’nun eski başkenti Saint Petersburg’da düzenlenen törende, Devlet Başkanı Putin ‘yeni deniz doktrini’ ile birlikte yeni Rus Donanma Tüzüğü’nü de imzaladı.
Devlet Başkanlığı kararnamesinde, ‘Deniz Doktrini’nde yapılan değişikliklerin, dünyadaki yeni zorluklara ve mevcut jeopolitik koşullara yanıt verdiği’ vurgulanarak, dolaylı olarak Ukrayna savaşının getirdiği değişimler ve Batıyla geniş çaplı mücadeleye atıfta bulunuldu. Kararnamede, ‘yeni doktrinin, Rusya'nın ulusal deniz politikasına yönelik temel unsurları barındırdığı’ belirtildi. Donanma Tüzüğü ise Rus askeri filosunun, iç hizmet şartlarını, koruma ve güvenlik anlayışının geliştirilmesini öngörüyor.  
Devlet Başkanı Putin, ülkesinin artan askeri yeteneklerine işaret ederek, “Rusya, egemenlik ve özgürlüğümüzü ihlal etmeye kalkan herkese yıldırım hızıyla yanıt vermeye muktedirdir. Burada esas olan deniz güçlerimizin yeteneğidir. Rus Donanması kendisine verilen görevleri yüksek caydırıcılıkla ifa etmiştir. Rus Donanması, ülkenin deniz sınırlarında ve okyanuslarının herhangi bir bölgesinde stratejik görevleri başarıyla ve onurlu bir şekilde yerine getirmektedir” dedi.  
Ülkesinin füze yeteneklerine de değinen Putin, “Benzersiz Zirkon (Tsirkon) hipersonik füzeleri aylar içinde deniz kuvvetlerine katılacak.  Amiral Gorshkov Fırkateyni bu füzeleri taşıyan ilk gemi olacak” ifadesini kullandı.  
Rusya Devlet Başkanı, yeni doktrinin en önemli içeriğine değinerek, “Rusya'nın ulusal çıkarlarının sınırlarını ve bölgelerini alenen belirledik, Bunların arasında öncelikli olarak Arktik sularımız, Karadeniz, Ohotsk ve Bering Denizi'nin suları, Baltık ve Kuril boğazları bulunuyor. Bunları sıkı şekilde ve tüm araçlarla koruyacağız” dedi. 

Nüfuz alanının genişletilmesi ve yeni deniz üsleri  
Yeni Rus Deniz Doktrini’nde, Svalbard adaları, Franz Josef Toprakları, Novaya Zemlya takımadaları ve Vrangel Adası'nda denizcilik faaliyetlerinin çeşitlendirilerek, yoğunlaştırılması ve etkinleştirilmesi öngörülüyor. Bu bölgeler, bir dizi Batılı ülke ile artan rekabete tanık olan Kuzey Kutbu'ndaki Rusya'nın kontrolünü garanti eden alanlardır. Yeni Doktrinde ayrıca, ülkenin güvenliğinin sağlanması ve okyanuslarda çıkarlarının korunması amacıyla Rus donanmasının savaş kabiliyetinin artırılacağı ve Kuzey Kutbu Filosunun yeniden konumlandırılacağı ifade edildi. Asya Pasifik ülkelerinde Rus donanması için lojistik merkezlerin (deniz üslerinin) kurulmasının öngörüldüğü doktrinde, söz konusu lojistik merkezlerin, Asya-Pasifik bölgesindeki Rus filoları arasında koordinasyonun ve gerekli lojistiğin sağlanmasının yanı sıra bölgedeki ‘deniz iletişim hatlarının’ korunmasında önem arz edeceği belirtildi.  
Yeni doktrine göre, Rus donanmasının Suriye'nin Tartus kentindeki ana lojistik merkezine ek olarak, Akdeniz bölgesindeki birçok ülkede benzer ‘lojistik merkezlerin’ kurulması öngörülüyor. Doktrinde, “Suriye Arap Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmaya dayanarak, Rusya Federasyonu'nun Akdeniz'deki donanma varlığı kalıcı olarak sağlanmıştır. Bölgedeki diğer ülkelerin topraklarında da donanma için yeni üslerin ve lojistik merkezlerin inşa edilmesi ve geliştirilmesi öngörülmektedir” denildi. Ayrıca Kızıldeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi bir hedef olarak ‘yeni doktrinde’ yer aldı. Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda deniz üsleri inşa edilmesinin planlandığı belirtilen doktrinde, "Ulusal denizcilik politikasının önceliklerinden biri, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nda lojistik destek merkezlerinin kurulması ve Rusya Federasyonu'nun Basra Körfezi bölgesindeki deniz varlığını korumak ve sürdürmektir” ifadelerine yer verildi.  

Rusya'nın deniz faaliyetlerine yönelik tehditler 
Doktrinde, Rusya Federasyonu'nun denizcilik faaliyetlerinin karşı karşıya olduğu ana riskler ve zorluklar tanımlandı. Bu bağlamda, “Rusya dışında, uzak bölgelerde görevde olan Rus gemilerinin çalışmasını sağlayan üs noktalarının yeterli sayıda bulunmadığı” belirtildi. “ABD'nin okyanuslarda hakimiyet kurma siyaseti ve NATO'nun Rus sınırlarına doğru altyapıyı güçlendirmesinin Rusya için tehdit oluşturduğu” kaydedildi.  
Ayrıca bir dizi ülkenin, Rus askeri-sanayisine kısıtlamalar getirmesi, modern teknolojilerin transferlerinin engellenmesi, ekipman tedariğinde sıkıntılarla karşılaşılması, uzun vadeli finansman bulunamaması, petrol ve gaz şirketlerine yaptırımlar uygulanması, temel zorluklar arasında anıldı. Kuzey Kutbu’nda deniz sınırlarının belirlenmemesi, Karadeniz ve bazı diğer bölgelerde ‘hukuki boşluklar’ olması da bu bağlamda ‘zorluklar’ olarak gösterildi. Özellikle 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak sorunlar içerdiği kaydedildi. Rusya’nın sivil deniz filolarının küresel deniz ticareti içinde yeterince aktif olmaması da ticaretinin çoğunu deniz üzerinden yapan Rusya için bir eksiklik ve çelişki olarak addedildi.  
Rusya'nın güvenliğine ve filolarının faaliyetlerine yönelik diğer büyük tehditler arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin okyanuslarda hegemonya kurma yaklaşımı ve NATO’nun artan deniz faaliyetleri gösterildi. 2015’teki belgede dış tehdit olarak NATO'nun Rusya hattına ilerlemesi zikredilirken, şimdi asıl tehlike ABD ve müttefiklerinin küresel sulardaki egemenlik çabaları olarak geçiyor. Yeni deniz doktrini belgesinde bu bağlamda şu ifadelere yer verildi: "Okyanuslarla ilgili olarak Rusya Federasyonu'nun ulusal güvenliğine ve sürdürülebilir kalkınmasına yönelik başlıca zorluklar ve tehditler şunlardır: Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası denizlerde hakimiyet kurma stratejisi ve küresel okyanuslarda ulaşım ve enerji kaynaklarının kullanımı da dahil olmak üzere uluslararası operasyonların geliştirilmesi üzerindeki küresel etkisi. NATO'nun askeri altyapısının Rusya sınırlarına ilerlemesi ve koalisyon güçlerinin Rusya Federasyonu topraklarına bitişik deniz sularındaki manevra sayılarında artış kaydedilmesi.” 
Doktrinde, aniden ortaya çıkan ve öngörülemeyen salgın hastalıkların da ülkenin denizcilik faaliyetleri için risk oluşturduğuna işaret edilerek, koronavirüs pandemisinin jeopolitik belirsizliğe ve küresel bir ekonomik krize yol açtığı hatırlatıldı. Koronavirüsün yol açtığı krizin, küresel düzeni değiştirmek isteyen güçlerin arzuları ile ilişkili olduğu iddia edildi. Doktrinde ayrıca, uçak gemilerinin inşası da dahil olmak üzere Uzak Doğu'da bir gemi inşa kompleksinin geliştirilmesi öngörüldü. Donanmanın Kuzey Kutbu'ndaki modern uçak gemilerinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, büyük tonajlı gemilerin inşası için Uzak Doğu'da, yüksek teknolojilerin kullanıldığı modern bir ‘gemi inşa kompleksi’ oluşturması, ulusal denizcilik politikasının öncelikleri arasında olduğu kaydedildi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.