AB sunduğu nükleer anlaşma taslağına İran’ın verdiği yanıt üzerinde çalışıyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3819296/ab-sundu%C4%9Fu-n%C3%BCkleer-anla%C5%9Fma-tasla%C4%9F%C4%B1na-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-verdi%C4%9Fi-yan%C4%B1t-%C3%BCzerinde-%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor
AB sunduğu nükleer anlaşma taslağına İran’ın verdiği yanıt üzerinde çalışıyor
İran AB’nin teklifine dün geç saatlerde yanıt verdi (Reuters)
Avrupa Birliği (AB), İran’ın nükleer programına sınırlamalar getirme amacı taşıyan 2015 tarihli nükleer anlaşmayı canlandırma önerisine Tahran’ın verdiği yanıt hakkında çalıştıklarını bildirdi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin hazırladığı anlaşmaya ilişkin nihai taslak teklifine İran’ın dün geç saatlerde yanıt sunduğunu bildirdi.
AB’den bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, İran’ın verdiği yanıt üzerinde çalıştıklarını söyledi ve anlaşmadaki diğer taraflar ve ABD ile bu konuda istişarelerde bulunduklarını belirtti.
Ne olmuştu?
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan dün bakanlık merkezinde yaptığı açıklamada, ülkesinin nükleer anlaşmayı canlandırma konusundaki son talep ve değerlendirmesini gece yarısına kadar Avrupa Birliği’ne (AB) sunacağını bildirdi.
İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Abdullahiyan, “ABD, İran’ın iki teklifini sözlü olarak kabul etti” dedi.
İran’ın Batı ile nükleer müzakerelerini yürüten heyetin danışmanı Muhammed Marandi ise, 2015 tarihli nükleer anlaşmaya geri dönmek için büyük bir fırsat olduğunu bildirdi, aynı zamanda garantilerin anlaşmaya geri dönmenin ana koşulu olduğunu vurguladı.
Marandi, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, Tahran’ın Avrupa Birliği’nin (AB) nükleer müzakerelerde nihai anlaşma taslağı olarak sunduğu öneriye verdiği yanıtı değerlendirdi.
İran’ın AB’ye ilettiği cevabında endişelerini dile getirdiğini ve müzakerelerde çözüm bekleyen meselelerin aşılmasının zor olmayacağını belirten Marandi şu ifadeleri kullandı:
“Bu endişeler geçmişteki ABD ve AB’nin anlaşmadaki ihlallerine dayanmaktadır. (Henüz) bir anlaşma olacağını söyleyemem ama anlaşmaya her zamankinden daha yakınız.”
Tahran ile altı büyük uluslararası güç arasında varılan 2015 tarihli anlaşma, nükleer faaliyetlerini azaltması ve nükleer programının barışçıl tutması karşılığında Tahran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasına izin verdi.
Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump, 2018’de tek taraflı olarak anlaşmadan çekildi ve İran’a yeniden sert yaptırımlar uygulamaya başladı.
İran ve halen anlaşmaya bağlı güçler (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin), askıya alınan anlaşmayı yeniden canlandırmak için Nisan 2021’de görüşmelere başladı.
Aynı yılın Haziran ayında askıya alınan görüşmeler, Kasım ayında yeniden başladı.
Anlaşmaya varılması yönünde önemli ilerleme kaydedilmesine rağmen, Washington ile Tahran arasında anlaşmazlık nedeniyle Mart ortasından bu yana yeniden askıya alındı.
Lübnan hükümeti, perşembe günü yapacağı toplantıda Adalet Bakanlığının, bu ayın 8’inde uluslararası Dahr el-Beydar yolu üzerinde ele geçirilen ve Hizbullah mensubu iki kişinin üzerinde bulunduğu belirtilen patlayıcı sevkiyatı dosyasının en üst yargı organı olan Adli Konsey’e sevk edilmesi talebini görüşecek. Konseyin kararları kesin olup temyize götürülemiyor.
Hizbullah ve destekçileri arasında rahatsızlığa yol açan bu talep, söz konusu dosyanın yetkili mahkemelerde görülen sıradan bir suç olmaktan çıkarılarak devlet güvenliğini tehdit eden bir suç kapsamında değerlendirilmesinin önünü açıyor.
Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Caferi Müftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, dosyayla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“İç barış açısından, güvenlik kurumlarının yürütme erkinin siyasi oyunlarına dâhil edilmesinden veya siyasi anlaşmazlıkların yargı üzerinden yeniden şekillendirilmesinden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. Bu durum, özellikle Adli Konsey söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Zira ülke içindeki kırmızı çizgiler, ulusal düzeyde son derece hassas ve gerilimli bir nitelik taşıyor; Ortadoğu’daki ve dünyadaki çatışmalardan bile daha karmaşık bir durum söz konusu. Ulusal güvenlikte ve siyasi uzlaşmada yapılacak bir hata, kimsenin sağ çıkamayacağı bir maceranın önünü açar.”
Adli Konsey nedir?
Adli Konsey, Lübnan’daki en üst düzey olağanüstü ceza yargısı organıdır. Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçlarla kamu güvenliğini ilgilendiren bazı suçları ele alır. Davalar, Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle Konsey’e sevk edilir.
Lübnan’a ait bir helikopter, 4 Ağustos 2020’de meydana gelen büyük patlamanın ardından Beyrut Limanı’ndaki yangını söndürme çalışmalarına katılırken (Arşiv – AFP)
Dolayısıyla Konsey, tüm suçlar üzerinde kendiliğinden genel bir yargı yetkisine sahip değildir. Yetkisi, yalnızca Adalet Bakanının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun çıkardığı kararnameyle kendisine sevk edilen dosyalarla sınırlıdır.
Uluslararası hukuk uzmanı avukat Profesör Antonios Ebu Kasım’a göre, Adli Konsey’deki yargılamalar, sanığın duruşmada hazır bulunduğu veya gıyabında yapılan yargılamalar olması fark etmeksizin, ağır ceza mahkemelerinde uygulanan usullere göre yürütülüyor.
Konsey, kararlarını oy birliğiyle veya oy çokluğuyla nihai olarak veriyor. Bu kararlar, olağan ya da olağanüstü herhangi bir kanun yoluyla temyize veya yeniden incelemeye götürülemiyor. Bunun nedeni, Konsey’in tek dereceli olağanüstü bir mahkeme olması.
Beyrut’un Eşrefiye semtinde Beşir Cemayel’in hayatını kaybettiği patlamanın ardından oluşan yıkım (AFP)
Konsey, Yargıtay Birinci Başkanı ile yine bu mahkemeden seçilen dört üst düzey hâkimden oluşuyor. Üyeler, Adalet Bakanının önerisi ve Yüksek Yargı Konseyinin onayı üzerine Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle atanıyor. Aynı kararnameyle yedek bir hâkim de görevlendiriliyor.
Ebu Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yargıtay nezdindeki cumhuriyet savcısının veya yardımcılarından birinin savcılık makamını temsil ettiğini ve kamu davasını yürüttüğünü belirtti.
Soruşturma hâkiminin görevini ise «adli soruşturma hâkimi» olarak adlandırılan bir yargıç üstleniyor. Bu hâkim, Adalet Bakanı tarafından, Yüksek Yargı Konseyinin onayı alınarak atanıyor ve görevi, kendisi için belirlenen dosyanın sonuçlanmasıyla sona eriyor.
Ebu Kasım, “Adli soruşturma hâkimi, savcılığın talebine gerek duymaksızın tüm yargısal müzekkereleri çıkarabilir. Bu konudaki kararlarına karşı herhangi bir başvuru yolu bulunmuyor. Adli soruşturma hâkimi, hem soruşturma hâkimliği hem de iddianame düzenleyen heyetin görevlerini şahsında birleştiriyor. Bu nedenle soruşturma sonunda verdiği karar, bilinen anlamıyla bir ara karar değil, suçlama kararı niteliği taşıyor” dedi.
Adli Konsey’in ele aldığı başlıca suçlar
Lübnan tarihinde ülkeyi sarsan en ciddi suçlar, siyasi suikastlar ve bombalı saldırılar Adli Konsey’e sevk edildi. Bunların başlıcaları arasında eski Lübnan Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel’in öldürülmesi, eski Başbakan Refik Hariri ve beraberindekilere yönelik suikast (dosyanın Lübnan Özel Mahkemesine devredilmesinden önce), Beyrut Limanı patlaması, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, Akkar’daki Telil patlaması, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, eski bakanlar Dani Şamun ve İli Hübeyka ile milletvekili Piyer Emin Cemayel’e yönelik suikastlar ve başka siyasi ve güvenlik yetkililerinin öldürülmesi yer alıyor.
Adli Konsey’in yargılamaları tamamlayarak karar verdiği öne çıkan dosyalar arasında Dani Şamun ve ailesinin öldürülmesi, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, İslami Hayır Projeleri Derneği Başkanı Şeyh Nizar Halebi’ye yönelik suikast, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, Sayda’da dört hâkimin öldürülmesi ve Zahle olayları bulunuyor.
Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı
Adli Konsey’in bugün Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasına bakma yetkisine sahip olup olmadığı konusunda Ebu Kasım, şu değerlendirmede bulundu:
“Adli Konsey, Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasını ancak Bakanlar Kurulunun davayı kendisine sevk etmesi halinde ele almaya yetkili olur. Hükümetin sevki olmadan dosyayı kendiliğinden inceleyemez. Ancak dosya kendisine sevk edildikten sonra da yetkisiz olduğu gerekçesiyle davaya bakmayı reddedemez.”
Ebu Kasım, Bakanlar Kurulunun bir suçu devletin iç veya dış güvenliğini ya da kamu güvenliğini tehdit eden bir suç olarak nitelendirme konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.
Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatının ciddiyeti ve ulusal güvenlik ile iç barışla doğrudan bağlantısı dikkate alındığında, Adalet Bakanının önerisi üzerine hükümetin dosyayı Adli Konsey’e sevk etmesinin doğal olduğunu ifade eden Ebu Kasım, Lübnan hükümetinin 2 Mart 2026’da Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan bir karar aldığını da hatırlattı.
“Hükümet, belirli bir davayı Adli Konsey’e sevk etme kararı aldığında iki tür yetki kullanır. Bunlardan ilki, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 355’inci maddesi uyarınca yasayla Konsey’e verilen yargısal yetkidir. İkincisi ise hükümetin söz konusu eylemi devletin iç güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirmesinden kaynaklanan siyasi yetkidir. Bu, iç düzeyde egemenlik yetkisinin kullanılması anlamına gelir ve hükümet bu iradesini sevk kararnamesiyle ortaya koyar.”
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
Filistinli kaynaklar, Fetih Hareketi’nden üst düzey bir heyetin birkaç gün önce Mısır’ın başkenti Kahire’de Hamas başta olmak üzere Filistinli grupların temsilcileri ve yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Görüşmelerin, yakın zamanda yeniden bir araya gelinmesi konusunda anlaşmaya varılmasıyla sona erdiği belirtildi.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan, biri Hamas’tan diğeri başka bir Filistinli gruptan iki kaynak, İsrail’de gelecek salı günü yapılacak Knesset seçimlerinin ardından görüşmelerin sürdürülmesine ve bir anlaşmaya varılmasına karar verildiğini söyledi.
Hamaslı kaynak, hareketin Batı Şeria’daki siyasi büro başkanı Zahir Cebbarin ile siyasi büro üyeleri Gazi Hamad ve Hüsam Bedran’ın yer aldığı heyetin, Cibril Recub başkanlığındaki Fetih heyetiyle iki görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Fetih heyetinde Muhammed Iştiyye de yer aldı. İlk görüşmeye Mısır İstihbarat Teşkilatı’nda Filistin dosyasından sorumlu Tümgeneral Ahmed Abdülhalik’in katıldığı kaydedildi.
Hamaslı kaynak ilk görüşmeyi olumlu olarak nitelendirirken, Fetih’ten bir kaynak ile görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirilen iki Filistinli grubun temsilcisi, toplantının sonuçlarının beklentileri karşılamadığını ifade etti. Kaynaklardan biri görüşmeyi başarısız olarak tanımladı.
Söz konusu kaynaklara göre görüşmede somut bir uzlaşmaya varılamadı ve üzerinde ilerleme sağlanabilecek herhangi bir mutabakat ortaya çıkmadı. Bununla birlikte, tarafların birbirlerinin taleplerini dinlemeye istekli olması ve toplantının genel atmosferi olumlu değerlendirildi.
Dört kaynak, ilk görüşmede Hamas heyetinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) yeniden yapılandırılması, Yüksek Mahkeme, kamu görevleri, Gazze’deki kamu çalışanlarının durumu ve pasaportlar gibi başlıkları gündeme getirdiğini aktardı. Hamas ayrıca, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinin hareket mensuplarına yönelik uygulamalarına itiraz etti.
Mısır Dışişleri Bakanı, Nisan 2025’te Kahire’de Fetih Hareketi heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Hamas heyeti, bölünmüşlüğün sona erdirilmesine zemin hazırlayacak bu önemli meselelerin tümüne çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte görüşmelerde özellikle FKÖ meselesine ağırlık verildi. Filistin ulusal projesiyle ilgili konuların ve bu projenin geleceğinin ele alınması gerektiği ifade edildi.
Kaynakların çoğunun daha önemli ve ciddi olarak nitelendirdiği ikinci görüşmede ise Fetih heyeti, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hazırladığı ve Hamas’ın kabul etmesini şart koştuğu belgeyi sundu.
Şarku’l Avsat, geçen ayın sonunda söz konusu belgede yer alan maddelerin ayrıntılarını yayımlamıştı. Belgede şu talepler yer alıyordu:
Gazze’deki darbe sonuçlarının ortadan kaldırılması.
Tek sistem, tek hukuk ve meşru silah ilkesine bağlı kalınması.
Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak FKÖ’ye ve örgütün programına bağlılık gösterilmesi.
Barışçıl halk direnişinin benimsenmesi.
Uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüm temelindeki siyasi çözüme bağlı kalınması.
Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kararıyla bir teknokratlar hükümetinin kurulması ve bu hükümetin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapması.
Kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmaya yönelik müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda yürütülmesi.
Hamas'ın çekinceleri
Hamas’tan bir kaynak ile başka bir Filistinli gruptan bir kaynak, hareketin Abbas’ın belgesindeki üç maddeye itiraz ettiğini ve üç konuda çekince ileri sürdüğünü belirtti.
Kaynaklar, Hamas’ın FKÖ’yü ve örgütün programını tanımaya karşı olmadığını, ancak örgütün özellikle İsrail’i tanıma, İsrail’le güvenlik koordinasyonu yürütme ve Filistinlileri İsrail’e bağlayan diğer siyasi yükümlülüklerini kabul etmeyeceğini vurguladı.
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril Recub (AFP)
İki kaynağa göre anlaşmazlık yaratan bir diğer konu, Hamas’ın iki devletli çözümü kabul etmeden, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulmasını kabul edip etmeyeceği meselesiydi. Hamas, İsrail’i ikinci bir devlet olarak tanımayı reddettiği için iki devletli çözüm formülüne karşı çıkıyor.
Son anlaşmazlık ise direnişin yalnızca barışçıl yöntemlerle sınırlandırılması talebiyle ilgiliydi. Hamas heyeti, diğer direniş biçimlerini dışlamayacak başka bir ifadenin kullanılmasını istedi.
Aynı kaynaklar, bu konuların çözüme kavuşturulamadığını belirtti. Fetih heyetinin, söz konusu meseleleri hareket içinde ve Devlet Başkanı Abbas’la görüşmek üzere gündemine alacağını Hamas heyetine bildirdiği aktarıldı. Abbas’ın ise Hamas’ın belgede yer alan bütün maddeleri kabul etmesi konusunda ısrarcı olduğu değerlendiriliyor.
Diğer Filistinli gruplarla görüşmeler
Fetih ve Hamas heyetleri, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Fetih’ten ayrılan Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki Fetih Demokratik Reform Akımı da dahil olmak üzere diğer Filistinli gruplarla da görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda aynı meseleler ele alındı.
Fetih heyeti ile Dahlan’ın liderliğindeki akım arasındaki görüşmede ise iç uzlaşı konusu öne çıktı. Dahlan’a bağlı heyet, hareketten ihraç edilen tüm üyelerin yeniden Fetih’e alınmasını, maaşları kesilen kişilerin ödemelerinin tekrar başlatılmasını ve bütün üyelerin Merkez Komitesi ile Devrim Konseyi gibi hareketin çeşitli organlarına yeniden dahil edilmesini talep etti.
Fetih heyeti başkanı Cibril Recub, söz konusu talepleri Devlet Başkanı Abbas’a ileteceğini belirtti.
Fetih heyeti ayrıca İslami Cihad yönetimiyle bir görüşme yaptı. Her iki hareketten kaynaklar, toplantının son derece olumlu geçtiğini ifade etti.
Fetih’ten bir kaynak, İslami Cihad’ın ulusal uzlaşı çerçevesinde varılacak tüm anlaşmalara bağlı kalacağını teyit ettiğini söyledi. Ancak İslami Cihad’ın da direniş kavramına ilişkin ifadenin değiştirilmesini ve direnişin yalnızca barışçıl halk direnişiyle sınırlandırılmasını talep ettiği belirtildi.
Hamas ve diğer Filistinli gruplardan dört kaynak, Mısırlı yetkililerin görüşmeler sırasında Kahire’nin ulusal diyalog çağrısı yapma görevi bulunmadığını, bu yöndeki kararın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından alınması gerektiğini vurguladığını aktardı. Mısır’ın ise böyle bir diyaloğa ev sahipliği yapmaya tamamen hazır olduğu ifade edildi.
Aynı kaynaklara göre Mısır tarafı, ikili görüşmelerin kapsamlı ulusal diyalog öncesinde tüm meselelerde uzlaşmaya varılmasının önünü açması gerektiğini belirtti. Yeni bir başarısızlığa izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Mısırlı yetkililer, genel diyalog sürecine geçilmeden önce bütün temel konularda mutabakat sağlanmasının zorunlu olduğunu kaydetti.
Kaynaklar, kapsamlı diyalog toplantısının tüm Filistinlilerin yanı sıra Arap ve İslam ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin de yakın takibinde olacağını belirtti. Toplantının, önümüzdeki dönemde Filistinlilerin seçeneklerini ve geleceklerini belirlemeye yönelik, uluslararası destek gören bir siyasi sürecin önünü açabileceği değerlendiriliyor.
Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlarhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5331881-saddam-hafter%E2%80%99-libya%E2%80%99n%C4%B1n-g%C3%BCneyindeki-askeri-%C3%BCs-hamlesi-ve-arkas%C4%B1ndaki-boyutlar
Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.
Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.
Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.
Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.
Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde
Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.
Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.
Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.
Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor
Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.
Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.
Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.
Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor
Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.
Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.
Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.
Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.
Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü
Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.
Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.
Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة