Türkiye’nin Suriye konusunda öncelikle Rusya’ya yönelmesinin nedenleri

Soçi'deki Erdoğan-Putin zirvesinin sonuçlarının sınırlı kalması beklentisi hâkim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin, Soçi’de bir araya geldiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin, Soçi’de bir araya geldiler.
TT

Türkiye’nin Suriye konusunda öncelikle Rusya’ya yönelmesinin nedenleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin, Soçi’de bir araya geldiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin, Soçi’de bir araya geldiler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü Rusya'nın Karadeniz kıyısındaki tatil kenti Soçi’de bir zirve düzenledi. Soçi kenti daha önce de bir dizi Suriye konu başlıklı görüşmelere ev sahipliği yapmıştı. Türkiye ve Rusya arasındaki Soçi görüşmelerinin, Suriye ile ilgili önemli gelişmelerin ya da gerginliklerin öncesine denk gelmesi dikkat çekiyor. Suriye krizinde ikilem oluşturan konularda Türkiye, Rusya’nın desteğini almak için girişimde bulunuyor. Rusya ve Türkiye, Suriye dosyasının ilişkilerini kötüleştirmesini istemiyor. Nitekim 2015’te bir Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından iki ülke ilişkilerinin yeniden toparlanması için aylar süren yoğun çabalar sarf edilmişti.  
Moskova, Putin-Erdoğan görüşmesinden saatler önce, Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik kaygılarının meşru olduğunu ve Rusya tarafından dikkate alınacağını duyurdu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov konuya dair şunları söyledi:
"Erdoğan ile Putin, Suriye konusunu ve Türkiye’nin oradaki endişelerini görüşecek. Türkiye'nin güvenlik nedenleriyle meşru endişeleri var. Biz bunu dikkate alıyoruz. Ancak Suriye'deki durumu istikrarsızlaştırmaya yol açabilecek herhangi bir eyleme izin vermemek çok önemli."  
Rusya tarafından yapılan açıklamalarda, herhangi bir yeni görüş yoktu. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelere bir operasyon düzenlemesi Ruslar tarafından kabul edilmiş değil. Türkiye bu bölgelerde 30 kilometre derinliğinde güvenli bir bölge inşa etmek istiyor. SDG ile rejim arasındaki yakınlaşma ise dikkat çekiyor. Tahran’daki son ‘üçlü zirvede’ Türkiye, Rusya ve İran’ın söz konusu muhtemel operasyona karşı çıktığına tanık oldu. ABD de bölgedeki müttefiki olan SDG’ye karşı bir operasyon düzenlenmesine karşı çıkan bir tutum sergiliyor. ABD, SDG’nin ana bileşeni YPG’ye yapılacak bir harekatın, DEAŞ ile mücadeleyi olumsuz etkileyeceğini öne sürüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tahran Zirvesi’nin ardından, Rus ve İranlı mevkidaşlarına, Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik bir operasyonun halen gündemlerinde olduğunu belirterek karşılık verdi. Türk yetkililer, muhtemel operasyonların her an yapılabileceği yönünde açıklamalarda bulundular. Diplomatik kaynakların Şarku'l Avsat'a verdiği bilgilere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘askeri harekât dosyasını’ Soçi'ye götürdüğüne şüphe yok. Sözcü Peskov da Putin ve Erdoğan’ın toplantısında, Ukrayna ve ikili ilişkilerin yanı sıra ana gündem maddelerinden birinin Suriye olduğunu doğruladı. Türkiye, Menbiç ve Tel Rıfat’ı hedef alacağı operasyon için Rusya’nın desteğini istiyor. Söz konusu bölgelerde SDG güçlerinin yanı sıra rejimin de askeri varlığı bulunuyor. Bölgedeki gerginlik artmış durumda. SDG’nin Haseke ve Rakka’da da askeri hazırlıklar yaptığı görülüyor.  
Kaynaklara göre, Türkiye’nin ‘olası operasyonuna’ karşı Rusya'nın tutumu, ABD’nin tutumundan daha sıkı bir düğüm oluşturuyor. Bu nedenle Erdoğan'ın Soçi'deki çabaları Tahran'da elde edemediklerini kazanmaya odaklanmış durumda. Ukrayna ve Suriye dosyaları arasında ilinti kuran Erdoğan, kendi aracılığıyla gerçekleşen ‘tahıl koridoru anlaşmasının’ Rusya’nın Suriye dosyasındaki tutumunu değiştirmesine yol açmasını hedefliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye dosyasını, sıklıkla uluslararası görüşmelerde gündeme getiriyor ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda tartışılmasına öncülük ediyor. Rusya ve Türkiye, Suriye’de karşıt cephelerde yer alıyor. Buna rağmen ne zaman konu Suriye ile ilgili olsa, Ankara sorunların çözümü için Moskova’ya yöneliyor. Bilindiği üzere Rusya rejimi desteklerken Türkiye muhalefete destek veriyor. Bununla birlikte, Erdoğan ve Putin, Suriye’deki görüş ayrılıklarının ilişkilerini zedelemesine izin vermiyor. Soçi Zirvesi’nde Suriye konusunda radikal bir değişiklik ya da derin, kapsamlı bir uzlaşı sağlanması beklenmiyor. Moskova, Ankara’nın askeri operasyon söylemiyle mevcut ‘siyasi çözüm sürecini’ etkilediğini düşünüyor.  
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘güvenli bölge’ ısrarı, terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu olarak değerlendirdiği YPG’nin Türkiye destekli muhaliflerin kontrolünde olan bölgelerin sınırlarından uzaklaştırılması amacını taşıyor. Bu sınır bölgelerinde Rus ve Türk askerleri hali hazırda ortak devriye görevleri gerçekleştiriyor. Tahran'da 19 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında düzenlenen üçlü zirvenin ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, YPG’nin omurgasını oluşturduğu terör örgütü DSG’nin ‘bölgeden çıkarılmaları’ konusunda rejimin yapacağı çalışmaya siyasi destek verebileceklerini ifade etti. Bazı gözlemciler, Türkiye’nin SDG liderlerine yönelik düzenlediği insansız hava aracı (İHA) operasyonlarına, Rusya ve İran’ın yeşil ışık yaktığını iddia etti. Muhtemel bir kara operasyonunda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İran destekli milis güçleri ile rejim ordusuyla karşı karşıya gelme ihtimali bulunuyor. Bu tür İHA operasyonları ile YPG’nin gücünün kırılması söz konusu.  
Gözlemciler, Türkiye’nin bir kara operasyonu başlatması durumunda dahi, Rus ve rejim güçleri ile karşı karşıya gelmesine izin verilmeyeceği görüşündeler.
Erdoğan’ın Suriye dosyasındaki ilk durağının Moskova olduğu konusuna  gelirsek; Putin ve Erdoğan’ın 2020’den itibaren gerçekleştirdikleri kritik görüşmeler bu ‘gerçekliği’ destekliyor. Türkiye’nin düzenlediği Bahar Kalkanı Harekâtı’nın ardından Mart 2020’de iki lider İdlib’de bir ateşkes anlaşmasına varılması üzerinde hemfikir oldular. Türkiye bu operasyonu, Suriye rejiminin İdlib’e büyük bir saldırı gerçekleştirmesinin ardından yapmıştı. Bu süreçte 27 Şubat 2020’de 33 Türk askerinin şehit olması, TSK ile rejim ordusunu karşı karşıya getirdi. İdlib’deki uzlaşı 2017’deki Astana görüşmelerinde varılan kararların uygulanması anlamına geliyordu. 2018’deki Soçi Mutabakatı da İdlib’de ‘gerginliği azaltma’ uygulamasının öncülü niteliğindeydi. 2020’nin temmuz ayında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus ve İranlı mevkidaşları telekonferans yoluyla bir toplantı gerçekleştirerek, Suriye dosyasını ve Astana sürecini ele aldı. Erdoğan ve Putin bir kez daha 2021 Eylül ayında Soçi’de bir araya geldi. Bu görüşmenin de odak noktasında Suriye dosyası yer alıyordu. Alexander Luchkin de dahil olmak üzere Rus analistler, Erdoğan'ın Putin ile olan ilişkisindeki ivmeyi sürdürmesi için güçlü nedenler olduğuna inanıyor. Bunların en önemlisi de Ortadoğu'daki değişimlerle ve Amerikalıların bölgede NATO üyesi ve müttefiki olan Türkiye’yi dışlayan yeni bir anlayışı benimsemesi. Türkiye, ABD’nin Suriye topraklarında bir Kürt yönetimi oluşturmasından endişe ediyor. Bu nedenle Putin ve Erdoğan’ın zaman zaman bazı ayrıntıları gözden geçirmek için bir araya gelmesi gerekiyor.  



Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

ABD’de federal savcılar, ABD Merkez Bankası (Federal Reserve/FED) genel merkezinin, maliyeti 2,5 milyar dolar olarak açıklanan yenileme projesiyle ilgili FED Başkanı Jerome Powell hakkında cezai soruşturma başlattı. Bu hamle, Trump yönetimi ile FED arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.

Powell dün yaptığı açıklamada, FED'in geçtiğimiz cuma günü büyük jüri celbi aldığını ve geçtiğimiz yaz ABD Kongresi'nde genel merkezi yenileme çalışmalarıyla ilgili verdiği ifadeyle ilişkili olarak Adalet Bakanlığı tarafından hakkında cezai soruşturma başlatmakla tehdit edildiğini söyledi.

bghjuk
Yenileme çalışmalarını incelemek için FED genel merkezini ziyaret eden Trump’ın yanında Powell yer alıyor (Reuters)

Powell, soruşturmanın, FED'in faiz oranlarını belirleme konusundaki bağımsızlığını kısıtlamak için kullanılan bir bahane olduğunu öne sürdü. Bu gelişme, Trump'ın Powell'a yönelik, borçlanma maliyetlerini düşürmeyi reddettiği için onu ‘inatçı’ olarak nitelendirdiği eleştirilerini sürdürdüğü bir dönemde yaşandı.

FED Başkanı, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu yeni tehdidin, geçtiğimiz haziran ayında verdiğim ifadeyle veya FED binasının yenilenmesiyle hiçbir ilgisi yok. FED'in faiz oranlarını Başkan’ın isteklerini yerine getirmek yerine, kamu yararına olanı en iyi şekilde değerlendirmemiz sonucunda cezai soruşturmalarla tehdit ediliyoruz.”

Trump: Soruşturmaya karışmadım

Ancak Başkan Trump, Adalet Bakanlığı'nın soruşturmasına karıştığı iddialarını reddetti.

Pazar akşamı NBC News'e konuşan Trump, “Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, ancak Powell'ın FED’i yönetme konusunda kesinlikle iyi olmadığı gibi bina inşa etme konusunda da iyi olmadığını’ söyleyerek, soruşturmanın Powell'ın faiz indirimini reddetmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.

Bununla birlikte, soruşturma, ABD ekonomi politikasının temel taşı olan ve finans piyasaları için hayati öneme sahip olduğu yaygın olarak kabul edilen dünyanın en önemli FED’in bağımsızlığı konusunda yatırımcıların endişelerini artıracağı düşünülüyor.

Powell: İstifa etmeyeceğim

Öte yandan Trump'ın defalarca kez ‘seve seve’ kovacağını söylediği Powell dün yaptığı açıklamada, soruşturma nedeniyle FED'den istifa etmeyeceğini söyledi.

Powell, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu hizmeti bazen tehditler karşısında kararlı durmayı gerektirir. Senato tarafından onaylanan görevimi, dürüstlük ve Amerikan halkına hizmet etme taahhüdüyle sürdürmeye devam edeceğim.”

Dolar düşüşte

Powell'ın açıklamasının ardından, dolar bugün Asya piyasalarında altı ana para biriminden oluşan sepet karşısında yaklaşık yüzde 0,2 değer kaybetti.

Önde gelen hisse senetlerinin S&P 500 endeksini takip eden vadeli işlemler yaklaşık yüzde 0,4 geriledi.

ABD’de büyük jüriler, savcıların bir kişiyi suçlamak için yeterli delil sunup sunmadığını belirler.

Adalet Bakanlığı yönergeleri, savcıların soruşturmaları sırasında bazen suçlamada bulunmadan önce kişilere tanıklık etme fırsatı vermek için bildirimde bulunduklarını belirtir.

Mahkeme celplerinin, Powell'ın ifade hazırlıkları hakkında bilgi taleplerinin yanı sıra genel merkezin yenilenmesiyle ilgili iç belgeleri de içerdiği düşünülüyor.

sfrgtyu7
Temmuz ayında büyük çaplı yenileme çalışmaları sürerken FED binasının ön cephesi (Reuters)

Trump yönetimi, bütçesini önemli ölçüde aşan yenileme projesini, Trump'ın faiz oranlarını yüzde 1'e düşürmeyi reddettiği için ‘aptal’ olarak nitelendirdiği FED ve Başkanı Powell'ı eleştirmek için bir araç olarak kullandı.

Mayıs ayında FED başkanlığı görevinden ayrılacak olan Powell, daha önce Trump'ın yakın müttefiki ve Yönetim ve Bütçe Ofisi başkanı Russell Vought'un, genel merkezin yenilenmesi projesiyle ilgili Kongre'yi yanılttığı yönünde öne sürdüğü iddialarını reddetmişti.

FED Başkanı, Vought'un kendisine Kongre üyelerine yalan söylediği veya planlamacılara bilgi vermediği yönündeki suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını, çünkü değişikliklerin açıklanmayı gerektirecek kadar önemli olmadığını söyledi.

Başkan Trump’ın önümüzdeki haftalarda Powell'ın yerine geçecek kişiyi açıklaması bekleniyor.

Beyaz Saray’ın ekonomi danışmanı ve Trump'ın müttefiki Kevin Hassett, bu görev için en güçlü adaylardan biri olarak görülüyor.

Diğer taraftan Senato Bankacılık Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Elizabeth Warren, Trump'ı ‘FED üzerindeki yozlaşmış kontrolünü tamamlamak için başka bir kukla atamaya çalışmakla’ suçladı.

Trump daha önce, soruşturma altında olduğu gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle FED Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook'u görevden almaya çalışmıştı. Cook, iddiaları reddetmiş ve Trump’a karşı bir dava açmıştı.

Federal mahkeme, yürütme organının FED’in üst düzey yetkililerini görevden alma yetkisine ilişkin potansiyel olarak dönüm noktası niteliğindeki bir davayı görüşürken bu ayın sonlarında tarafların savunmalarının dinlenmesi bekleniyor.


Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)

Şarku’l Avsat gazetesi, bugünden itibaren Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin metnini yayımlıyor. Söyleşi, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde bütünleşmesi gerektiğini savunması ve İran’a bağlı bir proje içinde konumlanmalarına karşı uyarılar içermesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Söz konusu metin, yıllar boyunca Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından dışlanan Şemseddin’in, Lübnan’daki İran yanlısı tutumlara karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı da yansıtıyor. Bilindiği üzere Şemseddin, bu görüşleri nedeniyle Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’deki Haret Hreik semtinden ayrılmak zorunda kalmıştı.

cdfgth
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi)

Metnin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlığıyla kitaplaştırılması planlanıyor. Şarku’l Avsat, metinden geniş alıntıları, Şemseddin’in vefatının 25. yılı dolayısıyla bugün (10 Ocak Cumartesi) yayımlıyor.

“Bu metin hâlâ güncel”

İbrahim Şemseddin, metni yayımlama gerekçesini kaleme aldığı önsözde, babasının düşünsel mirasını yeniden gündeme taşımayı amaçladığını belirtti. Şemseddin’in, Şiilerin kendi ülkelerindeki ulusal, Arap ve İslami bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlatan İbrahim Şemseddin, metnin bugün de geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğunu ifade etti.

cdfvgthy
Beyrut’un güneyindeki Şiyah’ta, 2024 yılında Şii Emel Hareketi bayrağı dalgalanıyor (AFP)

Yaklaşık dört saat süren ve 18 Mart 1997 gecesi yapılan söyleşi, İran’ın doğrudan himayesinde 1980’lerin ortasında şekillenen Şii İslami hareketlere yakın kadrolarla gerçekleştirildi. Metin, özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi toplumlarıyla, Arap ve İslam dünyasıyla ve İran’la ilişkileri konusundaki tartışmaları ele alıyor.

“Ben değişmedim, değişen başkaları”

Söyleşinin başında Şemseddin’e, İslami hareket içindeki bazı çevrelerin kendisinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirme soruldu. Şemseddin, bu iddiayı reddederek, kendi duruşunda bir değişiklik olmadığını savundu. Yaşanan kopuşun, “katı ve kutsallaştırılmış bir parti zihniyetinden” kaynaklandığını belirten Şemseddin, bu sürecin arkasında çıkar ilişkilerinin bulunduğunu ifade etti.

cvfgrhy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Lübnan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda verilen bir iftar sırasında (Merhum şeyhin arşivinden)

Şemseddin, İslami Şii Yüksek Konseyi başkanlığının, devlet yanlısı bir pozisyona kaydığı iddialarını da kabul etmedi. Konseyin her zaman “ümmetin tercihlerini” temsil ettiğini söyleyen Şemseddin, devletlerin zorunlulukları ile halkın tercihleri arasındaki ayrımın meşru bir tartışma alanı olduğunu dile getirdi.

İran ve Şiilerin konumu

Şemseddin, Şiilerin İran’la ilişkilerine özel bir başlık açarak, Şiilerin İran’ın uzantısı gibi algılanmasına karşı çıktı. Şiilerin, başka bir devletin himayesinde bir topluluk gibi sunulmasının hem siyasi hem de toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu vurguladı.

“Şiiler, kendi ülkelerinde kabul gören yurttaşlar olmalı; başka bir devlet tarafından korunuyor görüntüsü vermemeli” diyen Şemseddin, bu yaklaşımın Şiilere yönelik kuşkuları artırdığını savundu.

“Dünyaya karşı değil, dünyayla birlikte”

Şemseddin, Şiilerde yaygın olan “dışlanmışlık” duygusunun tarihsel kökleri olmakla birlikte bugün sürdürülebilir olmadığını belirtti. “Dünya bize karşı değil; biz dünyaya karşıyız” diyen Şemseddin, Şiilerin kendilerini sürekli bir komplo algısı içinde konumlandırmasının yeni gerilimler yarattığını ifade etti.

cdfgthy
Lübnanlı askerler, 2019 yılında Beyrut’ta Emel Hareketi ve Hizbullah destekçileriyle karşı karşıya (AFP)

Bazı Şii liderlerin bu duyguyu siyasi mobilizasyon aracı olarak kullandığını savunan Şemseddin, bunun ahlaki ve dini açıdan sorunlu olduğunu dile getirdi.

“Devlet malları haramdır”

Şemseddin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak, devlet malının yağmalanmasını kesin bir dille reddetti. Devletin mezhebine bakılmaksızın kamu mallarının dokunulmaz olduğunu belirten Şemseddin, bu yaklaşımın fıkhi bir zorunluluk olduğunu söyledi.

İslami hareketlere eleştiri

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Şemseddin, İslami hareketlerin de ciddi hatalar yaptığını ifade etti. Cezayir, Afganistan ve Lübnan örneklerine atıfta bulunan Şemseddin, mezhep içi ve mezhepler arası şiddetin İslam’a zarar verdiğini vurguladı. Lübnan’da Emel Hareketi ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaları da bu bağlamda değerlendirdi.

“Ana hedef kabul görmek”

Şemseddin, söyleşinin sonunda temel hedefini şu sözlerle özetledi:

“Şiilerin, kendi kimliklerini koruyarak toplumları içinde kabul gören bir unsur olmalarını istiyorum. Başka bir devletin korumasına dayanan bir meşruiyet istemiyorum.”

Şemseddin’e göre Şiilerin geleceği, mezhepsel kapanmada değil; hukuka saygı, toplumsal bütünleşme ve ortak çıkarlar temelinde yurttaşlık anlayışında yatıyor.

 


Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
TT

Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)

Çin bugün yaptığı açıklamada, petrol zengini ülkede yaşanan şiddetli protestolara atıfta bulunarak, İran hükümeti ve halkının mevcut zorlukları aşıp ülkede istikrarı sağlayabileceğini umduğunu belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a askeri müdahale tehdidine ilişkin basının sorusuna yanıt olarak, Çin'in uluslararası ilişkilerde güç kullanımı veya güç tehdidine karşı olduğunu söyledi.

Mao Ning, “Diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye her zaman karşı çıktık ve tüm ülkelerin egemenliği ve güvenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde tam olarak korunması gerektiğini sürekli olarak savunduk” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas AraKçi bugün yaptığı açıklamada, ülkedeki protestoların 1 Ocak'tan itibaren “başka bir aşamaya” girdiğini ve şiddete dönüştüğünü söyledi.

Tahran'daki diplomatik misyon başkanlarıyla yaptığı toplantıda bakan, yetkililerin protestolara ilk aşamalarında diyalog ve reform önlemleriyle cevap verdiklerini açıkladı.

 

Arakçi, “ABD Başkanı Donald Trump müdahale etmekle tehdit ettiğinden beri, İran'daki protestolar müdahaleyi meşrulaştırmak için kanlı şiddete dönüştü” diyerek, “Teröristlerin protestocuları ve güvenlik güçlerini hedef aldığını” belirtti. Arakçi, “durumun tamamen kontrol altında olduğunu” vurguladı.

İran dün, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde bölgedeki İsrail ve ABD askeri üslerini, merkezlerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulundu. Bu sırada, 28 Aralık'ta başlayan protestolar, yaygın iletişim kesintileri ve şiddetin boyutunu ve kurban sayısını doğrulamada yaşanan zorluklar arasında üçüncü haftasına girdi.

Protestolar, 28 Aralık'ta Tahran'da, kötüleşen döviz kuru ve satın alma gücünü protesto eden Tahran Çarşısı'ndaki tüccarların greviyle başladı ve daha sonra 1979'dan beri iktidarda olan yetkililere karşı siyasi sloganlar atılan bir harekete dönüştü.

İnterneti izleyen sivil toplum kuruluşu NetBlocks'a göre, yetkililer protestolara yanıt olarak interneti 72 saatten fazla süreyle kesintiye uğrattı. İran İnsan Hakları Örgütü, 2 bin 600'den fazla protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.