Türk güçleri ‘Rusya ile anlaşarak’ Tel Abyad’daki iki üstten çekildi

Erdoğan Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonun “yakın zamanda düzenleneceğini” yineledi.

Suriye’nin kuzeyindeki Kelcebrin beldesinin tepelerindeki bir askeri noktada Türkiye destekli bir gruba bağlı iki savaşçı (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Kelcebrin beldesinin tepelerindeki bir askeri noktada Türkiye destekli bir gruba bağlı iki savaşçı (AFP)
TT

Türk güçleri ‘Rusya ile anlaşarak’ Tel Abyad’daki iki üstten çekildi

Suriye’nin kuzeyindeki Kelcebrin beldesinin tepelerindeki bir askeri noktada Türkiye destekli bir gruba bağlı iki savaşçı (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Kelcebrin beldesinin tepelerindeki bir askeri noktada Türkiye destekli bir gruba bağlı iki savaşçı (AFP)

Kaynaklar Türk güçlerinin Rakka vilayetine bağlı Türkiye-Suriye sınırındaki Tel Abyad kenti kırsalındaki Tanuz ve Harkali köylerindeki askeri üslerden çekildiklerini aktarırken, Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki bölgelerde bulunan temas hatlarında tarafların birbirini karşılıklı hedef alması sonucu gerginliğin tırmandığı bir süreçte, Türkiye, SDG’nin ana omurgasını oluşturan YPG tarafından Suriye’nin kuzeyindeki güçlerine düzenlenen saldırılar karşısında hareketsiz kalmayacağını yeniden vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'nın, “Suriye’nin kuzeyindeki güvenli bölgeler arasında yakında bağlantı kurma” konusundaki kararlılığını vurguladı. Bu açıklama, Ankara’nın, Mayıs ayında Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında 30 kilometre derinliğindeki güvenli bölgeleri tamamlamak amacıyla duyurduğu askeri operasyon seçeneğinden henüz tamamen vazgeçmediğine işaret ediyor olabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pazartesi günü Ankara’da düzenlenen 13. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Suriye'de terör örgütünün (YPG) yuvalandığı son bölgeleri de temizleyerek bu güvenlik kuşağının halkalarını yakında birleştireceğiz” dedi.
Mayıs ayında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Menbiç ve Tel Rıfat’a “her an” askeri operasyon başlatabileceğini ilan eden Erdoğan, konferanstaki konuşmasında, ülkesinin terörle mücadelesini sürdüreceğini ve “30 kilometre derinliğinde güvenli bir hat kurma kararının baki olduğunu” belirtti.
Türkiye, olası askeri operasyonu için destek bulamadı. Suriye’deki DEAŞ terör örgütüyle mücadelesinde YPG’yi temel müttefiki olarak tanımlayan ABD, Türkiye’nin herhangi bir askeri hamlesinin DEAŞ ile mücadeleye katılan güçler için tehlike oluşturacağını söyleyerek böyle bir hamleye karşı uyardı. Avrupa ülkeleri de Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde herhangi yeni bir askeri operasyon düzenlemesini reddediyor. Ankara’dan, askeri çözüme başvurmak yerine Beşşar Esed rejimi ile diyalog kurmasını ve iş birliği yapmasını talep eden Rusya’nın yanı sıra Türkiye’nin herhangi bir operasyonunun sadece teröristlerin işine yarayacağını ve bölgenin istikrarına zarar vereceğini ilan eden İran da olası Türk operasyonunu karşı çıkıyor.
Türkiye’nin olası operasyonu, Türkiye’deki muhalif partilerin itirazlarıyla da karşı karşıya. Bu partiler, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Erdoğan’a Suriyeliler meselesi konusunda baskı uyguluyor ve Suriyelilerin rejim ile koordinasyon içerisinde ülkelerine geri gönderilmelerini talep ediyorlar. Muhalif partilerin itirazları ve baskısı, Haziran 2023’te yapılması planlanan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı bir süreçte geliyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Büyükelçiler Konferansı’nın açılış konuşmasında, “Milyonlarca Suriyelinin güvenliğine katkı sağlayan Türkiye’nin YPG terör örgütünün saldırıları karşısında hareketsiz kalması beklenemez. Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyon yoluyla çok sayıda Suriyelinin güvenli geri dönüşünü sağladı. PKK/YPG terör örgütü ve uzantıları bu istikrar ortamını bozmak ve ayrılıkçı gündemini ilerletmek için ülkemize ve Suriyeli sivillere yönelik saldırıları sürüyor” dedi.
Bakan Çavuşoğlu, Türk güçlerinin Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonlarla sınır ötesinde 4 bin kilometrekareyi teröristlerden temizlediğine ve böylece 515 bin 713 Suriyelinin bu bölgelere geri dönmesinin mümkün olduğuna işaret etti.

Türkiye ve desteklediği gruplar ile SDG arasında çatışmalar
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Halep kırsalındaki Kelcibrin’de bulunan Türk üssüne roketlerin düşmesi sonucu 6 Türk askerinin yaralandığını ve 3’ünün durumunun kritik olduğunu aktardı. Gözlemevine göre, SDG ve rejimin kontrolündeki bölgelerden fırlatılan yaklaşık 20 roket üsse ve çevresine düştü. Gözlemevi ayrıca İran’a ait bir silahlı insansız hava aracının (SİHA) Halep’in kuzey kırsalında Türkiye destekli gruplara ait bir noktayı hedef aldığını belirtti. Bu saldırı, son bir hafta içinde Türk üssünü hedef alan ikinci saldırı olarak biliniyor. Nitekim 26 Temmuz’da da bir Türk üssüne yapılan bombardımanda 2 Türk askeri hayatını kaybetmişti.
Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) Halep’in kuzey kırsalındaki Um El-Huş köyü ve Afrin kırsalındaki Şirava nahiyesine bağlı Ebin köyünün çevresini top ateşiyle hedef aldı.
Türk güçleri ve desteklediği gruplar Halep’in kuzeydoğusunda yer alan Menbiç kenti kırsalında SDG’nin kontrolündeki Avn ed-Dadat, Tohar, El-Cat ve El-Huşriye köylerini bombaladı. Bu bombardıman, Halep’in doğu kırsalındaki es-Sacur harekât sınır hattı bölgesinde Pazar günü TSK ve SMO unsurları ile SDG'ye bağlı Menbiç Askeri Konseyi güçleri arasında ağır silahlarla çatışmalar yaşanmasının ardından geldi.

Türkiye’den Halep’in kuzey kırsalına destek konvoyu
Türk ordusu Halep’in kuzey kırsalına takviye gönderdi. Zira Türk askeri konvoyu Pazar gecesi Er-Rai Sınır Kapısı’ndan geçerek Halep’in doğu kırsalındaki El-Bab kentine doğru hareket etti. Konvoy çok sayıda mühimmatın yanı sıra birkaç tank ve zırhlı araç yüklüydü. Sultan Murad grubu unsurları El-Bab kentine ulaşana dek konvoya eşlik etti.

Türkiye Tanuz ve Harkali köylerindeki üslerden çekildi
Gözlemevi’nin aktardığına göre, Rakka vilayetine bağlı Suriye-Türkiye sınırındaki Tel Abyad kentinde yer alan Tanuz ve Harkali köylerindeki askeri üslerde bulunan Türk güçleri, Rus tarafıyla ortak koordinasyon içinde bölgenin içlerindeki temas hatlarına doğru ilerlemek amacıyla bu üslerden çekildi. Bu çekilmenin sonucu olarak, Rus ve Türk tarafları arasında ilan edilmeyen bir anlaşma doğrultusunda Rus ve rejim güçlerinin Tel Abyad’a doğru yeni bir ilerleme kaydetmesi bekleniyor. Gözlemevi, rejim güçlerinin, Türk güçlerinin çekilmesinin ardından iki üssü roketlerle hedef aldığını kaydetti. Türk güçleri, Ekim 2019’da düzenlenen Barış Pınarı Harekatı’yla bölgede kontrolü ele geçirmesinin ardından söz konusu iki köyde üs inşa etmişti.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.