Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmesi ülkeyi nasıl etkiledi?

Sudan tarihi boyunca, kalkınmanın marjinalleşmesi ile etnik ve dini ayrımcılık ikilemi çözülemezken büyük değişim güneyin ayrılmasının ötesine geçemedi

SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
TT

Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmesi ülkeyi nasıl etkiledi?

SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Siyaset bilimci ve yazar Francis Fukuyama, ‘End of History and the Last Man’ (Tarihin Sonu ve Son İnsan) adlı kitabında “Kızgınlığı devam edenler, tarihi her zaman yeniden başlatabilecek olanlardır” der. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin (SPLM) ortaya çıkmasına eşlik eden olaylar sürekli değişime uğrarken örgüt içindeki ve sahadaki çatışmalarla aynı zamanda sınırlı da olsa bir uzlaşı da söz konusuydu. Bahsi geçen olaylar farklı zaman dilimlerinde meydana gelse de bölünmeler de aynı hızda seyretti.
Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey (SPLM-N) lideri Malik Agar, yaptığı son açıklamada, SPLM’nin geçtiğimiz günlerde yapılan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) toplantılarına hiçbir üyesini göndermediğini, mevcut iktidarın gitmesini talep eden ÖDBG toplantılarına katılanların, SPLM’nin tutumunu ifade etmediklerini ve sadece kendilerini temsil ettiklerini söyledi.
Agar açıklamasında, SPLM’nin, Sudan'ın Nil Nehri, el-Cezira, Mavi Nil, Kuzey ve Orta Darfur gibi bazı eyaletlerinde şubelerini açan ÖDBG'de temsilcisinin olmadığını vurguladı.
Böylece SLPM’nin öfkeli akımları, 2018 yılının Aralık ayındaki devrime katılmasına kadar sürdürdüğü eski ve yeni mücadelesinde birçok durak olmasına rağmen ÖDBG'den dışlanmasını bir açıklamayla kınadılar. 2019 yılında ÖDBG'nin kurucularından biri olan SLPM, aynı zamanda 2021 yılının Ağustos ayında başkent Hartum'daki Dostluk salonunda imzalanan ‘Dostluk Salonu Bildirgesi’nin taraflarından biri.
Ayrıca 2022 yılının Mart ayında Mavi Nil Eyaleti'nin yönetim merkezi Damazin’de düzenlenen müzakereler sırasında 9 silahlı grubu barındıran ve hükümetle barış görüşmeleri yürüten 'Devrimci Cephe'den ayrılarak ÖDBG üyeliğine devam etme kararı aldı. Agar’ın açıklamasıyla baskının daha da artmasıyla bu akımlar, geçiş hükümeti ile Devrimci Cephe tarafları arasında 3 Ekim 2020 tarihinde imzalanan Cuba Barış Anlaşması’na geri dönmek zorunda kaldılar.

SLPM’de bölünmeler
Agar, SLPM içindeki bölünmeyi ortaya çıkaran açıklamasından yıllar önce SLPM içindeki her bölünmenin kendi itici güçleri ve dinamikleri olduğunu yazmıştı. Onlarca yıldır ‘ortak bir düşmanla savaşan yoldaşlar’ olarak nitelediği SLPM’den ayrılanları, stratejik hedeflerinin ve mücadelelerinin neden olduğu yıkıcı bölünmelerin kurbanları olduklarını belirtmişti.
Bu da Güney Sudan halkından oluşan silahlı bir direniş hareketi olarak ortaya çıkan ve 1950’li yıllarda Hartum'daki merkezi yönetime isyan bayrağı açan, daha sonra Nuba Dağları ve Mavi Nil bölgesinden liderlerin hareketin bir kolu olarak katılımları ve güney bölgesinin artık bir devlete dönüşmesiyle kuzeyini temsil ettikleri için Kuzey (N) eki almalarıyla SLPM’nin ilk oluşumundan bu yana yaşadığı bölünmelerin onun bir özelliğine dönüştüğü anlamına geliyor.
Ancak 2005 yılında Kenya'nın Naivasha kentinde bir barış anlaşmasının imzalanmasıyla iç savaşın sona ermesinden sonra SLPM-N’nin faaliyetlerini sürdürmesinin gereği hakkında sorular ortaya çıktı. Güneyde varlığını siyasi bir oluşum olarak sürdürdüğü kabul edilebilirdi, ancak güney bölgesinin ayrılmasından ve savaştığı eski rejimin düşmesinden sonra kuzeydeki varlığı, sayıları tüm hareketlerden daha fazla olan Darfur hareketlerini geride bırakmayacak şekilde silahlı hareketler için coğrafi bir denge unsuru olduğu şeklinde yorumlandı. Savaşlar, ekonomik krizler, kabileler ve etnik kökenler arasındaki anlaşmazlıklarla boğuşan bölgenin omuzlarına yüklenen tek sorun, güç ve zenginliği paylaşma ve ötekileştirmeyi ortadan kaldırma talebi olmaya devam ediyor.
Bu yüzden, bazı çevreler SLPM-N’nin temelinin özellikle iç savaş sırasında aktif olduğu alanlar, yönetimin yeniden formüle edilmesini merkezin bölgeler üzerindeki kontrolünü tamamen ortadan kaldıracak şekilde somutlaştırmaya çalışan ana hareket içinde olduğundan silahlı hareketlerin zorlu doğasına dayandığını düşünüyorlar.  Aynı zamanda, Güney Sudan’ın siyasi oluşum aşamasının bir yansıması olarak görülüyor. Çatışma daha sonra kendi kaderini tayin etme talebini de güçlendirebilir. Hareketin etkinliğinin tekrar tekrar anlaşılması için onun biçimsel yönüne ve ahlaki yüküne bakılmalı.

Karşılıklı suçlamalar
Sudan’daki tüm silahlı hareketler gibi SLPM de 1950'lerin ortamında ve koşullarında, tarihi ve siyasi adaletsizliklerin körüklediği, taleplerin, şikayetlerin, çatışmaların, uzlaşmaların ve bölünmelerin eşlik ettiği bir dönemde doğdu. Ana hareketi içinden ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil bölgesini temsil eden SLPM-N doğdu. Sudan ordusu ile SLPM güçleri arasında, güney bölgesinde yaşanan çatışmaların bir uzantısı olan pek çok savaş meydana geldi. Şimdi, kabileler arasında şiddet olayları yaşanırken SLPM akımları bir birlerini bu şiddeti körüklemekle suçlanıyor.
SLPM içindeki bölünmelere bakıldığında daha önceki bölünmelerin içeriğine kıyasla aralarında bir takım farklılıklar olduğu görülüyor.  En büyük bölünmenin ana grupta başlayıp daha sonra kollarında bu bölünmelerin tekrarlanması ise değişmeyen tek nokta. SLPM, 1983 yılında ikinci kez, Sudan ordusundan iltica ederek isyancı harekete katılmaya karar veren Albay John Garang de Mabior tarafından kuruldu. Lam Akol, Riek Machar ve Kerubino Kwanyin başta olmak üzere SLPM’nin önde gelen isimlerinden oluşan bir grup, 1990’larda SLPM’den ayrıldılar ve ardından 1997 yılında Faşoda (Kodok) Barış Anlaşması imzalandı.  Ardından Hartum Barış Anlaşması geldi. John Garang, bu iki anlaşma çerçevesinde, 2005 yılında bir helikopter kazasında öldüğü güne kadar iktidarda yer aldı.
En SLPM içinde en büyük bölünme ise Salva Kiir Mayardit liderliğinde Güney Sudan'ın 2011 yılında bağımsızlığından sonra hareketin beka tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bölünme oldu. Ardından, Riek Machar ve diğerler önde gelen isimlerden oluşan muhalefet kanadı hareketten ayrıldı. SLPM, Mavi Nil ve Nuba Dağları'nın güneyindeki kalesinde Malik Agar ve yardımcıları Abdulaziz el-Hilu ve Yasir Arman liderliğinde Hartum’daki eski rejimle savaşını sürdürdü.
Abdulaziz El-Hilu, Agar ve Arman'ı karşısına alarak onları müzakere dosyasında Nuba Dağları halkının çıkarlarına zarar veren tavizler vermekle suçladıktan sonra istifasını sundu. Daha sonra 2017 yılının Haziran ayında, SLPM Yürütme Konseyi Malik Ağar ve Yasir Arman'ı ihraç etti ve hareketin başına Hilu'yu atadı. Böylece Agar ve Hilu aynı adı taşıyan iki harekete liderlik etmeye başladılar.

İstikrarsız duruş
Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın 25 Ekim 2021'de hükümetin feshedilmesi ve başbakan dahil onlarca siyasetçinin gözaltına alınması gibi kararları, Malik Agar liderliğindeki SLPM-N, Abdulvahid Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) ve Tahir Hacer liderliğindeki Sudan Kurtuluş Güçleri Birliği’nin bir araya geldiği Devrimci Cephe’nin sergilediği istikrarsız duruşu gözler önüne serdi. Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi’nin katılımıyla Nuba Dağları’nda yer alan Kauda’da bir ittifak oluşturan bu güçler, 2011 yılının Kasım ayında SLPM-N tarafından duyurulan bir bildiriyi imzaladılar.
Başta Malik Agar, Hadi İdris ve Tahir Hacer olmak üzere söz konusu hareketlerin bazılarının liderleri, Cuba Anlaşması çerçevesinde 2021 yılının Mart ayında Geçici Egemenlik Konseyi'ne katılarak egemen pozisyonlara ve bakanlıklara getirildiler. Bu, hem Cuba Anlaşması’nın uygulanmasına hem de savaşı durdurmaya yönelik bir adımdı. Ardından Agar, Askeri Konseyi destekleyen ve hükümetin sivil kanadı ÖDBG’yi eleştiren bir tutum sergilemeye başladı. Agar’ın açıklamaları, hareketin bileşenleri arasındaki kırılma ve bölünme sinyallerinin takip edilmesine olanak sağladı.
Egemenlik Konseyi'nin 11 Kasım'da yeniden oluşturulmasının ardından Agar, Egemenlik Konseyi üyeliği görevine geri döndü. Ancak, kendisi ile yardımcısı Yasir Arman arasında, ispat usulleri konusunda farklı düşünmeleri nedeniyle devam eden anlaşmazlıkların yanı sıra ÖDBG çatısı altında kalma konusunda bir başka anlaşmazlık patlak verdi.

Yapılandırma uçup gitti
SPLM, kalkınmanın marjinalleşmesi ile etnik ve dini ayrımcılığı ortadan kaldırmayı amaçlayan ‘Yeni Sudan’ vizyonu çerçevesinde çalışıyordu. Ancak ülke tarihi boyunca, merkez ve çevre arasında bu konudaki ikilem çözülmedi. Değişim, ayrılma oyu veren güneyliler için bir başarı ve kuzey için bir kayıp olarak güney bölgesinin ayrılması gibi büyük olayla sınırlı kaldı. Bu yüzden kuzeydeki halk hareketi, artık aslı olmayan bir kopya haline gelen ana hareketle eski bağını kurmak zorunda kalmış gibi görüyor. Belki de bu bölünme, üyelerine hareketin başarısızlıklarının boyutunu da gösterebilir.
Agar'ın hareket içindeki akımlara dair tutumuna karşı peş peşe açıklamalar gelirken SLPM’nin Darfur hareketleri gibi dağınık örgütler haline gelebileceği daha fazla bölünmeyle karşı karşıya kalması bekleniyor. Tek fark ise bu hareketlerin nihilist olacak ve rollerinin sorun yaratmak ve ötekileştirmekle sınırlı kalacak olması.
Bu olaylar daha geniş bağlamları içinde birbirleriyle ilişkili olsa da hareketin eski rejim döneminde faaliyetleri ile şimdi SLPM-N’yi tanıması ve Mavi Nil ve Nubia Dağları’nı temsil eden konumunu zayıflatmaya çalışması arasındaki fark, içinde bölünmeler yaratmayı başarırken güç paylaşımı ve hareketin bazı üyelerinin bakanlık ve egemen makamlara atanmaları taleplerini yerine getirmesi oldu. Ayrıca hareket ile eski rejim arasındaki ilişki, şiddetli bir siyasi kutuplaşmaya dayanıyordu. Çünkü rejim, hareket etrafındaki siyasi güçlerin mutabakatı karşısında herkesi kendi bünyesine almak istiyordu. Bölünme fenomeni şimdi sivil ve askeri bileşenleri vuruyor. Çıkar çatışmasını, devrimcilerin ve askerlerin tutumlarındaki çelişkiyi artırıyor.
Ülkede yarım asırdır süren iç savaş, sonunda Güney Sudan'ın ayrılmasına yol açtı. SLPM-N üyeleri, devrimin bir işareti olarak laikliği vurgulamaya ve bu askeri doktrine solcu bir çizgiyle tutunmaya çalışıyorlar. Ancak hareketin temel oluşumunun zayıflaması, ikinci ve üçüncü kez başarısızlıklara uğraması, son zamanlardaki küçük bölünmeler çerçevesinde gizli bir krizin aniden ortaya çıkmasına neden oldu. Buna karşın hareket, yeni üyelerin yükselişine karşı birleşti. Bunun üzerine hareketin liderlerinin otoriterliğini kınayan yeni üyeler, onları devrim ruhuna karşı tek taraflı kararlar aldıkları değerlendirmesinde bulundular.

*Bu analiz Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.