Etiyopya’dan yeni adım: Mısır ve Sudan’a diyalog çağrısı

Etiyopya Aşağı Nil havzası ülkelerinin itirazlarını görmezden geldi ve ikinci türbinin faaliyete geçtiğini duyurdu.

Başbakan Abiy Ahmed, ülkesinin ‘insanlarını karanlıktan çıkarabilmek üzere enerji üretmek için barajı inşa ettiğini’ vurgulayarak, Mısır ve Sudan’a müzakerelere devam etme çağrısında bulundu (Etiyopya Haber Ajansı)
Başbakan Abiy Ahmed, ülkesinin ‘insanlarını karanlıktan çıkarabilmek üzere enerji üretmek için barajı inşa ettiğini’ vurgulayarak, Mısır ve Sudan’a müzakerelere devam etme çağrısında bulundu (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya’dan yeni adım: Mısır ve Sudan’a diyalog çağrısı

Başbakan Abiy Ahmed, ülkesinin ‘insanlarını karanlıktan çıkarabilmek üzere enerji üretmek için barajı inşa ettiğini’ vurgulayarak, Mısır ve Sudan’a müzakerelere devam etme çağrısında bulundu (Etiyopya Haber Ajansı)
Başbakan Abiy Ahmed, ülkesinin ‘insanlarını karanlıktan çıkarabilmek üzere enerji üretmek için barajı inşa ettiğini’ vurgulayarak, Mısır ve Sudan’a müzakerelere devam etme çağrısında bulundu (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya 2011’den bu yana Nil Nehri’nin ana kolu üzerine inşa ettiği Nahda Barajı projesinde yeni bir adım atarak Mısır ve Sudan’n itirazlarını görmezden geldi. Bu adım, iki ülke ile gerilimi iyice yükseltti.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Cumhurbaşkanı Sahle-Work Zewde ve diğer üst düzey hükümet yetkililerinin huzurunda, Addis Ababa’da perşembe günü, elektrik üretmek amacıyla barajın ikinci türbininin çalıştırılmaya başlayacağını duyurdu. Mısırlı gözlemciler bu adımı, 2015’te imzalanan İlkeler Bildirgesi’nin ihlali olarak nitelendirdiği ‘tek taraflı’ bir adım olarak değerlendirdi.
Mısır ve Sudan, barajın doldurulmasını ve işletilmesini düzenleyen, olası herhangi bir zarardan kaçınmak üzere iki mansap ülke ile koordinasyon olmaksızın, tek taraflı herhangi bir adım atamamasını sağlayacak bağlayıcı bir yasal anlaşmanın imzalanmasını istiyor.
Etiyopya resmi haber ajansı ENA’ya göre, ikinci türbinin mevcut kapasitesi 375 megawata ulaşıyor.  Abi Ahmed 20 Şubat’ta, ilk türbinden 375 megavatlık hidroelektrik üretildiğini duyurmuştu.
Nahda Barajı’nın toplam inşaat tamamlama oranı yaklaşık yüzde 83,9’a ulaştı. Nahda Barajı Proje Müdürü Kifle Horo’nun belirttiğine göre, inşaat oranı yüzde 95’e, elektromekanik çalışmalar yüzde 61’e ulaştı.
Etiyopya’nın duyurusu kutlamalı gösteriler sırasında geldi, Abiy Ahmed, projenin planına göre “başarı” olarak nitelendirdiği durum için ilgili tüm aktörlere teşekkürlerini sundu. Ayrıca, şu ana kadar kaydedilen başarıların Etiyopya’nın refahını kaçınılmaz olarak sağlanacağını kanıtladığını vurgulayarak, projeye yönelik katkılarından dolayı tüm Etiyopyalıları tebrik etti.
Başbakan Abiy Ahmed, ülkesinin ‘insanlarını karanlıktan çıkarabilmek üzere enerji üretmek için barajı inşa ettiğini’ vurgulayarak, Mısır ve Sudan’ı 2021 yılı Nisan ayından bu yana durmuş olan müzakerelere devam etme çağrısında bulundu. Sudan ve Mısır’a “Etiyopya’nın elektrik ihtiyacını karşılamaya yönelik isteğini anlamaya” davet etti ve aşağı havza ülkelerine zarar verme niyeti olduğuna yönelik iddiaları reddetti. Abiy, “Türbinleri kullanarak hidroelektrik enerji üretimine yönelik seferberlik, Etiyopya’nın, aşağı havza ülkelerine su akışını göz önünde bulundurarak projesini hayata geçirmek için dikkatli bir şekilde çalıştığını kanıtladı” dedi.
Başbakan Mısır ve Sudan’a, Nahda Barajı inşaatı devam ederken, ortak çıkar sorunlarını en iyi yol olan diyalog yoluyla çözmek amacıyla müzakerelere girme çağrısında bulundu.
Başbakan Nahda Barajı’nı, Etiyopya’nın Abay Nehri’nin (Etiyopya dilinde Nil’in ana kolu) adil ve akıllıca kullanımına olan bağlılığının bir teyidi olarak değerlendirdi. Barajın, bölgedeki işbirliği projesi ve ekonomik entegrasyona önemli katkısı olacağı” sözünü verdi.
Baraj rezervuarının üçüncü dolum süreci ile ilgili olarak, Abiy Ahmed “Plandan 10 gün önce 600 metreküpe ulaşıldı. Barajın arkasında 22 milyar metreküp su depolandı” dedi.
Etiyopya’nın yeni hamlesine, Mısır’dan hızlı bir resmi tepki gelmedi. Uluslararası kamu hukuku uzmanı ve ABD Uluslararası Hukuk Derneği üyesi olan Dr. Muhammed Mahmud Mehran Şarku’l Avsat’a Etiyopya’nın adımlarının uluslararası hukuk kurallarını ve ilgili uluslararası anlaşmaları ihlal etmesinin bir devamı olduğunu belirtti. Aynı zamanda “Üç ülke arasında 2015 yılında imzalanan İlkeler Bildirgesi, Etiyopya'nın uluslararası suyolu ile ilgili herhangi bir adımını Mısır ve Sudan’a bilgilendirmesini, işbirliğinin zorunluluğunu, bilgi alışverişi taahhüdüne uyulmasını, ilgili ülkelere zarar verilmemesini, barajın dolum ve işletme tarihleri ​​konusunda anlaşmaya varılmasını ve uluslararası su yollarının denizcilik dışı kullanımlarını düzenleyen diğer ilkelere uyulmasını gerektiriyor” dedi.
Mehran, Abiy Ahmed’in iki ülkenin projeden etkilenmeyeceğine dair açıklamasını sorgulayarak “Etiyopya neden bu taahhütlerini bağlayıcı bir yasal anlaşmaya geçirmek istemiyor?” dedi ve Etiyopya uzlaşmazlığını, müzakerelerin başarısızlığının ana nedeni olarak değerlendirdi.
Uluslararası hukuk profesörü, Güvenlik Konseyi’nden, barajın çalışmalarını ve işletmesini durdurmak için acil karar almak, Etiyopya’yı barajın dolum ve işletmesine ilişkin olarak bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varmak için müzakereye başlamak ve bölgede uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında sorumluluklarını üstlenmeye zorlamak üzere acil bir toplantı düzenlenmesini istedi.
Mısır’ın Eski Su Kaynakları ve Sulama Bakanı Dr. Muhammed Nasrettin Allam, suları Mısır ve Sudan’a da ulaşan ortak bir nehir üzerinde bir barajın bulunmasının, uluslararası yasal sınır anlaşmaları uyarınca, iki ülkenin halklarının hayatlarını etkileyecek ciddi zararları önleyecek şekilde  belirlenen doldurma ve işletme kuralları üzerinde anlaşılması gerektirdiğine inanıyor. Allam “Sudan bir koridor ülkesi, Mısır bir mansap ülkesidir. Etiyopya barajının önünde depolanan tüm sular Mısır’ın su payındandır zira Sudan daha su Mısır’a ulaşmadan tüm su payını alır” dedi.  
Allam Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Mısır ve Sudan, Etiyopya halkının çıkarı için elektrik üretilmesini kabul ediyor ve halklarının zarar görmemesi güvencesinin verilmesi halinde barajda su depolanması ve işletmesine mani olmuyorlar. Bu nedenle de Mısır, Etiyopya’nın özellikle kurak yıllarda, barajda tutulan su nedeniyle Asvan Baraj rezervuarlarında su sıkıntısından oluşması durumuna karşı Mısır halkını korumak için, Nahda barajı doldurmak ve işletmek için kullandığı su miktarını iade etme taahhüdünde bulunmasını talep ediyor” ifadelerine yer verdi.
Addis Ababa, baraj tamamlandığında 6 bin megavatın üzerine çıkmayı hedefliyor.
Geçen ayların sonlarına doğru, Mısır, Etiyopya’yı Nahda Barajı krizini çözmek için yapılan tüm çabaları engellemekle suçladı. Addis Ababa’nın barajı tek taraflı kararlar alarak doldurmaya devam etmesi nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı’na resmi bir itirazda bulunduğunu belirtti.
Kahire, konuyu halkı için ‘varoluşsal’ olarak tanımlıyor. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi bu haftanın başında, ülkesinin Nahda Barajı konusunda ‘sakin ve müzakerelere dayalı’ bir şekilde ilerlediğini söyledi. Halkına Nil Nehri su payını koruma sözü vererek “Mısır’ın suyu hepimizde ve benim de boynumda bir emanettir ve kimsenin ona dokunmasına izin vermeyeceğim” ifadelerini kullandı.



Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
TT

Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)

Sudanlılar, 2026 yılının başında teorik olarak bağımsızlığın 70’inci yılını kutlamaya hazırlanırken, ‘devlet fikrinin’ kendisi ağır bir varoluşsal sınavla karşı karşıya bulunuyor. Uzayan savaş, yalnızca maddi altyapıyı tahrip etmekle kalmadı; meşruiyet ve toprak üzerinde rekabet eden iki otoriteye dayanan yeni bir siyasi gerçeklik üretti. Sürekli beslenen savaş seferberliği ve nefret söylemi ise toplumun tek ve kapsayıcı bir ulusal yapı fikrine geri dönme ihtimalini zayıflatıyor.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, bağımsızlık vesilesiyle yaptığı konuşmada, ‘vatan ve vatandaşlık’ kavramlarını yeniden gündeme getirerek ‘ulusal uzlaşıdan’ söz etti. Ancak aynı zamanda, zafer elde edilene kadar savaşın sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Karşı cephede ise Nyala’daki paralel hükümetin başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi, yeni bir toplumsal sözleşme, adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi ve tek bir ordu temelinde ‘devletin yeniden inşasına’ dayanan bir vizyon sundu.

 Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)

Görünürde Sudan’ın birliğine vurgu yapan bu iki söylemin arasında, savaşın fiili bir bölünmeye yol açabileceği ve bunun zamanla kapsamlı bir parçalanmaya dönüşebileceği yönündeki kaygılar öne çıkıyor. Bu endişeler, toplumsal hafızada hâlâ canlı olan Güney Sudan’ın ayrılma deneyimi nedeniyle daha da derinleşiyor.

İki rakip kamp

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) öncülük ettiği ittifak, kontrolü altındaki bölgelerde bir hükümet kurulduğunu ilan etti. Bu yapıya, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) başkanlığında bir başkanlık konseyi atanırken, başbakanlık görevine de Muhammed el-Hasan et-Teayişi getirildi. Buna karşılık, orduyla bağlantılı kamp, Port Sudan’da konumlanarak kendisini ‘uluslararası alanda tanınan otorite’ olarak pekiştirmeye çalışıyor. Bu tabloyla birlikte kriz, başkent ya da devletin kilit kurumları üzerindeki askeri bir mücadele olmanın ötesine geçerek, bizzat devletin temsil edilmesi konusunda doğrudan bir rekabete dönüşmüş durumda.

Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)

Bu kaygılar karşısında, Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, ‘askeri seçenek’ anlatısının ulusal birliğin güvencesi gibi sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Yusuf, savaşın egemenliği korumanın bir yolu olarak tanımlanmasını ‘en büyük yalanlardan biri’ olarak niteledi. Kendi platformu üzerinden yayımlanan değerlendirmesinde Yusuf, savaşın sürmesinin pratik sonucunun ‘devletin aşınması, karar alma merkezlerinin çoğalması ve paralel iki idarenin kökleşmesi’ olacağı öngörüsünde bulundu; her ilave çatışma gününün bölünmüşlüğü daha da derinleştireceğini vurguladı.

Yusuf’a göre krizin temelinde ‘birden fazla ordunun varlığı ve paralel iki askeri gücün bulunması’ yatıyor. Bu durumun, ‘şu ya da bu ordunun tasfiyesi’ gibi sloganlarla değil, birleşme ve bütünleşmeye yönelik açık mekanizmalar içeren müzakereye dayalı bir siyasi anlaşmayla ya da askeri güç yoluyla kesin bir sonuçla çözülebileceğini belirten Yusuf, ikinci seçeneğin düşük bir ihtimal olduğunu ifade etti. Askeri çözüm beklentisinin ‘tek bir ordu yaratmayacağına’ dikkat çeken Yusuf, yaygın silahlanma, silahlı grupların artışı ve kontrol ile nüfuz alanlarının karmaşıklaşması nedeniyle bunun daha fazla parçalanmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)

Yusuf ayrıca, ülkeyi bekleyen çok sayıda tehlikeye dikkat çekti. Bunlar arasında, savaşın bölgesel nitelikli bir çatışmaya dönüşmesi, nefret söylemi, güvenlik boşluğu ve silahlı güçlerin çoğalmasıyla beslenen bir ortamın oluşması, buna ek olarak bölgesel ve uluslararası uzantıların devreye girmesi ile kırılgan bir devlet yapısı içinde ayrılıkçı çağrıların ortaya çıkması yer alıyor. Yusuf’a göre bu tablo, istikrar üretemeyen zayıf yapıların ortaya çıkmasına yol açabilir.

Bu endişeler temelsiz değil. Nitekim uluslararası ajanslar ve raporlar, paralel iki otoritenin ortaya çıkması ile parçalanma riski arasında doğrudan bağ kuruyor. Bölünmüş ülkeler örneklerine atıf yapan bu değerlendirmeler kapsamında Reuters, 31 Temmuz’da yayımladığı bir haberde, iki hükümetin varlığının ülkedeki fiili bölünme sürecini derinleştirdiğini belirtmişti.

Bölünme senaryoları

Gazeteci Raşa Avad ise meselenin özüne işaret ederek, uzun süren savaşların nadiren ‘kesin bir zafere’ yol açtığını, buna karşılık çoğu zaman ‘bölünme senaryolarının’ önünü açtığını dile getirdi.

Avad, idari bölünmenin fiili bir gerçeklik haline geldiğini, silahlı güçlerin bazı bölgelerin tamamını kontrol altına alarak buraları merkezi devletten büyük ölçüde bağımsız biçimde yönettiğini belirtti. Savaşın sürmesinin bu durumu tam teşekküllü bir bölünmeye dönüştürebileceği uyarısında bulunan Avad, “Çatışmaların uzaması bu tablonun kalıcılaşması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)

Avad’a göre olası herhangi bir bölünme barışçıl olmayacak; aksine ‘kanlı ve istikrarsız’ bir nitelik taşıyacak. “Bir bölge ayrılsa bile kendi başına istikrar sağlayamaz” diyen Avad, Darfur örneğinde olduğu gibi iç çelişkilerin merkezle yaşanan çelişkilerden daha derin olabileceğini, bunun da ayrılığı siyasi bir çözümden ziyade iç parçalanmanın kapısını aralayacak bir sürece dönüştürebileceğini ifade etti. Avad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, mevcut bölgesel ortamın riskleri katladığını vurgulayarak, bölgenin ‘kaynama noktasında’ olduğunu, Sudan’daki savaşın sürmesi halinde daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın parçası haline gelebileceğini belirtti. Bu durumun iç savaşı uzatacağını, etkilerini derinleştireceğini ve özellikle tarafların rekabet halindeki bölgesel müttefiklere sahip olması nedeniyle ülkeyi parçalanmaya sürükleyebileceğini dile getirdi.

Avad, savaşı, nefret söyleminin beslediği ve giderek derinleşen ‘psikolojik ve toplumsal bölünme hali’ ile de ilişkilendirdi. “Çatışmalar, belirli bölgeler ve toplumsal bileşenler hedef alınarak yoğun bir kışkırtma dili üretti” diyen Avad, ulusal düzeyde bir iyileşme, uzlaşı ve geçiş dönemi adaleti projesinin yokluğunun, “Biz mutlak iyiyiz, onlar mutlak kötüdür” anlayışını güçlendirdiğini savundu. Bu yaklaşımın, zaman ilerledikçe Sudanlıların birbirini kabullenmesini daha da zorlaştırdığına dikkat çekti.

Deniz ve nehir ülkesi

Bu psikolojik ve toplumsal bölünme, iki tarafın destekçileri arasında günlük dilde ortaya çıkmaya başlayan sosyal ayrışma göstergeleriyle de örtüşüyor. Avad, bunun yalnızca bir siyasi gürültü meselesi olmadığını belirterek, “Bu durum, bölünmenin bir çözüm olarak kabul edilmesine ya da en azından bir kader gibi kabullenilerek onunla birlikte yaşamaya zemin hazırlayan psikolojik bir eşik oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede, bazı sosyal medya platformlarında Darfur bölgesi ile Kordofan’ın bazı kısımlarının ayrılmasına yönelik açık çağrıların dolaşıma girdiği görülüyor. Ayrıca, Sudan’ın orta, kuzey ve doğu kesimlerini kapsayacak şekilde ‘deniz ve nehir’ adıyla bir devlet kurulması yönünde çağrılar da gündeme geliyor. Bu çağrıların, etnik ayrımcılık temelli bir söylemle desteklendiği ifade ediliyor.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Sivil hayata dönüş hayali kuran Sudanlılar, Aralık 2018 devriminin yıldönümünü kutluyor. (AFP)

Halid Ömer Yusuf’un uyarıları ile Raşa Avad’ın analizini birleştiren ortak sonuç, çözümün yalnızca ‘birlik’ sloganını tekrar etmekte değil, sertleşmeden önce bölünme dinamiklerini durdurmakta yattığı yönünde. Bu da derhal ateşkes sağlanmasını ve askeri kontrol alanlarının siyasi sınırlara dönüşmesinin engellenmesini gerektiriyor. Bugün insanların gördükleri ve duydukları, bölünme korkularının artık yalnızca teorik öngörüler olmaktan çıktığını; savaş uzadıkça daha da karmaşıklaşan somut bir gerçekliğe dayandığını ortaya koyuyor. Birbirine rakip iki otoritenin varlığı, kontrolsüz silahlanmanın yaygınlığı ve derin bir toplumsal yarılma ortamında, ortak ulusal zemine dönüş ancak acil bir zihniyet değişimiyle mümkün olabilir. Bu değişimin, ‘savaşı yönetme’ anlayışından ‘devleti kurtarma’ mantığına geçişi esas alması gerekiyor. Ancak bu şekilde Sudanlılar, bir kez daha sevdikleri marşı hep birlikte söyleyebilir: “Bugün bağımsızlığımızın bayrağını yükseltiyoruz.”


Mogadişu, Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti

Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
TT

Mogadişu, Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti

Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)

Somali, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını görüşmek üzere Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti.

Somali'nin Arap Birliği Daimi Temsilcisi ve Kahire Büyükelçisi Ali Abdi Oray, Somali Haber Ajansı'na (SONNA) göre, "Somali, egemenliğini ve birliğini etkileyen bu tehlikeli kararların sonuçlarını görüşmek, bu sorumsuz kararı kınamak ve açık ve net bir şekilde reddetmek için Arap Birliği Konseyi'nin acil bir toplantı yapmasını talep ediyor. Bu toplantı, Somali Federal Cumhuriyeti ile dayanışma içinde, Arap devletlerinin ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini savunmak ve Afrika Boynuzu bölgesini istikrarsızlaştırmaya yönelik her türlü girişimi reddetmek amacıyla yapılıyor."

Abdi, Somali Federal Cumhuriyeti'nin, İsrail hükümeti Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sözde "Bağımsız Somaliland Cumhuriyeti"ni tanıdığı ve ardından onunla tam diplomatik ilişkiler kuracağına dair açıklamalarını kınadığını ve kesinlikle reddettiğini ifade etti.

Somali büyükelçisi, Somali Federal Cumhuriyeti hükümetinin “Somaliland” bölgesinin Somali devletinin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu ve onu bağımsız bir varlık olarak tanıma girişimlerinin geçersiz ve hukuki etkisinin olmadığı yönündeki kesin tutumunu vurguladı.

İsrail, Somali'deki ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıyan ilk ülke oldu ve stratejik Kızıldeniz kıyılarına bakan yeni bir ortağa sahip oldu.

Arap Birliği, Mısır, Türkiye ve Cibuti, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını kınayan ülkeler arasında.


Nijerya, ABD'nin teröristlere karşı yeni saldırılar düzenlemesini bekliyor

ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir videodan alınan bir karede, 25 Aralık'ta yeri belirtilmeyen bir savaş gemisinden füze fırlatıldığı görülüyor (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir videodan alınan bir karede, 25 Aralık'ta yeri belirtilmeyen bir savaş gemisinden füze fırlatıldığı görülüyor (Reuters)
TT

Nijerya, ABD'nin teröristlere karşı yeni saldırılar düzenlemesini bekliyor

ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir videodan alınan bir karede, 25 Aralık'ta yeri belirtilmeyen bir savaş gemisinden füze fırlatıldığı görülüyor (Reuters)
ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir videodan alınan bir karede, 25 Aralık'ta yeri belirtilmeyen bir savaş gemisinden füze fırlatıldığı görülüyor (Reuters)

Nijerya, perşembe akşamı ülkenin kuzeyinde ABD güçleri tarafından gerçekleştirilen saldırıların ardından dün de terörist hedeflere yönelik daha fazla saldırı beklediğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı Yusuf Tugar yerel bir televizyon kanalına verdiği demeçte, olası ek saldırılar hakkında sorulan bir soruya "Bu devam eden bir operasyon ve Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışıyoruz, ayrıca diğer ülkelerle de iş birliği yapıyoruz" dedi. Tugar, iki ülke arasındaki üst düzey güvenlik koordinasyonunun parçası olarak Nijerya'nın Washington'a istihbarat sağladığını ifade etti.

Tugar, Amerikalı mevkidaşı Marco Rubio ile yaptığı iki telefon görüşmesini açıkladı. "Saldırıdan önce 19 dakika konuştuk, sonra saldırı başlamadan 5 dakika önce tekrar konuştuk" dedi.

ABD Afrika Komutanlığı ise "ABD Başkanı ve Savunma Bakanı'nın talimatı doğrultusunda ve Nijerya yetkilileriyle koordinasyon içinde" Sokoto eyaletinde DEAŞ teröristlerine karşı hava saldırıları başlattığını duyurdu.