Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmesi ülkeyi nasıl etkiledi?

Sudan tarihi boyunca, kalkınmanın marjinalleşmesi ile etnik ve dini ayrımcılık ikilemi çözülemezken büyük değişim güneyin ayrılmasının ötesine geçemedi

SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
TT

Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmesi ülkeyi nasıl etkiledi?

SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)
SPLM-N lideri Malik Agar, SPLM’nin ÖDBG çatısı altında temsil edilmediğini açıkladı (The Independent - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Siyaset bilimci ve yazar Francis Fukuyama, ‘End of History and the Last Man’ (Tarihin Sonu ve Son İnsan) adlı kitabında “Kızgınlığı devam edenler, tarihi her zaman yeniden başlatabilecek olanlardır” der. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin (SPLM) ortaya çıkmasına eşlik eden olaylar sürekli değişime uğrarken örgüt içindeki ve sahadaki çatışmalarla aynı zamanda sınırlı da olsa bir uzlaşı da söz konusuydu. Bahsi geçen olaylar farklı zaman dilimlerinde meydana gelse de bölünmeler de aynı hızda seyretti.
Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey (SPLM-N) lideri Malik Agar, yaptığı son açıklamada, SPLM’nin geçtiğimiz günlerde yapılan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) toplantılarına hiçbir üyesini göndermediğini, mevcut iktidarın gitmesini talep eden ÖDBG toplantılarına katılanların, SPLM’nin tutumunu ifade etmediklerini ve sadece kendilerini temsil ettiklerini söyledi.
Agar açıklamasında, SPLM’nin, Sudan'ın Nil Nehri, el-Cezira, Mavi Nil, Kuzey ve Orta Darfur gibi bazı eyaletlerinde şubelerini açan ÖDBG'de temsilcisinin olmadığını vurguladı.
Böylece SLPM’nin öfkeli akımları, 2018 yılının Aralık ayındaki devrime katılmasına kadar sürdürdüğü eski ve yeni mücadelesinde birçok durak olmasına rağmen ÖDBG'den dışlanmasını bir açıklamayla kınadılar. 2019 yılında ÖDBG'nin kurucularından biri olan SLPM, aynı zamanda 2021 yılının Ağustos ayında başkent Hartum'daki Dostluk salonunda imzalanan ‘Dostluk Salonu Bildirgesi’nin taraflarından biri.
Ayrıca 2022 yılının Mart ayında Mavi Nil Eyaleti'nin yönetim merkezi Damazin’de düzenlenen müzakereler sırasında 9 silahlı grubu barındıran ve hükümetle barış görüşmeleri yürüten 'Devrimci Cephe'den ayrılarak ÖDBG üyeliğine devam etme kararı aldı. Agar’ın açıklamasıyla baskının daha da artmasıyla bu akımlar, geçiş hükümeti ile Devrimci Cephe tarafları arasında 3 Ekim 2020 tarihinde imzalanan Cuba Barış Anlaşması’na geri dönmek zorunda kaldılar.

SLPM’de bölünmeler
Agar, SLPM içindeki bölünmeyi ortaya çıkaran açıklamasından yıllar önce SLPM içindeki her bölünmenin kendi itici güçleri ve dinamikleri olduğunu yazmıştı. Onlarca yıldır ‘ortak bir düşmanla savaşan yoldaşlar’ olarak nitelediği SLPM’den ayrılanları, stratejik hedeflerinin ve mücadelelerinin neden olduğu yıkıcı bölünmelerin kurbanları olduklarını belirtmişti.
Bu da Güney Sudan halkından oluşan silahlı bir direniş hareketi olarak ortaya çıkan ve 1950’li yıllarda Hartum'daki merkezi yönetime isyan bayrağı açan, daha sonra Nuba Dağları ve Mavi Nil bölgesinden liderlerin hareketin bir kolu olarak katılımları ve güney bölgesinin artık bir devlete dönüşmesiyle kuzeyini temsil ettikleri için Kuzey (N) eki almalarıyla SLPM’nin ilk oluşumundan bu yana yaşadığı bölünmelerin onun bir özelliğine dönüştüğü anlamına geliyor.
Ancak 2005 yılında Kenya'nın Naivasha kentinde bir barış anlaşmasının imzalanmasıyla iç savaşın sona ermesinden sonra SLPM-N’nin faaliyetlerini sürdürmesinin gereği hakkında sorular ortaya çıktı. Güneyde varlığını siyasi bir oluşum olarak sürdürdüğü kabul edilebilirdi, ancak güney bölgesinin ayrılmasından ve savaştığı eski rejimin düşmesinden sonra kuzeydeki varlığı, sayıları tüm hareketlerden daha fazla olan Darfur hareketlerini geride bırakmayacak şekilde silahlı hareketler için coğrafi bir denge unsuru olduğu şeklinde yorumlandı. Savaşlar, ekonomik krizler, kabileler ve etnik kökenler arasındaki anlaşmazlıklarla boğuşan bölgenin omuzlarına yüklenen tek sorun, güç ve zenginliği paylaşma ve ötekileştirmeyi ortadan kaldırma talebi olmaya devam ediyor.
Bu yüzden, bazı çevreler SLPM-N’nin temelinin özellikle iç savaş sırasında aktif olduğu alanlar, yönetimin yeniden formüle edilmesini merkezin bölgeler üzerindeki kontrolünü tamamen ortadan kaldıracak şekilde somutlaştırmaya çalışan ana hareket içinde olduğundan silahlı hareketlerin zorlu doğasına dayandığını düşünüyorlar.  Aynı zamanda, Güney Sudan’ın siyasi oluşum aşamasının bir yansıması olarak görülüyor. Çatışma daha sonra kendi kaderini tayin etme talebini de güçlendirebilir. Hareketin etkinliğinin tekrar tekrar anlaşılması için onun biçimsel yönüne ve ahlaki yüküne bakılmalı.

Karşılıklı suçlamalar
Sudan’daki tüm silahlı hareketler gibi SLPM de 1950'lerin ortamında ve koşullarında, tarihi ve siyasi adaletsizliklerin körüklediği, taleplerin, şikayetlerin, çatışmaların, uzlaşmaların ve bölünmelerin eşlik ettiği bir dönemde doğdu. Ana hareketi içinden ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil bölgesini temsil eden SLPM-N doğdu. Sudan ordusu ile SLPM güçleri arasında, güney bölgesinde yaşanan çatışmaların bir uzantısı olan pek çok savaş meydana geldi. Şimdi, kabileler arasında şiddet olayları yaşanırken SLPM akımları bir birlerini bu şiddeti körüklemekle suçlanıyor.
SLPM içindeki bölünmelere bakıldığında daha önceki bölünmelerin içeriğine kıyasla aralarında bir takım farklılıklar olduğu görülüyor.  En büyük bölünmenin ana grupta başlayıp daha sonra kollarında bu bölünmelerin tekrarlanması ise değişmeyen tek nokta. SLPM, 1983 yılında ikinci kez, Sudan ordusundan iltica ederek isyancı harekete katılmaya karar veren Albay John Garang de Mabior tarafından kuruldu. Lam Akol, Riek Machar ve Kerubino Kwanyin başta olmak üzere SLPM’nin önde gelen isimlerinden oluşan bir grup, 1990’larda SLPM’den ayrıldılar ve ardından 1997 yılında Faşoda (Kodok) Barış Anlaşması imzalandı.  Ardından Hartum Barış Anlaşması geldi. John Garang, bu iki anlaşma çerçevesinde, 2005 yılında bir helikopter kazasında öldüğü güne kadar iktidarda yer aldı.
En SLPM içinde en büyük bölünme ise Salva Kiir Mayardit liderliğinde Güney Sudan'ın 2011 yılında bağımsızlığından sonra hareketin beka tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bölünme oldu. Ardından, Riek Machar ve diğerler önde gelen isimlerden oluşan muhalefet kanadı hareketten ayrıldı. SLPM, Mavi Nil ve Nuba Dağları'nın güneyindeki kalesinde Malik Agar ve yardımcıları Abdulaziz el-Hilu ve Yasir Arman liderliğinde Hartum’daki eski rejimle savaşını sürdürdü.
Abdulaziz El-Hilu, Agar ve Arman'ı karşısına alarak onları müzakere dosyasında Nuba Dağları halkının çıkarlarına zarar veren tavizler vermekle suçladıktan sonra istifasını sundu. Daha sonra 2017 yılının Haziran ayında, SLPM Yürütme Konseyi Malik Ağar ve Yasir Arman'ı ihraç etti ve hareketin başına Hilu'yu atadı. Böylece Agar ve Hilu aynı adı taşıyan iki harekete liderlik etmeye başladılar.

İstikrarsız duruş
Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın 25 Ekim 2021'de hükümetin feshedilmesi ve başbakan dahil onlarca siyasetçinin gözaltına alınması gibi kararları, Malik Agar liderliğindeki SLPM-N, Abdulvahid Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) ve Tahir Hacer liderliğindeki Sudan Kurtuluş Güçleri Birliği’nin bir araya geldiği Devrimci Cephe’nin sergilediği istikrarsız duruşu gözler önüne serdi. Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi’nin katılımıyla Nuba Dağları’nda yer alan Kauda’da bir ittifak oluşturan bu güçler, 2011 yılının Kasım ayında SLPM-N tarafından duyurulan bir bildiriyi imzaladılar.
Başta Malik Agar, Hadi İdris ve Tahir Hacer olmak üzere söz konusu hareketlerin bazılarının liderleri, Cuba Anlaşması çerçevesinde 2021 yılının Mart ayında Geçici Egemenlik Konseyi'ne katılarak egemen pozisyonlara ve bakanlıklara getirildiler. Bu, hem Cuba Anlaşması’nın uygulanmasına hem de savaşı durdurmaya yönelik bir adımdı. Ardından Agar, Askeri Konseyi destekleyen ve hükümetin sivil kanadı ÖDBG’yi eleştiren bir tutum sergilemeye başladı. Agar’ın açıklamaları, hareketin bileşenleri arasındaki kırılma ve bölünme sinyallerinin takip edilmesine olanak sağladı.
Egemenlik Konseyi'nin 11 Kasım'da yeniden oluşturulmasının ardından Agar, Egemenlik Konseyi üyeliği görevine geri döndü. Ancak, kendisi ile yardımcısı Yasir Arman arasında, ispat usulleri konusunda farklı düşünmeleri nedeniyle devam eden anlaşmazlıkların yanı sıra ÖDBG çatısı altında kalma konusunda bir başka anlaşmazlık patlak verdi.

Yapılandırma uçup gitti
SPLM, kalkınmanın marjinalleşmesi ile etnik ve dini ayrımcılığı ortadan kaldırmayı amaçlayan ‘Yeni Sudan’ vizyonu çerçevesinde çalışıyordu. Ancak ülke tarihi boyunca, merkez ve çevre arasında bu konudaki ikilem çözülmedi. Değişim, ayrılma oyu veren güneyliler için bir başarı ve kuzey için bir kayıp olarak güney bölgesinin ayrılması gibi büyük olayla sınırlı kaldı. Bu yüzden kuzeydeki halk hareketi, artık aslı olmayan bir kopya haline gelen ana hareketle eski bağını kurmak zorunda kalmış gibi görüyor. Belki de bu bölünme, üyelerine hareketin başarısızlıklarının boyutunu da gösterebilir.
Agar'ın hareket içindeki akımlara dair tutumuna karşı peş peşe açıklamalar gelirken SLPM’nin Darfur hareketleri gibi dağınık örgütler haline gelebileceği daha fazla bölünmeyle karşı karşıya kalması bekleniyor. Tek fark ise bu hareketlerin nihilist olacak ve rollerinin sorun yaratmak ve ötekileştirmekle sınırlı kalacak olması.
Bu olaylar daha geniş bağlamları içinde birbirleriyle ilişkili olsa da hareketin eski rejim döneminde faaliyetleri ile şimdi SLPM-N’yi tanıması ve Mavi Nil ve Nubia Dağları’nı temsil eden konumunu zayıflatmaya çalışması arasındaki fark, içinde bölünmeler yaratmayı başarırken güç paylaşımı ve hareketin bazı üyelerinin bakanlık ve egemen makamlara atanmaları taleplerini yerine getirmesi oldu. Ayrıca hareket ile eski rejim arasındaki ilişki, şiddetli bir siyasi kutuplaşmaya dayanıyordu. Çünkü rejim, hareket etrafındaki siyasi güçlerin mutabakatı karşısında herkesi kendi bünyesine almak istiyordu. Bölünme fenomeni şimdi sivil ve askeri bileşenleri vuruyor. Çıkar çatışmasını, devrimcilerin ve askerlerin tutumlarındaki çelişkiyi artırıyor.
Ülkede yarım asırdır süren iç savaş, sonunda Güney Sudan'ın ayrılmasına yol açtı. SLPM-N üyeleri, devrimin bir işareti olarak laikliği vurgulamaya ve bu askeri doktrine solcu bir çizgiyle tutunmaya çalışıyorlar. Ancak hareketin temel oluşumunun zayıflaması, ikinci ve üçüncü kez başarısızlıklara uğraması, son zamanlardaki küçük bölünmeler çerçevesinde gizli bir krizin aniden ortaya çıkmasına neden oldu. Buna karşın hareket, yeni üyelerin yükselişine karşı birleşti. Bunun üzerine hareketin liderlerinin otoriterliğini kınayan yeni üyeler, onları devrim ruhuna karşı tek taraflı kararlar aldıkları değerlendirmesinde bulundular.

*Bu analiz Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.