İran’la nükleer müzakereler Viyana’da yeniden başladı

Tahran’ın öne sürdüğü şartlardan taviz vermemesi sonuç alınmasını zorlaştırıyor.    

AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Kamboçya’da bir araya geldiler. (AP)  
AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Kamboçya’da bir araya geldiler. (AP)  
TT

İran’la nükleer müzakereler Viyana’da yeniden başladı

AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Kamboçya’da bir araya geldiler. (AP)  
AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Kamboçya’da bir araya geldiler. (AP)  

Avrupa Birliği Siyasi Direktörü ve ‘nükleer müzakereler’ koordinatörü Enrique Mora, Amerikan ve İran heyetleri arasında ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılmasına yönelik dolaylı müzakerelerde mesaj alışverişini yeniden başlattı. Ancak Tahran’ın daha önce öne sürdüğü şartlara bağlı kalması, ‘nükleer müzakerelerde’ hızlı bir sonuç alınmasını zorlaştırmaya devam ediyor. Avrupa Birliği koordinatörü Mora, 22015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılması yönündeki çabalar kapsamında, Viyana’daki Coburg Palace otelinde, Rus temsilci Mihail Ulyanov ve Çin'in temsilcisi Wang Kun ile bir araya geldi. Mora daha sonra İran’ın müzakere heyetinin başkanı Ali Bakıri Kani ile bir görüşme gerçekleştirdi.  
Tahran ve Washington, çözüme kavuşturulamayan bazı konular nedeniyle mart ayında askıya alınan ‘nükleer müzakerelerde’ hızlı bir ilerleme sağlanması ihtimalini dışladı. İran'ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, Viyana’ya gitmeden önce Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Müzakereleri ilerletmek için Viyana’ya gidiyoruz. Bu bir fırsat, anlaşmanın kurtarılması için top şimdi ABD’nin sahasında. Washington’ın olgunca bir tutum sergilemesi ve sorumlu bir şekilde davranması gerekir” ifadelerini kullandı. Diğer yandan ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ülkesinin, AB Yüksek Temsilcisi Borrell’in tavsiyeleri doğrultusunda müzakereleri sürdürmek için iyi niyet sergilediğini belirtti. Ancak ‘beklentilerinin sınırlı ve kontrol altında’ olduğunu vurguladı.  
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (ASEAN) Kamboçya’daki toplantısı sırasında Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile görüştü. Görüşmelerin odağında İran’ın nükleer dosyası vardı. Blinken ve Borrell, Viyana’daki yeni ‘nükleer müzakere’ turunu değerlendirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price yaptığı açıklamada, Blinken'ın Borrell'in İran’la yapılan nükleer müzakerelerindeki rolüne övgüde bulunduğunu ve ABD'nin ‘nükleer müzakerelere geri dönme arzusunda kararlı olduğunu aktardığını’ kaydetti.  

Josep Borrell 20 Haziran'da, nükleer anlaşmanın taraflarına görüşmelerdeki çıkmazın üstesinden gelmek için uzlaşmacı çözümler içeren yeni bir ‘anlaşma taslağı’ göndermişti. Borrell geçen hafta yaptığı açıklamada, taraflarca ‘önemli ek tavizler verilmesi ihtimalinin tükendiğini’ vurguladı.  
Borrell 5 Temmuz’da yaptığı açıklamada ise ‘anlaşma sağlanmasına yönelik siyasi marjın daralmakta olduğu’ konusunda uyarıda bulunmuştu.  
İran tarafından yapılan açıklamalara göre en son Katar’da olduğu gibi, ABD-İran müzakere heyetleri arasında ‘askıdaki bekleyen konuların’ çözümü için AB koordinatörlüğünde dolaylı görüşmeler yapılması bekleniyordu. Ancak Rusya ve Çin’in temsilcilerinin Viyana’da görüşmelere katılması dikkat çekti. Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov ikili görüşmeler kapsamında Bakıri ile bir araya geldi. Ulyanov, Twitter’dan yaptığı açıklamada, Bakıri ile nihai anlaşmaya ilişkin çözüme kavuşturulması gereken sorunların aşılması için yol ve yöntemleri ele alan yapıcı bir görüşme yaptıklarını söyledi.  
Fransız haber ajansı AFP, Viyana’daki Avrupalı bir diplomatın, “Tarafların ilerleme iradesini gösteren bu toplantıyı memnuniyetle karşılıyoruz. Bu olumlu, ancak şu anda hiçbir sonucun garantisi yok” sözlerini aktardı. Wall Street Journal gazetesinde İran’ın ‘Devrim Muhafızları Ordusu’nun ‘terör listesinden’ çıkarılması talebinden vazgeçtiği iddia edildi. Devrim Muhafızları’na bağlı Fars haber ajansı, İran’ın nükleer müzakere heyetinde yer alan bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran’ın Devrim Muhafızları’nın (DMO) ABD’nin ‘yabancı terör örgütleri listesinden’ çıkarılması şartından vazgeçtiği yönündeki iddiaların ‘güvenilirlikten yoksun’ olduğunu vurguladı. Tahran, DMO’nun ‘terör listesinden’ çıkarılması talebinin yanı sıra olası bir anlaşma sonrası herhangi bir ABD başkanının anlaşmadan çekilmeyeceğiyle ilgili de güvence istiyor. Aynı zamanda tüm ekonomik yaptırımların kaldırılmasını ve söz konusu yaptırımların yeniden uygulanmayacağının taahhüt edilmesini talep ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın, İran’da bildirilmemiş alanlarda rastlanan ‘nükleer bulgularla’ ilgili soruşturmasının sonlandırılması da İran’ın istekleri arasında yer alıyor.  
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby salı günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın, nükleer müzakereler kapsamında Devrim Muhafızları Ordusu’nun ‘terör listesinden çıkarılması’ talebini reddettiğini söyledi. İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Devrim Muhafızları Ordusu konusunun müzakerelerdeki ‘temel mesele’ olmadığını söyledi. İslami, UAEA’nın soruşturmayı sonlandırmaması durumunda, gözetleme kameralarının yeniden yerleştirilmesine izin vermeyeceklerin belirtti. İranlı yetkililer, Tahran'ın Devrim Muhafızları üzerindeki kısıtlamaları kademeli olarak kaldıracak bir anlaşmaya girmeye açık olduğuna dair imalarda bulundu. Reuters haber ajansı, İranlı yetkililerin ‘Borrell’in son taslağından memnun olmadığını’ ileri sürdü. Reuters’ın haberine göre üst düzey İranlı bir yetkili açıklamasında “İran yeterince esneklik gösterdi. İimdi karar vermek Biden'a kalmış durumda. Bizim Viyana’da tartışılmasını istediğimiz kendi görüşlerimiz var. Bunların arasında Devrim Muhafızları’na yönelik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması da bulunuyor” dedi. Bir başka İranlı yetkili de "Anlaşmayı yeniden canlandırmak istiyorlarsa Washington, İran’a ekonomik faydalar sağlanacağının güvencesini vermeli. Sadece Biden'ın görev süresinin sonuna kadar sürecek bir güvence değil” dedi. Geçen ay bazı Batılı yetkililer, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, ‘nükleer anlaşmaya’ dönme konusundaki istekliliğine şüpheyle yaklaşmıştı.  
  
Umutsuz bir girişim 
Tel Aviv'deki üst düzey İsrailli kaynaklar, Viyana’da yeniden başlayan ‘nükleer müzakerelerin’ bir sonuç doğurmayacağı öngörüsünde bulundular. İsrail Hayom gazetesine konuşan kaynaklar, müzakerelerin yeniden başlamasının ‘İran ve Avrupa'nın taştan su çıkarmaya yönelik umutsuz bir girişimi olduğunu ve bir ilerleme kaydedilemeyeceğini’ söylediler. Avrupa ülkelerinin görüşmelere düşük seviyede temsilciler göndermesini örnek gösteren kaynaklar “İranlılar, yüksek nükleer yetenekler ve teknolojik uzmanlık kazanmak için, oyalama taktiğine başvuruyorlar ve zaman kazanmaya çalışıyorlar. Daha geçtiğimiz haftalarda gelişmiş modern santrifüjleri çalışmaya başlattılar” ifadelerini kullandılar. ‘İran’ın şantajda’ bulunduğunu öne süren İsrailli kaynaklar, Batılı ülkelere bu ‘şantaj yaklaşımının sürmesine’ izin vermemeleri yönünde çağrıda bulundu.  
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporunda, İran Natanz nükleer tesislerinde üç grup gelişmiş IR6 santrifüjünün kurulumunun tamamlandığı belirtildi. UAEA Başkanı Rafael Grossi geçen hafta yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer programının hızlı bir şekilde ilerlediğini ve bu ülkedeki hassas nükleer faaliyetleri konusunda bilgi edinemediklerini duyurdu. Tahran yönetimi geçen sene Natanz nükleer tesisine yönelik İsrail’i sorumlu tuttuğu saldırıya misilleme olarak uranyum zenginleştirme oranını yüzde 20’den yüzde 60’a çıkardığını açıklamıştı. Nükleer bir silah üretmek için yüzde 90 oranında uranyum zenginleştirilmesi gerekiyor. Batılı güçler, İran’ın nükleer silah edinmenin eşiğinde olduğu konusunda uyarıyor. Geçtiğimiz haftalarda bazı üst düzey İranlı yetkililer, ülkelerinin nükleer silah üretmek için gerekli teknik kapasiteye sahip olduğunu ancak bu yönde bir siyasi karar alınmadığını ileri sürmüştü. İran medyasında çıkan haberlere göre bazı milletvekilleri İran Dini Lideri Ali Hamaney’den, ‘nükleer silah üretmenin haram olduğu yönündeki’ fetvasını gözden geçirmesini talep etti.  
İran’ın gerginliği artırma eğilimine rağmen muhafazakar İbrahim Reisi hükümeti, ekonomik kriz koşulları nedeniyle ‘nükleer anlaşmanın canlandırılması’ yönünde çaba sarf etmesi için kamuoyu baskısına maruz kalıyor. İran’ın Dünya-yi İktisad gazetesi, Viyana’da nükleer müzakerelerin yeniden başlamasının iç piyasalarda bir rahatlamaya neden olduğunu haberleştirdi. Eski reformist Milletvekili Mustafa Kevakebiyan, nükleer anlaşma fırsatının sona ermek üzere olduğunu söyleyerek hükümeti Avrupalı yetkili Josep Borrell'in önerisini kabul etmeye çağırdı. 
  Kevakebiyan Twitter'dan yayınladığı mesajda şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Reisi, nükleer anlaşma fırsatı sona ermek üzere ve insanlar aşırı sıkıntı içindeler. Diğer tarafların kabul ettiği Borrell’in taslağı, Mürşid Ali Hamaney’in izni ve yönetimin görüş birliğiyle kabul edilmelidir. Anlaşmada herhangi bir gecikme, hükümetin zayıflığının ve acizliğinin bir işareti olacaktır.” 



Bangladeş eski Başbakanı Halide Ziya'nın cenaze törenine binlerce kişi katıldı

Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
TT

Bangladeş eski Başbakanı Halide Ziya'nın cenaze törenine binlerce kişi katıldı

Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)

Bangladeş’in başkenti Dakka’da, dün hayatını kaybeden eski Başbakan Halide Ziya için bugün parlamento binası çevresinde büyük kalabalıklar toplandı. Ziya, uzun süren bir hastalık mücadelesinin ardından 80 yaşında yaşamını yitirmişti.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Dakka ve diğer bölgelerden gelen kalabalıklar, parlamento binasının önündeki Manik Mia Caddesi’ni doldurdu.

ascdfg
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)

Halide Ziya’nın cenaze törenine, ülkedeki farklı bölgelerden gelen vatandaşların yanı sıra Hindistan ve Pakistan’dan da önde gelen isimlerin katılması bekleniyor. Ziya, bugün parlamento binası dışındaki bahçeye, 1981’de askeri darbe sırasında suikasta uğrayan eşinin yanına defnedilecek.

Halide Ziya, eşi vefat ettikten sonra siyasete girdi ve 9 yıl süren, eski bir askeri diktatörü deviren halk ayaklanmasının ardından muhalefetin önde gelen lideri olarak öne çıktı.

Ziya, 1991 yılında ilk kez yapılan genel demokratik seçimlerde ezici bir zafer elde ederek Bangladeş’te parlamenter demokrasinin temellerini attı ve ölümüne kadar Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin lideri olarak kaldı.

Sakin kişiliğiyle tanınan Halide Ziya, uzun süreli siyasi rakibi ve eski Başbakan Şeyh Hasina ile güçlü bir rekabet içinde oldu. Hasina, Avami Birliği’nin lideri olarak 15 yıl boyunca ülkeyi yönetmiş, ardından 2024’te büyük bir halk ayaklanmasıyla görevden alınmıştı.

xcdf
Halide Ziya (Arşiv – AFP)

Halide Ziya’nın tabutu, Bangladeş bayrağıyla örtülü şekilde, güvenlik yetkilileri ve parti destekçileri eşliğinde hastaneden evine, ardından cenaze töreninin yapılacağı alana taşındı.

Yetkililer, bugün düzenlenecek cenaze töreninde düzeni sağlamak amacıyla yaklaşık 10 bin güvenlik görevlisi ve asker görevlendirileceğini açıkladı.


Çin, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarına yönelik ‘sorumsuz’ eleştirileri kınadı

Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
TT

Çin, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarına yönelik ‘sorumsuz’ eleştirileri kınadı

Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)

Pekin bugün, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarını eleştiren ülkeleri ‘sorumsuz’ olmakla suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Bu ülkeler ve kurumlar, Tayvan’daki ayrılıkçı güçlerin askeri yollarla bağımsızlık sağlamaya çalışmasına göz yumuyor” dedi.

Lin, “Buna rağmen, Çin’in ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için yaptığı gerekli ve adil faaliyetleri sorumsuzca eleştiriyorlar. Gerçekleri çarpıtıyor ve doğru ile yanlışı karıştırıyorlar; bu tam bir ikiyüzlülük örneğidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Avustralya Dışişleri Bakanlığı, Çin’in Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarını ‘istikrarsızlaştırıcı’ olarak nitelendirerek kınadı ve Pekin’e endişelerini ilettiklerini açıkladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Avustralya, herhangi bir eylemin kazara çatışma, yanlış hesaplamalar veya tırmanma riskini artırmasını şiddetle karşı çıkmaktadır” denildi. Ayrıca, “Uyuşmazlıklar diyalog yoluyla çözülmeli, güç veya zorlama ile değil” uyarısında bulunuldu ve tatbikatların ‘bölgesel gerginliği artırma riski taşıdığı’ vurgulandı. Çin, pazartesi ve salı günleri Tayvan çevresinde füze fırlatmaları yapmış, onlarca savaş uçağı ve gemiyi sevk ederek adanın limanlarını abluka altına alan tatbikatlar düzenlemişti. Pekin, Tayvan’ı kendi topraklarının bir parçası olarak görüyor ve gerekirse zorla ilhak edebileceğini belirtiyor. Tayvan Sahil Güvenlik yetkilileri bugün, Çin savaş gemileri ve sahil güvenlik gemilerinin ada çevresinden çekilmeye başladığını ve askeri tatbikatların sona erdiğine dair işaretler alındığını açıkladı.


Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Elie el-Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşen ve Netanyahu’nun Gazze ile ilgili ABD'nin 20 maddelik barış planını onaylamasıyla iki aşama arasında bir dönüm noktası oluşturan toplantı ile pazartesi günü Florida'da gerçekleşen toplantı aynı değildi. Bu son görüşme, iki tamamen farklı aşama arasında net bir kırılma noktası oluşturmazken bölgede yeni bir aşama için teorik ve pratik temeller atmadı. Aksine özellikle Trump’ın yaptığı açıklamalara göre son görüşme, daha ziyade Suriye ve Türkiye ile ilgili, daha az ölçüde de Gazze ile ilgili daha önce açıklanan tutumları yinelemek ve İran'ın nükleer ve füze programları ile ilgili diğer pozisyonları güncellemek için bir fırsat oldu.

Bu yüzden görüşme, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş ve bunun son iki yıldır bölgede yarattığı etkiler sonrasında, bölgesel ve uluslararası değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmemiş gibi görünen iki tarihi müttefik arasındaki toplantı geleneğinden sapmadı. Bu durum ne toplantı öncesinde ne de sonrasında bir sorun oluşturdu. Ancak Gazze'deki ateşkesin ardından Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin geleceği ve bölgedeki gelişmeleri ve bölgesel çıkarlarını yorumlamalarında görünen farklılıklar sorusu gündeme geldi. Görüşme sırasında, iki lider arasında ve ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir model oluşturabilecek gerçek bir ayrılık belirtisi olup olmadığına dikkat çekildi.

Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu.

Florida'daki görüşme, bu soruya ne bir cevap ne de cevabına dair bir ipucu barındırıyordu. Ki bu da bekleniyordu, ancak bu durum, sorunun artık geride kaldığı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde birçok sorunun ve belki de bazı ‘durumsal’ değişikliklerin konusu olmayacağı anlamına gelmiyor. Toplantı, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin niteliği konusunu büyük ölçüde çözmüş olsa da bu ilişki, eylül ayındaki son toplantılarından bu yana geçtiğimiz üç ay içindeki gelişmelerden olumsuz etkilenmiş gibi görünmüyor. Buna karşın Trump gibi bir başkan için çifte öneme sahip olabilecek şahsi düzeydeki ilişki, Gazze'den Suriye ve Türkiye'ye, belki de Lübnan'a ve daha az ölçüde İran'a kadar, iki liderin mevcut sorunlara yaklaşımlarında farklılıklar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Gazze'de ateşkesin ilan edilmesinin ardından gündeme gelen Netanyahu'nun ‘yerine geçecek kişi’ sorunu, özellikle ABD yönetiminin şu anda onun yerine geçecek halihazırda bir aday olmaması ve Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın açıkça ifade ettiği üzere ‘Bibi’ye (Binyamin Netanyahu’nun lakabı) yönelik bölgesel hassasiyetin en azından şu aşamada Trump'ın ona verdiği desteği yeniden gözden geçirmesine neden olacak bir aşamaya gelmiş gibi görünmemesi sebebiyle ertelenmiş veya gündemden düşmüş gibi görünüyor. Onun varlığı Washington’ın bölgesel stratejisini etkilemediği ve bölgedeki nüfuz ve çıkarların belirlenmesi sürecinin son aşamasına henüz gelinmediği sürece bunun olması beklenmiyor. Dolayısıyla Netanyahu'nun sahneden çekilmesi talebi, yeni bir aşamaya geçiş için acil veya gerekli hale gelmiş değil. Bu da aynı zamanda bölgesel tarafların Washington üzerinde manevra yapma ve baskı uygulama kabiliyetine ve Washington'ın bölgesel müttefiklerinin taleplerini dengeleme ve çıkarlarına göre önceliklerini düzenleme kabiliyetine de bağlı.

sdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da bir araya geldi, 25 Eylül 2025 (Reuters)

Diğer bir deyişle, Trump Netanyahu'yu övüp İsrail'in ateşkes anlaşmasına yüzde 100 bağlı olduğunu söylerken, diğer tarafların bağlılığını sorgulasa da, görüşme Gazze ve bölge genelinde İsrail ve ABD’nin önceliklerindeki farklılıklar hakkındaki önceki sızıntıları yalanlamadı. Ancak aynı zamanda, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşmesinde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rolünü öven Trump, İsrail'in Suriye'den başlayıp Doğu Akdeniz'den geçerek Afrika Boynuzu'na uzanan stratejik bir çatışmaya girdiği bir dönemde, Türkiye'nin Gazze'deki rolünü desteklemeye devam ediyor gibi göründü. Bu da ne iki liderin görüşmesinde ne de ABD ve İsrail'in bölgesel meselelere ilişkin politika ve önceliklerinde önemsiz bir ayrıntı değil. Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu. Suriye'den Yemen'e, Akdeniz'den Kızıldeniz kıyılarına kadar bölge ülkeleri arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir jeopolitik rekabet varken, Trump bölgedeki müttefiklerine karşı ne tür bir tutum sergiliyor?

Florida

Florida’daki görüşmeyi, Gazze'deki ateşkesin ardından geçtiğimiz üç ayı Amerika ve İsrail'in değerlendirmesi olarak görecek olursak özellikle de Trump, İran'ın nükleer kapasitesini yeniden inşa ettiği ‘kanıtlanırsa’ yeni saldırılarla tehdit ettikten sonra ABD ve İsrail'in şu anda en az anlaşmazlık yaşadığı konunun İran olduğu söylenebilir. İran’ın füze programına gelince Trump, İran'ın nükleer programını kontrol altına almakla aynı önceliği vermeye Netanyahu kadar hevesli görünmüyordu. Trump'ın İran'la ilgili tehditler ve anlaşma arayışları arasındaki tüm açıklamaları, ABD’nin İran sorununa yaklaşımındaki belirsizliği teyit ediyor. Trump, İran'daki ‘başarılarından’ bir kez daha gurur duyduğunu gösterirken, daha da önemlisi, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını ‘Ortadoğu barışı’ ile ilişkilendirdi. Bu, Trump'ın kendisi ve yönetimi için bölgedeki ‘barışın’ önemini vurgulamak ve daha da önemlisi, Nobel Barış Ödülü yolunda şahsi bir başarı olarak görmek için kullandığı yöntemlerden biri.

Daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı Gazze'deki savaşı sona erdirmeye kararlı ve savaşı yeniden başlatmak ya da İsrail'in çatışmayı tırmandırmasına ‘izin vermek’ konusunda hiçbir heves ya da istek göstermiyor. Ancak, anlaşmanın çökmesine yol açmamak kaydıyla, İsrail'in mevcut bombardıman ve saldırılarının hızına da karşı çıkmıyor. Peki ya ikinci aşamaya geçmek? Burada da, daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Bu, Netanyahu için çok hassas bir konu, çünkü sağ kanattan ABD yönetimine hiçbir taviz vermemesi yönünde baskı görüyor. Bu baskı, son iki gün içinde anlaşmanın ikinci aşamasının maddelerinden biri olan Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması meselesinde de açıkça görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Netanyahu, sınır kapısının açılabileceğini ima ettikten sonra, İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in baskısıyla geri adım attı, ancak bu, özellikle de toplantı öncesinde İsrail ordusuna Gazze'deki durumu sakinleştirmesi talimatı verilmiş olması nedeniyle Florida’daki görüşme öncesinde yapılan bir manevranın parçası olabilir. Ancak Trump, şu anda ABD'nin pozisyonunu iyi yöneten Hamas'a karşı bir şekilde ‘olumlu’ görünse de, net bir takvim belirlemeden ve konuyu yoruma açık bırakarak, Netanyahu ve hükümetini bir dereceye kadar tatmin edebilecek şekilde, Hamas'a silahsızlanması için zaman tanıdı.

frgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Washington'daki Beyaz Saray'da, 10 Kasım 2025 (AFP)

Bölgede devam eden sert rekabete geri dönecek olursak bu rekabetin eksenleri henüz tam olarak oluşmamış olsa da, özellikle potansiyel ittifaklar açısından, Abraham (İbrahim) Anlaşmaları ve Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail arasındaki ittifak çerçevesinde İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki kesişimlerinden giderek daha fazla söz edilmeye başladı. Bu durum, Pakistan'ın birden fazla tarafla ortak çıkarları olması nedeniyle konumunun zorlu olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bu kesişimlerden ve ittifaklardan etkilenen ülkelerin, karşı kesişimler ve ittifaklar kurma girişiminde bulunup bulunmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Ne olursa olsun, Yemen ve Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeler, daha geniş bölgesel manzara ve rekabet haritasının önemli bir parçası haline gelmiştir. Bunları Ortadoğu'da, daha spesifik olarak Arap Levant'ta, özellikle de Türkiye-İsrail rekabetinin zirveye ulaştığı Suriye'de yaşananlardan ayırmak artık mümkün değil. Bu da hem Netanyahu hem de Erdoğan ile dostluğuyla övünen ABD yönetimi ve Trump için can sıkıcı bir konu. Trump'ın, Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de işlerin yolunda gideceğini defalarca kez iddia etmesi, bunun gerçekten gerçekleşmesi için yeterli mi? ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi temsilcisinin pazartesi günü İsrail'in Somaliland’i tanıma kararını desteklemesi, ABD'nin Afrika Boynuzu'nda ve belki de Yemen'de İsrail'e karşı taraflı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Bu durumda, iki ülke arasındaki çatışmanın Somali, Somaliland ve genel olarak Afrika Boynuzu'na yayılması konusunda ABD'nin nasıl bir tutum sergiliyor?

Washington ve İsrail'in bölgesel meselelerde uzlaşıya varıp varmayacaklarını, yani Washington'ın İsrail'e Suriye'de ateşkes karşılığında Lübnan'da gerginliğin tırmanmasını kabul edip etmeyeceğini tahmin etmek zor.

Trump, Türkiye ve İsrail hakkında söylediklerini, Suriye ve İsrail hakkında da söyledi. Netanyahu'nun Florida'daki açıklamalarından İsrail'in Suriye ve Lübnan meselelerine yaklaşımının tamamen güvenlik temelli olduğu açıkça anlaşılırken, Trump iki ülke arasındaki ilişkilerin ABD'nin planladığı şekilde ilerleyeceğini belirtti. ABD Başkanı, yönetiminin her iki konuyu da ağırlıklı olarak siyasi bir perspektiften ele aldığı bir dönemde, sınır güvenliği ve azınlıkların, özellikle de Dürziler ve Hıristiyanların korunmasının önemini bir kez daha yineledi. Washington, Suriye'de Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yönetimini desteklemeye devam ediyor. Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, elbette kendisinin bölgeye ilişkin hesaplamalarında göz ardı edemeyeceği Arap ülkeleri-Türkiye çatışmasında kilit bir figür olduğunu göz önünde bulundurarak, Şara'yı övdü. Washington, Lübnan'da özellikle İsrail ve Lübnan'dan siyasi müzakerecilerle güçlendirildikten sonra, Lübnan'ın güneyindeki ateşkesi izleyen ‘mekanizma’ komitesini artık daha fazla destekliyor. Ancak Lübnan, Suriye ve hatta Gazze'ye göre daha az bölgesel ve uluslararası koruma altında olduğu için ‘zayıf bir nokta’ olmaya devam ediyor. Öte yandan bu, İsrail'in Hizbullah'a daha fazla saldırmayı planlaması halinde bunun ABD'de anlayışla karşılanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü ABD'nin Lübnan'daki hesaplamaları, Washington'ın desteğiyle seçilen mevcut cumhurbaşkanı ve hükümeti desteklemeyi gerektiriyor. Şimdiye kadar, bu desteği özellikle de Trump'ın da tekrarladığı gibi, Washington, Lübnan hükümetinin ve desteklediği Lübnan ordusunun Hizbullah'ın silahları sorununu ‘çözme’ konusundaki sınırlarını anlayışla karşıladığını gösterdiğinden sonlandırması için bir neden görünmüyor. Ancak Trump'ın Hizbullah'ın kötü davranışlarına ilişkin yorumları, ABD'nin İsrail'in Hizbullah'a karşı tırmanışına yeşil ışık yakmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Burada, Washington ile İsrail arasında bölgesel meselelerde bir takas olacağını, yani Washington'ın Suriye'deki sükunet ve Lübnan'daki gerginlik karşılığında İsrail'i feda edeceğini öngörmenin kolay olmadığını belirtmek gerekir. Bu yaygın bir görüş olmakla birlikte, her bir konunun kendine özgü niteliği ve ABD’nin bölgesel çıkarları bağlamında bu konulara olan ilgisi göz önüne alındığında, birbirinden ayrılamayacak bu iki unsurun bir arada ele alındığı bu görüş tam olarak doğru değil. İsrail'in manevra alanı ve Tel Aviv'in, ABD yönetiminin kesin bir politikası olmayan kırılgan bölgelerde fiili durumu dayatma kabiliyeti küçümsenemez, ancak genel olarak, ‘bir dönüm noktası’ veya ‘tarihi’ olarak nitelendirilemeyecek olan Florida’daki görüşme, bölgedeki mevcut durumun değişmeyeceğini ilan ediyor. Bu durum, ABD yönetimi ile zaman kazanmaya devam eden Netanyahu'yu tatmin edebilir ve aynı zamanda Gazze Şeridi ve bölge ile ilgili tüm vaatlerini tek başına yerine getiremeyen Trump'ı da tatmin eder. Dolayısıyla, savaşın ve barışın olmadığı mevcut durum, Trump için bir nebze rahatlatıcı olmakla birlikte onu verdiği aşırı vaatlerden de kurtarıyor!