Dünyadaki mülteci politikaları: Hangi ülke, ne kadar kişiyi, nasıl alıyor?

Uluslararası hukuk tarafından tanımlanıp korunan mülteciler; eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan diğer durumlarda, geldikleri ülkelerin dışında bulunan ve bunun sonucu olarak da 'uluslararası koruma' talebinde bulunan kişilerdir (Reuters/Yannis Behrakis)
Uluslararası hukuk tarafından tanımlanıp korunan mülteciler; eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan diğer durumlarda, geldikleri ülkelerin dışında bulunan ve bunun sonucu olarak da 'uluslararası koruma' talebinde bulunan kişilerdir (Reuters/Yannis Behrakis)
TT

Dünyadaki mülteci politikaları: Hangi ülke, ne kadar kişiyi, nasıl alıyor?

Uluslararası hukuk tarafından tanımlanıp korunan mülteciler; eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan diğer durumlarda, geldikleri ülkelerin dışında bulunan ve bunun sonucu olarak da 'uluslararası koruma' talebinde bulunan kişilerdir (Reuters/Yannis Behrakis)
Uluslararası hukuk tarafından tanımlanıp korunan mülteciler; eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan diğer durumlarda, geldikleri ülkelerin dışında bulunan ve bunun sonucu olarak da 'uluslararası koruma' talebinde bulunan kişilerdir (Reuters/Yannis Behrakis)

2001'de "Dünya Mülteciler Günü" ilan edilen 20 Haziran, pek çok özel gün gibi, konunun öznelerinin diğerleri tarafından yalnızca 24 saatliğine anılıp geçildiği bir gün oldu. 
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) bu sene de Küresel Eğilimler Raporu'nu yayımlayarak önemli rakamları paylaştı. 
16 Haziran'da kamuoyuyla paylaşılan rapora göre, zorla yerinden edilmiş kişilerin toplam sayısı 2021'in sonunda 89,3 milyonu buldu. Önceki seneye göre yüzde 8, 10 yıl öncesine göreyse iki kat artış görüldü. İstikrarla yükselen bu rakam, yaklaşık 8 milyar insanın yaşadığı dünyada her yüz kişiden en az birinin zulüm, çatışma, şiddet, insan hakları ihlalleri veya kamu düzenini ciddi şekilde bozan olaylar yüzünden evini terk etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Bunlardan 53,2 milyonu ülke içinde başka yerlere giderken, 36,1 milyon kişi yurtlarını bırakmak durumunda kaldı. Ülkesinden kaçanların 27,1 milyonu mülteci statüsünde görülüyor.
BMMYK, bu sene içindeki krizlerle birlikte halihazırda 100 milyon kişinin evinden uzakta olduğunu bildirdi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, "Son 10 yıldır her sene rakamlar tırmandı. Ya uluslararası toplum bu insani trajediye çözüm bulmak için bir araya gelerek çatışmalar ve sorunlara kalıcı çözümler bulur ya da bu berbat eğilim devam eder" dedi. 
Zenginler yükün azını aldı
Independet Türkçe'den Eren Umurbilir'in haberine göre,  toplam mültecilerin yüzde 83'üne düşük ve orta gelirli ülkeler, yüzde 27'sine de en az düzeyde gelişmiş ülkeler ev sahipliği yapıyor. 
Bangladeş, Çad, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Etiyopya, Ruanda, Güney Sudan, Sudan, Uganda, Tanzanya ve Yemen dahil olmak üzere 46 ülkeden oluşan en az gelişmiş ülkelerdeki mülteci sayısı 2021 sonu itibarıyla 7 milyon oldu.

En kötü durumdaki ülkelerin bu kadar göçmen ağırlamasının en büyük sebebi, çatışma yaşanan yerlere komşu olmaları. Zira ülkesinden kaçanların yüzde 72'si komşu ülkelerde kaldı.

En çok göç alan ülkeler
Raporda 3,8 milyon mülteci aldığı bildirilen Türkiye ilk sırayı aldı. Mülteci sayısında Uganda (1,5 milyon), Pakistan (1,5 milyon) ve Almanya (1,3 milyon) Türkiye'yi takip ediyor. 
Nüfusa göre orana bakıldığında ilk sırada her 8 vatandaşa bir mültecinin düştüğü Lübnan bulunuyor. 14'e birle Ürdün ikinci, 23'e birle Türkiye üçüncü sırada. 
Kolombiya da 1,8 milyon Venezuelalıyı ağırlıyor. Ülkesini terk eden 4,4 milyon Venezuela vatandaşı, BMMYK'ya göre mülteciler arasında sayılmıyor zira bulundukları ülkelerde iltica talebinde bulunmuyor. Karayipler'deki adalardan Aruba'daki her 6 kişiden, Curaçao'dakiyse 10 kişiden biri Venezuelalı. 

En çok göç veren ülkeler
2021 itibarıyla toplamda 6,1 milyon Venezuelalı mülteci, sığınmacı ve göçmen konumunda. Venezuelalılarla birlikte mültecilerin yüzde 69'u yalnızca 5 ülkeden yola çıkmış. 
6,8 milyonla Suriye birinci sırada. Afganistan 2,7 milyon, Güney Sudan 2,4 milyon, Myanmar ise 1,2 milyon kişinin mülteciliğe zorlandığı ülkeler arasında.   
Başvurular en çok nerelerden nerelere yapıldı?
Mülteci olmak isteyenler geçen yıl 1,7 milyon yeni talepte bulundu. 2021'de en çok iltica başvurusunda bulunan kişilerin ülkeleri şöyle sıralandı: "Afganistan (125 bin 600), Nikaragua (111 bin 600), Suriye (110 bin), Venezuela (92 bin 400) ve Haiti (67 bin)"
En çok bireysel başvurunun bulunduğu ülke 188 bin 900'le ABD. Almanya (148 bin 200), Meksika (132 bin 700), Kosta Rika (108 bin 500) ve Fransa (90 bin 200) diğer cazip görülen yerler oldu. 

Memleketine dönenler
Raporda 5,3 milyon ülke içinde taşınmak zorunda kalan, 429 bin 300'ü de mülteci olan 5,7 milyon kişinin kendi memleketlerine dönebildiği de belirtildi. Kendi ülkesine dönebilen mültecilerin 270 bin 200'ü Güney Sudanlı, 66 bini Burundili, 36 bin 500'ü Suriyeli. Fildişi Sahili'nden 22 bin 500, Nijerya'dan 17 bin, diğer ülkelerden de 17 bin 100 mülteci memleketine kavuşmayı başardı.
Durumu rakamlarla özetleyen BMMYK raporunun dışında ülkelerin mülteci politikalarına tek tek bakıp farklı yerlerin ne kadar kişiyi nasıl aldığına bakmak da faydalı olacak.

ABD
ABD Kongresi'ne danışan ABD Başkanı, her sene ülkeye kaç mültecinin alınacağına karar veriyor. Trump yönetimi, bu maksimum kontenjanı 2020'de 18 bine kadar düşürmüş, kabul edilenlerin sayısıysa 11 bin 814'te kalmıştı. 2021'de bu limit 62 bin 500'ken bu sene 125 bine yükseltildi. 


Dünyada zorla yerinden edilmiş kişilerin yüzde 41'ini çocuklar oluşturuyor (Reuters/Luisa Gonzalez)

İnsan hakları savunucuları, selefi Donald Trump'tan sonra, Joe Biden'ın kontenjanı yükseltmesini bir yandan takdirle diğer yandansa yergiyle karşılıyor. Zira tüm dünyada göç etmek zorunda kalanların sayısı artarken dünyanın süpergücünün elini taşın altına sokmakta ürkek davrandığı düşünülüyor.
Geçen sene maksimum limit yükselirken yalnızca 11 bin 411 kişinin kabul edilmesi bu eleştirilerin haklılık payını artırıyor. 1980'de konuyla ilgili yasanın kabulünden sonra en az sayıda mülteciye, Biden döneminde izin verilmiş oldu.
Washington, bu senenin ilk 5 ayında 12 bin 641 kişinin iltica talebini onayladı. Sırasıyla Suriye (3 bin 7), Kongo Demokratik Cumhuriyeti (2 bin 927), Sudan (1233), Myanmar (1018) ve Ukrayna (886) vatandaşları en çok kabul alanlar oldu. 
ABD'ye en çok mülteciyi BMMYK gönderiyor. Başvuranların başka bir yere yerleşip mülteci olmaya hak kazanıp kazanmadıklarını değerlendiren Komiserlik, diğer ülkelerle birlikte ABD'ye de mültecileri yönlendiriyor. Bunun dışında ABD bizzat kendisi de kontenjan açabiliyor. Özel görevlendirilmiş STK'ler ve diplomatik temsilcilikler, örneğin ABD için çalışmış yabancılardan iltica başvurusu alabiliyor. 

Son dönemde iltica başvurusu yapan kişiler ortalama iki yıl bekliyor. Bu süre boyunca istihbarat ve göç birimleri, başvuran kişilerin bilgilerini toplayarak geçmişini ve bugününü değerlendiriyor. Görüşmelerle de o kişinin mevcut durumu gözden geçiriliyor. 
ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Bürosu, sağlık kontrolüyle bulaşıcı hastalıkların ülkeye girmesini engellerken, kültürel uyum kurslarıyla da göçmenlerin uyum sağlayıp sağlayamayacağını tespit ediyor.
Daha ülkeye ayak basmadan mültecilerin nerede yaşayacakları ve hangi göç birimiyle çalışacakları belirlenmiş oluyor.
Dokuz yerel göç biriminin birinden gelen görevliler, havalimanında mültecileri karşılayarak onları mobilya, kıyafetler ve kendi alışık oldukları yemeklerle hazır bekleyen evlerine götürüyor. Bu birimler onların çocuklarını okula kaydetmesine, sosyal güvenlik kartına başvurmasına, nasıl alışveriş yapacağına ve sağlık randevusu alacağına kadar yardımcı oluyor.
Mülteciler taşındıktan sonra çalışma izni alıp bir yıl sonra da yeşil kart girişiminde bulunabiliyor. 5 yıl oturumdan sonra ABD vatandaşlığına doğrudan da başvurabiliyorlar.
Diğer yandan bir de ABD'ye Meksika'dan kaçak yollarla girmeye çalışanlar var. Meksika sınırında 2021'de yaklaşık 1,9 milyon kişi yakalandı. Bunların yaklaşık yüzde 20'si ülke içinde serbest bırakıldı ve sığınma başvurusu sürecine dahil edildi. Ülkeye girebilen 402 bin kişinin dışındakiler Meksika'ya ya da memleketlerine gönderildi.
Orta ve Güney Amerika'dakilerin yanı sıra Türkiye, Romanya ve Ukrayna gibi ülkelerden de pek çok kişi bu yolla ülkeye girmeye çalışıyor. 2020'de 67 Türkiye vatandaşı bu yolu seçmişken, 2021'de sayı 1366'ya çıktı. Resmi rakamlara göre yılın ilk 5 ayında 11 bin 827 Türk vatandaşı Meksika sınırından ABD'ye geçerek yetkililere teslim oldu. ABD'ye kaçak yollardan göç edenlerden biri olan Kamil Güneş, "ABD'de suça karışmadığınız sürece sınırdışı edilmek gibi bir durum söz konusu değil" diyerek bu yolun niye tercih edildiğini açıklıyor.

Birleşik Krallık
BMMYK istatistiklerine göre 2021'in ortasında Birleşik Krallık'ta 135 bin 912 mülteci, 83 bin 489 sığınma başvurusunda bulunmuş kişi ve 3 bin 968 devletsiz kişi vardı. 
Nüfusu 70 milyona yaklaşan Birleşik Krallık, 2021'de 48 bin 540 kişiyle neredeyse son 20 yılın en fazla başvurusunu aldı. Bu rakam, önceki seneye göre yüzde 63 artış anlamına geliyordu. 
İltica talebinde bulunanların çoğunluğu 2016'dan bu yana İranlı. Geçen sene başvuran 9 bin 800 kişi bu durumun devamını sağladı. 


Boris Johnson'un istifasının ardından kaçak yollarla ülkeye gelen göçmenleri Ruanda'ya gönderme planının geleceği belirsiz (AFP/Nikolay Doychinov)

Eylül 2021'e kadar olan bir yıl boyunca yapılan iltica başvurularında durum şöyle: "İran (6 bin 2), Eritre (4 bin 412), Arnavutluk (4 bin 10), Irak (3 bin 42), Suriye (2 bin 303)"
Ülkeye girmeyi başarıp iltica talebinde bulunanlara çalışma izni verilmiyor. Kalacak yer verilse de buranın nerede olacağını yetkililer belirliyor. Devlet, her bir kişiye haftada 40 sterline (yaklaşık 870 TL) yakın para ödüyor. Bu da yiyecek, temizlik ve kıyafet ihtiyaçlarının günde 5,5 sterline (yaklaşık 120 TL) yakın bir miktarla karşılanmasını gerektiriyor. 
Son olarak geniş çapta tepki çeken Ruanda planı, dünyanın gözünü Birleşik Krallık'a çevirmesini sağladı. 
Londra yönetimi, ülkeye yasadışı yollardan girenlerin sınır dışı edilmesi için nisanda Ruanda'yla 120 milyon sterlinlik (yaklaşık 2,6 milyar TL) bir anlaşma yaptı. Hükümet, Ruanda'ya gönderilecek sığınmacılara beş yıllık öğrenim, barınma ve sağlık hizmetlerini kapsayan "cömert bir paket" sunacağını bildirdi. Ancak göçmenlerin başvuruları Ruanda'da değerlendirilecek. Yani kabul almaları durumunda 6 bin 500 kilometre ötedeki Afrika ülkesinde mülteci olacaklar. 
Başvuruları olumsuz sonuçlananlarsa ya başka kurallar altında yeniden başvuracak ya da sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Manş Denizi yoluyla Birleşik Krallık'a ulaşanların sayısı 2020'de 8 bin 500 olarak kaydedilirken bu sayı geçen yıl 28 bini bulmuştu. Londra yönetimi, onlarca kişinin ölümüne neden olan kaçak geçişleri engellemek için bu planı uyguladığını savunurken uluslararası toplum tepkili. 
Geçen ay BM İnsan Kaçakçılığı Özel Raportörü Siobhan Mullally yazılı açıklamayla şöyle dedi: 
"Sığınma talebinde bulunanların zorla Ruanda'ya yollanması, mültecilerin geri yollanmamasına yönelik uluslararası ilkeyi zedeleyecektir, insan kaçakçılığını önlemeye yardımcı olmamanın yanı sıra sığınmacıları daha tehlikeli ve riskli duruma sokmaktadır."
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 14 Haziran'da sığınmacıların Ruanda'ya gönderileceği ilk uçuşu durdurdu. Kararda, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin "Ruanda'ya gönderilecek mültecilerin, oradaki sığınma başvurularında adil ve etkili bir yasal desteğe erişemeyeceği" yönündeki değerlendirmesi dikkate alındı.
Boris Johnson'un istifasıyla birlikte bu planın akıbeti daha da belirsiz hale geldi.
Ukrayna konusundaysa Birleşik Krallık 28 Haziran itibarıyla 161 bin 500 vize başvurusundan 142 bin 500'üne onay verirken, bunlardan 86 bin 600'ü ülkeye ulaştı. Birleşik Krallık vatandaşları, Ukraynalıların en az 6 ay boyunca kira vermeden yaşamasını kabul edebiliyor. Gelenler üç yıla kadar ülkede yaşayıp çalışabiliyor ve sağlık, eğitim ve yardıma hak kazanıyor. Ev sahipleri de ayda 350 sterlin (yaklaşık 7 bin 500 TL) para kazanıyor.
Diğer yandan bu sisteme de eleştiriler var. Birleşik Krallık vatandaşlarının bazıları sistemin çok yavaş ve karmaşık olduğunu söylüyor. 
Avrupa Birliği
2021'de AB'ye ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 535 bindi. Bir önceki yıl bu rakam 417 bin 100'de kalmıştı. Geçen sene başvuranların yüzde 40'ını Suriyeliler, Afganlar ve Iraklılar oluşturuyordu. 2013'ten bu yana Suriyeliler liderliği koruyor. 
2021'de başvuranların yüzde 27,7'si (148 bin 200 kişi) Almanya'yı, yüzde 19,4'ü (103 bin 800 kişi) Fransa'yı, yüzde 11,6'sı (62 bin 100 kişi) İspanya'yı, yüzde 8,2'si (43 bin 900 kişi) İtalya'yı, yüzde 6,9'u da (36 bin 700 kişi) Avusturya'yı tercih etti.


İnsan Hakları İzleme Örgütü, "Yunanistan sığınmacıları sınırdışı etmek için diğer göçmenleri kullanıyor" iddiasında bulunuyor (AFP)

Başvuranların yüzde 69,1'i erkek, yüzde 30,9'uysa kadın olarak tanımlandı. Yaklaşık yarısı 18 ila 34 yaşındayken yüzde 31,2'si 18 yaşın altında. 
2021'de başvurulara ilişkin 523 bin 200 ilk karar alınırken 202 bin 200 kişiye koruma statüsü verildi. İtiraz üzerine 197 bin 200 de son karar alındı. Bunlardan 65 bin 100'ü muradına erdi.
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Başak Yavçan, üçüncü ülkelerde yeniden yerleştirme sıralarına girilebildiğini ya da AB sınırları içine girebilenlerin Şengen bölgesi içinde istediği yere giderek başvuruda bulunabildiğini belirtiyor.
AB topraklarına girenlerin bekleme süresinin 6 ayı da 5 seneyi de bulabildiğini vurgulayarak "Başvuru süreci aleyhte sonuçlanırsa itiraz süreci de birkaç yıl sürebiliyor. AB ülkeleri de iltica başvurularını çok hızlı değerlendirmiyor çünkü başvuru sonuçlanana kadar iltica koşullarının ortadan kalmasını ümit ediyorlar. Zamanında Bosnalıların maruz kaldığı zulüm ortadan kalkınca iltica başvuruları olumsuz sonuçlanabildi" diyor.

Şubat sonlarında Rusya'nın saldırısıyla başlayan Ukrayna savaşı nedeniyle 8,4 milyondan fazla sığınmacı hareketi kaydedildi. 
BM'ye göre 4 Temmuz itibarıyla 5,2 milyon Ukraynalı komşu Avrupa ülkelerine geçti. Mültecilerin dağılımı şöyle: "Rusya (1,5 milyon), Polonya (yaklaşık 1,2 milyon), Moldova (82 bin 700), Romanya (83 bin 321), Slovakya (yaklaşık 80 bin), Macaristan (yaklaşık 26 bin), Belarus (yaklaşık 10 bin)"
BM, şu anda Ukraynalıların 867 binden fazlasının Almanya'da, yaklaşık 383 binin Çekya'da, 140 bini aşkınının İtalya'da, 125 binin İspanya'da, 92 bininin Fransa'da olduğunu bildiriyor. Türkiye'de de bu sayı 19 Mayıs itibarıyla 145 bin olarak bildirildi.
AB, Ukraynalılara üç yıla kadar ikamet ve çalışma izni verdi. Akrabaları ya da arkadaşlarında kalamıyorlarsa bu iş için hazırlanan merkezlerde kalıyorlar. Birleşik Krallık'ta da olduğu gibi yiyecek, yardım, eğitim ve sağlık gibi haklara sahipler.
Avrupa ülkelerinde barındırılan sınır ötesi yerlerinden edilmiş kişilerin sayısıysa 2021'de yüzde 3 artarak 7 milyonun üzerine çıkmıştı. Bu sene oranın çok daha fazla olması bekleniyor. 

AB'nin değişen göç ve mülteci politikaları
Yavçan, Suriye ve Ukrayna krizlerinin AB'nin göç ve mülteci politikaları üzerinde nasıl farklı etkiler yarattığını anlattı. Suriye'deki iç savaştan çok, Suriyelilerin 2015-2016 yıllarında Ege üzerinden Avrupa'ya geçiş yapmalarının, AB için önemli bir mihenk taşı olduğuna dikkat çeken Yavçan, Avrupa Komisyonu'nun iki sene önce sunduğu AB'nin Yeni Göç ve İltica Paktı'nı hatırlatıyor:  "AB'nin 'dışsallaştırma' adını verdiğimiz politikayla, göç yönetimini üçüncü ülkelere bıraktığını gördük. O ülkelerin sınır güvenliğini artırması beklendi, karşılığında mültecilere yönelik insan hakları ihlalleri hoşgörüldü ve çeşitli yardımlar yapıldı. Örnek olarak Fas ve Libya'yı, Türkiye, Belarus gibi geri kabul anlaşması yapılan ülkeleri sayabiliriz."
Üye devletlere göçmenleri AB'ye ilk giriş yaptıkları ülkeye gönderme hakkı veren Dublin modelinin mülteciler tarafından çeşitli yöntemlerle kırıldığını belirten Yavçan, temel tartışmaları şöyle özetliyor: "AB içinde 'Bir mülteci krizinin tekrarlanmasını nasıl önleyebiliriz?' şeklinde bir yaklaşım var. Gelenlerin AB içinde nasıl paylaşılacağı sorusu çok ciddi tartışılıyor. Mültecileri kabul etmemek için referandum yapan Macaristan gibi pek çok ülke bu yükümlülüklere karşı çıkıyor."
Yavçan, Ukrayna krizinin çok daha fazla sayıda mültecinin çok daha kısa sürede Avrupa'ya yığılmasıyla sonuçlandığını vurguluyor. Buna rağmen AB'nin Suriye krizine göre örnek sayılabilecek bir tutumla hareket ettiğini belirtirken sebepleri şöyle sıralıyor:
Birincisi, Ukrayna doğrudan komşu bir ülkeydi. İkincisi, AB doğrudan bu krizin bir tarafıydı, siyasi bir payı vardı. Üçüncüsü, kamuoyunun Ukraynalı mültecilere yönelik toplumsal kabulünün çok daha yüksek olması. Halkın onları kültürel olarak daha yakında gördüğünü söyleyebiliriz. Suriyelilerin Türkiye'ye vizesiz geçişi gibi, Ukraynalılar zaten AB'ye vizesiz geçiş yapabiliyordu. 
Avrupa'da sivil toplumun da bu krizde çok daha aktif bir rol üstlendiğini belirten Yavçan, "Hemen çok sayıda Ukraynalı mülteci kabul eden Polonya'ya yardımlar yapıldı, her ülke Ukraynalıları kabule yönelik paketler hazırlamaya başladı. Avrupa'nın dört yanında sivil toplum da bu konuda yoğun emek sarf etti" diyor.  
Yavçan, bundan sonra Avrupa Birliği'nden Suriyeliler ve Afganlar konusunda da daha kucaklayıcı politikalar görmeyi umduğunu sözlerine ekliyor. 

Rusya
Merkezi Moskova'da bulunan Sivil Yardım Komitesi adlı insan hakları örgütüne göre, 2020'de yalnızca 239 kişinin iltica başvurusu kabul edildi. Nüfusu 150 milyona dayanan ülkede 2020 sonunda yalnızca 455 kişi mülteci statüsüne sahipti. Bunlardan sadece 28'i 2020'de iltica hakkını kazandı. 

2020'de geçici sığınma statüsü verilen kişi sayısı Ukraynalılar hariç 489 kişiydi. Toplamda bu statüye sahip toplam kişi sayısı da (yine Ukraynalılar hariç) 1472'de kaldı. 
Ülke dışından mali destek aldığı için Moskova'nın "yabancı ajan" ilan ettiği sivil toplum kuruluşu, 2007'den bu yana en az sayıda kişinin geçici sığınma statüsüne sahip olduğunu yazdı. Suriye'de iç savaşın başlamasından sonra en az sayıda Suriyeli (359 kişi) bu statüye sahip oldu. 


Macaristan-Sırbistan sınırında yakalanan bu görüntüler, Rusya civarında pek görülmedi (Reuters/Bernadett Szabo)

Diğer yandan Rusya iltica taleplerini büyük oranda reddetse de durum Ukraynalılar için oldukça farklı. 2014'te patlak veren iç savaştan bu yana çok sayıda Ukraynalıya iltica statüsü ve Rusya vatandaşlığı tanındı.
2014 ila 2020'de Kırım'da yaşayanlara topluca pasaport verilmesini saymazsak, bu dönemde 1 milyon 70 bin Ukraynalının Rusya vatandaşı olduğu tahmin ediliyor. Bir gecede 2,5 milyon Kırımlıya vatandaşlık verildiği bildiriliyor. 
31 Aralık 2021 itibarıyla 18248 Ukraynalıya herhangi geçici ya da kalıcı iltica statüsü tanınmışken, takip eden ülke 770'le Afganistan oldu. Onları 361'le Suriye, 142'yle Gürcistan, 88'le Yemen takip etti.
Birleşmiş Milletler'e göre 1,5 milyonu aşkın Ukraynalı savaşın ardından Rusya'ya gitti. Kiev yönetimi, bunların önemli kısmının zorla topraklarından koparıldığını söylüyor. 
Ayrıca Moskova çok sayıda göçmen alıyor. 2020 itibarıyla toplamda 12 milyon kişinin Rusya'da göçmen olarak yaşadığı tahmin ediliyor. Bunların çoğu eskiden Sovyetler Birliği'ne dahil olan ülkelerden geliyor. Bu, Rusya'nın ABD, Almanya ve Suudi Arabistan'ın ardından en fazla göçmene ev sahipliği yapan dördüncü ülke yapıyordu.
Rusya'nın azalan nüfusunu dengelemek için kendi dilini bilen eski Sovyet ülkelerinden gelen göçmenleri ülkeye kabul ettiği öne sürülüyor.

İran
Türkiye'ye Afganistan ve Pakistan'dan gelen göçmenlerin geçtiği yerlerden biri İran. Tahran yönetiminin onlara kolaylık sağladığı iddiası sıkça konuşuluyor.
Ancak o kadar da bilinmeyen bir şey, İran'da Ekim 2020 itibarıyla 3,5 milyona yakın Afgan'ın yaşadığı. Bunların 2 milyonu belgesizken, 780 bini fiilen mülteci. BMMYK, 20 bin de Iraklının ülkede mülteci olduğunu bildiriyor.


Memleketinden kaçmak zorunda olanlar genelde soluğu komşu ülkelerde alıyor (Reuters/Anne Mimault)

BMMYK, Tahran yönetiminin eğitim, sağlık ve geçinme konusunda göçmenlere yardımcı olduğunu ve onların sadece geçinmesini değil, gelişmesini de sağladığını ifade ediyor. Mültecilerin yüzde 96'sı İranlılarla birlikte, yüzde 4'üyse İçişleri Bakanlığı'na bağlı birimler tarafından yönetilen yerleşimlerde yaşıyor. Sovyetler Birliği'nin 1979'da Afganistan'ı işgal etmesinin ardından 5 milyon kişinin ülkeden kaçmak zorunda kaldığı ve bunların yüzde 90'ına İran ve Pakistan'ın kucak açtığı da hatırlatılıyor. 
Diğer yandan Kasım 2021'de bu tablonun aksi yönde haberler yayımlandı. Uluslararası Göç Örgütü, bir milyonu aşkın Afgan'ın yıl içinde ülkesine gönderildiğini bildirdi. Taliban'ın ağustosta yönetimi devralmasının ardından günde 4-5 bin Afgan'ın ülkeden kaçarak İran'a geçtiği tahmin ediliyordu. Norveç Mülteci Konseyi, 300 bini aşkın Afgan'ın bu süreçte İran'a geçtiğini duyurdu.
Son aylarda İranlı sınır görevlilerinin Afganları dövdüğü görüntüler internette yayımlandı. Bunun üzerine Afganistan'da İran karşıtı gösteriler düzenlendi. 

Lübnan ve Ürdün
Nüfusa göre orana bakıldığında Türkiye'nin önünde ilk ve ikinci sıralarda yer alan Lübnan ve Ürdün de incelenmesi gereken örneklerden. 
Dini, mezhepsel ve etnik ayrımların etkisini hissettirdiği Lübnan'da her 8 vatandaşa bir mülteci düşüyor. Çoğu Sünni olan mültecilerin ülkenin hassas dengesini bir kere daha bozmasından korkuluyor. 
1948 ve 1967'de Arap ülkelerinin İsrail'le savaşması, Filistinlilerin ülkeye göç etmesine yol açmıştı. Ürdün'ün Filistin Kurtuluş Örgütü'yle çatıştığı 1970-1971 dönemi de daha fazla Filistinli'nin Lübnan'a gitmesine neden oldu. 
Hükümetin tahminlerine göre ülkede 1,5 milyon Suriyeli, 13 bini aşkın da diğer milletlerden mülteci var. Ancak Beyrut patlaması ve pandemi ülkedeki ekonomiyi daha da kötüleştirince her 10 Suriyeliden 9'u aşırı yoksul duruma düştü.
Ürdün'de de 14 kişiye bir göçmen düşüyor. 760 bin kişiden 670 bini Suriye'den. İşsizlik oranının yüzde 23'ü bulduğu ülkede pek çok sığınmacı çalışma iznine resmen sahip olsa da iş bulmaları güç.
Filistinli, Iraklı ve Yemenli mültecilere Suriyelilerin eklenmesi, vatandaşların "Azınlıkta mı kalacağız?" diye sormasına neden oluyor. 2016'daki bir dizi silahlı saldırının ardından hükümet Suriyelilerin bir kısmını memleketlerindeki silahlı örgütlerle ilişki veya kaçak çalışma kisvesiyle ülkeden attı.
Lübnan ve Ürdün, BM'nin hazırladığı ve ev sahibi ülkelerin mültecilere yönelik sorumluluklarını bildiren 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi veya 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Protokol'e imza atmadı. Bu sebeple onları "misafir" olarak niteleyebiliyorlar. Bu durum, göçmenlerin istendiği zaman ülkeden atılabilmesine de zemin sağlıyor. 
Uluslararası toplum iki ülkeye de yardım yapsa da bunlar yetersiz kalıyor. 
Dünya Mülteci ve Göç Konseyi'nin (WRMC) Eylül 2021 tarihli raporu, bu iki ülkeyle birlikte Türkiye'yi kapsayan bir araştırmaya dayanıyor. Her üç ülkede de ev sahibi hükümetlerin göçmenlerin gideceğini varsaydığı ancak Beşar Esad'ın Suriye'de yeniden güçlenmesiyle birlikte bu varsayımın büyük ihtimalle geçersiz kaldığı belirtiliyor.
Rapordaki şu ifadeler, göçmenlerin geleceği konusunda bir fikir veriyor:
Gerçek şu ki, Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğu şu an bulundukları yerde kalacaklardır. Siyasi olarak ev sahibi hükümetlerin bunu kabul etmesi zor olsa da, mültecilerin işgücü de dahil olmak üzere ulusal yaşama uyumlarını sağlayan politikalar geliştirmeleri onlara daha çok fayda sağlayabilecektir.
Aynı zamanda Liège Üniversitesi HUGO Göç Gözlemevi'nin MAGYC-H2020 Projesi'nde de araştırmacı olarak çalışan Yavçan, "Lübnan, Ürdün ve Türkiye'nin kaderi göçmenlerin geleceği konusunda birbirine benziyor mu?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
Çatışma bölgelerinin hemen dibinde kalıp da ilk sığınmada bulunulan ülkeler olmaları bakımından, bu üç ülke bazı Afrika ve Asya ülkelerine de benziyor. 
Ancak Lübnan ve Ürdün, Cenevre konvansiyonlarının imzacısı değil. Yani onlar insan haklarına ters düşse de Suriyelileri zorla ülkelerine gönderebilir. Ama biz çatışmadan ve zulümden kaçtığı belgelenmiş bireyleri geriye göndermek için zorlayamayız. Biz attığımız imzayla menşei neresi olursa olsun söz vermişiz. Sadece Avrupa'dan kaçanlara iltica hakkı veriyoruz. Türkiye mülteci statüsü vermese de sağlık, eğitim ve iş hayatı gibi konularda entegrasyonda daha ileride bir ülke.



İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı
TT

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran, Natanz tesisinin bombalanmasına Dimona civarına saldırarak karşılık verdi: 54 yaralı

İran ile İsrail arasındaki savaş, bugün en tehlikeli nükleer eşiklerinden birine ulaştı. İran’a ait bir füzenin, İsrail’in güneyinde ana nükleer tesisin bulunduğu Dimona kentine doğrudan isabet etmesi, Tahran’ın Natanz zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından saatler sonra gerçekleşti.

Tel Aviv, füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu bildirirken, Tahran Natanz’da herhangi bir radyasyon sızıntısı yaşanmadığını açıkladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ise nükleer bir kazanın önlenmesi için itidal çağrısını yineledi.

Dimona’daki saldırıda yaralı sayısı yaklaşık bir saat içinde 54’e yükseldi. Yaralılar arasında durumu ağır olan 12 yaşında bir çocuk da bulunuyor. İran ya da füze parçalarının kente düşmesi sonucu yaşanan olayın ardından İsrail ordusu, hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini ancak önleme girişimlerinin başarısız olduğunu ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Tahran ise saldırının Natanz tesisine yönelik operasyonlara “yanıt” olduğunu açıkladı.

 İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.İsrail medyasının Dimona'daki roket saldırısı bölgesinden yayınladığı bir fotoğraf.

Önleme girişimleri başarısız oldu

İsrail acil servisleri, İran’a ait balistik füzenin Dimona’ya düşmesi sonucu 54 kişinin hastaneye kaldırıldığını bildirdi. Yaralılar arasında durumu ağır olan bir çocuk ve orta derecede yaralanan bir kadın bulunurken, diğer yaralanmaların çoğunun şarapnel etkisi, sığınaklara kaçış sırasında yaşanan kazalar ve panik nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Daha önce açıklanan yaklaşık 20 yaralı sayısı, hasarın boyutunun netleşmesiyle arttı.

İsrail ordusu, İran’dan güney bölgesine doğru füze atışları tespit edildiğini ve söz konusu füzenin engellenmeye çalışıldığını ancak başarısız olunduğunu açıkladı. Polis tarafından paylaşılan görüntülerde, olay yerinde büyük çaplı hasar meydana geldiği görüldü. Kurtarma ekipleri bazı binalarda mahsur kalanlar olduğunu bildirirken, sağlık ekipleri “geniş çaplı yıkım” ifadesini kullandı.

Dimona’nın hassasiyeti

Dimona, Negev Çölü’ndeki İsrail’in ana nükleer tesisine yakınlığı nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Tesisin doğrudan hedef alındığına dair henüz bir doğrulama yapılmazken, kente isabet eden füze nükleer dosyayı yeniden savaşın merkezine taşıdı.

İsrail, nükleer programı konusunda belirsizlik politikasını sürdürürken, Dimona reaktörünün araştırma amaçlı olduğunu savunuyor. Ancak nükleer silaha sahip olup olmadığı konusunda resmi bir açıklama yapmıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ise İsrail’in yaklaşık 90 nükleer başlığa sahip olduğunu tahmin ediyor.

 Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)Dimona'daki olay yerinde bulunan İç Cephe Komutanlığı birlikleri (İsrail Ordusu)

Natanz tesisine saldırı

Dimona’daki saldırıdan saatler önce İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD ve İsrail’in Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine saldırı düzenlediğini duyurdu. Açıklamada tesisin hedef alındığı belirtilirken, herhangi bir radyoaktif sızıntı yaşanmadığı vurgulandı.

İran medyası haberlerinde, saldırının çevre halk için bir tehlike oluşturmadığını belirtti. Bu, mevcut savaş sürecinde Natanz tesisine yönelik ikinci saldırı olarak kaydedildi. İran’ın en kritik nükleer altyapılarından biri olarak kabul tesis, başkent Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneydoğusunda bulunuyor,+

“İtidal” çağrısı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, Natanz’a yönelik saldırı haberlerinin ardından taraflara itidal çağrısında bulundu. Ajans, İran’dan alınan bilgiler doğrultusunda tesis dışında radyasyon seviyelerinde artış tespit edilmediğini açıkladı.

Grossi, nükleer tesislerin hedef alınmasının ciddi riskler doğurduğunu belirterek, olası bir nükleer kazanın önlenmesi gerektiğini vurguladı.

Rusya’dan tepki

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Natanz’a yönelik olduğu öne sürülen ABD-İsrail saldırılarını “sorumsuz” olarak nitelendirdi. Açıklamada, uluslararası toplumun bu tür eylemlere karşı açık ve objektif bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

İsfahan yakınlarında hasar

Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün uydu görüntülerine dayanan analizine göre, İsfahan’daki nükleer kompleks yakınlarında bulunan bir tesiste şubat sonu ile m>art başı arasında hasar meydana geldi. Söz konusu alanın, nükleer tesisin savunma ve komuta altyapısıyla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Analizde, yer altındaki tünellerin girişlerinin ve bazı korunaklı yapıların saldırılarda zarar gördüğü, hatta bazı bölümlerde çökme yaşanmış olabileceği belirtildi. Bu durum, çatışmaların yalnızca zenginleştirme tesisleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda bu tesislerin çevresindeki askeri ve lojistik altyapıyı da hedef aldığını ortaya koyuyor.


İsrail ordusu, nükleer reaktörün bulunduğu Dimona'nın İran füze saldırısına uğradığını doğruladı

Dimona reaktörü (AP)
Dimona reaktörü (AP)
TT

İsrail ordusu, nükleer reaktörün bulunduğu Dimona'nın İran füze saldırısına uğradığını doğruladı

Dimona reaktörü (AP)
Dimona reaktörü (AP)

İsrail ordusu bugün, İsrail'in güneyinde nükleer tesisin bulunduğu Dimona şehrinin İran füze saldırısına uğradığını doğrularken, ambulans servisi de düşen şarapnel parçaları nedeniyle 39 kişinin yaralandığını bildirdi.

"Acil Servis" görevlilerinden iki kişi, dün Tel Aviv'de İran'a ait bir balistik füzenin engellenmesi sonucu yanan araçları inceliyor (EPA)"Acil Servis" görevlilerinden iki kişi, dün Tel Aviv'de İran'a ait bir balistik füzenin engellenmesi sonucu yanan araçları inceliyor (EPA)

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Ordu yaptığı açıklamada, Necef çölünde bulunan şehirdeki bir binaya "doğrudan füze saldırısı" düzenlendiğini belirtti. Bu açıklama, sosyal medyada yayılan ve havadan hızla düşen patlayıcı bir cismin yere çarparak büyük bir alev topu oluşturduğunu gösteren görüntülerin ardından geldi.


ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
TT

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?
ABD'nin İran petrolüne yaptırımları hafifletmesi Asya'yı nasıl etkileyecek?

ABD'nin İran petrolüne yaptırımları geçici olarak hafifletmesiyle Asya ülkelerinde hareketlilik arttı.  

Asya ülkeleri ham petrol arzının yüzde 60'ını Ortadoğu'dan temin ediyor. Ancak İran Devim Muhafızları'nın savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı'nı neredeyse tamamen kapatması, Asya'daki enerji piyasalarını sarstı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dünkü açıklamasında denizde bekleyen İran petrolünün satışına izin veren, dar kapsamlı ve kısa süreli bir genel lisans yayımladıklarını bildirdi.

Bessent, bu hamleyle yaklaşık 140 milyon varil petrolü hızla küresel piyasaya sunarak arz üzerindeki baskıyı hafifletmek istediklerini belirtti.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı askeri harekattan önce İran'dan en fazla petrol alan ülke Çin'di. Bessent, açıklamasında yaptırım altındaki İran petrolünün Çin tarafından ucuza stoklandığını söyledi.

ABD Hazine Bakanı, perşembe günü Fox News'a açıklamasında, yaptırımların hafifletilmesi sonucunda Hindistan, Japonya ve Malezya gibi petrole ihtiyaç duyan ülkelere tedarik sağlanabileceğini belirtti.

Ayrıca Çin'in bu petrolü savaş öncesi dönemdeki gibi ucuza almak yerine varillere "piyasa fiyatını" ödemek zorunda kalacağını savundu.

Bessent, İran'ın bu petrolün satışından elde edilen gelirlere ulaşmakta güçlük çekeceğini öne sürerek, Washington'ın Tahran'a baskıyı sürdüreceğini de vurguladı.

Ancak BBC'nin görüş aldığı, denizcilik yaptırımlarında uzmanlaşmış danışmanlık şirketi Blackstone Compliance Services'ın direktörü David Tannenbaum, Beyaz Saray'ın hamlesini "delilik" diye niteledi:

Aslında İran'ın petrol satmasına izin veriyoruz, bu petrol daha sonra savaş harcamalarını finanse etmek için kullanılabilir.

Düşünce kuruluşu Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi'nden Rachel Ziemba da ABD'nin, petrol gelirlerinin İran'ın eline geçmesini engellemekte güçlük çekeceğine işaret ediyor.

Reuters'ın aktardığına göre Hindistan'daki rafineriler İran petrolünü satın almayı sürdürmek için işlemlere başladı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla ajansa konuşan Hint yetkililer, devletten onay geldiğinde harekete geçileceğini belirtiyor.

ABD yönetimi İran savaşının yarattığı kriz nedeniyle Rus petrolüne yaptırımları da geçici olarak askıya almıştı. Yeni Delhi yönetimi de Moskova'dan petrol satın almıştı.

İngilizce yayın yapan Hint medya kuruluşu Times of India'nın analizinde, Rus petrolüne erişimden sonra İran petrolünü de satın alabilmenin Yeni Delhi yönetimi için hayati önem taşıdığına dikkat çekiliyor.

Guardian'ın analizinde, ABD'nin bu adımının İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin'e fayda sağlamasının beklendiğine işaret ediliyor. Diğer yandan adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan ABD Hazine Bakanlığı'ndan bir yetkili, İran'dan Çin'e gönderilen ve halihazırda denizde bekleyen petrolün başka ülkelere yönlendirilebileceğini söylüyor.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Japon medya kuruluşu Kyodo'ya açıklamasında Japonya'yla bağlantılı gemilerin Hürmüz'den geçişine izin verilmesi için Tokyo yönetimiyle görüşme yürüttüklerini söyledi.

Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, ABD Başkanı Donald Trump'la cuma günü Oval Ofis'te bir araya gelmişti. Takaiçi, İran'ın Körfez ülkelerine düzenlediği misillemeleri ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmasını kınarken, ABD'nin askeri operasyonlarına katılacaklarına dair herhangi bir açıklama yapmamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı'nın yayımladığı lisansa Küba, Kuzey Kore ve Kırım dahil edilmedi.

Independent Türkçe, BBC, Reuters, Times of India, Kyodo, Japan Times, Guardian