Yemen Başkanlık Konseyi’nden yargının bağımsızlığı vurgusu

Konsey, adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması ve vatandaşların çıkarlarının olumsuz etkilenmemesi çağrısı yaptı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün Aden’de yargı liderleriyle toplantı düzenledi. (Saba)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün Aden’de yargı liderleriyle toplantı düzenledi. (Saba)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi’nden yargının bağımsızlığı vurgusu

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün Aden’de yargı liderleriyle toplantı düzenledi. (Saba)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün Aden’de yargı liderleriyle toplantı düzenledi. (Saba)

Yemen Başkanlık Konseyi, farklı yargı organlarında yapılan geniş çaplı değişikliklerin ardından yargı bağımsızlığının önemini vurguladı. Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin Aden’de yardımcılarının da katılımıyla yargı mensupları ile düzenlediği toplantıda verdiği talimatlarına göre Konsey, adaletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması ve vatandaşların çıkarlarının olumsuz etkilenmemesi çağrısı yaptı.
Resmi kaynaklara göre Alimi, yardımcıları Aidarous ez-Zubeydi, Abdurrahman el-Mahrami, Dr. Abdullah el-Alimi ve Osman Macali’nin de katılımıyla, anayasal yeminlerini eden yargı organlarının liderleriyle ilk kez bir araya geldi.
Alimi, Aden’de 7 Ağustos Pazar günü gerçekleşen görüşmede yargı liderlerine hitaben yaptığı konuşmada, Başkanlık Konseyi’nin ‘yargının bağımsızlığını artırma, adalet ve hukukun üstünlüğünü sağlamadaki’ rolünü en üst düzeye çıkarma ve anayasal düzeni ve ulusal kimliği savunma konusundaki kararlığına dikkat çekti.
Sabah el-Alvani’nin Yüksek Yargı Kurulu üyeliğine atanmasına atıfta bulunan Reşad el-Uleymi, Yemenli kadınları da ülke tarihinde ilk defa bir kadının yargı piramidinin tepesinde bulunmasından dolayı tebrik etti.
Yemen resmi haber ajansı SABA’nın aktardığına göre Alimi, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün sağlamlaştırılmış duvarı ve anayasal meşruiyetin önemli güvencelerinden biridir. Devletin imajını güçlendirir, yolsuzlukla mücadele eder ve olası bir görevi kötüye kullanma girişiminden caydırır.”
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, yargı çalışanlarının da ‘fitneyi önleme, şikayetleri giderme, halkın anayasal kurumlarına olan güvenini güçlendirme ve devleti yeniden kurma projesini destekleme’ rollerine övgüde bulundu.
Alimi ayrıca, ‘ülkesinin tanık olduğu olağanüstü koşulların dikkate alınması’, ‘vatandaşların çıkarlarının olumsuz etkilenmemesi’, ‘vatandaşların hukuk ve ceza davaları ile ticari menfaatlerinin bir an önce karara bağlanması’ gerektiğini vurgularken İran rejimi tarafından desteklenen darbeci güçlerce ‘ayrımcılığı sürdürmek ve insanlar arasında eşit vatandaşlık ilkesine karşı çıkmak için başlatılan savaşın etkisini azaltacak her şeyin önemli olduğunu kaydetti.
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, Adli Teftiş Kurulu ve Yüksek Mahkeme dairelerinin etkinleştirilmesinin hızlandırılması, kronik ve daha etkili çalışma mekanizmalarının benimsenmesi gerektiğini de dile getirdi. Alimi ayrıca, merkezi ve yerel makamların kararlarını ve faaliyetlerini gözden geçirmek ve bu konuda farklı karar düzeyleri arasındaki her türlü anlaşmazlığı çözmek amacıyla yargının anayasal incelemelerdeki asli rolüne vurgu yaptı.
Reşad el Alimi, Başkanlık Konseyi’nin gelecekte anayasaya aykırılık teşkil eden kararların nihai hükümlere göre yeniden gözden geçirilmesi talebine yanıt verme taahhüdünü yineledi. Ayrıca Başkanlık Konseyi üyelerinin, koşulları değerlendirme açısından yargıçlara duyduğu güveni ifade ederken, mevcut uzlaşıyı korumak ve mevcut aşamada yürütme makamlarının karşılaştığı yasal ve bilgi boşluklarını doldurmak için birlikte çalışmanın ve bu konuda gerekli tavsiyelerin sağlanmasının önemli olduğunu kaydetti.
Resmi kaynaklardan edinilen bilgiye göre Başkanlık Konseyi başkanı ve üyeleri, yargı organlarının liderleriyle görüş alışverişinde bulundu. Aynı şekilde Yüksek Yargı Kurulu Başkanı Muhsin Yahya Talib’den koşullar, yargıç ve yargı kurumlarının sayısı ve çeşitli vilayetlerdeki varlıklarını artırma gerekliliği hakkında da bilgi aldı.
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı toplantıda, hükümetteki ilgili makamlara, güvenliğin korunması ve gerekli operasyonel bütçelerin sağlanması da dahil olmak üzere yargının çalışmasının önündeki engelleri kolaylaştırmaları talimatı verdi. Alimi ayrıca ölen ve yaralanan yargı mensuplarının ailelerine saygı gösterilmesi, yürürlükteki yönetmelik ve kanunlara göre uygun görülen bakım ve iş disiplininin sağlanması talimatını verdi.
Toplantı öncesinde Yüksek Yargı Kurulu Başkanı Muhsin Yahya Talib Ebu Bekir ve kurul üyeleri olan Yüksek Yargı Kurulu Genel Sekreteri Yargıç Ali Atbuş Avad, Adli Teftif Kurulu Başkanı Yargıç Nazım Hüseyin Salim, Yargıç Sabah Ahmed Salih el-Alvani, Yargıç Abdulkerim Saad Şerif el-Numani ve Yargıç Muhammed Ali Abkar Kadiş anayasal yeminlerini etti.
Aynı şekilde Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcıları Yargıç Sahel Muhammed Hamza ve Yargıç Haydan Ceman Haydan, mahkemenin diğer üyeleri olan Yargıç Hazza Abdullah Aklan el-Yusufi, Yargıç Şefik Ahmed Zukri, Yargıç Fehim Abdullah Muhsin el-Hadrami ve Yargıç Muhammed Mehdi el-Avlaki ve ilk kamu avukatı görevine atanan Yargıç Fevzi Ali Seyf de yemin eden isimler arasındaydı.
Yemen Başkanlık Konseyi birkaç gün önce, ‘Yüksek Yargı Kurulu, Yüksek Mahkeme ve Adli Teftiş Kurulu da dahil olmak üzere’ yargıyla ilgili reform ve değişiklikleri onayladı.
Gözlemcilere göre ikinci kez uzatılan ateşkes, ‘Husi milislerle barış veya savaş mücadelesine hazırlanma yolunda’ konseyin ‘kurtarılan bölgelerdeki meşru kurumları yeniden inşa etmesi ve sivil ve askeri organların statüsünün yeniden düzenlenmesi için bir fırsat sunuyor.
Alimi’nin başkanlığını yaptığı konseyin 7 Nisan’da yönetimi üstlenmesinin ardından yayınladığı ilk başkanlık kararlarından biri, başsavcı atamaktı.
Yemen halkı, yargı alanındaki bu geniş reformlara ek olarak, özellikle görevleri ‘kuvvetleri tek komuta altında yeniden yapılandırmak ve organize etmek’ olan ortak güvenlik ve askeri komitenin kurulmasından sonra güvenlik ve askeri organlarda daha geniş reformlar bekliyor.



İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
TT

İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)

Lübnanlılar, hayatlarını kritik bir dönemeçte kısıtlayan bir belirsizlik dönemi yaşıyor. Genel ruh halleri iki tarihte birleşiyor. Bunlardan birincisi dün başlayan ve 2 Aralık 2025'te sona erecek olan Papa XIV. Leo'nun Beyrut ziyareti, ikincisi yıl sonuna kadar Hizbullah'ın silahlarını teslim etmesi sorununu çözmek için ABD tarafından verilen sürenin dolduğu son tarih.

Bu iki uç nokta arasında, bölgeler, mezhepler ve sınıflar arasında ortak bir endişe hali hakim. Bu durum, yurtdışında yaşayanlar ve yerel halkın ifadeleriyle de açıkça görülüyor. Artık siyasi takvimler, seyahatten işe ve kutlamalara, günlük planlara kadar kişisel kararların ritmini belirliyor.

Psikolog Dr. Davud Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Lübnan halkı, belirleyici anlar olarak gördükleri iki takvimle meşgulken şu anda savaş kaygısının doruk noktasını yaşıyor” diyerek durumu kendi yorumuyla açıklıyor.

Dr. Ferec, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genel olarak, kararın halkın elinde olmadığı, halkın kararı etkileme gücünün olmadığı, halkı koruyacak önleyici planların olmadığı ve halkın güvenlik hissi verecek psikolojik alternatiflerin olmadığı kanısı var. Bu yüzden beklemek bir yaşam biçimi haline geliyor.”


Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
TT

Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçerken Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün, hükümetinin güvenlik ve siyasi konularda giderek çoğalan zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ‘Suriye'yi sıfırdan yeniden inşa etme’ misyonunun başlatıldığını duyurdu.

Şara dün, Halep Kalesi'nde yaptığı konuşmada, “Halep, Suriye'nin tamamına açılan kapımızdı. Bugün sadece Halep için bir kutlama değil, Suriye ve tüm bölgenin tarihinde yeni bir başlangıçtır” ifadelerini kullandı.

Suriye Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halep'i kurtarmakla yetinmeyeceğiz. Yolculuk, Halep'in kurtarıldığı anda başladı ve hepimiz Suriye'yi yeniden inşa etmek için çok çalışacağız.”

Cumhurbaşkanı Şara, bu açıklamalarda bulunurken hükümeti hem içerde güvenlik istikrarsızlığı ve çeşitli düzeylerde sokaklarda yaşanan bölünmelerle, hem de dışarda İsrail'in Suriye topraklarına yönelik devam eden saldırıları ve işgalleriyle son derece karmaşık zorluklarla karşı karşıya.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani dün İsrail'in saldırılarını kınayarak, bu saldırıların sadece Suriye'yi hedef almadığını, aynı zamanda bölgedeki istikrarı baltaladığını ve siyasi süreci tehdit ettiğini belirtti.

Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa ise yaptığı açıklamada, Suriye'nin ‘İsrail'in provokasyonlarına boyun eğmeyeceğini’ belirterek, İsrail'in bölünmüş ve zayıf bir Suriye istediğini, mevcut hükümeti de bir tehdit olarak gördüğünü ifade etti.


Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.