Pelosi'nin Tayvan ziyareti, ABD ve Çin arasındaki ‘çip savaşını’ tetikler mi?

Çip üretimindeki muhtemel aksaklıkların ulusal güvenlik sektörlerine etkisi endişeye neden oluyor.

Yarı iletkenler, ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabetinin merkezinde yer alıyor. (AFP)
Yarı iletkenler, ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabetinin merkezinde yer alıyor. (AFP)
TT

Pelosi'nin Tayvan ziyareti, ABD ve Çin arasındaki ‘çip savaşını’ tetikler mi?

Yarı iletkenler, ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabetinin merkezinde yer alıyor. (AFP)
Yarı iletkenler, ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabetinin merkezinde yer alıyor. (AFP)

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Tayvan ziyareti, jeopolitik çatışmalardan bağımsız olarak Washington-Pekin arasındaki teknoloji rekabetini yeniden gündeme getirdi. Tayvan tek başına dünyadaki çip üretiminin yüzde 63’ünü karşılıyor. Dünyanın en büyük üreticisi olarak sektörün lokomotifi konumundaki Tayvan Yarı İletken İmalat Şirketi’nin (TSMC) rolü bir kez daha tartışma konusu haline geldi. Tayvan ziyareti Çin tarafından öfkeyle karşılanan Pelosi'nin TSMC’yi ziyaret etmesi özellikle dikkat çekti. Pelosi’nin TSMC başkanı Mark Lui ile yaptığı görüşme, bu şirketin gelişmiş çip üretimindeki hayati rolünü bir kez daha göz önüne serdi.  
Bilgisayarlardan akıllı telefonlara, uçaklardan elektrikli araçlara kadar birçok aygıt ve teknolojinin temelini oluşturan mikroçipler, son birkaç yılda ABD ve Çin’in teknoloji üzerindeki rekabetinin önemli bir parçası haline geldi. Yakın zamanlarda yarı iletken kıtlığı ya da ‘çip tedarik zincirlerindeki’ aksamalar, ABD’yi Asya’yı yakalamaya ve endüstride Çin’e karşı liderliği sürdürmeye teşvik etti. ABD’de çip sektöründe liderliği ele geçirmek için bugünlerde ciddi atılımlar gerçekleştiriliyor.  
Verisk Maplecroft’un Asya araştırmaları Başkanı Reema Bhattacharya, çarşamba günü CNBC’nin ‘Street Signs Europe’ programında yaptığı konuşmada şu değerlendirmede bulundu:
“Tayvan’ın belirsiz diplomatik statüsü yoğun bir jeopolitik belirsizlik kaynağı olmaya devam edecek. Pelosi’nin gezisi, Tayvan’ın hem ABD hem de Çin için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bunun bariz nedeni ise Tayvan’ın çip üreticisi olarak ve küresel yarı iletken tedarik zincirinde kritik stratejik bir önemi bulunmasıdır. Pelosi’nin Tayvan ziyaretinde TSMC yönetileri ile görüşmesi, ABD’nin çip atılımı tek başına yapamayacağını ve en modern çiplere hakim olan Asyalı şirketlerle işbirliği yapması gerektiğini gösteriyor.”

TSMC’nin sektördeki kritik rolü 
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Tayvan Yarı İletken İmalat Şirketi (TSMC) küresel bir dökümhane konumunda. Bu da Apple’dan Nvidia’ya, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden bazılarının tasarladığı çipleri ürettiği anlamına geliyor. ABD son 15 yılda çip üretiminde geri kalırken, Güney Kore’deki Samsung Electronics gibi şirketler gelişmiş çip üretme tekniklerinde uzun bir yol aldı.  Ancak bu şirketler halen ABD, Avrupa ve başka yerlerden gelen araçlara ve teknolojilere güveniyor. Diğer yandan TSMC dünyanın en büyük çip üreticisi olarak, bağımsız bir şekilde konumunu sağlamlaştırmayı başardı. Counterpoint Research’e göre TSMC, küresel çip döküm pazarının yüzde 54’ünü elinde bulunduruyor. Tayvan ise TSMC, UMC ve Vanguard gibi diğer oyuncular sayesinde tek başına küresel çip üretim pazarının yaklaşık üçte ikisini karşılıyor. Bu da Tayvan’ın dünya yarı iletken pazarındaki önemini gösteriyor. Küresel çip pazar payının önemli bir kısmına sahip olan Samsung’u da da eklediğinizde, Asya’nın çip sektörünü domine ettiği daha net anlaşılıyor.  

Tayvan’ın işgal edilmesi endişesi  
Çin hükümeti, Demokratik Özerklikle yönetilen Tayvan’ı ‘kendi topraklarının parçası olacak ayrılıkçı bir bölge’ olarak görüyor. Çin’in ‘ana kara ile bağlanması gerektiğini’ düşündüğü Tayvan’ı işgal etmesinden endişe ediliyor. Çin, Nancy Pelosi’yi haftalar öncesinden Tayvan’ı ziyaret etmemesi konusunda uyardı. Pelosi’nin ziyareti esnasında ise ada etrafında askeri tatbikatlar düzenleyerek gerilimi tırmandırdı. Uzmanlar artan gerilimle krizin derinleşmesinden endişe ediyor. Tayvan’ın Çin ve ABD arasındaki gerilimin merkez üssü olması çip üretimini tehdit ediyor. Çin’in olası bir işgal girişimi durumunda, küresel piyasalardaki ‘çip tedarik zincirlerinde’ ciddi sorunlar ortaya çıkması hatta gelişmiş çiplerin arzının kesintiye uğraması muhtemel.  
Danışmanlık firması Center for Innovating The Future’ın kurucu ortağı Abishur Prakash, CNBC’ye verdiği röportajda, “Büyük olasılıkla Çinliler TSMC’yi kamulaştırarak, bu şirketin altyapısını ve teknolojilerini kendi yarı iletken endüstrisine entegre edecektir” yorumunda bulundu.  

Washington ne yapıyor? 
ABD’nin yeniden sanayileşmeye odaklanmış durumda. Pat Gelsinger yönetimindeki Intel, çip dökümü alanında TSMC’nin birkaç yıl gerisinde kalmış olsa da bu alanda hızlı bir şekilde gelişmenin yollarını arıyor. ABD, sektördeki diğer öncü şirketleri de kendi topraklarında üretim ağı oluşturmaları için ikna etmeye çalışıyor. Bu bağlamda ABD, yerli çip üretim kapasitesini artırmak için TSMC'yi de ABD'ye çekmeye çalışıyor. TSMC hali hazırda Arizona eyaletinde 12 milyar dolar değerinde bir üretim tesisi inşa ediyor. ABD Senatosu, yerel çip imalat endüstrisini desteklemek ve ülkenin küresel ekonomideki teknolojik üstünlüğünü korumayı amaçlayan bilimsel araştırmalara on milyarlarca dolar sağlamasını da kapsayan ‘CHIPS’ başlıklı yasa tasarısını onayladı. Bu tasarıya göre çip üretimine 52 milyar dolar tahsis edilecek. Donald Trump yönetimi 2020’de dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanı üreticisi olan Huawei'ye ağ donanımı ve akıllı telefonlarda kullanılan çip ve diğer bileşenlerin satışına kısıtlamalar getirmişti. Biden yönetimi ise Huawei'ye çip satışı kısıtlamalarını daha da sıkılaştırmış, 5G cihazlarla kullanılabilecek ürünleri tedarik etmelerine yönelik yeni kısıtlamalar getirmişti. Çin’in en büyük çip üreticisi de ABD tarafından kara listeye alınmıştı. 

Çin’in öncelikleri  
Çin son yıllarda çip üretimini stratejik öncelikleri arasına aldı. Pekin yönetimi geçtiğimiz yıllar boyunca ABD teknolojisine bağımlılığını azaltacak hamleler yaptı. Çip teknolojisinde konumunu daha da güçlendirmeye çalışan Çin, Çip teknolojisinde dışa bağımlılığı azaltmak için en son ülkenin lider çip üreticisi SMIC'a milyarlarca dolar destek sağladı. Ancak SMIC’ın ABD teknolojilerine ulaşmada engellerle karşılaşması, sektörde geride kalmasına neden oldu. Uzmanlar Çin'in yakın gelecekte çip endüstrisinde Tayvan ya da ABD'li şirketlere yetişmesinin zor olduğu görüşünde.
Çin halen çip üretiminde büyük ölçüde ABD ve yabancı teknolojilere bağımlı olmaya devam ediyor. TSMC’nin Çin topraklarında iki çip üretimi tesisi bulunuyor ancak bu tesislerde, Arizona’da inşa edilen tesisteki gibi gelişmiş çiplerden ziyade bir düşük nesil çipler üretiliyor. ABD ise önemli bileşenlerin tedarikini güvence altına almanın ve Çin’e karşı liderliği sürdürmenin yolu olarak Japonya ve Güney Kore de dahil olmak üzere Asya’daki müttefikleriyle yarı iletkenler konusunda ortaklıklar kurmak için çalışıyor.
Yapılan değerlendirmeler  ABD-Çin rekabetinin ortasında kalan TSMC’nin yakın zamanda taraf seçmek zorunda kalabileceği yönünde. Bazı değerlendirmelere göre Arizona’daki yatırımları nedeniyle şimdiden taraf seçmiş olabilir.  



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.