Taliban, iktidardaki birinci yılını devirdi: Eğitimden özgürlüklere ülkede ne değişti?

Taliban üyeleri 15 Ağustos 2021'de başkent Kabil'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı da ele geçirmişti (AP)
Taliban üyeleri 15 Ağustos 2021'de başkent Kabil'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı da ele geçirmişti (AP)
TT

Taliban, iktidardaki birinci yılını devirdi: Eğitimden özgürlüklere ülkede ne değişti?

Taliban üyeleri 15 Ağustos 2021'de başkent Kabil'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı da ele geçirmişti (AP)
Taliban üyeleri 15 Ağustos 2021'de başkent Kabil'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı da ele geçirmişti (AP)

Afganistan'ın başkenti Kabil'e 15 Ağustos 2021'de giren Taliban, iktidardaki birinci yılını devirdi.
21 yıl önceki ilk yönetiminde kadın hakları başta olmak üzere pek çok özgürlüğü kısıtlayan örgüt, bu sefer ılımlı mesajlar vermişti. Taliban ayrıca ülke ekonomisini canlandırmak için çalışacaklarını, uyuşturucuya karşı savaş açacaklarını ve ülkede güvenliği sağlayacaklarını duyurmuştu.
Dünya gündemini sarsan tarihten bu yana geçen 365 günde Taliban ne yaptı?

Ekonomik kriz devam ediyor
Halihazırda kuraklık, Kovid-19 pandemisi ve Batı destekli eski yönetime duyulan güvensizlik sebebiyle çöküşte olan ekonomiyi yönetme çabaları sonuçsuz kaldı.
Örgütün ülkedeki ilerleyişinin ardından kaçan Eşref Gani ve hükümeti, para için dışarıdan gelen yardımlara bel bağlamıştı.
Ancak uluslararası yardımların aniden kesilmesi ve ülkenin yeni yöneticilerine yaptırım uygulanmasıyla ekonomi daha da kötüleşti.
Ülkenin döviz rezervinin büyük çoğunluğuna el koyan Washington, Afganistan Merkez Bankası'nın ABD'deki yaklaşık 7 milyar dolarının serbest bırakılması için kadın haklarının iyileştirilmesini ve kapsayıcı bir hükümet kurulmasını şart koşuyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin hazirandaki tahminine göre Afganistan ekonomisi bir yıllık süreçte yüzde 30-40 daraldı. Ülkede ekonomik koşulların "korkunç" olduğu sonucuna varıldı.
Öte yandan Taliban, Aralık 2021-Haziran 2022 arasında 840 milyon dolar toplandığını açıkladı. Bunun büyük kısmı gümrük gelirleri ve Pakistan'a yapılan kömür ve meyve ihracatından geliyor.
25 yıldır Afganistan'daki yasadışı ekonomik faaliyetleri inceleyen araştırmacı David Mansfield'a göreyse Taliban, uyuşturucu ticaretini vergilendirerek yılda yaklaşık 30 milyon dolar kazanıyor.
Örgüt savaşçıları yiyecek ve akaryakıt taşıyan araçlardan da kontrol noktalarından yaklaşık 245 milyon dolar topluyor.
Bununla birlikte ülkede açlık tırmanıyor. BM'ye göre Afganların yüzde 95'i aç kalıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nde Afganistan uzmanı olarak görev yapan Fereshta Abbasi, "Afganların hayatı 15 Ağustos 2021'de alt üst oldu" dedi:
"Halk, dünyanın en kötü insani krizlerinden birinin ortasında açlıktan ölüyor."
Başkent Kabil'e martta giden insani yardım kuruluşu Açlığa Karşı Hareket'in bölge müdürü Samy Guessabi, halkın çektiklerini şöyle anlattı:
"Birçok Afgan işini kaybetti. Çalışmayı sürdüren kişilerin maaşlarıysa büyük ölçüde azaldı. Uluslararası yardımın kesilmesi de nakit krizine yol açtı. Bu yüzden insanlar birikimlerini bankadan çekemiyor bile. Ülkeyi terk eden Afganlar ise yakınlarına para göndermekte çok zorlanıyor."

Kız çocukları okula gidemiyor
ABD, dondurulan varlıkların serbest bırakılması için kız çocuklarının eğitim hakkının korunmasını şart koşsa da Taliban bu konudaki katı tutumunu sürdürüyor.
Eğitim Bakanlığı, 7-12. sınıflara eğitim veren kız okullarının 23 Mart'ta açılacağına söz ermişti. Ancak eğitimin başlarına saatler kala, kız çocukları için "şeriat kanunlarına ve Afgan kültürü ve geleneklerine uygun bir üniforma" tasarlanmadığını duyurulmuştu. Ayrıca cinsiyete göre ayrılmış okulların planlanmasında daha fazla süreye ihtiyaç olduğu kaydedilmişti. Açıklamada, bu sorunlar çözüldükten sonra kızların okula gitmesine izin verileceği savunulmuştu.
Erkek okulları, Eşref Gani hükümetinin düşmesinden hemen sonra açılırken kız ortaokulları hâlâ kapalı.
BM'ye göre yaklaşık 1,1 milyon öğrenci bu karardan etkileniyor.
Öte yandan ülkenin kuzeyindeki Kunduz ve Mezar-ı Şerif kentlerinde bazı kız çocukları okula gidebiliyor. Ayrıca Gazne vilayetindeki Nevabad'da İsveç Afganistan Komitesi adlı sivil toplum kuruluşunun kontrolündeki okullarda dersler devam ediyor.
Ülkenin genelinde Taliban'dan saklı okullarda da bu yasak delinerek kız çocuklarına eğitim veriliyor.

Özgürlükler kısıtlanıyor
Taliban, iktidarı ele geçirdikten sonra "özgür ve bağımsız basını" memnuniyetle karşılayacaklarını duyurmuştu. Ancak bunun ardından yayımlanan basınla ilgili kurallarla sansür uygulandığını savunan kişiler var.
Kadın gazetecilerin devlete ait kurumlarda çalışması yasaklandı. Kadınlar, özel kurumlardaysa yüzlerini dahi örtmek zorunda.
Bazı vilayetlerde gazetecilerin haber yapmadan önce bölgedeki yönetecilerden izin alması gerekiyor.
Medya şirketlerinin şarkı, pembe dizi ve eğlence programı yayımlaması yasaklandı. Reklam gelirleri de kesilen pek çok şirket kapandı.
Afganistan, Sınır Tanımayan Gazeteciler'in hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 156. sırada yer alıyor.
Kadınların ayrıca yanında erkek bir refakatçi olmadan kısa mesafeler dışında seyahat etmesi yasaklandı.
Kadınların iş gücüne katılımı, örgütün iktidara gelmesinin ardından düştü.
Kamuda çalışan erkeklerin sakal bırakması ve geleneksel kıyafet giymesi zorunlu kılındı.
İçeride güvenliği kısmen sağlayan Taliban henüz tanınmıyor
Taliban'ın kontrolü sağlamasının ardından ülke genelinde bombalı saldırıların sayısı azalsa da tamamen bitmedi. Örneğin nisanda bir okuldaki patlamada en az 6 kişi öldü.
Mayısta DEAŞ'ın üstlendiği bir dizi bombalı saldırı gerçekleşti. BM verilerine göre Ağustos 2021-Haziran 2022 arasında en az 700 sivil yaşamını yitirirken 1400 kişi yaralandı.
İktidara geldiği ilk andan itibaren yönetiminin uluslararası tanınmasını talep eden örgütün çabaları sonuçsuz kaldı. Henüz hiçbir ülke Taliban iktidarını tanımıyor.
Ancak örgüt, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te geçen ay düzenlenen "Afganistan: Güvenlik ve Ekonomik Kalkınma" başlıklı uluslararası konferansa davet edildi. Konferans'ta ABD, Türkiye, İtalya ve İspanya gibi 30 ülkenin temsilcileri vardı.

Uyuşturucuyla mücadele sürüyor
Afganistan, eroin yapımında kullanılan afyonda uzun yıllardır en büyük kaynak konumunda. Taliban, nisanda haşhaş ekimini yasakladığını duyurdu.
Yaz başında haşhaş tarlalarının yok edileceği açıklansa da BBC, bu kararın nasıl ilerlediğine dair kesin bir veri olmadığını vurguladı.
Ülkede ayrıca metamfetamin üretiminde kullanılan efedra bitkisinde üretim, yasağa rağmen arttı.
Araştırmacı David Mansfield ise Taliban'ın uyuşturucu ticaretini vergilendirerek milyonlarca dolar kazandığını savunuyor.

Kadınlar bir yılda yaşadıklarını anlattı
Kadınlar da Taliban iktidarına geçen bir yılda yaşadıklarını anlattı. Daha önce polis memuru olarak görev yapan Meryem, işini kaybettiğini söyledi.
Örgütün, eski yönetimin altında kolluk kuvvetlerinde görev yapan kadınları aradığını söyleyen Meryem, "Beni bulmalarından hâlâ korkuyorum" dedi. Meryem iki kızını doyurmak için sokakta dilencilik yaptığını açıkladı:
"Bütün gün kimse beni tanımasın diye sokakta burkayla oturuyorum."
Başkent Kabil'de yaşayan Zehra, kadınlara kamusal alanda burka zorunluluğu getirilmesinin ardından militanlar tarafından yakalandığı anları anlattı:
"Neden başörtüsü takmadığımı sordular. Emirlerine uymak gibi bir niyetim olmamasına rağmen özür diledim ve beni bırakacaklarını düşündüm. Ama evime geldiler ve aileme, bir dahaki sefere başörtü takmadan çıkarsam tutuklanacağımı söylediler."
Zehra bunun ardından babasının kendisine ve kız kardeşlerine dışarı çıkmaları için çok az izin verdiğini belirtti.



Pakistan ve Afganistan'da fırtınalarda 188 kişi öldü

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan'da fırtınalarda 188 kişi öldü

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)

Afganistan ve Pakistan'da iki haftadan uzun süredir etkili olan şiddetli yağmur, sel ve kar fırtınası nedeniyle en az 188 kişi hayatını kaybetti.

Dünyanın en kötü insani krizlerinden biriyle karşı karşıya olan Afganistan'da, Ulusal Afet Yönetim Kurumu sözcüsü Mohammad Yusuf Hamad, AFP'ye yaptığı açıklamada, "26 Mart'tan bu yana yağmur, sel, toprak kayması ve yıldırım düşmesi sonucu 123 kişi hayatını kaybetti" dedi.

Sadece pazar ve salı günleri arasında ülke genelinde 46 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında, pazartesi akşamı Gazni vilayetinde arabasının su dolu bir hendeğe düşmesi sonucu anne babasının doğum hastanesinden yeni aldıkları bir bebek de bulunuyor.

Jal, 7 Nisan 2026'da Pakistan'ın Peşaver kentinde yağmur yağarken ailesiyle birlikte motosikletle yolda ilerliyor (AFP)Jal, 7 Nisan 2026'da Pakistan'ın Peşaver kentinde yağmur yağarken ailesiyle birlikte motosikletle yolda ilerliyor (AFP)

Valiliğin basın ofisine göre, ebeveynler yaralandı.

AFP’nin Eyalet acil durum yönetim ajansından dün aldığı bilgiye göre, Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinde 25 Mart'tan bu yana ölü sayısı son günlerde 27'si çocuk olmak üzere 47'ye yükseldi.

 Pakistan'ın Peşaver kentinde, şiddetli yağmurların ardından bir drenaj kanalının taşması sonucu sular altında kalan yolda, sakinler taş kullanarak karşıya geçiyor (AFP)Pakistan'ın Peşaver kentinde, şiddetli yağmurların ardından bir drenaj kanalının taşması sonucu sular altında kalan yolda, sakinler taş kullanarak karşıya geçiyor (AFP)

Yerel afet yönetimi yetkililerinden alınan son rakamlara göre, Pakistan'da en az 65 kişi hayatını kaybetti; güneybatıdaki Belucistan eyaletinde ise 20 Mart'tan bu yana 18 ölüm daha kaydedildi.

Şiddetli hava koşulları ayrıca geniş çaplı hasara yol açtı ve ana yolların kapanmasına neden oldu.


Pakistan'ın barış çabaları Hindistan için bir gerileme teşkil ediyor

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
TT

Pakistan'ın barış çabaları Hindistan için bir gerileme teşkil ediyor

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)
Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, Rawalpindi'deki Genel Komutanlık Karargahı'nda şehitler anma töreninde, (Arşiv-AFP)

Sushant Singh

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Pakistan’ın ABD ile İran arasında arabuluculuk rolünü üstlenmesine atıfla, Pakistan’ın ancak ‘mezatçı’ olabileceğini söyledi. Bu hakaret, derin bir dışlanma ve gerileme hissini ortaya çıkardı.

Bu aynı zamanda inkar edilemez gerçeğin dolaylı olarak kabulüydü. Zira ‘arabulucu’ rolünü üstlenmek, ABD Başkanı Donald Trump'ın gözünde bir kusur ya da hor görülme sebebi değil, aksine etkinliğin ve önemin göstergesidir.

‘Tarihin en büyük anlaşmalarını yapma yeteneğine sahip olmakla’ övünen ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'de kendisine tam olarak uyan bir muhatap buldu. Munir, Beyaz Saray'a doğrudan erişimi olan, kendini yararlı taraf olarak sunmayı bilen, nüfuzlu bir adam. Öte yandan Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Trump'ın Ortadoğu kriziyle ilgili kendisiyle yaptığı tek bir telefon görüşmesiyle yetinmesi ve Elon Musk'ın da bu konuşmayı dinlemesi nedeniyle, utanç verici bir durumda kaldı.

İslamabad, nihayet Washington ile Tahran arasında tarafsız bir arabulucu rolünü üstlendi. 29 Mart’ta, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da katıldığı savaşla ilgili görüşmelere ev sahipliği yaptı. Ardından Pakistan Dışişleri Bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmek üzere Pekin'e gitti ve iki ülke beş maddelik bir barış planı hazırladı. Şimdiye kadar somut bir sonuç alınamamış olsa da Pakistan bu yeni süreci taraflar arasındaki iletişim kanallarını genişletmeye yönelik pratik bir adım olarak sunuyor.

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere Pekin'de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bir araya geldi, 31 Mart 2026 (Reuters)Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere Pekin'de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bir araya geldi, 31 Mart 2026 (Reuters)

Pakistan’ın ABD ile İran arasında bir köprü görevi görmesi, 1971’de ABD’nin Çin’e açılmasını kolaylaştırmadaki rolünü akla getiriyor. Pakistan, İran ile iletişim kurabilir, Ortadoğu'nun üç büyük gücünü bir araya getiren toplantılara ev sahipliği yapabilir ve Çin ile bağlarını sürdürebilirken, aynı zamanda Trump yönetimi ile ilişkilerini de devam ettirebilirse bu, yıllardır dış politikasıyla İslamabad'ı diplomatik olarak kuşatmaya çalışan Modi için aşağılayıcı bir başarısızlık olacaktır.

Donald Trump, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'de kendisine tam olarak uyan bir muhatap buldu. Munir, Nüfuzlu ve kendisini yararlı taraf olarak sunmayı iyi bilen bir adam.

Pakistan, iç krizlerine ve arabulucu rolünün ister abartılı vaatler ister bu vaatleri yerine getirememesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanma ihtimaline rağmen, diplomatik ağırlığını hissettirme konusunda Hindistan’ı geride bıraktı. Bu an, ABD ile Hindistan arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyarken, Yeni Delhi'nin daha geniş çevresindeki etkisinin ne kadar zayıf olduğunu da vurguluyor. Hindistan, uluslararası arenada liderlik rolünü hedefleyen iç söylemin esiri olmaya devam ederken, gerçek nüfuz haritalarının çizildiği yerde geri planda kaldı.

Pakistan, her şeyden önce güvenilir bir arabulucu olarak konumundan yararlanarak, İran ile savaşın sona erdirilmesini hedefleyen bir dizi son derece hassas temas yoluyla bu role zemin hazırladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Munir, Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında son derece hassas mesajlar iletmek için iki ayrı doğrudan arka kanal kurdular ve dünyanın dört bir yanındaki diğer liderlerle de iletişimi sürdürdüler.

İslamabad'da 29 Mart'ta yapılan görüşmeler bu süreci güçlendirdi. Görüşmeler, ateşkesin desteklenmesi için Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan'ı içeren bir komitenin kurulmasıyla sonuçlandı. Ayrıca Pakistan gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin veren İran ile bir mutabakat sağlandı. Bu son diplomatik hamle, Pakistan'ı ‘çökmekte olan’ ülkeden, bölgesel barışı sağlamaya yönelik çabalarıyla tanınan bir ülkeye dönüştürmüş gibi görünüyor.

Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanları, Ortadoğu'daki savaşı görüşmek üzere İslamabad'da bir toplantı düzenledi, 29 Mart 2026 (AFP)Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanları, Ortadoğu'daki savaşı görüşmek üzere İslamabad'da bir toplantı düzenledi, 29 Mart 2026 (AFP)

Bu dönüşüm, İslamabad’ın eski ABD başkanları tarafından yıllarca marjinalleştirilmesinin ardından ve Munir’in kendisini bölgesel bir güç olarak konumlandırma çabalarıyla gerçekleşti. Pakistan, Çin ile ilişkilerini güçlendirmekle kalmadı, Suudi Arabistan ile gelişmekte olan stratejik ortaklığını da pekiştirdi. Aynı zamanda İran ile de ayrılıkçı Beluçların öncülüğündeki hareketlere karşı iş birliği yapmak üzere ortak bir zemin buldu.

Pakistan, her şeyden önce güvenilir bir arabulucu olarak sahip olduğu konumdan yararlanarak, İran ile savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları hedefledi.

Bu çok yönlü diplomasi, İslamabad’ın 1971 yılında üstlendiği rolü yeniden kazanma çabasını ortaya koyuyor. O dönemde İslamabad, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Pekin’e yaptığı gizli ziyaretin düzenlenmesine katkıda bulunmuştu.

Pakistan, bunu başarmak için coğrafi konumunu, askeri bağlantılarını ve iletişim kanalları kesilmiş iki taraf arasında köprü görevi gören konumunu, daha geniş bir diplomatik hedefin hizmetine ustaca sundu. Bu cesur hamle, Soğuk Savaş'ın jeopolitik gidişatını değiştirdi.

Ancak bu kez hedef Çin değil ve asıl amaç, Pakistan ordusunun yeniden sahneye çıkmasıyla birlikte ABD ile İran arasında bir yakınlaşma sağlanması. Fakat Pakistan’ın buradaki arabuluculuğu sağlam bir temele dayanmıyor. İslamabad'ın elde ettiği diplomatik yükseliş, neredeyse tek bir kişiye, yani Munir'in yanı sıra gösterişten hoşlanan, kolay erişilebilirliğin cazibesine kapılan ve taktiksel çıkarların etkisinde kalan Beyaz Saray'a bağlı. Pakistan, kurumlarının sağlamlığı veya ekonomisinin gücü nedeniyle değil, sadece ulaşılabilir olması nedeniyle bu ilgiyi görüyor.

Düşman güçler arasında arabulucu rolünü üstlenmek, Pakistan için bir dizi risk barındırıyor. Zira bu durum ülkeyi misilleme ve şüpheye maruz bırakmakta, bir tarafın görüşmelerin tıkanmasından Pakistan’ı sorumlu tutmasına ya da diğer tarafın, kolay erişimden kaynaklanan nüfuzunu abartılı bir şekilde sergilediği yönünde suçlamalarda bulunmasına zemin hazırlıyor. Bu tür görüşmeler dolaylı olmaya devam edecek, zira Pakistanlı yetkililer her iki tarafın heyetleri arasında gidip gelecek. Pakistan'a bir ölçüde varlık kazandıran bu konum, müzakerelerin çökmesi durumunda onu kötü haberlerin taşıyıcısı haline de getirebilir, ki bu olasılık açıkça görülüyor.

ABD Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ve dönemin Çin Başbakanı Çu Enlay, Pekin’de tarihi bir ABD-Çin yakınlaşmasının önünü açan ziyaret sırasında, 22 Ekim 1971 (AFP)ABD Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger ve dönemin Çin Başbakanı Çu Enlay, Pekin’de tarihi bir ABD-Çin yakınlaşmasının önünü açan ziyaret sırasında, 22 Ekim 1971 (AFP)

Pakistan’ın iç sorunları diplomatik faaliyetlerini engellememekle birlikte, İslamabad için asıl mesele, bu kırılganlığın mevcut girişimini riskli hale getirip getirmediği ya da basitçe sürdürülemez kılıp kılmadığında yatıyor.

İslamabad, 1971 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Pekin’e yaptığı gizli ziyaretin düzenlenmesine katkıda bulunan rolünü yeniden üstlenmeye çalışıyor.

Pakistan ekonomisi halen kırılgan bir durumda. Askeri kurumlar dış politikayı elinde tutmaya devam ediyor ve bu durum sivil yetkililerin hızlı müzakere yapma imkânını kısıtlıyor. Siyasi sistemi ise uzun vadeli stratejik bir dönüşümü gerçekleştirmek için gerekli asgari istikrardan yoksun olmaya devam ediyor. Bu tablo, İran ile olan sınırının uzunluğu ve aynı zamanda Suudi Arabistan ile yakın zamanda imzalanan ortak savunma anlaşması uyarınca savaşa sürüklenmekten kaçınma çabası nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor.

Tüm bu zorluklara rağmen, Pakistan’ın Modi’nin uzun süredir dayatmaya çalıştığı diplomatik izolasyonu kırmayı başardığı kesin. Geçtiğimiz mayıs ayında Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan kısa süreli askeri çatışma, bu dönüşümü tetikleyen kıvılcım olmuş gibi görünüyor. Zira İslamabad bu krizi ustaca değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın ateşkesin başarısını kendine mal etmesine olanak sağladı, hatta onu Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Modi ise açıkça hoşnutsuz bir tavırla, ateşkes kararının tamamen kendisine ait olduğunu vurguladı.

Bu çekişme, daha geniş çaplı bir stratejik dönüşümün başlangıcı oldu. Pakistan daha az izole görünürken, Hindistan daha savunmasız bir konumda kaldı. Ayrıca Trump, Hint mallarına yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Hindistan’ın Rus ham petrol alımlarını kısıtladı; ancak bu kısıtlamalar daha sonra kaldırıldı. Ayrıca, ABD'den Hindistan'a kaçak göçmenlerin sınır dışı edilme görüntüleri, Modi'nin Trump ile özel bir ilişkisi olduğu yönündeki iddialarını zayıflattı. Bu durum, ABD'li yetkililerin, Hindistan'ın yükselişine zemin hazırlayarak ABD'nin Çin ile ilgili önceki ‘hatalarını’ tekrarlamayacağını kamuoyuna açıklamasıyla daha da belirgin hale geldi.

Tahran'da İran ile Umman arasında bu hayati deniz geçidindeki kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğü bir ortamda, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına işaret eden bir duvar resmi, 5 Nisan 2026 (AFP)Tahran'da İran ile Umman arasında bu hayati deniz geçidindeki kısıtlamaların hafifletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğü bir ortamda, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına işaret eden bir duvar resmi, 5 Nisan 2026 (AFP)

Diğerleri ise gayri resmi görüşmelerde, 2020 yılında olduğu gibi Çin ile yeni bir sınır krizi patlak verirse Hindistan'ın ABD'nin desteğine güvenmemesi gerektiğini söylediler. Aynı şekilde Trump yönetimi, Hint-Pasifik bölgesindeki ABD-Hindistan iş birliğinin temel taşı olması beklenen ‘Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na pek önem vermediğini ima etti. Böylece, Yeni Delhi'nin kalıcı bir taahhüt olarak gördüğü stratejik ittifakın, nihayetinde geçici bir düzenlemeden ibaret olduğu ortaya çıktı.

İslamabad, Yeni Delhi ile yaşadığı krizi fırsat bilerek, çatışmaları durdurmadaki rolü nedeniyle Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Modi ise ateşkes kararının tamamen kendisine ait olduğunu vurguladı.

Hindistan, ABD’nin hesaplarında hayal ettiği konuma ulaşamadığını kabul etmekte zorlanıyor. Trump, bölgedeki önceliklerini anlık taktiksel hesaplara göre yeniden düzenlemeye hazır görünüyor. Eğer Munir, İran ile bir anlaşma imzalamayı başarırsa ya da Güney Asya'da ABD'nin çıkarlarına hizmet edecek istikrarlı bir platform sağlarsa, Modi'nin aleyhine olsa bile Trump onu ödüllendirmekten çekinmeyeceği kesin. Böylece Hindistan, müttefiklerden oluşan bir ağa dayanan ve kendine daha fazla güvenen Pakistan ile karşı karşıya kalırken, stratejik manevra alanları daralıyor.

Elbette Pakistan’ın tehlikesi, bugün Trump gibi çıkarcı bir liderin gözünde onu tercih edilen bir arabulucu yapan şeyin, yarın onu kolayca kenara atılabilir bir koz haline getirebilmesidir. Eğer bu arabuluculuk başarısız olursa, Munir ve Şerif kendilerini denklemin kötü adamı konumunda bulabilirler. On yıldan fazla süredir Modi, Pakistan'ı diplomatik ağırlığından mahrum bırakmaya çalıştı. Onun fikri temelde basit bir denkleme dayanıyordu. Hindistan küresel sahnedeki ekonomik varlığını genişletirse, Batı ile ortaklıklarını derinleştirirse ve medyada yükselen ve sorumlu bir güç olarak imajını pekiştirirse, Pakistan marjinalleşecek. Ancak mevcut durum, Modi'nin dış politikasının, uluslararası ilişkilerdeki güç dengelerini belirleyen somut gerçeklerle yüzleşmekten çok, iç politikadaki anlatılara hizmet etmekle meşgul olduğunu ortaya koyuyor.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kalküta'da düzenlenen bir mitingde destekçilerini selamlıyor, 14 Mart 2026 (AFP)Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kalküta'da düzenlenen bir mitingde destekçilerini selamlıyor, 14 Mart 2026 (AFP)

Hindistan kendini, çok kutuplu bir Asya söz konusu olduğunda dünyanın kulak vermesi gereken yükselen güç olarak göstermeye devam etse de Pakistan ön plana çıkmaya çalışırken, Hindistan’ın ABD ile İran arasındaki ilişkilerin gidişatını etkilemekteki yetersizliği, durumun aksini düşündürüyor. Bu durum, ABD ile Hindistan arasındaki stratejik ortaklığın, özünde ortak değerlere veya sağlam bir güvene dayalı ilişkiden çok, Çin'e yönelik ortak endişenin sonucu olduğunu teyit ediyor.

Trump önceliklerini yeniden düzenlemeye hazır... Munir, İran’la bir anlaşma sağlamayı başarırsa ya da Güney Asya'da Washington’ın çıkarlarına hizmet edecek bir platform oluşturursa, onu ödüllendirmekten çekinmiyor.

İran ile savaşın patlak vermesiyle Modi, İsrail'in tarafını tutmayı seçti. Böylece fiilen ABD'nin yanında yer aldı ve bu da Yeni Delhi'nin dengeyi koruyabilecek güvenilir bir taraf olarak konumunu yitirmesine neden oldu. Sonuç olarak Hindistan, mutfak gazı yüklü gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verilmesi için telefonla Tahran'ın kapısını çalmak zorunda kaldı. Buna karşın Pakistan bugün Ortadoğu'da güvenilir bir kanal olarak görülüyor. Oysa Hindistan bu bölgede varlığını ve nüfuzunu genişletmeyi umuyordu.

Bu gelişmeler, Hindistan’ı Güney Küresel ile büyük güçler arasında bir köprü olarak sunmaya ve şekillenmekte olan düzene ilişkin ciddi bir yorum arandığında başvurulması gereken ülke olarak tanıtmaya çalışan Modi’yi zor durumda bırakıyor. Ancak Hindistan'ın daha geniş çevresinde bile konumunu sağlamlaştıramaması, bu iddiaları boş sözler gibi gösteriyor.

Bölgenin en önemli stratejik limanlarından biri olan Pakistan'ın Gwadar Limanı'ndan genel bir görünüm, 4 Ekim 2017 (Reuters)Bölgenin en önemli stratejik limanlarından biri olan Pakistan'ın Gwadar Limanı'ndan genel bir görünüm, 4 Ekim 2017 (Reuters)

Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yer aldığı ve Ortadoğu’nun en büyük üç ordusunu, nükleer kapasiteleri ve mali ağırlığı bir araya getiren orta güçler bloğunun ortaya çıkması, Hindistan’ın çıkarları için son derece önemli bir tehdit oluşturuyor.

Bu ittifak henüz oluşum aşamasında olsa da geleneksel güç merkezlerini geride bırakacak kadar diplomatik ve ekonomik ağırlığa sahip.

Her zaman ilişkilerini ikili kanallardan yürütmeyi tercih eden Hindistan için ise böyle bir grubun yükselişi, bölgesel düzenin yönelimleri Yeni Delhi'nin vizyonuyla uyuşmayan aktörlerin elinde şekilleneceği bir geleceği endişe verici bir şekilde müjdeliyor.

Sonuç olarak Pakistan’ın artan rolünde değil, Modi’nin, Hindistan’ın dinlenecek bir otorite, hatta ağırlığı daha fazla olan taraf olacağını düşündüğü başkentlerde Munir’in artık hoş karşılanıyor olması Hindistan’ı çıkmaza sokuyor.

Dolayısıyla Modi kendini ağır bir gerçekle karşı karşıya buldu. Pakistan ise pek değişmedi. Halen kafa karıştırıcı ve istikrarsız, ancak birdenbire bugün krizin iplerini elinde tutan güçler için daha yararlı bir taraf haline geldi. Bu yüzden Hindistan, bölgedeki krizlerin yönetilmesinde doğrudan harekete geçmek zorunda kalıyor.

Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yer aldığı bir bloğun ortaya çıkması, Hindistan’ın çıkarları için son derece önemli bir tehdit oluşturuyor.

Ancak paradoksal olarak, Pakistan’ın bu role yükselmesi, ülkenin zayıflıklarını ortadan kaldırmıyor. 1971 yılı, coğrafyanın ağırlığını ve Pakistan devlet yapısı içinde ordunun işgal ettiği belirleyici konumu hâlâ hatırlatıyor. Giderek daha fazla parçalanmaya doğru giden bir dünyada, en zayıf ülkeler bile anı iyi değerlendirirlerse nüfuz kazanmanın yolunu bulabilirler.

Hindistan, kırılgan nükleer güç olan komşusunu görmezden gelip onu izole bir ülke haline getirebileceğini kendine inandırmış olması sebebiyle şu an çıkmazda. Ancak Pakistan, zayıflığına rağmen, çatışmanın merkezinde önem kazanmanın halen mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. Dünya büyük bir jeopolitik dönüşüm yaşarken, Hindistan, bu şoku görmezden gelme lüksüne sahip değil.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Tayvanlı muhalefet lideri Çin'e nadir bir ziyaret gerçekleştiriyor

Tayvanlı muhalefet lideri Cheng Li-wen (Reuters)
Tayvanlı muhalefet lideri Cheng Li-wen (Reuters)
TT

Tayvanlı muhalefet lideri Çin'e nadir bir ziyaret gerçekleştiriyor

Tayvanlı muhalefet lideri Cheng Li-wen (Reuters)
Tayvanlı muhalefet lideri Cheng Li-wen (Reuters)

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wen, ABD Başkanı Donald Trump'ın ziyaretinden sadece birkaç hafta önce, Pekin ile bağları güçlendirmeyi amaçlayan nadir bir ziyaret olan altı günlük Çin gezisine bugün başlıyor.

Cheng, on yıl içinde Çin'i ziyaret eden ilk Kuomintang (KMT) parti lideri olacak.

Ziyareti, ABD'nin Tayvan'daki muhalif milletvekillerine adaya yaklaşık 40 milyar dolarlık silah satışını onaylamaları için baskı yaptığı bir dönemde yapılıyor.

Birçok Tayvanlı yetkili ve uzmana göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bu ziyareti kendi konumunu güçlendirmek ve ABD'nin Tayvan'a daha fazla silah satışını engellemek için kullanmak istiyor.

Adanın başlıca güvenlik garantörü olarak Washington, Taipei'nin en büyük silah tedarikçisidir; bu durum Pekin'i kızdırmaktadır.

Cheng, ABD'ye gitmeden önce bu seyahat sırasında Şi ile görüşmekte ısrar etti.

Kuomintang partisi, Tayvan'ı kendi topraklarının bir parçası olarak gören ve gerekirse güç kullanarak ilhak etmekle tehdit eden Çin ile daha yakın ilişkileri desteklemektedir.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kuomintang partisinin zirvesine beklenmedik bir şekilde yükselen ve ekim ayında bu göreve geldikten sonra Şi'den tebrik mesajı alan Zheng, parti içindekiler de dahil olmak üzere eleştirmenler tarafından Çin yanlısı olmakla suçlanıyor.

Barış ve istikrar gezisi

Gezi öncesinde, Tayvan'ın Çin ile ilgilenen en üst düzey siyasi organı, Pekin'in “Tayvan'ın ABD'den askeri alımlarını ve diğer ülkelerle iş birliğini kesmeye çalışacağı” konusunda uyarıda bulunmuştu; Kuomintang partisi bu iddiayı reddediyor.

Cheng geçen hafta, “Bu gezi tamamen Tayvan Boğazı'nda barış ve istikrar içindir ve silah alımları veya diğer konularla hiçbir ilgisi yoktur” ifadelerini kullandı.

Tayvanlı milletvekilleri arasında, hükümetin savunmaya 1,25 trilyon NT$ (39 milyar ABD doları) harcama planı konusunda anlaşmazlıklar yoğunlaştı; bu plan, muhalefetin kontrolündeki parlamentoda aylardır askıda kalmış durumda.

Cheng, Şanghay, Nanjing ve Pekin'i ziyaret ederek altı gün Çin'de kalacak ve burada Şi Cinping ile görüşmeyi umuyor.

Kuomintang (KMT) üyeleri düzenli olarak yetkililerle görüşmeler için Çin'e seyahat etse de Pekin'i ziyaret eden son KMT lideri 2016'da Hong Hsiu-chu olmuştu.

Çin, Demokratik İlerici Parti'den Tsai Ing-wen'in cumhurbaşkanlığını kazanmasının ve Pekin'in ada üzerindeki hak iddialarını reddetmesinin ardından o yıl Tayvan ile üst düzey iletişimi kesti.

O zamandan beri iki taraf arasındaki ilişkiler kötüleşti; Çin, Tayvan yakınlarındaki bölgelere neredeyse her gün savaş uçakları ve savaş gemileri göndererek ve düzenli olarak büyük ölçekli askeri tatbikatlar yaparak askeri baskıyı yoğunlaştırdı.

Çin kuvvetleriTayvan'ın güneyinde düzenlenen tatbikatlarda iki füze ateşledi (Arşiv-Reuters)Çin kuvvetleriTayvan'ın güneyinde düzenlenen tatbikatlarda iki füze ateşledi (Arşiv-Reuters)

ABD Baskısı

Cheng'in Çin ziyareti, Donald Trump'ın Şi Cinping ile yapacağı zirve için planlanan Pekin ziyaretinden bir ay önce gerçekleşiyor.

Amerika Birleşik Devletleri, Tayvan'daki muhalif milletvekillerine, olası bir Çin saldırısını caydırmak için Amerikan silahları da dahil olmak üzere savunma silahları satın alma önerisini desteklemeleri yönünde artan bir baskı uyguluyor.

Cheng, hükümetin önerisini şiddetle eleştirerek, "Tayvan bir ATM değil" dedi ve bunun yerine Kuomintang'ın ABD'den silah alımı için 380 milyar NT$ (yaklaşık 12 milyar ABD doları) ayırma planını destekledi; bu plan, daha fazla alım seçeneğini de içeriyordu.

Ancak, Çin'in askeri tehditlerine nasıl karşı koyulacağı konusunda partisi içinde giderek artan bölünmelerle karşı karşıya kalıyor; daha ılımlı kıdemli isimler çok daha büyük bir bütçe için bastırıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Washington, Taipei ile resmi diplomatik ilişkiler sürdürmese de Tayvan'ın en önemli destekçisi ve en büyük silah tedarikçisidir.

Aralık ayında Amerika Birleşik Devletleri, Tayvan'a 11 milyar dolarlık silah satışını onayladı. Diğer anlaşmalar da görüşülüyor, ancak Şi Cinping'in Trump'ı Tayvan'a silah göndermemesi konusunda uyarmasının ardından bunların teslimatı belirsizliğini koruyor.

Cheng, Tayvan'ın güçlü bir savunmaya sahip olmasını desteklediğini, ancak adanın Pekin ve Washington arasında seçim yapmak zorunda olmadığını vurguladı.