Afganistan'da iktidara geldikten sonra Taliban içindeki bölünmeler

Taliban Hareketi, Batı ülkelerinin kapsayıcı bir hükümet kurulması taleplerini görmezden geldi

Zevahiri suikastı, Taliban'ın radikal gruplarla bağlarını kesme taahhüdüyle ilgili soru işaretlerini artırdı (AFP)
Zevahiri suikastı, Taliban'ın radikal gruplarla bağlarını kesme taahhüdüyle ilgili soru işaretlerini artırdı (AFP)
TT

Afganistan'da iktidara geldikten sonra Taliban içindeki bölünmeler

Zevahiri suikastı, Taliban'ın radikal gruplarla bağlarını kesme taahhüdüyle ilgili soru işaretlerini artırdı (AFP)
Zevahiri suikastı, Taliban'ın radikal gruplarla bağlarını kesme taahhüdüyle ilgili soru işaretlerini artırdı (AFP)

Afganistan'da Taliban Hareketi’nin iktidara geri dönmesinden bu yana geçen bir yılın ardından, radikal çizgideki grup içinde, özellikle liderlerinin reformları ne denli uygulayabileceklerine dair bölünmeler ortaya çıkmaya başladı. Taliban’ın ülkenin uluslararası güçler tarafından desteklenen eski hükümetine karşı kazandığı zafer, savaşı sona erdirerek, özellikle yirmi yıllık şiddetli çatışmaların yükünü çeken kırsal bölgelerdeki Afganlara derin bir nefes aldırdı. Ancak Taliban’ın iktidara gelişi, Afganistan'ın karşı karşıya olduğu mali, ekonomik ve insani krizleri daha da kötüleştirdi. Yoksulluk sınırının altında yaşayan Afganlıların sayıları arttı ve milyonları buldu. Birçoğu ilk kez borç almak zorunda kaldı. Boğucu hayat şartları, insanları bebeklerini ya da organlarını satmak arasında seçim yapmaya zorladı.

‘Göstermelik’
Uluslararası Kriz Grubu’ndan (ICS) Afganistan analisti Ibraheem Bahiss, “Taliban içinde reform olarak gördüklerinin uygulanması için zorlayan bir kampımız, bu yetersiz reformların bile abartılı olduğunu düşünen başka bir kampımız var. Taliban’ın bazı liderlerinin hareketin bu kez ülkeyi farklı bir şekilde yöneteceğini iddia ettiği bir dönemde, birçok gözlemci değişikliklerin göstermelik olduğunu düşünüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

İdeolojik görüşler
ABD merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center uzmanlarından Michael Kugelman, “Siyasette bir gelişme olduğunun işaretleri olarak görülecek bazı durumlar var, ama açık konuşmak gerekirse halen gerici ideolojik görüşleri terk etmeyi reddeden bir grup görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Birçok kız lisesi halen kapalı kalmaya devam ederken kadınlar kamusal alanlardaki görevlerden uzlaştırıldılar. Katı muhafazakar çizgideki bölgelerde müzik dinlemek, nargile içmek ve kağıt oynamak gibi basit faaliyetler sıkı bir şekilde kontrol ediliyor, protestolar bastırılıyor ve gazeteciler düzenli olarak tehdit ediliyorlar ya da gözaltına alınıyorlar.

Eymen ez-Zevahiri
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Taliban Hareketi, Batılı ülkelerin Afganistan’da kapsayıcı bir hükümet kurulması taleplerini görmezden geldi. El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'nin geçtiğimiz hafta Kabil'deki lüks bir mahallede yer alan evinde öldürülmesi, Taliban'ın radikal gruplarla bağlarını koparma taahhüdüne dair soruların artmasına neden oldu.

Para akışı
Taliban lideri Molla Hibetullah Ahundzade’nin, Mart ayında, Eğitim Bakanlığı'nın kız liselerini yeniden açmasına son dakikada müdahale ederek iptal etmesi tüm dünyayı şaşırttı. Bazı analistler, Ahundzade’nin böyle yaparak Batı’nın taleplerine boyun eğmiyormuş gibi görünmek istediğini düşünüyorlar. Bu kararla birlikte uluslararası mali akışların yeniden sağlanması ümidi de ortadan kalktı. Bu durum, Kabil’deki Taliban yönetimi için de dahi eleştirilere yol açarken, bazı yetkililer kamuoyu önünde buna karşı olduklarını açıkladılar. Bu adımı Taliban hükümetinin üyeleriyle düzenli olarak görüşen yabancı diplomatların protestolarına rağmen hemen ardından gelen çok sayıda katı direktif izledi.

Taliban'ın iktidara dönüşünden bir yıl sonra
Afganistan'da Taliban Hareketi’nin bir yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana insan hakları, özellikle kadın hakları, ekonomik çöküş ve saldırılarla birlikte öne çıkan gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz:
1 - Taliban, ABD ve NATO güçlerinin geri çekilmeye başlamasından yararlanarak Mayıs ayında başlattığı yıldırım saldırısının ardından 15 Ağustos 2021’de herhangi bir direnişle karşılaşmadan Kabil'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı işgal etti.
Ülkeyi terk eden eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani, ‘Taliban'ın zaferini’ kabul etti ve ‘kan dökülmesini’ önlemek için ülkesinden ayrıldığını açıkladı. Washington, Afganistan Merkez Bankası'nın yaklaşık 9,5 milyar dolarlık fonlarını dondurdu. Dünya Bankası, nüfusunun yüzde 60'ını uluslararası yardımlara bağımlı olan ülkeye yaptığı yardımı askıya aldı.
Afgan ordusunun ve hükümetinin çöküşü, ABD ordusunun ve Afganistan’daki sivil müttefiklerinin geri çekilmesini hızlandırdı. Kabil Havalimanı, 26 Ağustos 2021’de DEAŞ’ın üstlendiği ve 100'den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan bir saldırıya sahne oldu.
2 - ABD ordusu 30 Ağustos 2021’de Afganistan'dan tamamen çekildi. Böylece ülkedeki yirmi yıllık varlığı sona erdi.
3- Taliban 7-8 Eylül 2021’de Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’e yakınlığıyla bilinen Molla Muhammed Hasan Ahund liderliğinde bakanlarını kendi saflarından atadığı bir hükümetin kurulduğunu duyurdu. Batılı ülkeler, ‘daha önce verilen sözlerin yerine getirilmediğini ve ülkedeki etnik ve dini çeşitliliği temsil etmediğini’ söyleyerek yeni hükümeti eleştirdiler. Ayrıca başta kadın hakları olmak üzere insan haklarına saygıyı, yardımların yeniden başlaması ve İslami çizgideki yeni rejimin tanınması konusundaki müzakerelerde bir ön koşul haline getirdi. Taliban ise kadınlara ciddi kısıtlamalar uyguladı.
4 - Taliban 23 Mart 2022 tarihinde kızlara yönelik eğitim kurumlarının yeniden açılmasından sadece birkaç saat sonra kapatıldığını duyurdu.
5- Taliban lideri, Mayıs ayı başlarında kadınların kamuya açık alanlarda yüzlerini tamamen kapatmalarını emretti. Ardından kadınlar devlet kurumlarındaki görevlerinden uzaklaştırıldı. Şehirlerinden dışarıya mahremsiz seyahat etmeleri engellendi.
6- Taliban yönetimi, 17 Mayıs 2022’de özellikle halka yönelik şiddet vakalarını izleyen bir organ olan İnsan Hakları Komisyonu'nun feshedildiğini duyurdu. Yüksek Seçim Komisyonu ve Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi de aynı kaderi paylaştı. Dini olmayan müziklerin çalınması, reklamlarda insan yüzlerinin kullanılması, başı açık kadınların yer aldığı filmlerin ya da dizilerin yayınlanması yasaklandı. Erkeklerin geleneksel kıyafetler giyip sakal bırakması  zorunlu hale getirildi. Bununlar gibi bir takım kısıtlamalar getiren bir dizi karar alındı.

Afganistan yardımlardan mahrum kaldı
Kendisi için hayati önem taşıyan uluslararası yardımlardan mahrum kalan Afganistan, hızla yükselen işsizlik oranıyla ciddi bir mali ve insani krize girdi. Birleşmiş Milletler'e (BM) verilerine göre ülke nüfusunun yarısından fazlası yani yaklaşık 24 milyon Afgan, gıda güvensizliği tehdidi altında.
7-BM 31 Mart’ta Afganistan’a bağış toplamak için uluslararası topluma en büyük çağrısını yaptıysa da ihtiyacı olan 4,4 milyar dolara ulaşamadı ve yalnızca 2,44 milyar dolar toplayabildi. Haziran ayı sonlarında ülkenin doğusunda meydana gelen, binden fazla kişinin ölümüne ve binlerce kişinin yerinden edilmesine neden olan depremin ardından Washington ile Taliban arasında daha önce dondurulan fonların serbest bırakılmasıyla ilgili müzakereler yapıldı.
8-2021 yılının Ekim ayında Sünnilerin çoğunlukta olduğu ülkede uzun süredir zulüm gören Şiilere yönelik bir saldırı gerçekleşti. ABD güçlerinin geri çekilmesinden sonra en fazla ölüme yol açan terör saldırısında 60 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı Taliban'ın yıllardır mücadele ettiği DEAŞ/Horasan örgütü üstlendi.
9-2022 baharında, birçoğu DEAŞ/Horasan örgütü tarafından üstlenilen terör eylemlerinde onlarca insan hayatını kaybetti. Taliban, örgütü Afganistan'da mağlup ettiğini iddia etse de analistler radikal örgütün Afganistan’ın yeni yönetimi için başlıca güvenlik sorunu olmaya devam ettiğini düşünüyorlar.
10-ABD Başkanı Joe Biden, 1 Ağustos’ta ABD’nin El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'yi Kabil’de silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) öldürdüğünü duyurdu.

Kabil Havaalanı kaosun simgesi oldu
Kabil Havaalanı’nda durum, on binlerce Afganlı erkek, kadın ve çocuğun, 15 Ağustos 2021 tarihinde iktidarı ele geçiren Taliban Hareketi’nin ilerleyişinden kaçmak için bir umutla havaalanına akın etmesinden bir yıl sonra neredeyse normale döndü.
Büyük kalabalıklar günlerce, Taliban Hareketi, Afgan güçleri ve ABD Deniz Piyadeleri tarafından kurulan barikatları aşmaya çalıştı. Çoğu zaman püskürtülmeleri için üzerlerine ateş açıldı.
Ağustos ayının sonlarında Kabil Havaalanı’nın girişinde bir intihar bombacısının kendisini havaya uçurması sonucu 100'den fazla kişi hayatını kaybetti. Saldırının sorumluluğunu DEAŞ üstlendi. Bir yıl sonra, havaalanında bazı iç ve dış uçuşlar yapılmaya başlandı.
Ancak büyük yabancı havayollarının Kabil Havaalanı’na tam bir uçuş programı uygulamaları için büyük bir desteğe ihtiyaç var. Taliban yetkilileri, sahada bakım hizmetleri ve yolcular için güvenlik kontrolleri sağlamak üzere Abu Dabi merkezli bir şirketle anlaştı. Hava kontrolü ise Özbekistan ve Katar'dan uzmanlar tarafından eğitilmiş Afganlar tarafından sağlanıyor. Havaalanının tam olarak faaliyete geçmesi, ülke ekonomisinin canlanması için hayati bir önem taşıyor.



“İran savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

“İran savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.