İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı: Atom bombası üretme teknik kabiliyetine sahibiz

İran Dışişleri Bakanlığı, Viyana'da müzakerelerin yeniden başlayabileceğine işaret etti

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı: Atom bombası üretme teknik kabiliyetine sahibiz
TT

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı: Atom bombası üretme teknik kabiliyetine sahibiz

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı: Atom bombası üretme teknik kabiliyetine sahibiz

Avrupa Birliği (AB), İran’la nükleer anlaşmanın canlandırılmasına yönelik diplomatik süreci sonlandırmak amacıyla yeni bir taslak sunmasının üzerinden bir hafta geçmişken Avusturya’nın başkenti Viyana'da nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılabileceğine dair mesajlar göndermeye devam ederken Tahran,  bir kez daha atom bombası yapma teknik kabiliyetine sahip olduğunu açıkladı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, İran'ın ‘atom bombası üretme teknik kabiliyetine sahip olduğunu, ancak bunu yapma niyetinde olmadığını’ söyledi.
İslami’nin, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ofisine doğrudan bağlı olan Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harazi'nin “Teknik olarak atom bombası yapabiliriz” şeklindeki açıklamalarıyla ve Harazi'den sonra, İranlı teorisyen ve Yargı Erki eski Başkan Yardımcısı Muhammed Cevad Laricani’nin, "İran nükleer bomba yapmak isterse onu kimse durduramaz” sözleriyle örtüşüyor.
İranlı yetkililerin açıklamaları, İran'ın nükleer programının gidişatını kitle imha silahları üretmeye doğru değiştirmekle ilgilenebileceğine dair nadir rastlanan işaretlerden oldu. Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars’ın aktardığına göre İslami, “Sayın Harazi'nin de belirttiği gibi İran, atom bombası yapma teknik yeteneğine sahip, ama böyle bir program gündemde değil” ifadelerini kullandı.
Atom Enerjisi Kurumu Başkanı, nükleer müzakerelere katılan diğer taraflara hitaben, “Nükleer anlaşmayı canlandırmak istemiyorsanız zamanımızı boşa harcamayın” çağrısında bulundu. DMO’nun Telegram kanalları, İsrail’in Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisine saldırı düzenlemesi halinde, İran'ın güçlendirilmiş yeraltı tesisleri Fordo’da nükleer silah geliştirmek için adımlar atmaya hazır olduğunu anlatan bir video klip yayınladı.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, İran’ın yüzlerce gelişmiş santrifüje gaz pompalama sürecini başlattığını duyurdu. Kemalvendi, Pazartesi gecesi İran’ın resmi kanalı ‘Haber’e açıklamalarda bulunan Kemalvendi, çalıştırılması talimatı verilen cihazlar arasında altıncı ve birinci nesil santrifüjler de dahil olmak üzere gelişmiş santrifüjlerin olduğunu söyledi. Kemalvendi, adımın, 2020 yılının Aralık ayı başlarında İran Şura Meclisi tarafından onaylanan ‘Yaptırımların Kaldırılması İçin Stratejik Adım Yasası’ çerçevesinde atıldığına dikkati çekti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) geçtiğimiz ay ortaya çıkan gizli bir raporunda, İran'ın yeraltındaki Fordo tesisinde 166 gelişmiş IR-6 santrifüj çalıştırarak uranyum zenginleştirme sürecini yüzde 20 hızlandırdığına işaret edildi.
Uzmanlar, yeni santrifüjlerin, İran'ın daha hızlı ve daha kolay bir şekilde daha yüksek zenginleştirme seviyelerine geçmesini sağlayan değiştirilmiş kafalar taşıdığı konusunda uyardılar.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Viyana’da nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için bir tarih belirlenebileceğine işaret etti.
Kenani, haftalık olarak düzenlediği basın toplantısında, “Yeni bir müzakere turu görebiliriz” şeklinde konuştu. Fransız Haber Ajansı'nın aktardığı açıklamasında Kenani, “Müzakere sürecinin bizi mantıklı ve makul bir sonuca götüreceği konusunda iyimseriz” ifadelerini kullandı.
İran'ın Başmüzakerecisi Ali Bakıri Kani, Pazar günü yaptığı açıklamayla Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in nükleer anlaşmayı sürdürmeye yönelik önerdiği taslağa yanıt verdi. Kani, İran’ın nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin bir an önce sonuçlandırılmasını istediğini söyledi.
İran'ın Başmüzakerecisi, Twitter hesabından, “Viyana’da ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı ve yasadışı olarak geri çekilmesinin yarattığı karmaşık durumu düzeltme amacıyla yapılan müzakerelerin hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasının önünü açmak için hem içerik hem de biçim açısından fikir alışverişinde bulunduk” yazdı. Devamında ise Kani, “İran olarak biz, karşı taraf da aynısını yapmayı istemesi halinde kısa sürede müzakereleri sonuçlandırmaya hazırız” ifadelerini ekledi.
Financial Times'da yayınlanan bir makalede, Nükleer anlaşmanın canlandırılması için yeni bir öneri sunduğunu açıklayan Borrell, makalesinde önerisinin ‘mükemmel bir anlaşma olmadığını, ancak müzakerelerde arabulucu olarak hazırladıklarının en iyisi olduğunu’ yazdı. Önerisinin tüm temel unsurları ele aldığına ve tüm tarafların zorlukla elde ettiği uzlaşmaları kapsadığına dikkati çeken Borrell, “Viyana'da 15 ay süren yoğun ve yapıcı müzakereler ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP/nükleer anlaşma) tarafları ve ABD ile sayısız görüşmeden sonra, daha fazla taviz verilecek alan kalmadığı sonucuna vardım” ifadelerini kullandı. Taslağın reddedilmesine karşı uyaran Borrell, “Ciddi bir nükleer kriz riskiyle karşı karşıyayız” dedi. Borrell ayrıca, yaklaşan ABD kongre seçimlerini bir anlaşmaya varmanın önündeki engellerden biri olarak nitelendirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kenani, geçtiğimiz hafta yapılan yazışmalardan ve önerilen metinlerin incelenmesinden sonra, nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik yeni bir müzakere turunun başlayabileceği sonucuna vardıklarını söylerken Washington'ın ‘makul, mantıklı ve sürdürülebilir bir anlaşmaya hazır olduğunu göstermesi gerektiğini’ de sözlerine ekledi.
İran şu an, Tahran'ın dünya güçleriyle 2015 yılında imzaladığı nükleer anlaşma kapsamında belirlenen yüzde 3,67 sınırının oldukça üzerinde olan yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştiriyor. Atom bombası üretimi içinse yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç var. Uluslararası uzmanlara göre yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirme, İran’ın nükleer silah endüstrisine girme çabasının yaklaşık yüzde 99'unu oluşturabilir.
ABD eski Başkanı Donald Trump, 2018 yılında ülkesini, Tahran’ın İran’a uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını şart koşan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak geri çekti.
Trump, İran'ın balistik füze programını ele alan ve DMO’nun bölgedeki faaliyetlerini sınırlayan daha kapsamlı bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak ve nükleer anlaşmadaki taahhütlerin süresini uzatmak amacıyla İran'a karşı ‘azami baskı’ politikası uyguladı.
Geçtiğimiz Mart ayında Tahran ile ABD Başkanı Joe Biden yönetimi arasında Viyana'da 11 ay süren dolaylı müzakerelerin ardından nükleer anlaşmayı canlandırma konusundaki ana hatlar prensipte kabul edildi.
Ancak müzakereler, Rusya’nın son dakika talepleri ve Tahran'ın Washington'dan hiçbir ABD yönetiminin Trump yönetimi gibi nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak geri çekilmeyeceğine dair garanti verilmesinin yanı sıra DMO'nun ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılmasını konularındaki ısrarı nedeniyle çöktü.
Bununla birlikte geçtiğimiz Haziran ayında İran'ı, üç gizli tesiste bulunan uranyum izleri hakkında net açıklamalar yapmadığı için kınayan UAEA’nın soruşturma dosyasının kapatılmasını istemesi, müzakerelerde Tahran'ın güvenilirliğine ilişkin endişeleri artırdı.
Biden yönetimi, böyle bir adımın atılmasının muhtemelen sınırlı bir pratik etkisi olacağı ve buna karşın ABD'li birçok temsilcinin öfkelenmesine yol açacağı için DMO’nun adını yabancı terör örgütleri listeden çıkarma gibi bir planı olmadığını açıkça ifade etti. Nükleer anlaşma yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmadan ziyade bağlayıcı olmayan bir siyasi uzlaşı olduğundan Biden’ın böyle bir taahhütte bulunması beklenmiyor.
Geçtiğimiz Haziran ayında Doha'da AB’nin arabuluculuğunda Tahran ve Washington arasında yapılan son dolaylı müzakereler de başarısız oldu. ABD'li ve İngiliz yetkililer, geçtiğimiz hafta İran rejiminde son sözü söyleyen İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in nükleer anlaşmanın canlandırılmasını isteyip istemediğini sorguladılar.
İran içinde ise anlaşmayı imzalayan eski hükümeti destekleyenler, katı muhafazakar çizgideki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin nükleer anlaşmayı canlandırma kararlılığı sorgulanıyor.
İran merkezli ‘Haber Online’ adlı internet sitesine konuşan eski Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari, “Kararları, nükleer anlaşmayı ortadan kaldırmaksa, o zaman halka bir açıklama yapmalılar” dedi. Mutahhari, “Ülkeyi nükleer anlaşma olmadan da yönetebiliriz, ama bu, insanların omuzlarına gereksiz zorluklar yükleyecektir. Daha yüksek fiyata daha fazla mal ithal etmeliyiz” şeklinde konuştu.
Rusya ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile nezaket çerçevesinde kalınmaya devam edilmemesi çağrısında bulunan Mutahhari, “Komşuluk adına Rusya'ya yardım etmemizde bir sakınca yok, fakat ulusal çıkarlarımızı da düşünmeliyiz. Bu etkenler bence iki tarafı da doğru karar vermekten alıkoyuyor” dedi.
Buna karşın İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Mücteba Zünnur, ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmekten başka seçeneği olmadığını söyledi. Zünnur, düzenlediği basın toplantısında, “Hükümet bugün, gelişmiş santrifüjler aracılığıyla uranyumu zenginleştirmekten sorumlu. Amerikalılar bunu kabul edemezler. Bu da onlara müzakerelere dönmeleri için teşvik edici hiçbir neden sunmuyor” diye konuştu.
Müzakerelerdeki yavaşlamanın nedeninin İran’ın nükleer müzakere ekibi olmadığını söyleyen İranlı milletvekili, bunun iki ana sebebi olduğunu belirterek “Bunlardan biri Ukrayna krizi. Rusya-Ukrayna çatışması İran dosyasını ABD’nin birinci önceliği olmaktan çıkardı” dedi. Zünnur, diğer nedene ise değinmedi.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.