Libya ve Türkiye… Akile Salih’in Ankara ziyareti ve karmaşık ilişkilerde yeni bir sayfa

Salih’in Ankara’daki görüşmelerinde ele alınacak en zorlu dosya Türkiye’nin askeri güçlerinin Libya'dan çıkışı olacak

Libya Temsilciler Meclisi Başkanı 2014 yılında göreve başlamasından bu yana Türkiye'yi ilk kez ziyaret etti (AFP)
Libya Temsilciler Meclisi Başkanı 2014 yılında göreve başlamasından bu yana Türkiye'yi ilk kez ziyaret etti (AFP)
TT

Libya ve Türkiye… Akile Salih’in Ankara ziyareti ve karmaşık ilişkilerde yeni bir sayfa

Libya Temsilciler Meclisi Başkanı 2014 yılında göreve başlamasından bu yana Türkiye'yi ilk kez ziyaret etti (AFP)
Libya Temsilciler Meclisi Başkanı 2014 yılında göreve başlamasından bu yana Türkiye'yi ilk kez ziyaret etti (AFP)

Zayed Hediye
Ankara ile Libya’nın doğusu arasındaki yabancılaşma ve düşmanlık sayfası, diplomatik ilişkilerde yeni bir sayfa açma yolunda ilerliyor. Konuyu takip eden çevrelere göre bu, özellikle Bingazi’nin istediği ve 2020 yılında Cenevre'de yapılan Libya askeri anlaşmasında öngörüldüğü üzere Türkiye askeri güçlerini batı bölgesinden çekmeyi kabul ederse Libya'da siyasi bir çözümü destekleyebilir.
Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in 2014 yılında göreve başlamasından bu yana bir ilk olan Ankara ziyareti, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların sona ereceğinin habercisi olabilir. İki taraf arasında anlaşmazlıklar, Libya krizini daha da karmaşık hale getiren önemli bir faktördü. Hatta Libya'nın doğusundaki siyasi ve askeri liderleri destekleyen taraflar ile Ankara arasındaki bölgesel anlaşmazlıkların adeta başlangıç noktası oldu.
Gözlemcilere göre Türkiye, sadece Bingazi ile olan anlaşmazlıkları sona erdirmek istemiyor, aynı zamanda siyasi yoldaki çıkmazın önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilen Libya ihtilafının önde gelen iki ismi; TM Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri arasında anlaşmazlıkları çözmeye yönelik bir toplantı düzenleyerek Libyalı taraflar arasında arabulucu rolü oynamak istiyor.

Yetkililerle görüşmeler
TM Başkanı Salih, Türkiye'ye gelişinin ardından Libya'daki son gelişmeleri görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop başta olmak üzere üst düzey yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.
TM Sözcüsü Abdullah Buleyhık tarafından yapılan açıklamaya göre Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Lafi'nin de katıldığı görüşmede, Libya'nın birliği, istikrarının sağlanması ve barışın tesis edilmesinin yanı sıra cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin bir an önce yapılmasının desteklenmesi vurgulandı. TM Sözcüsü Buleyhık, “TM Başkanı, Türkiye ziyareti sırasında, TM’nin Fethi Başağa hükümetine güvenoyu vermesinden sonra iktidara gelmesindeki önceliğin, ülkede cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını sağlamak olduğunu vurguladı” dedi.

İş birliğinin güçlendirilmesi
Türk basınına göre TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye ile Libya arasındaki mevcut ilişkilerin çok eski dönemlere kadar uzandığını, iki ülkenin meclisleri arasındaki ilişkilerin güçlenmesinin diğer alanlara ve sektörlere de olumlu yansıyacağını belirtti. TBMM'de Libya ile ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla Türk-Libya Dostluk Grubu'nun kurulduğuna işaret eden Şentop, Libya'nın toprak bütünlüğünün korunmasının Türkiye için büyük önem taşıdığının altını çizdi.
Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Lafi de TM Başkanı Salih ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ankara'da yaptığı görüşmede ele alınan konulara değindi. Gerginliğin önlenmesi ve askeri seçeneğin düşünülmemesi konusunda fikir birliğine vardıklarını doğruladı.
Twitter’dan yaptığı paylaşımda Lafi, “Ankara’da TM Başkanı Müsteşar Akile Salih'in katılımıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştük. Siyasi gelişmeleri ele aldık. Görüşlerimizi Libya'nın birliğini korumaya ve tek bir güçlü hükümet ile seçimlerin anayasal temelinin oluşturulmasında fikir birliğine vararak seçimlerin yapılmasını hızlandırmasında görüşleri yaklaştırdık. Libya’da halen devam eden anlaşmazlıkları çözmek için askeri bir çözümün mümkün olmadığını vurguladık” yazdı.

Masaya iki dosya yatırıldı
Libyalı gözlemciler, resmi verilerin dışında, Erdoğan ve Libyalı yetkililer arasında Türkiye'de gerçekleşen resmi görüşmede, iki taraf arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinde ilerlemek için birbiriyle bağlantılı olmayan iki dosyaya değineceklerini düşünüyorlardı. Bunlardan biri, Libya'nın batısındaki Türk güçlerinin varlığı dosyası, diğeri ise Fethi Başağa ile Abdulhamid ed-Dibeybe arasındaki iktidar mücadelesi dosyası.
Gazeteci Fatih el-Haşmi’ye göre TM Başkanı Salih, Başağa’nın iyi bilinen nüfuzu ve Dibeybe ile aralarındaki rekabetin merkezi olan Trablus ve Misrata’daki önde gelen siyasi ve askeri liderlerle olan sağlam ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin hangi hükümetin iktidar olacağına ilişkin anlaşmazlığı müttefiki Başağa lehine çözebileceğini biliyor. Türkiye’nin şimdiye kadar Dibeybe ile Başağa arasında orta yollu bir tutum sergilemeye ve bu çatışmayı çözmek için müdahale etmemeye çalıştığını söyleyen Haşmi, “Fakat artık bu çatışmada net bir tutum sergilemesi ve aralarından birini seçmesi gerekiyor gibi görünüyor. Dibeybe’nin aksine ülkenin hem doğusunda hem de batısında destekçileri olduğundan seçimi büyük ihtimalle Başağa'dan yana olacak. Bu yüzden Başağa, Ankara açısından tüm tarafların sevgisini kazanmak ve onlarla birlikte çıkarlarını korumak için uygun bir seçenek” değerlendirmesinde bulundu.
Gazeteci Haşmi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Libyalı ve Türk yetkililer arasındaki siyasi müzakerelerde ele alınacak en karmaşık dosya, Türk askeri güçlerinin Libya'dan çıkışı dosyası olacak. Ankara'nın böyle bir kararı hemen almamasını ve başta Libya’nın doğusundaki Rus yanlısı güçler olmak üzere diğer tüm yabancı güçlerin çıkışına dair garantiler talep etmesini bekliyorum.”
Bingazi'deki Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter’in Trablus’a karşı başlattığı askeri operasyona müdahale için Libya'daki hükümet güçlerini desteklemek üzere askeri bir tezkereyi onaylayan TBMM, geçtiğimiz Haziran ayında Libya’daki askeri güçlerin görev süresini bir yıl daha uzattı.
Ankara’nın o dönemde Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti’ni (UMH) desteklemek için gönderdiği askeri güçler, Hafter liderliğindeki LUO’nun Trablus’un kontrolünü ele geçirmesini engellemede önemli bir rol oynadı.

İçten bir ziyaret
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Libya’nın siyasi meseleleriyle ilgilenenlerin çoğu, TM Başkanı'nın Türkiye ziyaretinin, Libya’nın batısındaki ittifaklar ve bu ittifaklarda yer alan önemli güçler üzerindeki etkisi nedeniyle önümüzdeki dönemde Libya’daki olayların yönünü belirlemede önemli bir rol oynayacağını düşünüyorlar.
Libyalı gazeteci Mahmud el-Misrati, Akile Salih’in Türkiye ziyareti adımını destekleyerek, “Birçok kişi bundan hoşlanmayabilir ama açıkça söylemeliyim ki ben de Akile Salih’in yerinde olsam Türkiye'ye giderdim. Salih, ordu, politikacılar ve batı bölgesindeki meclislerle olan tüm temaslarının sonunda bir Türkiye vetosuyla karşılaştı. Çünkü (Türkiye’nin Libya’daki) siyasi karar, kurallar ve kurumlar üzerindeki hegemonyası herkes tarafından biliniyor” şeklinde konuştu.
Misrati, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Salih, anayasa taslağı üzerinde anlaşmaya varılan Fas ziyaretini bitirip Trablus'a döndükten sonra Türkiye'nin reddedebileceği bahanesine sığınanlardan bazıları müttefikleri olan Türkiye’ye danışmak için süre istediler. Peki, Salih, ekonomi ve yatırım alanlarında garantiler sunarak ve mevcut tüm sorunları sona erdirecek nihai ve bağlayıcı anlaşmalar için Erdoğan'la anlaşmaya varmak varken neden tüm bu söz konusu taraflarla zamanını boşa harcıyor?”
Öte yandan Libyalı siyasi analist Salah el-Bekuş ise Salih’in ziyaretinin sonuçlarını küçümsedi. Türkiye’nin Salih’in ilgilendiği meseleye müdahale etmeyeceğini düşünen Bekuş, DYK Başkanı Halid Mişri’nin de iki taraf arasında iktidar konusuna bir uzlaşıya varılmasını bir dereceye kadar önemsediğini söyledi.
Bekuş, Akile Salih’in, Abdulhamid ed-Dibeybe’yi Fethi Başağa lehine başbakanlıktan vazgeçirecek bir çözüm arayışı için Türkiye'ye gittiğini değerlendirdi.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.