Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni olan ne?

Kahire ve Ankara arasındaki ikili dosyalarda uzlaşı noktalarına odaklanılması önemlidir. Türkiye’nin bölgedeki müdahaleleriyle ilgili ise geniş kapsamlı müzakereler gerekir

Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
TT

Mısır-Türkiye ilişkilerinde yeni olan ne?

Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasında Mayıs 2021’de Kahire'de düzenlenen istikşafi görüşmelerden bir kare. (AFP)

Tarık Fehmi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Mısır ile diyalogun üst seviyelere çıkarılmasının gerektiği ve Mısır halkının Türk halkıyla kardeş olduğuna, dolayısıyla birbirlerini rencide etmeyecek şekilde bir iletişim sürecinin devam ettirilmesi gerektiğine’ yönelik açıklamaları, Mısır-Türkiye ilişkilerinin yukarı doğru bir ivme kazanacağı yönünde bir mesaj olarak değerlendirildi. Bu ve benzeri açıklamalar, iki ülke arasındaki ilişki seviyesinin arttırılması ihtiyacına odaklanan yeni bir yaklaşımın yürürlüğe girebileceğini gösteriyor. Mısır-Türkiye arasında mevcut diyalog, güvenlik, strateji ve istihbarat kanalları aracılığıyla ve istikşafi görüşmeler düzeyinde gerçekleştiriliyor. Bu diyalogun, mevcut bölgesel ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde daha üst bir siyasi düzeye çıkarılması değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede ve civar bölgelerde çok boyutlu yeni denklemler oluştuğunu görüyor. Bu denklemlerde, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail gibi ülkeler önemli roller üstleniyor. Erdoğan’ın Mısır’la ilgili sözlerinin, bölgedeki bu değişikliklerden bağımsız yorumlanamayacağını düşünüyorum.

Adrese teslim açıklamalar
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamasının zamanlaması oldukça önemlidir, nitekim Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olan ilişkileri iyileşme yolundadır.  
Erdoğan yakın zamanda Riyad ve Abu Dabi’ye ziyarette bulunarak, en üst düzeyde ‘ortak iş birliğinin’ güçlendirilmesi yönünde hamleler yaptı. Böylelikle yorgun Türk ekonomisinin toparlanması için de imkanlar oluşturma ihtimali güçlendi. Erdoğan’ın aynı senaryoya Mısır’ı da dahil etmek istediği anlaşılıyor. Yani geçmişte yaşanan sorunların aşılarak Mısır’ın ziyaret edilmesi ve ertelenmiş birçok dosyanın sonuçlandırılması ihtimal dahilindedir.
Katar-Mısır ilişkilerinin resmi olarak yeniden başlaması ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'nin Kahire’yi ziyaret etmesinin ardından, Mısır’ın bölgesel ilişkilerinin değişme yolunda olduğu açıktır. Katar’la sağlanan ‘uzlaşı senaryosunun’ Türkiye ile hatta İran’la tekrar edilmesi söz konusu olabilir. Nitekim Mısır’ın Türkiye’deki diplomatik temsilciliği aktif bir şekilde çalışmaya devam etmektedir ve Türkiye'nin Kahire Maslahatgüzarı Büyükelçi Salih Mutlu Şen görevinin başındadır. Mısır basınında Türkiye karşıtı yaklaşımlar ve haberlerde ciddi bir düşüş olduğu gibi, siyasi söylemlerde de bir değişim gözlemlenmektedir. Özellikle Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili çıkan haberlerde Türkiye’nin suçlandığına daha az rastlanılır olmuştur. Buna mukabil Türk basınında da Mısırla ilgili medyatik kışkırtmalar büyük ölçüde son bulmuştur. Müslüman Kardeşlerin bazı medya kuruluşları Türkiye’den ayrılmıştır ve Türkiye Mısır’da arananların iadesiyle ilgili tartışmaya hazır olduğunu göstermiştir. Bu da Türkiye’nin nispeten Mısır’ın taleplerini dikkate aldığını gösterir.

Uzlaşı noktalarına odaklanmak
Kahire, Türkiye’nin bölgesel ilişkilerinin gerek İran’la gerekse İsrail ile olsun, uzlaşı ve ihtilaf alanlarına rağmen geliştiğinin farkında.  Türk vizyonuna göre öncelikli olan, hemfikir olunan konularda uzlaşma sağlanmasıdır ve farklı konularda görüş ayrılıklarının olduğunun kabul edilmesidir. Bu bağlamda Türkiye, Mısır ile birkaç yönde ilişkilerin geliştirilmesine çalışıyor olabilir.
Birincisi: Diplomatik iletişimin karşılıklılık ilkesi çerçevesinde sürdürülmesi ve müzakerelerin ‘istikşafi amaçlı olmaktan’ çıkarak, mevcut farklılıkların ortadan kaldırılması yönünde çoklu konuların müzakere edilmesi, böylelikle ikili veya bölgesel olarak iki taraf arasında üzerine inşa edilecek gerçek bir denge noktasına ulaşmanın hedeflenmesi.
İkincisi: Mısır'ın siyasi pozisyonlarının dikkate alınması, bu bağlamda planlandığı üzere dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi ya da cumhurbaşkanı düzeyinde doğrudan bir görüşmenin Ankara yerine Kahire’de gerçekleştirilmesi.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) önümüzdeki dönemde ‘sıfır sorun politikasına’ dönerek, yaklaşan seçimlere hazırlık yapıyor olması ihtimal dahilindedir. Böylelikle Mısır ve İsrail ile ilişkileri yok yere bozmakla itham eden muhalefeti susturmuş olacaklardır. Erdoğan, sadece Mısır ve İsrail ile değil diğer bölgesel ülkelerle de ilişkileri düzeltmek için girişimde bulunmaktadır. Bu açılımın, siyasi ve stratejik boyutları bulunmaktadır, Türkiye sorunların üzerinden atlayarak, ekonomi ve uluslararası iş birliği dosyalarında kazanımlar elde etmeyi hedeflemektedir. Mısır-Türkiye ortaklığı, tıpkı Tel Aviv ve Ankara arasındaki askeri ve stratejik düzeylerde olduğu gibi, örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin hareket ve eylemlerinin çizgisini büyük çıkarlar belirlemektedir. Ankara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan reel politik nedenlerle bazı fikirlerinden vazgeçmeyi, içine kapalı bir ‘Anadoluculuktan’ sıyrılıp, siyasi gerçekçiliğe uygun hareket etmeyi kararlaştırmış gibi görünmektedir. Türkiye’nin, Rusya-Ukrayna krizinde bir rol üstlenerek, Ukrayna limanlarından tahıl ve hububat taşımacılığında merkezi bir konum elde etme girişimi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘tahıl dosyasını’ siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmek için kullanması da ihtimal dahilindedir.

Önemli bir aşama
Mısır ile ilişkileri çerçevesinde başka bir aşamaya geçmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır-İsrail ilişkilerinin ortak çıkarlar temelinde kayda değer bir şekilde geliştiğini görmektedir. Mısır-İsrail ve Avrupa Birliği (AB), Akdeniz’de bir gaz ortaklığına adım atmaktadır, İsrail’in gazı Mısır’da sıvılaştırıldıktan sonra Avrupa’ya ihraç edilecektir. Mısır ve Türkiye arasındaki muhtemel yakınlaşma, Türkiye’nin de İsrail-Mısır-Yunanistan denklemine dahil olması için bir temel oluşturabilir. Türkiye bölgeye girmesinin anahtarının Mısır olduğunun farkındadır. Mısır da Doğu Akdeniz’in güvenliğini tehdit etmeyecek Türk önerilerini kabul etmeye yatkındır. Bilindiği üzere Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile deniz sınırlarını belirlemiştir ve bu konuda İsrail ile görüşmeleri sürdürmektedir. Ankara, Kahire’nin Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte bölgede güçlü ve merkezi bir oyuncu haline geldiğinin idrakindedir. Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini düzeltmesinin, Mısır ile olan ilişkilerde de olumlu bir etki yaratacağı açıktır.
Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmesi ve sorunların üstesinden gelmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gerçek bir istikrar sağlayacak, AK Parti’nin şansını arttıracak ve Türkiye’nin ABD ile nüfuz alanlarındaki rekabetine güç katacaktır. Nitekim Erdoğan, S-400 sistemlerinin alınmasının ardından yaşanan sorunların farkındadır. Gerçekçi bir dış politika, Mısır ile güçlü ilişkiler inşa edilmesini gerektirir. Bu bağlamda iki ülkenin de karşılıklı bazı tavizler vermenin kendi çıkarlarına olacağına inanması gerekir. Türkiye’nin bazı bölgesel dosyalarda, örneğin Suriye, Irak ve Kürt dosyasında taviz vermeye yanaşmaması ise ayrı bir şekilde değerlendirilebilir. Bu dosyalar son derece karmaşıktır ve birçok ülkeye uzamaktadır. Bu dosyalarda çözüm için uğraşılması da uzun bir müzakere süreci, derin ve kapsamlı anlayışlar gerektirecektir.
Sonuç olarak; Kahire Türkiye’nin sözlerinden çok eylemlerini ciddi şekilde yakın bir ilgiyle takip etmektedir. Kahire, Ankara ile en kötü zamanlarda dahi başka bir ülkenin aracı olmasını kabul etmemiş ve mesajlarını doğrudan iletmeyi tercih etmişti. Türkiye ve Mısır, ‘doğrudan iletişim’ aşamasından geçerek, peyder pey yakınlaşma aşamasına geçmeye hazırlanmaktadır. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Türkiye tarafından gelen açıklamalarla ilgili temkinli ifadelere başvuruyor olabilir. Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın katılımıyla düzenlenecek Arap-Türk zirvesinde de bazı anlaşmazlık noktaları tamamıyla çözülmeyebilir, ancak yakınlaşma sürecektir. Mısır-İsrail-Türkiye arasında bir zirve düzenlenmesi ise bölgesel politikalarda dikkat çekici bir değişime yol açabilir ve bölgedeki yıllara dayalı sabiteler üzerinde ciddi etkiler bırakabilir.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
TT

Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)

Suriye'nin Halep şehri, savaş ve depremin tozunu üzerinden atıyor ve özellikle iddialı projelerle tarihi çarşısında yavaş yavaş eski canlılığını ve ruhunu yeniden kazanıyor.

UNESCO tarafından koruma altına alınan bu tarihi çarşı, Bab Antakya'dan Halep Kalesi civarına kadar uzanan onlarca çarşıyı içerir. Memlük, Zengi ve Osmanlı dönemlerine ait hamamlar ve kervansaraylara ev sahipliği yapar; her bir çarşının belirli bir zanaat veya emtia konusunda uzmanlaşmış olmasıyla öne çıkar.

Kültür Bakanlığı ve uluslararası ortaklar, 2018'den bu yana restorasyon projeleri başlattı; bu projeler arasında 40 çarşıdan 13'ünün yeniden açılması ve yüzlerce dükkanın sahiplerine iade edilmesi yer alıyor. Bu çalışmalarda orijinal taşlar ve yetenekli el işçiliği kullanılıyor.

Mimar Fatima Hulendi Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Halep'in tarihi çarşısının estetiği ve benzersizliği hakkında coşku ve gururla konuşuyor ve "El-Sakatiyye 1" çarşısrının, Bab Antakya'dan Suk el-Zerb'e uzanan düz bir hat üzerinde yer alması nedeniyle Halep'teki eski çarşılar için hayati bir damar olduğunu belirtiyor.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.